Kola nedir, Kola ne demek

Kola; bir bitki bilimi terimidir. kökeni ingilizce, italyanca dillerine dayanır.

  • Gömlek, örtü vb. şeyleri kolalamakta kullanılan özel nişasta
  • Kolalama.
  • Bu bitkinin yaprağından çıkarılan kokulu bir maddeyle kokulandırılan ve içine şeker, karbonat katılarak yapılmış olan içecek.
  • Kâğıt veya bez yapıştırmakta kullanılan kaynatılmış nişasta bulamacı.
  • Kolagillerden, Afrika'nın sıcak bölgelerinde yetişen ve kola cevizi adıyla anılan, çekirdekleri kahveden daha uyarıcı olan bazı içeceklerde ve hekimlikte kullanılan bir bitki (Cola acuminata).

"Kola" ile ilgili cümleler

  • "Zaten bu devirde kola, ütü bir evin baş işlerindendir." - R. H. Karay

Yerel Türkçe anlamı:

Köle

Meşrubat

Kulağı kısa olan koyun ve keçi.

Ayakyolu, hela.

Kimya'daki anlamı:

Sterkuliasun bitki türlerinden elde edilen bir madde. İçeceklerde ve ayrıca uyarıcı olarak kullanılan %2-3 kafein ihtiva eden, Afrika’da yetişen kola türlerinin kurutulmuş tohumları. Kafein için bir kaynaktır.

İngilizce'de Kola ne demek? Kola ingilizcesi nedir?:

kola

Kola hakkında bilgiler

Kola; karamel ile renklendirilen, şekerli veya tatlandırıcılı, kafein içeren, alkolsüz, sodalı bir içecek. Botanikte Cola acuminata olarak geçen ağacın meyveleri ve onun meşrubat olarak kullanılan haline verilen isimdir. Bu meyvenin tohumunun kırmızı bir suyu vardır.

 

Dünyadaki kola piyasasının büyük çoğunluğunu ortaklaşa olarak ellerinde tutan Coca-Cola ve Pepsi firmaları Amerikan menşei olduğu için, kola içeceği, özellikle de Coca-Cola markası sıklıkla Amerikan, İsrail, Batı veya emperyalizm karşıtı protestoların merkezinde yer alır. Bunun en yakın zamandaki örnekleri Danimarka'daki karikatür krizi ve Irak'ın İşgali esnasında yaşanan kola boykotlarıdır.

Kola ile ilgili Cümleler

  • Hiçbir şey yapmamak, yapılacak en kolay şeydir.
  • Bu evi kiralayacak birini bulmak kolay olacak.
  • Kolay bir çözüm var.
  • Hangisi daha kolay?
  • İyimserler bile kolay olmayacağını kabul ederler.
  • Kolanı içmek zorundayım.
  • Oraya paralı bir yol kullanmadan varmanın herhangi kolay yolu var mı?
  • Kola veya Pepsi?
  • Kolay bir karar değildi.
  • Tom'un neden buradan hoşlanmadığını anlamak kolaydır.
  • Kolay.
  • Kolay anlaşılır bir kitapla başla.
  • Kolajen deriyi güçlendirir.
  • Onu yapmak oldukça kolaydı.

Kola tanımı, anlamı:

İçecek : İçilen her şey, meşrubat.

Kola cevizi : Kola bitkisinin sert kabuklu meyvesi.

Kola çıkma : Kamu düzenini korumak için, kolluk kuvvetlerinin şehir çevresinde atla dolaşması.

Kola çıkmak : Hırsız, polis vb. faaliyete geçmek, işe başlamak.

 

Kolaçan : Herhangi bir amaçla çevreyi dolaşıp pek belli etmeksizin gözden geçirme.

Kolaçan etmek : Çevrede olup biteni anlamak amacıyla dolaşmak. bir şeye öğrenmek amacıyla kısaca bakmak, göz atmak.

Kolacı : Giysi, örtü, çarşaf vb.ni yıkayarak kolalayan ve ütüleyen kimse. Kola (II) satan kimse. Bu işlerin yapıldığı yer. Kola (II) seven kimse.

Kolacılık : Kolacının işi veya mesleği.

Kolağası : Osmanlı ordusunda yüzbaşı ile binbaşı arasında yer alan rütbe.

Kolaj : Kesyap.

Kolalama : Kolalamak işi.

Kolalamak : Gömlek, örtü vb. şeyleri, sert ve parlak olması için kolalı suya batırıp ütülemek.

Kolalanma : Kolalanmak işi.

Kolalatma : Kolalatma işi.

Kolalayış : Kolalama işi.

Kolalı : Kolalanmış. İçinde kola bulunan.

Kolan : Yünden veya iplikten yapılmış, üzeri işli ince kuşak. Dokuma, deri, kenevir vb. maddelerden yapılmış olan yassı ve enlice bağ. At, eşek vb. hayvanların semerini veya eyerini bağlamak için göğsünden aşırılarak sıkılan yassı kemer.

Kolan balığı : Mersin balığı (Acipenser sturio).

Kolan çekmek : Kayığı karadan halatla çekmek, yedekçilik etmek.

Kolan vurmak : Hayvanın eyer veya semerini kolana bağlamak. salıncakta hızlanmak için ayakta durup vücudu doğrultarak ileriye atılırcasına hareket etmek.

Kolancı : Yedekçi.

Kolancılık : Yedekçilik.

Kolay : Kolayca, sıkıntısız bir biçimde, basitçe. Kolaylık. Sıkıntı çekmeden, yorulmadan yapılabilen, emeksiz, zahmetsiz, güç ve zor karşıtı.

Kolay gele : Bir iş yapmakta olanlara söylenen iyi dilek sözü.

Kolay kolay : Kolayca.

Kolayca : Oldukça kolay. (kola'yca) Kolaylıkla, sıkıntı çekmeden.

Kolaycacık : Çok kolay. (kola'ycacık) Çok kolay bir biçimde.

Kolaycı : Bir işi yaparken kolay ve kestirme yolu seçen (kimse).

Kolayda : Kolay bulunabilir yerde, el altında.

Kolayı var : Çaresi var.

Kolayına bakmak : Bir işi yaparken kolay ve kestirme yolu seçmek.

Kolayına gelmek : Bir işin herhangi bir biçimde yapılmasını daha kolay bulmak.

Kolayını bulmak : Kolay bir biçimde yapma yolunu bulmak.

Kolaylama : Kolaylamak işi.

Kolaylanmak : Bir iş sonuna yaklaşmak, bitmek üzere olmak.

Kolaylaşmak : Kolay duruma gelmek. Engel ve güçlükler ortadan kalkmak.

Kolaylık : Kolay duruma getiren. İşlerin kolayca yapılmasını sağlayan şey. Kolay olma durumu. Bir işi yapabilme durumu veya imkânı.

Kolaylık göstermek : Yapabilme yolu, imkânı sağlamak.

Kolaylıkla : Sıkıntı çekmeden, güçlüklere uğramadan, kolayca.

Adamak kolay ödemek zordur : "söz vermek kolaydır ancak o sözü yerine getirmek zordur" anlamında kullanılan bir söz.

Bir kolayını aramak : Bir şeyi yapmak, çözmek için gerekli kolay ve kestirme yöntemi araştırmak.

Bir kolayını bulmak : Kolaylıkla yapabilmeyi sağlamak veya yapma yolunu bulmak.

Dile kolay : Anlatılması kolay ancak yapılması veya katlanılması çok güç.

Ergene karı boşamak kolay : "bir işin içinde olmayanlar o işteki güçlükleri küçümserler" anlamında kullanılan bir söz.

Gel demesi kolay ama git demesi güçtür : "bir kimseyi işe almak, bir misafir çağırmak kolaydır ancak bir kimsenin işine son vermek, misafire git demek zordur" anlamında kullanılan bir söz.

İşin kolayına kaçmak : Derinliğine araştırmadan basit olarak düşünmek, yüzeyde kalmak, tembellik etmek.

Kalbi yıkmak kolay yapmak zordur : "insanları kırmak ve üzmek, mutlu etmekten daha kolaydır" anlamında kullanılan bir söz.

Kol kola : Yan yana ve kollarını birbirine geçirerek.

Gömlek : Göbek, batın. Vücudun üst kısmına giyilen kollu veya yarım kollu, yakalı giysi. Dosya kartonu. Vücudun üst kısmına giyilen iç çamaşırı. Kitap kapağına geçirilen kap, kılıf. Beyaz ışık sağlamak için lambanın üzerine geçirilen amyanttan kılıf. Basamak, kat, derece. Kadınların giydikleri ince kumaştan yapılmış kolsuz, yakasız iç çamaşırı, kombinezon. Memeli hayvanlarda bağırsakları dıştan saran yağlı zar.

Örtü : Yapılarda çatı, dam. Örtmek için kullanılan şey, vualet.

Nişasta : Tahıl tanelerinden, mercimek, bezelye vb. bakla türleri veya patates gibi birtakım yumrulardan özel yöntemlerle çıkarılan una benzer bir madde.

Yapıştırmak : Gecikmeden karşılık vermek veya gerekeni yapmak. Yaklaştırmak, birbirine dayamak. Tokat atmak. Yapışmasını sağlamak. Hızlı bir biçimde yazmak.

Bulama : Genellikle üzüm şırasının kaynatılması ile yapılmış olan koyu pekmez. Bulamak işi.

Afrika : Dünya üzerinde yer alan kıtalardan biri.

Sıcak : Dostça olan, sevgi dolu. Isısı yüksek olan, çok ısınmış. Hamam. Yakmayacak derecede ısısı olan, yakmayacak kadar ısı veren, soğuk karşıtı. Sıcak yer. Havadaki yüksek ısı.

Renk : Çeşitlilik. Nitelik. Cisimler tarafından yansılanan ışığın gözde oluşturduğu duyum.

Kola ağacı : Kakaogiller (Sterculiaceae) familyasından, 12 m kadar boylanabilen, tohum kabuklarından kafein ve teobromin alkoloidleri elde edilen bitkiler.

Kola almak : Yardım etmek. Şefaat ve himaye etmek

Kola binme : Kamu düzeninin korunması için, kolluk kuvvetlerinin bir kent çevresinde atla dolaşmaları.

Kola binmek : Kola çıkmak, devriye gezmek

Kola kağıdı : (Resim) Üzerine kola sürüldükten sonra suluboya ile bezenmiş kâğıt.

Kolabak : Zıpzıp.

Kolaç : Mayalı, mayasız hamurdan çeşitli biçimlerde yapılan küçük ekmek. Lokma. Fırında pişen küçük ekmek. İki yana açılmış kollar arasındaki uzaklık. Bir türlü börek

Kolaçka : Yıldız kümesi, Süreyya burcu.

Kolagiller : Ayrı taç yapraklı iki çeneklilerden, büyük ve küçük kola ağaçları gibi birçok türü içine alan bir bitki familyası.

Kolagog : Safra söktürücü.

Diğer dillerde Kola anlamı nedir?

İngilizce'de Kola ne demek? : n. tropical African tree which produces a nutlike seed; nutlike seed which yields and extract containing caffeine and theobromine (used in the manufacture of carbonated beverages and pharmaceuticals)

n. cola, sweet carbonated beverage; kola, type of tree; nut from this tree

n. kola, tropical African tree which produces a nutlike seed; nutlike seed which yields and extract containing caffeine and theobromine (used in the manufacture of carbonated beverages and pharmaceuticals)

Fransızca'da Kola : colle [la], cola [le], empois [le]

Almanca'da Kola : die Stärke

Rusça'da Kola : n. крахмал (M), клейстер (M), кола (F)