Koru nedir, Koru ne demek

"Koru" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Arkamda çam korularının parça parça neftîleştirdiği yeşil bir dağ." - R. H. Karay

Yerel Türkçe anlamı:

Meşelik

Korunak: -Bir tarla ot korum var.

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Yalova ilinde, Çınarcık belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Koru hakkında bilgiler

Koru, şehir içinde ya da şehirlerin yakın çevresinde yer alan, çevresi sınırlandırılmış büyük ağaç topluluklarıdır. Tarihî kentlerde görülen korular genel olarak korunmuş orman parçalarıdır. Ancak bunun yanında, planlı olarak oluşturulmuş ağaçlıklar da koru olarak sınıflandırılabilir.

Korular, şehiriçi hava kirliliğini temizlemeleri açısından oldukça önemli rol oynamaktadır. Ayrıca oluşturdukları ses duvarıyla da şehir sakinleri için önemli bir dinlenme alanı durumundadırlar. Barındırdıkları canlı türleri de bulunduğu çevre için özel öneme sahiptir.

Koruların en büyük düşmanı, içinde bulunduğu şehrin iskan politikasıdır. Bilinçsizce gerçekleştirilen bir iskan politikası, şehrin nefes alma organları olan koruları yok olma noktasıyla karşı karşıya getirmeye başlamıştır.

Korumak kelimesinden türetilen koru kelimesi eski Türklerde "av yasağı"nın olduğu, korunan ve dolayısıyla "kutsal" hayvanların bulunduğu yerleri belirtmek için kullanılmıştır. Daha ilkel dönemlerde ağaçlık ve kutsal ormanlara da koru denilmiştir.

 

Koru ile ilgili Cümleler

  • Koru beni!
  • Bazı çiftçiler koyunlarını vahşi köpeklerden korumak için eşekleri kullanıyorlar.
  • Ali son derece koruyucuydu.
  • Koruma hücre kapısını kilitledi.
  • Kendini korumayı öğrenmen gerekir.
  • Koru yakıldı, alevler yükseldi, ve kısa sürede bayan Askew ve arkadaş şehitleriyle ilgili geriye kalan bütün şey dökülen bir küller yığınıydı.
  • Korumalardan kurtulmamız gerekiyor.
  • Ali karısını korudu.
  • Köpeğimin adı Belysh. Bu yaz ona pençesini çıkarmasını öğrettim. Her sabah erkenden kalkıp onu besliyorum. Sonra yürüyüşe çıkarız. O beni diğer köpeklerden korur. Ben bisiklet sürmeye gittiğimde, o yanımda koşuyor. Onun bir arkadaşı var, adı Chernyshka. O onunla oynamaktan hoşlanıyor. Belysh çok kibar ve zeki bir köpek.
  • Sodyum benzoat çok yaygın bir gıda koruyucusudur.
  • Koruma gözlüğünü takıyor olmalısın.
  • Ben dillerini korumaları için yerli Amerikalılara yardım etmek istiyorum.
  • Korumalar nerede?
  • Korumalardan biri öldü.

Koru tanımı, anlamı:

Orman : Bu ağaçların bütünü. Ağaçlarla örtülü geniş alan.

 

Korucu : Kırsal bölgede güvenlik güçlerine yardımcı olan sivil görevli. Orman veya kır bekçisi.

Korucuk : Küçük koru.

Koruculuk : Korucunun yaptığı iş.

Korugan : Ateş etmeye imkân verecek biçimde hazırlanmış delik ve mazgalları bulunan yer. Ağaç gövdeleriyle yapılmış ve çevresinde kazılı çukuru bulunan, korunmaya elverişli, kare biçimindeki ev.

Koruk : Henüz olgunlaşmamış ekşi üzüm. İçi boş (kabuklu meyve).

Koruk lüferi : Ağustosta avlanan turfanda lüfer.

Koruk şerbeti : Koruktan yapılan, bazen nane veya oğul otu katılan şerbet.

Koruk suyu : Koruğun ezilmesiyle elde edilen sıvı.

Koruluk : Koru durumunda olan sık ağaçlı yer.

Koruma : Korumak işi. Can güvenliğinin tehlikede olduğu düşünülen bir kimseyi saldırılardan korumak üzere görevlendirilmiş kişi, koruma görevlisi. Bankacılık alanında, bir malda veya bir menkulde gelecekte ortaya çıkacak fiyat değişikliklerine karşı korunmak amacıyla vadeli bir sözleşme yapılması.

Koruma aracı : Önemli kişileri yolculukları sırasında varacakları yere ulaştırmak ve korumakla görevli kişilerin bulunduğu araç, eskort.

Koruma görevlisi : Koruma.

Koruma polisi : Can güvenliği tehlikede olduğu düşünülen bir kimseyi korumak üzere eğitilmiş ve bazı özel aletlerle donatılmış emniyet görevlisi.

Koruma ünsüzü : Bağlayıcı ünsüz.

Korumak : Tehlikeye karşı denetimi altında bulundurmak, savunmak, müdafaa etmek. Tehlikeli, zararlı durumları önlemek. Bir şeyin eskimesini, yıpranmasını önlemek için gereken dikkat ve özeni göstermek. Bir kimseyi veya bir şeyi dış etkilerden, tehlikeden, zor bir durumdan uzak tutmak, esirgemek, muhafaza etmek, vikaye etmek, sıyanet etmek. Süregelen bir durumun değişikliğe uğramasını önlemek. Güçlü bir kimse veya kuruluş, güçsüz birini veya bir şeyi desteklemek, himaye etmek. Karşılamak, denk gelmek.

Korumalık : Koruma sağlayan şey.

Korumaya almak : Tehlikede olduğu düşünülen bir kimseyi veya eseri saldırılardan korumak üzere önlem almak.

Korun : Üst derinin en dış tabakası.

Korun dokusu : Korunu ve bu tabakanın değişimiyle oluşan tırnak, boynuz vb.ni yapan doku.

Korunak : Tehlikeden kurtulmak, korunmak için yapılmış yer. Sığınılan, saklanılan yapı, mağara gibi yer. Koruyan, esirgeyen, saklayan kimse.

Korunaklı : Korunağı olan.

Korunaksız : Korunağı olmayan.

Koruncak : Ambalajlanan malı dış etkilere karşı korumak için ambalaj çatısına çakılan tahta, kontrplak vb. malzeme, mahfaza.

Korunga : Otsu, genellikle 30-70 santimetre boyunda, çok yıllık, pembe çiçekli, hayvan yemi olarak kullanılan bir bitki (Onobrychis viciifolia).

Korungalık : Tirfil tarlası.

Korunma : Korunmak işi.

Korunma görmek : Anlayış veya hoşgörü ile karşılanmak.

Korunmak : Kendini korumak, sığınmak, sakınmak. Koruma işine konu olmak.

Korunum : Korunma işi, muhafaza.

Korunumlu : Mekanik enerjisini değişmez kılan (sistem).

Koruyucu : Asalağı dış ortamda yok eden, onun konakçıya ulaşmasına engel olan (ilaç veya işlem). Koruyan kimse, muhafız. Himaye eden, kollayıcı, hami.

Koruyucu aile : Kimsesiz veya bakıma muhtaç bir çocuğun belli bir süre içinde ilgili yasaya göre her türlü bakımını ve sorumluluğunu üstlenen gönüllü aile.

Koruyucu hekimlik : Hastalık ortaya çıkmadan önce alınacak önlemlerle ilgilenen hekimlik dalı.

Koruyucu kaplama : Paslanmaya karşı koruma amacı ile metal yüzeyine uygulanan malzemelerin oluşturduğu kabuk.

Koruyucu ünsüz : Bağlayıcı ünsüz.

Koruyuculuk : Korumacı olma durumu, kollayıcılık, himaye.

Koruyuş : Koruma işi.

Alan koruması : Bir elektrik motorunda alan uyarma sargısının aşırı ısınmasını önlemek amacıyla alan uyarmasını azaltma veya kesme işi.

Baba koruk yer oğlunun dişi kamaşır : "babanın yaptığı kötü işin sıkıntısını çocuğu çeker" anlamında kullanılan bir söz.

Dam koruğu : Dam koruğugillerden, bir veya çok yıllık türleri olan, ılık iklimlerde yetişen otsu bir bitki (Sedum).

Dam koruğugiller : İki çeneklilerden örnek bitkisi dam koruğu olan bir bitki familyası.

Dede koruk yer torununun dişi kamaşır : "eskilerin yaptığı yanlış işlerden daha sonrakiler de zarar görür" anlamında kullanılan bir söz.

Ekran koruyucu : Bilgisayarda monitörün uzun süre kullanılmadan açık kalması durumunda devreye giren ve monitörün ömrünün azalmasını engelleyen yazılım.

Formunu korumak : Diri ve canlı görünmek. gerekli güç ve yeteneği bozmadan sürdürmek.

Güncelliğini korumak : Önemini sürdürmek, yitirmemek.

Köy koruculuğu : Köy korucusunun işi.

Köy korucusu : Köyün çevresinin ve kırsalın emniyeti için görevlendirilmiş kimse.

Orman koruma memuru : Ormancı.

Pasif korunma : Savaş sırasında düşman saldırılarından korunmak için yapılmış olan alalama, gizlenme vb. yöntemlerin bütünü.

Sahil koruma : Genellikle kaçakçılarla mücadele, can kurtarma vb. işlerle görevlendirilen askerî kuruluş.

Tanrı korusun : Allah korusun.

Yakın koruma : Önemli kişileri her türlü saldırıya karşı korumakla görevli kimse. Önemli kişi, kurum veya kuruluşları her türlü saldırıya karşı koruma işi.

Bakımlı : İyi bakılmış, üzerinde iyi çalışılmış.

Küçük : Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Kısık, parlak olmayan (ses). Niceliği az olan. Niteliği aşağı olan, bayağı. Küçük abdest. Yaşı daha az olan. Değersiz, önemsiz. Geri aşamada.

Şehir : Nüfusunun çoğu ticaret, sanayi, hizmet veya yönetimle ilgili işlerle uğraşan, genellikle tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanı, kent, site.

Yakın : Aralarında sıkı ilgi bulunan. Benzeyen, andıran, yaklaşan. Az bir ara ile ayrılmış olan (zaman veya yer), uzak karşıtı. Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan. Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba. Uzak olmadan. Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan. Uzak olmayan yer.

Çevre : Bir şeyin yakını, dolayı, etraf, periferi. Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam. Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar, muhit. Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi. Hayatın gelişmesinde etkili olan doğal, toplumsal, kültürel dış faktörlerin bütünlüğü. Aynı konu ile ilgisi bulunan kimselerin tümü, muhit. Yağlık. Bir birimden önce veya sonra gelen aynı türden birimlerin tümü, bunların oluşturduğu küçük grup, kontekst.

Sınır : Bir şeyin nicelik bakımından inebileceği veya çıkabileceği en alt ve en üst yer, limit. Bir şeyin yayılabileceği veya genişleyebileceği son çizgi, uç. Komşu il, ilçe, köy veya kişilerin topraklarını birbirinden ayıran çizgi. Değişken bir büyüklüğün istenildiği kadar yaklaşabildiği durağan büyüklük, limit. İki komşu devletin topraklarını birbirinden ayıran çizgi, hudut. Uç, son.

Büyük : Üstün niteliği olan. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Niceliği çok olan. Büyük abdest. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Önemli. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı.

Koruağası : Saraya bağlı çayır ve korulara bakmakla yükümlü görevlilerin buyurucusu.

Korualan : Konya şehrinde, Hadım ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Korubaşı : Amasya ilinde, Destek bucağına bağlı bir yer. Antalya şehri, Gazipaşa ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Bursa ilinde, Çalı bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Çanakkale şehrinde, Ayvacık ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Manisa şehrinde, Gördes belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge. Sivas kenti, Ulaş ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Zonguldak ilinde, Ereğli ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Korubükü : Muğla şehri, Kemer bucağına bağlı bir bölge.

Korucak : İs, kurum. Adıyaman şehri, Çelikhan ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Çanakkale şehrinde, Yiğitler nahiyesine bağlı bir bölge. Gaziantep ili, Nizip belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. İçel kenti, Çamlıyayla ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Malatya ilinde, Tepehan nahiyesine bağlı bir bölge. Sinop ilinde, Saraydüzü ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Zonguldak kenti, Beycuma nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Korucular : Artvin şehrinde, Murgul ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. İçel şehrinde, merkez ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Korud : Altı aylık keçi yavrusu

Korudağ : Diyarbakır kenti, Çermik ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Korudeğirmen : Balıkesir ili, Gönen ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Korudibi : Elâzığ kenti, Çan bucağına bağlı bir yer.

Diğer dillerde Koru anlamı nedir?

İngilizce'de Koru ne demek? : [Koru] n. ember, cinder, coal

n. wood, grove, small forest, coppice, copse, holt, spinney

v. encourage, protect, preserve, guard, defend, spare, cover, keep, save, secure, buffer, cocoon, conserve, convoy, embosom, embower, escort, fence, keep guard, indemnify, maintain, patronize, safeguard, screen, shade, shelter, shield, sponsor

Fransızca'da Koru : bois [le], bocage [le]

Almanca'da Koru : das Wäldchen

Rusça'da Koru : n. роща (F)