Kesmek nedir, Kesmek ne demek

"Kesmek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Eti kesmek. Patatesi kesmek."
  • "İpi kesmek."
  • "Ağaçları kesmek. Dalları kesmek."
  • "Bulvarı kesen küçük sokaklardan biri."
  • "Rüzgâr yüzümü kesiyor."
  • "Bu ilaç baş ağrısını keser."
  • "Kes artık yeter!"
  • "Saç kesmek. Tırnak kesmek."
  • "Nasıl sol elimle sağ elimi kesip biçeceğim?" - R. N. Güntekin
  • "Gününü daha kesmedik."
  • "Rüzgâr geminin yolunu kesiyor."
  • "Ücretinden beş lira kesmişler."
  • "Şimdi belediye ile anlaşamayan müteşebbis cereyanı kesmiş." - S. F. Abasıyanık
  • "Koyun kesmek. Tavuk kesmek."
  • "Bu üç zavallı bizden rahatsız oldular ve derslerini keserek çekildiler." - M. Ş. Esendal
  • "Yardımı kestiler. Ücreti ödemeyince telefonu kestiler."
  • "Yolu kesmek."
  • "Hiç değil beni kesmeden edemez o." - O. Kemal
 

Yerel Türkçe anlamı:

Koparmak, ayırmak.

Birisini yermek, kötülemek.

Palavra atmak

Taklit etmek, alaya almak.

Kesim yapmak.

Bir şeyin özelliği değişmek : Buğday kesti çavdarlaştı.

Palavra atmak, abartmak.

Öykünmek.

Keserek katletmek

1.bk. kesilmek.

Çocuğu memeden ayırmak.

Süt, ayran bozulmak, ekşimek

Pazarlık etmek, değer biçmek.

Yayıkta dövülen ayran yağ tutmaya başlamak : Yayık hâlâ kesmedi mi ?

Birisinin yanağını okşamak.

Diğer sözlük anlamları:

Bir bedel üzerinde uyuşmak.

Ayırmak, uzaklaştırmak, koparmak

Katî neticeye bağlamak.

İngilizce'de Kesmek ne demek? Kesmek ingilizcesi nedir?:

break, cut, interrupt, truncate

Fransızca'da Kesmek ne demek?:

sectionner

Osmanlıca Kesmek ne demek? Kesmek Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

kat'

Kesmek anlamı, kısaca tanımı:

Kesip atmak : Kesin olarak çözmek, bitirmek. uzun uzadıya düşünmeden kesin yargıya varmak.

Kesip biçmek : Parçalamak, doğramak, ameliyat etmek. zorbalıkla korkutmak. ağzına geleni söylemek, ileri geri konuşmak.

 

Kestiği tırnak olamamak : Bir kimse, söz konusu olan kimseden değerce çok aşağı olmak.

Kesyap : Kumaş, tahta vb. malzemelerle yapılan, kâğıt veya kartona yapıştırılan resim, kolaj.

Kesyapıştır : Bilgisayar yazılımlarında seçilen bir metni veya nesneyi bir yerden yok edip başka bir yere taşıma işlemi.

Ateşkes : Savaşan iki kuvvetin karşılıklı olarak savaşı durdurması, bırakışma, mütareke.

Kesme : Kesme işareti. Nazımda veya nesirde, bir cümleyi sonu anlaşılacak biçimde yarım bırakma sanatı, kat. Küp biçiminde veya köşeli olarak kesilmiş olan. Kesin, değişmez, maktu. Kıyılarımızda yaygın olarak bulunan, yuvarlak tepeli, 5 metre kadar boylu, her dem yeşil, yaprakları küçük ve kenarları testere dişli, çiçekleri yeşilimsi beyaz renkli olan bir süs ağacı, akçakesme (Phillyrea latifolia). Lokum. Çizgisel iki doğru parçası ve bir eğri yayı ile sınırlanan düzlem yüzeyi. Kesmek işi. Teneke, sac vb.ni kesmek için kullanılan makas. İki çekimin birbirine doğrudan doğruya bağlanmasından, iki ayrı çekimin birbirini izlemesinden doğan durum.

Afi kesmek : Birine karşı gösteriş yapmak.

Aklı kesmek : Bir şeyin olabileceğine inanmak. anlamak, idrak etmek.

Alakayı kesmek : İlgisi kalmamak, ayrılmak.

Alışverişi kesmek : Biriyle ilgisi kalmamak.

Altın kesmek : Çok para kazanır olmak.

Ardını kesmek : Arkası gelmemek, önlemek, son vermek, durdurmak.

Asıp kesmek : İşbaşında bulunan bir kimse yasayı çiğneyerek sert davranmak.

Ateş kesmek : Ateşli silahlarla yapılmış olan atışa son vermek.

Ayağını kesmek : Bir yere gitmez olmak, uğramamak. başkasını bir yere artık uğramaz duruma getirmek.

Ayaklarını yerden kesmek : Bir taşıta binerek yürümekten kurtulmak.

Ayaz kesmek : Uzun süre soğukta kalıp üşümek.

Bıçak gibi kesmek : Çok keskin olmak. birdenbire ve tamamen ortadan kaldırmak.

Bilet kesmek : İşine son vermek, işten uzaklaştırmak, ayırmak. bileti koparıp alıcıya vermek, bilet satmak.

Biletini kesmek : İşine son vermek, işten uzaklaştırmak, ayırmak. ölümüne karar vermek.

Bindiği dalı kesmek : Kendisine gerekli ve yararlı olan şeyi farkında olmadan yararsız duruma getirmek, kendi eliyle yok etmek.

Bir işi başından kesmek : Yapılması istenmeyen bir işi baştan engellemek.

Boğazından kesmek : Yiyip içmede çok tutumlu davranmak.

Boyun kesmek : Selam vermek için başını eğmek.

Buz kesmek : Çok üşümek.

Ceza kesmek : Görevli, para cezası yazmak.

Çiçeğe kesmek : Çiçek açmak.

Çivi kesmek : Çok üşümek.

Dilini kesmek : Susmak.

Dizginini kesmek : Üzerindeki baskıyı artırmak.

Don kesmek : Bitki soğuktan bozulmak, donmak.

Elektriği kesmek : Elektrik enerjisinin akışına engel olmak.

Elini ayağını kesmek : O şeyle ilgisini kesmek. uğramaz olmak. uğraşmamak, ilgilenmemek.

Fatura kesmek : Satılan bir şey için fatura düzenlemek.

Gırtlağından kesmek : Herhangi bir amaç için yiyeceğinden kısıntı yapmak, boğazından kesmek, tasarruf etmek.

Göbeğini kesmek : Çocuğun göbeğiyle etene arasındaki damar örgüsünü kesmek. birini çok eskiden beri tanımak, bilmek.

Gözü kesmek : Bir işi yapabilme konusunda kendisine veya başkalarına güvenmek.

Haraca kesmek : Zorbalıkla para koparmak veya çıkar sağlamak.

Hararet kesmek : Susuzluğu gidermek.

Havyar kesmek : Çalışmadan vakit geçirmek, vakti boşa harcamak.

Hesabı kesmek : Alışverişi veya ilgiyi kesmek.

Hesap kesmek : İlişiğini kesmek.

İlgisini kesmek : Bir kimse veya şeyle bütün bağlarını koparmak, ilişkisi kalmamak, alakayı kesmek.

İlişiğini kesmek : Hiçbir ilgisi kalmamak, bağlantılarını koparmak.

Karpuz kesmekle hararet sönmez : "size kötülük yapmış olan bir kimseden başkasına zarar vermekle o kimseden öç almış olmazsınız".

Kavil kesmek : Sözleşmek.

Kendi göbeğini kendi kesmek : Gereksinim duyduğu yardım, başkalarınca esirgendiğinde işini kendi görmek.

Kısa kesmek : Sözü uzatmamak.

Kıtır kıtır kesmek : Bıçak veya kesici bir aletle acımaksızın yaralamak veya öldürmek.

Korkuya kesmek : Korkmak.

Kurban kesmek : Din buyruğunu yerine getirmek için bir hayvanı keserek etini dağıtmak.

Kurdele kesmek : Tesis veya kuruluşun açılış töreninde gerilen şeridi iyi dileklerle kesmek. herhangi bir amaçla bağlanmış olan şeridi kesip ayırmak.

Lafı kesmek : Sözü kesmek.

Lafı kısa kesmek : Söyleyeceğini kısa veya özet olarak belirtmek, az ve öz konuşmak.

Lafını kesmek : Sözünü kesmek.

Lakırtıyı kesmek : Susmak.

Memeden kesmek : Artık emzirmemek.

Merhabayı kesmek : Biriyle ilgisini kesmek.

Para kesmek : Para basmak. çok para kazanmak.

Postayı kesmek : Bir şeyi yapmaktan vazgeçmek. ilgiyi kesmek.

Poz kesmek : Çalım atmak, afili görüntü vermek.

Racon kesmek : Görünüşe göre hüküm vermek. gösteriş yapmak.

Rol kesmek : Yalan, uydurma söz söylemek veya içten olmayan davranışlarda bulunmak.

Selamı sabahı kesmek : Her türlü ilişkisine son vermek.

Sesini kesmek : Söylemekteyken susmak.

Soluğunu kesmek : Bir şey çok heyecan veya korku vermek.

Söz kesmek : Genellikle evlenmek için anlaşıp kesin karar vermek.

Sözü kesmek : Konuşmasını bitirmeden susmak. başkasının konuşmasını önlemek.

Sözü kısa kesmek : Lafı kısa kesmek.

Sözünü kesmek : Biri konuşurken söze karışıp onun konuşmasına fırsat vermemek.

Su kesmek : Sulanmak.

Suyu baştan kesmek : İşin aslı üzerinde kesin bir şey söyleyip ayrıntılarını konuşmaya gerek duymamak.

Tırtıl kesmek : Bir şeyin yanlarını diş diş kesmek.

Ümidini kesmek : Umudunu kesmek.

Ümit kesmek : Umut kesmek.

Umudunu kesmek : Artık olacağını beklememek.

Umut kesmek : Bir şeyin artık gerçekleşemeyeceği inancına varmak, ummaz olmak. umudunu kesmek.

Yol kesmek : Geçmesine engel olmak, durdurmak. motor vb. hızını azaltmak, devrini düşürmek. ıssız yerlerde soygunculuk yapmak.

Yolunu kesmek : Engel olmak, engellemek.

Zar kesmek : Zarını bozmak.

Bıçak : Çeşitli kesme işlerinde kullanılan keskin ağızlı araç. Bir sap ve çelik bölümden oluşan kesici araç.

Makas : Su topunda iki ayağın teker teker yarım daire biçiminde çevrilmesiyle yapılmış olan bir hareket. Bazı araçlarda üst üste konulmuş birkaç yassı çelikten yay. Çalma, kırpma. Bazı eklem bacaklı hayvanların ön ayaklarında bulunan, savunma ve saldırmada kullanılan kıskaç. Birbirine komşu iki demir yolu hattını hemen bunların uzantısındaki üçüncü hatta bağlamaya yarayan alet. Bir eksen çevresinde dönebilecek biçimde çapraz eklemlenmiş, birbirine bakan yüzleri keskin iki çelik lamadan oluşmuş, arasına yerleştirilen herhangi bir şeyi kesmeye yarayan araç, sındı. Birbirini kesen demir yolu kavşağı. Üst uçları birbirine bağlı, alt uçları açık olan iki direkten kurulmuş, ağırlık kaldırma düzeni. Dirsek. Çatı ve köprülerde genellikle ağaç veya çelikten yapılan, ağırlığı karşılıklı iki ayağa veya duvara aktaran çatılmış kiriş sistemi. Mobilyalarda yukarıdan aşağıya doğru açılan kapakları yatay konumda tutmak amacıyla yapılmış mafsallı, kollu kapak aracı.

Araç : Taşıt. Bir iş yapmakta veya sonuçlandırmakta gücünden yararlanılan nesne. Kişiler veya nesneler arasında bağlantı sağlayan şey, vasıta. Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri.

Ayırmak : Seçmek. Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek. Farklı davranmak, fark gözetmek. Bir yeri bir engelle bölmek. Bir şey veya yeri, bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, tahsis etmek. İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak. Bölmek.

Parçalamak : Birliği bozmak amacıyla bölmek. Parçalara ayırmak, bütünlüğünü bozmak, parça parça etmek.

Doğramak : Keserek parçalamak veya elle küçük parçalara ayırmak.

Düzgü : Norm.

Düzgün : Kenar veya ayrıtları ile açıları birbirine eşit olan (biçim). Kurala uygun olarak, kusursuz bir biçimde. Doğru ve pürüzsüz, muntazam. Düzenli, kusursuz, insicamlı, rabıtalı, muntazam. Fondöten. İyi.

Kesici : Futbolda savunmanın önünde görev yapan ve topu kesip dağıtan oyuncu, stoper. Kesme işinde kullanılan araç. Kasaplık hayvanları kesen kimse. Kesme işini yapan kimse.

Bir : Beraber. Bu sayı kadar olan. Eş, aynı, bir boyda. Ancak, yalnız. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Aynı, benzer. Bir kez. Tek. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Sadece. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Sayıların ilki.

Yaralamak : Gücendirmek, incitmek, kırmak. Silah, bıçak vb. bir araçla yara açmak.

Almak : Başlamak. Sürükleyip götürmek. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Yer değiştirmek. Göreve, işe başlatmak. Bürümek, sarmak, kaplamak. Satın almak. Kabul etmek. Kazanç sağlamak. Ele geçirmek, fethetmek. Kısaltmak, eksiltmek. İçeri girmesini sağlamak. Çalmak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Gidermek, yok etmek. Erkek, kadınla evlenmek. Soldurmak. İçeri sızmak, içine çekmek. Kazanmak, elde etmek. Örtmek, koymak. Yutmak, kullanmak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Görevden, işten çekmek. İçecek veya sigara içmek. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Yol gitmek, mesafe katetmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. Birlikte götürmek. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Tat veya koku duymak. Temizlemek. Yolmak, koparmak. İçine sığmak.

Boğazlamak : Hayvan veya insanı boğazından keserek öldürmek. Gaddarca, kan dökerek öldürmek.

Son : Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamanda yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı. En arkada bulunan. Uç, sınır. Ölüm. Döl eşi. Bir şeyin en arkadan gelen bölümü, bitimi, nihayet, akıbet. Artık ondan ötesi veya başkası olmayan. Olanca.

Vermek : Ondan bilmek, atfetmek. Ayırmak, harcamak. Satmak. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Yaymak. Dayamak. Herhangi bir duruma yol açmak. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Bırakmak veya bağışlamak. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Kazandırmak, katmak. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Ödemek. Tespit etmek. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Cinsel yönden kendisini kullandırmak. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Sahip olmasını sağlamak. Doğurmak.

Gidermek : Dindirmek. Ortadan kaldırmak, yok etmek.

Ara vermek : Yeniden başlamak üzere konuşmayı durdurmak. yeniden başlamak için bir işi bir süre bırakmak, durmak.

Ara : İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla. Bir oyunda, bir filmde izleme sırasında dinlenmek üzere verilen kısa süre, antrakt. Spor karşılaşmalarında oyuncuların dinlenmek ve taktik almak için kullandıkları süre. Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi. Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları. İç. İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, aralık, boşluk, mesafe.

Yoksun : Belli bir şeyden kendisinde olmayan, belli bir şeyin yokluğunu çeken, mahrum.

Bırakmak : Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. Sahiplik hakkını başkasına vermek. Sarkıtmak. Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. Bakılmak, korunmak için vermek. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. Kötü bir durumda terk etmek. Boşamak. Koymak. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek. Ayrılmak, terk etmek. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. Sınıf geçirmemek, döndürmek. Bıyık veya sakal uzatmak. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. Yanına almamak, yanında götürmemek. Saklamak, artırmak. Bir işi başka bir zamana ertelemek. Unutmak. Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. Engel olmamak. Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak.

Durdurmak : Durmasını sağlamak.

Belirtmek : Açıklamak, tebarüz ettirmek.

Para basmak : Çok kazanmak. çok kazandırmak. kumarda ortaya para koymak. darphanede, basımevinde metali veya kâğıdı para durumuna getirmek.

Para : Kuruşun kırkta biri. Kazanç. Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı, nakit.

Basmak : Kümes hayvanları kuluçkaya yatmak. Bir şey üzerinde kalıp, mühür vb.yle iz yapmak. Bası işi yapmak, tabetmek. Küçük çocuklar ayakta durabilmek. Basınç yaparak sıvı ve gazları itmek. Duman, sis vb. çevreyi kaplamak, çökmek. Bir şeyin etkisinde kalıp eziklik, üzüntü ve ağırlık duymak. Örtmek, bürümek, kaplamak. Vücudun ağırlığını verecek bir biçimde ayak tabanını bir yere veya bir şeyin üzerine koymak. Bir şeyi, üzerine kuvvet vererek itmek. Bir kimse bir yaşa girmek. Uygunsuz vaziyette yakalamak. Sıkıştırarak yerleştirmek. Baskın yapmak.

Azaltmak : Etkisini yitirmesine sebep olmak, hafifletmek. Az denecek bir miktara indirmek. Eskisinden az bir duruma getirmek.

Güçleştirmek : Güç duruma getirmek.

Önlemek : Bir şeyin olmasına veya yapılmasına engel olmak. Ortaya çıkan veya çıkacağı düşünülen bir tehlikeyi durdurmak, önüne geçmek.

Susmak : Konuşmasını kesmek. Etkisini göstermemek, tepki göstermemek. Ses veya gürültüyü kesmek, ses ve gürültü yapmamak. Konuşmaktan kaçınmak.

Hasta : Zihinsel yetenekleri bozulmuş olan. Parasız, züğürt. Aşırı düşkün, tutkun. Hastalık, kaza veya yaralanma dolayısıyla fizik veya ruh sağlığı bozulmuş ve tedavi edilmesi gereken kimse, rahatsız.

Bölmek : Bir bütünü iki veya daha çok parçaya ayırmak, taksim etmek. Bir niceliği iki veya daha çok eşit parçaya ayırmak. Birliğin bozulmasına yol açmak, parçalamak.

Kısaltmak : Kısa gibi göstermek. Kısa duruma getirmek.

Uydurmak : Hayal gücünden yararlanarak gerçek dışı bir şey söylemek, yakıştırmak. Elde etmek, sağlamak, bulmak. Uymasını sağlamak. Cinsel birleşmede bulunmak, becermek.

Yalan : Doğru olmayan, gerçeğe uymayan söz, kıtır. Yalancı kimse. Uydurma.

Söylemek : Türkü, şarkı vb. okumak. Herhangi bir şeyi bildirmek, anlatmak, demek istemek, hatırlatmak. Yazmak, düzmek. Yapılmasını istemek. Sipariş etmek. Önceden bildirmek, tahmin etmek. Bir düşünceyi ileri sürmek, ortaya atmak. Haber vermek. Düşündüğünü veya bildiğini sözle anlatmak.

Yermek : Kötülüklerini söylemek, zemmetmek. Beğenmemek, hoşlanmamak, tiksinmek. Birinin veya bir şeyin kusurlarını ortaya koymak, hicvetmek, övmek karşıtı.

Kötülemek : İnsanın sağlığı bozulmak. Biri veya bir şey için olumsuz, aşağılayıcı, hoş olmayan sözler söylemek. Nesnelerin niteliği bozulmak, kalitesi bozulmak.

Vahşice : Vahşi bir biçimde, vahşicesine, vahşiyane.

Öldürmek : Boşuna geçmek. Bazı şeylerin diriliğini, tazeliğini veya sertliğini gidermek. Aşırı yormak. Yok olmasına, ortadan kalkmasına, azalmasına yol açmak. Bitkinin solarak kurumasına sebep olmak. Ölmesine yol açmak. Çok üzmek. Bir canlının hayatına son vermek. Etkisini ve gücünü azaltmak. Sağlığını bozmak, rahatsızlık vermek.

Takım : Hayvanlarda yemek borusu, akciğer ve karaciğere genel olarak verilen ad. Bir oyunda sahaya çıkan belli kuruluşlara bağlı oyuncular topluluğundan her biri. Görev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu, grup, ekip, trup. Birbirini tamamlayan şeylerin tümü. Sigara ağızlığı. Bölüğü oluşturan birliklerden her biri. Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı, ekipman. Meslek, davranış, durum vb. yönlerden birbirine uyan kimselerin oluşturduğu topluluk. Birlikte oynayan, kazanmak için birlikte çalışan sporcu topluluğu. Takım elbise. Bir filmin çevriminde görüntüleri alma, aydınlatma, ses alma gibi belli başlı çalışmaları yapmak için gerekli en küçük teknikçiler topluluğu. Aşağılayıcı ve küçümseyici anlamda topluluk. Canlıların bölümlendirilmesinde familya ile sınıf arasında yer alan, yakın benzerlikler gösteren organizmaların oluşturduğu birlik.

Kesmekalıp : (Resim) Gölge görüntü tekniğinde kullanılan içi oyulmuş teneke ya da karton kalıp.

Kesmekanak : Kökünden sakız çıkarılan bir bitki.

Kesmekaya : Şanlıurfa ilinde, Dağbaşı nahiyesine bağlı bir bölge.

Kesmeköprü : Batman kenti, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Kesmeköy : Isparta şehri, Kasımlar bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kesmek ile ilgili Cümleler

  • Sarı kağıdı kesmek için o makası kullanacağım.
  • Bana bunu kesmek için ödünç bir şey ver.
  • Ali o ders çalışırken Mary'nin sözünü kesmek istemedi.
  • Ne yazık ki tartışmayı kesmek zorundayız.
  • Çoğu kesmek istedikleri öperler.
  • Onların işi sebzeleri kesmek.
  • O çalışırken Tom'un sözünü kesmek istemiyorum.

Diğer dillerde Kesmek anlamı nedir?

İngilizce'de Kesmek ne demek? : v. cut, break, clip, cease, stop, discontinue, interrupt, disconnect, intersect, abandon, butcher, carve, chop, chop off, close, close down, crop, cut back, cut off, cut out, deaden, dock, drop, dry up, excise, fair, fell, gash, give over, hack, hew

Fransızca'da Kesmek : couper, cesser, mutiler, abattre, débiter, trailer, trancher, découper, balafrer, tondre, faucher, châtrer, cisailler, immoler, arrêter, diminuer, réduire, sectionner, (para) prélever (sur)

Almanca'da Kesmek : v. absägen, abscheren, abschneiden, abstechen, aufhören, aufschneiden, ausholzen, beschneiden, durchforsten, einhalten, einschneiden, fällen, kupieren, schneiden, stechen, wegschneiden, wiegen, zurichten

Rusça'da Kesmek : v. резать, отрез`ать, разрез`ать, подрез`ать, вырез`ать, срез`ать, нарез`ать, стричь, подстригать, выстригать, отрубать, вырубать, обрубать, пилить, опиливать, кусать, откусывать, прерывать, прекращать, выключать, переставать, перебивать, отключать, перекрывать, перерубать, перерезать