Konuş nedir, Konuş ne demek

Yerel Türkçe anlamı:

Savaş alanlarında birlikleri gereğince yönetip kullanma ve bu işi inceleyen bilim, tabiye.

Coğrafya'daki terim anlamı:

Bir kentin kurulmuş olduğu yerin taşıdığı ve kentin gelişmesine olumlu ya da olumsuz etkisi olan yerbetim koşullarının tümü. bk. konum.

Orta Öğretim alanındaki anlamı:

[Bakınız: konum]

İngilizce'de Konuş ne demek? Konuş ingilizcesi nedir?:

site

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Kütahya şehri, Emet ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.

Konuş kısaca anlamı, tanımı:

Konuşkan : Konuşmayı, lakırtıyı seven, çok konuşan.

Konuşkanlık : Konuşkan olma durumu.

Konuşlanma : Konuşlanmak işi.

Konuşlanmak : Belli bir yere veya bölgeye mevzilenmek.

Konuşma : Konuşmak işi. Görüşme, danışma, müzakere. Dinleyicilere bilim, sanat, edebiyat vb. konularda bilgi vermek için yapılmış olan söyleşi, konferans.

Konuşma bozukluğu : Bazı sesleri gereği gibi çıkaramamaktan ileri gelen söyleyiş, kötü telaffuz etme.

Konuşma çizgisi : Uzun çizgi.

Konuşma dili : Günlük yaşayışta kullanılan ve yazı dilinden az çok farklarla ayrılmış bulunan dil, günlük konuşma, günlük dil.

 

Konuşma engelli : İşitemediği için söz söyleme alışkanlığı edinememiş (kimse).

Konuşma güçlüğü : Bazı konuşma organlarının gereği gibi çalışmamasından dolayı rahat söz söyleyememe, söz yitimi.

Konuşma korkusu : Tutukluk.

Konuşma merkezi : Beynin, konuşma işlevini denetleyen bölümü.

Konuşma yapmak : Topluluk karşısında bir konuda konuşmak.

Konuşma yetersizliği : Beklenen düzeyde veya yeterli ölçüde konuşamama.

Konuşmacı : Bir topluluk karşısında etkili, açık, düzgün konuşarak düşüncesini anlatmada, duygusunu aşılamada yetenekli kimse, hatip, konferansçı.

Konuşmacılık : Konuşmacı olma durumu, hatiplik, konferansçılık.

Konuşmak : Söylev vermek, konuşma yapmak. Oyuncak, hayvan vb. konuşmaya benzeyen birtakım sesler çıkarmak. Becermek, uzman gibi yapabilmek. Flört etmek. Belli bir konudan söz etmek. Dargın bulunmamak. Şık ve zarif görünmek. İlişki kurmak veya ilişkiyi sürdürmek. Bir konuda karşılıklı söz etmek, sohbet etmek. Konuşma dili olarak kullanmak. Düşüncesini herhangi bir araç kullanarak anlatmak. Geçerli olmak, etkin olmak. Gizli bir şeyi açığa vurmak, ele vermek. Bir dilin kelimeleriyle düşüncesini sözlü olarak anlatmak.

Konuşmama hakkı : Adli makamlarca suçluya tanınan ifade vermeme hakkı.

 

Konuşmaya dalmak : Başka şeylerle ilişkiyi keserek belli bir konudan söz etmek.

Konuşturma : Konuşturmak işi.

Konuşturmak : Bir müzik aracını çok güzel çalmak. Konuşmasını sağlamak, konuşmasına yol açmak.

Konuşu : Bilimsel bir sorunu incelemek veya siyasi, ekonomik, diplomatik sorunları tartışmak için yapılmış olan akademik toplantı, kolokyum.

Konuşucu : Konuşmacı. Kusursuz, düzgün, güzel, tatlı söz söylemesini bilen kimse.

Konuşulma : Konuşulmak işi.

Konuşulmak : Konuşma işi yapılmak. Konuşma işine konu olmak.

Abuk sabuk konuşmak : Ne söylediğini bilmeden, düşüncesiz, tutarsız konuşmak.

Açık konuşmak : Gerçeği çekinmeden söylemek.

Açık saçık konuşmak : Cinsel konularla ilgili sözler söylemek.

Açılış konuşması : Herhangi bir kurum, kuruluş, mağaza vb.nin açılması sırasında yapılmış olan konuşma.

Açış konuşması : Bir töreni, bir toplantıyı başlatmak için yapılmış olan konuşma.

Ağzı dolu dolu konuşmak : Heyecanlı söz söylemek.

Ağzı olan konuşuyor : "konuyla ilgisi olmayan, bilir bilmez herkesin söyleyecek sözü var" anlamında kullanılan bir söz.

Alt perdeden konuşmak : Hafif sesle yavaş konuşmak.

Bilmece gibi konuşmak : Açık, anlaşılır bir biçimde konuşmamak.

Boş konuşmamak : Gerçekleri söylemek, bilgisine dayanarak anlatmak.

Bülbül gibi konuşmak : Kolaylıkla konuşmak, okumak. itiraf etmek.

Bülbül gibi konuşturmak : İtiraf ettirmek.

Çıtır çıtır konuşmak : Düzgün ve uzunca konuşmak.

Dan dun konuşmak : Yerli yersiz, ileri geri konuşmak.

Dekolte konuşmak : Açık saçık konuşmak.

Dereden tepeden konuşmak : İlgisiz konulardan söz etmek.

Eğri oturup doğru konuşalım : "birisine karşı tutumumuz ne olursa olsun doğruyu söylemeliyiz" anlamında kullanılan bir söz.

Ezbere konuşmak : Bilmeden, aslını arayıp sormadan konuşmak.

Genizden konuşmak : Burnu tıkalı gibi konuşmak.

Günlük konuşma : Konuşma dili.

Harbi konuşmak : Dosdoğru, gerçeği gizlemeden konuşmak.

Hayvan koklaşa koklaşa insan konuşa konuşa : İnsan konuşa konuşa, hayvan koklaşa koklaşa.

İçinden konuşmak : Kimsenin duymayacağı kadar alçak sesle konuşmak.

İleri geri konuşmak : Yersiz ve gönül kıracak biçimde konuşmak.

İnsan konuşa konuşa hayvan koklaşa koklaşa : "insanlar konuşarak birbirlerini daha iyi anlarlar" anlamında kullanılan bir söz.

Kalbiyle konuşmak : Düşüncelerini, duygu ağırlıklı bir biçimde anlatmak.

Karnından konuşan : Karşısındakine söylemeyip arkasından kötü izlenim bırakacak biçimde üstü kapalı konuşan. Başkası söylüyormuş gibi konuşma becerisi olan (kimse), vantrilok.

Karnından konuşmak : İşitilemeyecek kadar alçak sesle söylemek. uydurarak söylemek.

Kelimeleri tartarak konuşmak : Sonucu hesaplayarak konuşmak.

Ortaya konuşmak : Sözü hiç kimseyi hedef almadan söylemek.

Pes perdeden konuşmak : Alçak ve kalın sesle konuşmak. alttan alarak, yumuşak bir dil kullanarak konuşmak.

Şundan bundan konuşmak : Havadan sudan konuşmak.

Teklifsiz konuşma : Senli benli, samimi, resmî olmadan konuşma ve davranma.

Üst perdeden konuşmak : Üstünlük taslayarak söz söylemek.

Yankılı konuşma : Başka birinin kullandığı söz veya cümleleri anlamsız olarak yankı gibi tekrarlama, ekolali.

Yüksek perdeden konuşmak : Meydan okurcasına sert konuşmak. yüksek sesle konuşmak. yapılması güç şeyleri gerçekleştirebilecekmiş gibi abartmalı konuşmak.

Yüksekten konuşmak : Kendini çevresindekilere kabul ettirebilmek için övünerek konuşmak.

Yuvarlak konuşmak : Bir şeyin ayrıntılarını gereği gibi belirtmeden genel konuşmak.

Konma : Konmak işi.

Hava : Tarz, üslup. Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü. Çekicilik. Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu. Çevreyi kuşatan boşluk. Müzik parçalarında tür. Esinti. Keyif, âlem. Gökyüzü. Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik. Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz). Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans. Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı. Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi.

Deniz : Aydaki düzlükler. Bu su kütlesinin belirli bir parçası. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi. Geniş alan. Çokluk, yoğunluk.

Birlik : Bir arada olma durumu, vahdet. En büyük değerdeki nota, dört dörtlük. Tek, bir olma durumu, vahdaniyet. Bölük, tabur, alay vb. bir bütün sayılan topluluk. Bölünmezliği içeren yalın bütün. Konunun bir ana düşünce çevresinde toplanması. Bağlılık, benzerlik, bağlantı, vahdet. Bir taneden oluşmuş, bir tane alabilen. Belli bir topluluğun yararlarını korumak için kurulmuş dernek.

Yerleştirilme : Yerleştirilmek işi.

Biçim : Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Tarz. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Biçme işi. Herhangi bir şeyin benzeri. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Yakışık alan şekil, uygun şekil.

Konum : Yeryüzünde bir noktanın, enlem ve boylamların yardımıyla bulunan yeri, konuş. Bir şehrin uzak ve yakın çevresiyle her türlü ilişkisini sağlayan ve şehrin gelişmesini etkileyen coğrafi şartlarının bütünü. Bir kimsenin veya bir şeyin bir yerdeki durumu veya duruş biçimi, pozisyon.

Konuş eylemek : İnmek, karargâh ittihaz etmek, karar kılmak

Konuşabilme : Konuşabilmek işi.

Konuşabilmek : Konuşma imkânı veya olasılığı bulunmak. İlgili cümle: "“Bürokrasinin haince kazıklarından birini yemiş olduğu hâlde böyle konuşabiliyordu.”" R. Erduran.

Konuşaklı : Konuşkan, güzel konuşan kimse.

Konuşan soytarı : Halkı, konuşarak güldüren soytarı.

Konuşgaç görüşmesi : Konuşgaç aracılığıyla yapılan ve kendine özgü üstünlük ve sınırlılıkları, getiri ve götürüleri bulunan görüşme.

Konuşlandırma : Konuşlandırmak işi veya durumu.

Konuşlandırmak : Savaş araç ve gereçlerini stratejik bir bölgede yerleştirmek.

Konuşma aygıtı : (Derleme., konuşma cihazı) Konuşmada kullanılan seslerin meydana gelmesine yarayan organların tümü: Gırtlak, ses kirişleri, küçükdil, damak, dil, dişeti, dişler,dudaklar, geniz, burun .

Konuşma azalımı : Konuşma gücünün, aşırı anlak gerilikleri ya da beyin özürlerinden ötürü, düzgülü olmayan biçimde yetersizlik göstermesi.

Konuş ile ilgili Cümleler

  • O sarhoşken kuzenim, İsa'nın her gece onunla konuştuğunu söyledi.
  • Konuş, Tom.
  • Ali bana konuşması gerektiğini söyledi.
  • Ali İspanyolca konuşmuyor.
  • Dürüstçe konuşmak gerekirse, o Grand Prix'de Vettel bir çaylak gibi sürüyordu.
  • Ali bizimle pazartesi konuşacak.
  • Konuş!
  • Konuşabildiğim tek dil Fransızcadır.
  • Gerçekten Tom'la konuşmamız gerekiyor.
  • Konuş benimle.
  • O, İngilizce konuşmuyor.
  • Konuş onunla.
  • Konuşabildiğimi düşündüğün kadar iyi Fransızca konuşmuyorum.
  • Konuşabildiğim tek yabancı dil Fransızca.

Diğer dillerde Konuş anlamı nedir?

İngilizce'de Konuş ne demek? : [Konuš] v. speak, talk, have a talk, have a talk with, bespeak, chin, confabulate, discourse, parley, reason, talk to smb.