Kuru nedir, Kuru ne demek

Kuru; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Kuru" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Kuru çayla karın doyar mı?"
  • "Yanakları kuruydu fakat gözleri tamamıyla siyah yaştı." - H. E. Adıvar
  • "Salih Reis, dört kuru duvardan ibaret fukara kapısından gördüğü mavi denize baka baka ölmek istiyordu." - Halikarnas Balıkçısı
  • "Kuru, zevksiz bir hayat."
  • "Çiçek açmaz kuru bir ağaç, ötmeyi unutmuş bir kuş mu oldum?" - H. E. Adıvar
  • "Şahsına topluluğun isteğini emanet edenler boş bir riya, kuru bir şeref olsun diye laf etmediler." - R. E. Ünaydın
  • "Kuru bir anlatım."
  • "Kuru çöl. Kuru tepeler."
  • "Kuru öksürük. Kuru egzama."
  • "Evlerin önlerine kuru meşe dallarıyla örtülü çardaklar yapmışlar." - R. H. Karay

Yerel Türkçe anlamı:

Kuru toprak. 2.bk. kuruluk.

Kurumak

Saç örgüsü: Ne kadar güzel ve uzun kuruları var.

 

Arı kovanı.

Kuru gübre.

Diğer sözlük anlamları:

Yalnız, sade

Boş, eli boş, mahrum.

Kara, toprak, yer.

Boş, faydasız, abes, bihude, nafile, değersiz.

Fransızca'da Kuru ne demek?:

aride, sec, sèche

Osmanlıca Kuru ne demek? Kuru Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

yâbis

Kuru anlamı, tanımı:

Kuru başına kalmak : Hayatında veya yanında kimsesi kalmamak, kimsesiz, yalnız kalmak.

Kuru gayret çarık eskitir : "bir iş rastgele bir çabayla değil amaca doğru planlı bir biçimde yürümekle başarılır" anlamında kullanılan bir söz.

Kuru hasır üstünde kalmak : Aç, parasız, evsiz kalmak.

Kuru laf karın doyurmaz : "boş sözlerle olumlu iş yapılamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Kuru tahtada kalmak : Eşyası elinden gitmek, çıplak evde oturma durumunda kalmak.

Kuruda kalmak : Deniz alçaldığında gemi karaya oturmak.

Kurunun yanında yaş da yanar : "beğenilmeyen tutumlarından dolayı cezalandırılan kişiler yanında suçsuzlar da suçlular gibi hırpalanırlar" anlamında kullanılan bir söz.

Kuru boya : Resim yapmaya yarayan çeşitli renklerde olan kalem.

Kuru çay : Yeşil çay yapraklarının çeşitli işlemlerden sonra satışa hazır biçimi.

Kuru çayır : Yaz aylarında bitkilerinin çoğunun kuruduğu doğal çayır.

Kuru çeşme : Suyu çekilmiş çeşme.

 

Kuru dere : Suyu olmayan dere.

Kuru duvar : Taşların arasına harç konulmadan örülen duvar.

Kuru ekmek : Katıksız ekmek.

Kuru erik : Eriğin kurutulmuşu.

Kuru fasulye : Fasulye tohumundan yapılmış olan etli veya etsiz salçalı, sulu yemek. Fasulye bitkisinin beyaz tohumu. Yeşil kabuklarından ayıklanıp kurutulmuş fasulye.

Kuru filtre : Hava içindeki kirleri, bezden torbalar yardımıyla ayıran süzgeç.

Kuru gürültü : Gereksiz, önemsiz, sonu alınamayacak söz veya davranış.

Kuru hava : Nemi çok az olan hava.

Kuru iftira : Gerçekle hiçbir ilişiği, hiçbir dayanağı olmayan iftira.

Kuru incir : Özel olarak güneşte kurutulan incir.

Kurukafa : Tırtılları patates yaprağı yiyen, alt kanatları sarı, üstü kahverengi bir tür kelebek (Acherantia adrophos).

Kuru kafa : Ölüm tehlikesinin simgesi olarak kullanılan baş iskeleti. Baş iskeleti. Akılsız.

Kuru kahve : Dövülmüş veya çekilmiş kahve.

Kuru kalabalık : Hiçbir iş yapmayan insan topluluğu. Hiçbir işe yaramayan kırık dökük eşya.

Kuru kayısı : Kayısının kurutulmuşu.

Kuru kemik : Çok zayıf kimse.

Kuru köfte : Kıyma ve ekmek içi ile yapılıp tavada kızartılan köfte.

Kuru kuruya : Boşuna, boşu boşuna, yararsız yere. Kuru olarak, yanında başka bir içecek veya yiyecek olmaksızın.

Kuru kuyu : Pis suyun toprak altına sızdırılmasında kullanılan, duvarları harçsız kuyu.

Kuru laf : Gerçekle ilgisi olmayan, değer taşımayan boş söz, kuru söz.

Kuru meyve : Olgunlaştığında dış kabuğu kuruyan meyve. Yaş meyvenin kurutulmuşu.

Kuru öksürük : Balgam çıkarılmayan öksürük.

Kuru pasta : Tuzlu veya tatlı, kremasız çörek.

Kuru pil : Akıntı yapmaması için elektroliti soğurucu bir maddeyle kaplı pil.

Kuru sebze : Yaş sebzelerin kurutulmuşu.

Kurusıkı : Blöf. Korku. Yalnız barut doldurulmuş, çekirdeksiz tüfek veya tabanca mermisi. Bu mermiyi patlatan bir tür tabanca.

Kuru soğan : Toprak altında kalan yumru soğanın kurutulmuşu.

Kuru soğuk : Yağışsız havadaki sert soğuk.

Kuru söz : Kuru laf.

Kuru tarım : Kurak veya yarı kurak bölgelerde, sulama yapmadan tarladan ürün alınması yollarını gösteren tarımsal tekniklerin bütünü, kuru ziraat.

Kuru temizleme : Kimyasal maddelerle veya buharla giysi, eşya vb.ni temizleme, ütüleme işi.

Kuru üzüm : Yaş üzümün kurutulmuşu, üzüm kurusu. Haşlanıp ardından güneşte kurutulmak suretiyle hazırlanan iri veya küçük taneli üzüm, üzüm kurusu.

Kuru yemiş : Fındık, fıstık, leblebi gibi yemek dışında yenilen yiyecekler.

Kuru yemişçi : Kuru yemiş satan kimse veya kuru yemiş satılan yer.

Kuru yük : Kara ve deniz taşıtlarıyla nakledilen katı madde, ticari eşya.

Kuru ziraat : Kuru tarım.

Kara kuru : Zayıf, güçsüz (şey). Esmer ve zayıf (kimse).

Tuzu kuru : Bir işten zarar görmeyen, kazancı yolunda olan (kimse).

Karaca kuruca : Esmer, zayıf ve çelimsiz.

Tahtakuruları : Yarım kanatlılardan, pis kokulu, kan emici böcekler topluluğu.

Armut kurusu : Daha sonraki mevsimlerde yenmek üzere kurutulmuş armut.

Beypazarı kurusu : Genellikle baklava dilimi biçiminde bir tür peksimet.

Dut kurusu : Dutun kurutulması ile elde edilen kuru yemiş.

Gülkurusu : Pembe renkli gülün kurutulduğunda dönüştüğü hafif morumsu renk. Bu renkte olan.

Gül kurusu : Kurutulmuş gül yaprağı.

İnsan kurusu : Çok zayıf (kimse).

Kayısı kurusu : Kayısının kurutulması ile elde edilen kuru yemiş.

Kız kurusu : Evlenmemiş yaşlı kız.

Piç kurusu : Soysuz ve yaramaz kimse.

Tahtakurusu : Yarım kanatlılardan, uzunluğu 3-5 milimetre, vücudu oval ve yassı, kanatları körelmiş, oturulan, yatılan yerlerde üreyen, kan emerek beslenen, pis kokulu böcek, tahta biti (Cimex lectularius).

Üzüm kurusu : Kuru üzüm.

Yaprakkurusu : Bu renkte olan. Kuru yaprak rengi.

Kuru gürültüye pabuç bırakmamak : Bir durum karşısında telaşsız, korkusuz, dilediğince davranmak.

Kuru kahveci : Kuru kahve hazırlayıp satan kimse. Kuru kahve satılan yer.

Kuru kahvecilik : Kuru kahvecinin işi veya mesleği.

Kuru temizleyici : Kuru temizleme yapan kimse.

Kuru yük gemisi : Deniz taşımacılığında katı maddeleri taşıma özelliğine göre imal edilen gemi.

Kurucaşile : Bartın iline bağlı ilçelerden biri.

Kurucu : Cümleyi oluşturan ögelerin her biri. Bir kuruluşu oluşturan kimse. Bir kurumun, bir işin kurulmasını sağlayan, müessis.

Kuruculuk : Kurucu olma durumu.

Kurul : Bir işi yapmak, yönetmek veya bir kurum ve kuruluşu temsil etmek için görevlendirilmiş kişilerden oluşmuş topluluk, heyet, konsey, asamble.

Kurulama : Kurulamak işi.

Kurulamak : Bir şeyin üzerindeki ıslaklığı gidermek.

Kurulanış : Kurulanma işi.

Kurulanma : Kurulanmak işi.

Kurulanmak : Kendini kurulamak. Kurulama işi yapılmak veya kurulama işine konu olmak.

Kurulaşma : Kurulaşmak işi.

Kurulaşmak : Kuru duruma gelmek. Yoksullaşmak, yozlaşmak, muhtevasızlaşmak.

Kurulayış : Kurulama işi.

Kurulma : Kurulmak işi.

Kurulmak : Övünür biçimde davranışlarda bulunmak, kasılmak. Kurma işine konu olmak veya kurma işi yapılmak. Rahatça oturmak, yerleşmek.

Kurultay : Ulusal veya uluslararası bilimsel toplantı. Bir kuruluşun, gündemindeki sorunları, temel konuları konuşmak ve yeni kurullar seçmek üzere belli sürelerle veya gerektikçe yaptığı genel toplantı, kongre. Eski Türklerde devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı meclis.

Kurulu : Kurulmuş olan, yerleşmiş, oturmuş.

Kurulu düzen : Yerleşmiş, içinde bulunulan toplumsal düzen.

Kuruluk : Kuru olma durumu.

Kuruluş : Kurulma işi. Kasılma. Topluma hizmet, üretim, tüketim vb. amaç ve görevlerle kurulan her şey, tesis. Bir sefer kuvvetini oluşturan birliklerin yapısı. Yapı, yapılış, bünye.

Kuruluşlar bütünü : Kompleks.

Kurum : Kendini büyük ve önemli gösterme davranışı, büyüklenme, gösteriş, azamet, tekebbür. Evlilik, aile, ortaklık, mülkiyet gibi köklü bir yapıyı içeren, genellikle devletle ilişkisi olan yapı veya birlik, müessese. Ocak bacalarında biriken veya çevrede savrulan kalın is.

Kurum kurum kurumlanmak : Büyüklenmek, böbürlenmek.

Kurum satmak : Böbürlenmek, büyüklenmek.

Kuruma : Kurumak işi. Boyanın çözücüsünün buharlaşması veya bağlayıcısının kimyasal tepkime gibi çeşitli yollarla sert bir film oluşması.

Kurumak : Bitki, suyu çekilip cansız duruma gelmek. Cılızlaşmak, sıskalaşmak, zayıflamak. Akarsu, göl vb.nin suyu kalmamak. Islaklığını, nemini yitirerek kuru duruma gelmek. Bazı nesneler yumuşaklığını yitirmek, sertleşmek. Çok susamak.

Kurumlanış : Kurumlanma işi.

Kurumlanma : Kurumlanmak işi.

Kurumlanmak : Gururlanarak kasılmak. Kurum (I) tutmak.

Kurumlaşma : Herhangi bir davranış, düşünüş, inanış biçiminin tarih olarak durağan ve toplumca değer verilen kalıplara dönüşmesi süreci, müesseseleşme. Özellikle politik ve ekonomik alanlarda denetim örgütlerinin, kurumların çoğaltılması eğilimi. Kurum niteliği kazandırma, kurum niteliği verme.

Kurumlaşmak : Kurum durumuna gelmek, müesseseleşmek.

Kurumlu : Gururlanarak kasılan, mağrur, dikbaşlı. Kurum (II) tutmuş olan.

Kurumsal : Değişik birim ve fonksiyonlarıyla bir kurumun niteliklerine tam anlamıyla sahip olan. Kurumla ilgili.

Kurumsuz : Kurumu olmayan.

Kurumsuzluk : Kurumsuz olma durumu.

Kuruntu : Yanlış ve yersiz düşünce, evham. Olmayacak bir şeyin olacağını sanma, vehim. Bir konuyla ilgili kötü ihtimalleri akla getirip tasalanma, işkil, evham, vesvese.

Kuruntu etmek : Kötü ihtimalleri düşünüp üzülmek.

Kuruntucu : Sürekli kuruntuya kapılan (kimse), işkilli, vesveseci, müvesvis.

Kuruntulu : Kuruntusu olan (kimse), evhamlı, vesveseli, mütevehhim.

Kuruntusuz : Kuruntusu olmayan, vesvesesiz, evhamsız.

Kuruntuya kapılmak : Boş yere tasalanmak.

Kuruş : Kurma işi. Liranın yüzde biri değerinde Türk parası.

Kuruş kuruş : Kuruşu kuruşuna.

Kurusıkı atıcı : Korkutmak veya yıldırmak amacıyla aslı olmayan söz söyleyen.

Kurusıkı atıcılık : Kurusıkı atıcı olma durumu.

Kurusıkı atmak : Korkutmak veya yıldırmak amacıyla aslı olmayan söz söylemek.

Kuruşluk : Herhangi bir kuruşa karşılık olan.

Kuruşu kuruşuna : Tam hesaplanarak, kuruş kuruş.

Kurut : Kurutulmuş süt ürünü.

Kurutaç : Kurutma kabı.

Kurutma : Kurutmak işi.

Kurutma kabı : İçinde nemçeker bir kimyasal madde bulunan ve bazı maddeleri kurutmak veya nemlenmelerini önlemek için kullanılan kapaklı cam kap, kurutaç, desikatör.

Kurutma kağıdı : Yazıda mürekkebin ıslaklığını gidermek için kullanılan nem emici bir kâğıt türü.

Kurutma makinesi : Yıkanmış ve sıkılmış çamaşırları sıcak hava içinde döndürerek kurutan araç.

Kurutmaç : Mürekkebi kurutmak için kullanılan kurutma kâğıdı ve bunun takılı bulunduğu araç.

Kurutmak : Suyunu ve ıslaklığını giderip kuru duruma getirmek. Bitki canlılığını yitirmek. Uğursuzluk getirmek, yok etmek. Yiyecek ve içecekleri yiyip bitirmek. Cılız duruma getirmek, zayıflatmak. Bazı sebze ve meyvelerin buharlaştırılmasıyla kuru bir durum almasını sağlamak.

Kurutmalı : Kurutma sistemi olan.

Kurutmalık : Kurutmaya yarar, kurutmak için ayrılmış.

Kurutucu : Boya ve parlatıcıların çabuk kurumalarını sağlamak amacıyla içlerine katılan madde. Nemi, ısı veya hava akımıyla uzaklaştırıp içine konulan maddeleri kurutan alet.

Kurutulma : Kurutulmak işi.

Kurutulmak : Kurutma işi yapılmak veya kurutma işine konu olmak.

Kurutuş : Kurutma işi.

Kuruyasıca : "Mahvolsun, ölsün" anlamlarında bir ilenme sözü. İşe yaramaz, kötü.

Kuruyuş : Kuruma işi.

Ağaca dayanma kurur adama dayanma ölür : "insan yapacağı işte başkalarına değil, kendine güvenmelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Ağzı kurumak : Susuz kalmak. konuşamaz duruma gelmek.

Ağzı kurusun : Felaket dileğinde bulunanlara karşı kullanılan bir ilenme sözü.

Alt kurul : Meclis veya herhangi bir kurultayda bazı konuları inceleyerek varılan sonuçları tartışılmak için genel kurula getirmekle görevli, milletvekilleri arasından oluşturulan yardımcı kurul, yarkurul, encümen, komisyon, komite. Belli bir konuyu ele almak amacıyla bir kurul içinden birkaç kişi seçilerek oluşturulan kurul, encümen, komisyon, komite.

Ambarda kurutma : Kapalı bir yerde, güçlü bir vantilatör kullanılarak sağlanan hava akımı ile yeşil ve sulu yemlerin kurutulması.

Baht olmayınca başta ne kuruda biter ne yaşta : "kişi talihsiz olursa giriştiği hiçbir işten olumlu sonuç alamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Bakanlar kurulu : Devletin görevlerini yerine getirmesini sağlayan, başbakan ve bakanlardan oluşan yetkili organ, hükûmet, kabine.

Balotaj kurulu : Kurum ve kuruluşlarda yeni üyelerin alınmasına karar veren kurul.

Başköşeye kurulmak : Saygın kişilere ve büyüklere ayrılan yere oturmak.

Beşlik simit gibi kurulmak : Kendini bir şey sanarak bir yere yayılıp oturmak.

Boğazı kurumak : Çok susamak.

Buhar kurutucusu : Buhar içerisindeki su damlacıklarını ayıran ve kuru buhar elde edilmesini sağlayan araç.

Çeşmeye gitse çeşme kuruyacak : Çok talihsiz kimseler için söylenen bir söz.

Damarı kurusun : Birinin huysuzluğuna öfkelenildiğinde söylenen bir ilenme sözü.

Denetim kurulu : Denetleme kurulu.

Denetleme kurulu : Devlet kuruluşlarında denetim işini yapmakla görevli üyelerin oluşturduğu kurul, denetim kurulu, teftiş heyeti, teftiş kurulu. Bir kuruluşun yasalara ve kendi amacına uygun olarak çalışıp çalışmadığını denetleyen kurul.

Dili kurusun : "söz söyleyemez olsun!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

Disiplin kurulu : Disiplin kurallarına aykırı davranan kimselerin suçlarını tespit ederek uygun cezaları vermekle görevli kurul.

Döviz kuru : Yabancı paranın millî paraya karşı değeri.

Dut kurusu ile yar sevilmez : "ancak büyük fedakârlıklarla elde edilebilecek güzel bir şey, fedakârlık yapılmadan elde edilemez" anlamında kullanılan bir söz.

Eğitim kurumu : Öğrencilerin eğitim ve öğretimlerinin yapıldığı yer.

Eli kurusun : "eli tutmaz olsun, eli bir iş göremez olsun!" anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

Genel kurul : Bir kuruluşta üyelerin tamamının katılımıyla yapılmış olan toplantı.

Kamu kurumu : Belirli kamu hizmetlerini yerine getirmek amacıyla oluşturulan kamu tüzel kişisi.

Kanı kurumak : Çok usanmak, çok bıkmak. bitkin, yorgun, cansız duruma düşmek.

Kanını kurutmak : Canından bezdirmek.

Kemiğini kurutmak : İliğini kurutmak.

Kucağına kurulmak : Kucağına oturmak.

Maça beyi gibi kurulmak : Saygısızca yayılarak oturmak.

Mürekkebi kurumadan bozmak : Kararı, sözleşmeyi, anlaşmayı yazılmasından çok kısa süre sonra bozmak.

Onur kurulu : Bir kuruluş veya derneğin üyeleri arasında çıkan onur davalarını gören veya bu kuruluş veya derneğin ilkelerine aykırı davranan üyelerin bu davranışlarını inceleyip karara bağlayan kurul, haysiyet divanı.

Oyun kurucu : Karşılaşmada oyuna yön veren oyuncu, eksen oyuncu.

Oyun kuruculuğu : Oyun kurucunun yaptığı iş.

Piyasa kurucu : Piyasa oluşturan, alışveriş ortamını sağlayan kimse.

Sağlık kurulu : Kişi sağlığını inceleyen ve denetleyen hekimler kurulu.

Sanayi kuruluşu : Sanayi ham maddesini işleyen ve üretim sağlayan kuruluş.

Sandık kurulu : Seçimlerde bir sandık çevresinde oy verme işleminin düzenli yapılmasını sağlayan görevliler.

Seçici kurul : Seçiciler kurulu.

Seçiciler kurulu : Yarışma, sınav vb. etkinliklerde başarılı, üstün olanları seçmek amacıyla oluşturulmuş geçici kurul, seçici kurul, jüri.

Sivil toplum kuruluşu : Toplumdaki çeşitli sorunları bağımsız olarak ele alıp kamuoyunu bilgilendirme ve aydınlatma görevi yapan, öneriler sunan her türlü birlik, sivil toplum örgütü.

Soruşturma kurulu : Herhangi bir konuda soruşturma yapmak üzere oluşturulmuş kurul, tahkikat komisyonu.

Tahkim kurulu : Anlaşmazlıkları çözmek üzere oluşturulmuş hakem heyeti.

Tamtakır kuru bakır : Boş, bomboş.

Teftiş kurulu : Denetleme kurulu.

Tuzu kuruluk : Tuzu kuru olma durumu.

Üst kurul : Kendilerine bağlı kurum veya kuruluşların yaptıkları işleri denetleyen ve onaylayan üst bir birim.

Uzlaştırma kurulu : Toplu sözleşme görüşmelerinde tarafların uyuşmazlığa düşmeleri durumunda, uzlaşma sağlamak amacı ile grev ve lokavt kanununa göre oluşturulan, kararlarının yaptırım gücü olmayan kurul.

Yargıcılar kurulu : Hakem heyeti.

Yasama kurulu : Parlamento.

Yazı kurulu : Gazete, dergi vb. bir yayında basılacak yazıları seçen, yazı işlerini yürüten kimselerin oluşturduğu kurul.

Yönetim kurulu : Bir kuruluşu yönetmekle görevlendirilmiş kimselerin hepsi, umumi heyet.

Yürütme kurulu : Bir kuruluşta kanun, tüzük, yönetmelik ve alınan kararları uygulamakla görevli kurul.

Zemberek kurulmak : Durum kızışmak.

Nemli : Yaşlı (göz). Nemi olan, az ıslak, rutubetli, kuru karşıtı.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Yağış : Yağmur. Havadaki su buharının yoğunlaşma sonunda sıvı veya katı durumda yere düşmesi, ağış karşıtı. Yağan yağmur veya kar miktarı. Yağma işi.

Bitki : Bulunduğu yere kök vb. organlarıyla tutunan, çoğunlukla fotosentez sonucu yaşam için gerekli bileşenleri oluşturan, birçoğu spor veya tohum aracılığıyla döl vererek çoğalan bir veya çok yıllık, otsu, odunsu canlıların genel adı, nebat.

Kullanılmak : Kullanma işine konu olmak.

Taze : Bozulmamış, bayatlamamış olan. Yeni, zamanı geçmemiş. Genç kadın. Dinç, yıpranmamış, yorulmamış. Kuru olmayan, körpe, kuru karşıtı.

Yeşil : Olmamış, ham (meyve). Sarı ile mavinin karışmasından ortaya çıkan, bitki yapraklarının çoğunda görülen renk. Kurumamış, taze (sebze), kuru karşıtı. Bu renkte olan.

Çıplak : Üstünde bulunması gereken giysi, örtü vb. bulunmayan, üryan, nü, cıbıl, cıbıldak. Soyunmuş durumda olan vücudun resmi, nü. İçinde gerekli eşya bulunmayan. Yoksul (kimse). Saçsız (baş). Üzerinde yaprak olmayan. Yalın, süssüz.

Ve : İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz. Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu.

Zayıf : Kişilik ve ruhsal yönden gereği kadar güçlü olmayan. Görevini yapacak yeterli gücü olmayan. Çok az. Önemli, güvenilir olmayan. Sağlamlığı, dayanıklılığı olmayan. Başarısızlığı gösteren not. Bilgi yönünden yeterli olmayan, yeteneksiz. Eti, yağı az olan, sıska, cılız, arık (insan veya hayvan). Enerjisi, etkisi, yoğunluğu az olan.

Çelimsiz : Güçsüz, zayıf, nahif.

Arık : Fide veya fidan dikilen yer. Zayıf, cılız, kuru, sıska. Ark.

Sıska : Karın boşluğuna su dolmuş olan. Çok zayıf ve kuru, kaknem, çelimsiz, arık.

Kaknem : Kuru, sıska. Çirkin, huysuz.

Tekdüze : Değişmeksizin, düzenli, aynı biçimde tekrarlanan, sürüp giden, tek örnek, muttarit, yeknesak, monoton. (te'kdüze) Değişmeyerek, aynı biçimde tekrar edilerek, bitevi, biteviye.

Akıcı : Kolay anlaşılabilen, okunabilen, anlamca açık (anlatım), selis. Akma özelliği olan. Kesintisiz.

Yoksun : Belli bir şeyden kendisinde olmayan, belli bir şeyin yokluğunu çeken, mahrum.

Kuru : Canlılığını yitirmiş (bitki). Suyu, nemi olmayan, yaş ve nemli karşıtı. Yağış almayan veya üzerinde bitki olmayan. Katıksız, yanında başka şey olmayan (yiyecek). Etkisi ve sonucu olmayan. Salgısı olmayan. Daha sonra kullanılmak için kurutulmuş, taze ve yeşil karşıtı. Kuru fasulye. Zayıf, çelimsiz, arık, sıska, kaknem. Döşenmemiş, çıplak. Heyecanı, tadı olmayan, tekdüze. Akıcı olmayan, duygudan yoksun.

Fasulye : Fasulyegillerden, barbunya, çalı, ayşekadın, horoz vb. türleri bulunan bitki (Phaseolus vulgaris). Bu bitkinin sebze olarak yararlanılan yeşil ürünü ve kuru tohumları.

Kuru bira mayası : Bira üretiminde yan ürün olarak elde edilen, Saccharomyces'in kurutulmasıyla elde edilen, fermantasyon yeteneği olmayan ve en az % 35 ham protein içeren bir maya.

Kuru bombaj : Daha çok mesentericus-substilis grubu bakteriler tarafından oluşturulan, et içeriği sıvılaşmayıp anormal koku, anormal lezzet ve çok az miktarda gazla kendini belli eden bakteriyel bombaj biçimi.

Kuru buru : Gaz sancısı.

Kuru buz : Soğutucu olarak kullanılan katı karbondioksit. Oda sıcaklığında ve basınç altında sıvı halde bulunan karbon dioksitde basıncın ani olarak normal basınca inmesi sonucu hızla buharlaşıp soğumasıyla elde edilen ve ısı absorblayarak -78,5 °C de doğrudan gaz fazına geçen, bu sebeple soğutucu olarak kullanılan katı karbondioksit. Karbondioksitin katı biçimi olup yüksek basınç altında karbondioksit gazının özel cihazlarla katılaştırılmasıyla elde edilen, soğutacağı ortamda ısıyı alarak buharlaşması sonucu ıslaklık oluşturmayan, renksiz, tatsız ve kokusuz, -78,5º C sıcaklığa sahip olan buz, karbondioksit buzu.

Kuru çakma :

Kuru çekme : Sıcak haddelenmiş çubuklardan, doğrudan tel çekme işlemi.

Kuru damıtma : Bitki ya da hayvan kökenli bir özdeği, kapalı bir kapta, ısıyla bozundurarak çıkan gaz ve sıvı ürünlerin toplanması. (kimya)

Kuru dipi : Açık fakat çok soğuk hava.

Kuru dönem : Süt ineklerinde, gebeliğin yaklaşık ayında sağıma son verilmesinden doğumla başlayan diğer laktasyona kadar devam eden 45-60 günlük dönem.

Kuru dönem beslemesi : Memeli hayvanları metabolik hastalıklardan korumak, sağlıklı, yaşama gücü yüksek buzağı elde etmek, doğumdan sonra daha fazla süt verimini sağlamak için, gebeliğin son iki ayında sağımın durdurulmasıyla birlikte yapılan özel besleme programı, süt ineği hazırlık yemlemesi.

Kuru ile ilgili Cümleler

  • Kuru incir sağlığa zararlı mıdır?
  • Ali havluyu sıktı ve kurutmak için onu astı.
  • Çok pişmiş balık kuru ve tatsız olabilir.
  • Bu üniversite 1843'de kuruldu.
  • Kuru iftira atmasanıza ona.
  • Kuru kum su emer.
  • Onun ağzı kurudu.
  • Balık fazla pişirilirse kuru ve tatsız olabilir.
  • Ali hakkında hayal kuruyordum.
  • Kuru etiniz var mı?
  • Kuru bir yaprak yere düştü.
  • Lütfen doğrudan güneş ışığından uzakta, serin ve kuru bir yerde saklayın.
  • Kuru ahşap iyi yanar.
  • Kuru temizleme mi yoksa normal yıkama mı istiyorsun?

Diğer dillerde Kuru anlamı nedir?

İngilizce'de Kuru ne demek? : n. fatal progressive brain disease transmitted by and associated with ritual cannibalism (endemic to the people of Papua New Guinea)

n. course, class, rate of exchance, rate, courtship, flirt, suit, wooing, attention, court, flirtation, par, pass, rush, addresses

adj. dry, drying, dried, arid, sapless, scarious

Almanca'da Kuru : adj. dürr, hager, karg, nüchtern, prosaisch, saftlos, spröde, trocken

Rusça'da Kuru : adj. сухой, сушеный, пустой, жилистый, сухощавый, сухопарый