Kutu nedir, Kutu ne demek

Kutu; kökeni rumca dilinden gelmektedir.

  • İnce tahta, mukavva, teneke, plastik vb.nden yapılmış, genellikle kapaklı kap.
  • Bir kimsede, bir yerde, bir şeyde iyi veya kötü bir özelliğin fazlalığını belirten bir söz.
  • Bu kabın alabildiği miktarda olan
  • Elektrik veya telefon tellerinin toplanıp bağlandığı kap.

"Kutu" ile ilgili cümle

  • "Akıl kutusu. Fesat kutusu."
  • "Tam bir kutu çorabı tıkıştırdılar koltuğumun altına." - N. Hikmet
  • "Enfiyesini, üstü mineli bir kutudan çekerdi." - A. Ş. Hisar

Yerel Türkçe anlamı:

Tabaka.

Yarım kile.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Büyük göstericilerde, aygıtın üst ve altında yer alan, verici ve alıcı makaraların takıldığı, kapaklı yuva.

Makaraların korunması, saklanması, sıralanması için yerleştirildikleri amüminyum, paslanmaz çelik ya da yoğruktan, yassı ve yuvarlak kap. (Ayrıca, bir makaralık film taşıdığından, makara gibi film uzunluk birimi olarak da kullanılır. Bir kutu film, 35 mm'lik fimlerde, 1.000 ayaktır (yaklaşık 300 m).

İngilizce'de Kutu ne demek? Kutu ingilizcesi nedir?:

box, can, tin, spool box, boite

Kutu hakkında bilgiler

Kutu; çoğunlukla düz bir tabanı ve kapağı bulunan; genellikle küp veya dikdörtgenler prizması şeklinde üretilmiş kap. Bununla birlikte gündelik kullanımda, çok farklı amaçlarla kullanılan, pek çok farklı geometrideki nesne de tanımlama kolaylığı açısından kutu olarak adlandırılır. Kutular çoğunlukla tahta, metal, karton ya da plastik gibi sert ve dayanıklı malzemelerden üretilir. Çoğunlukla nesneleri taşımak ya da muhafaza etmek için kullanılır.

 

Kutu sözcüğü Türkçeye Rumcadan geçmiştir.

Kutu ile ilgili Cümleler

  • Ali kutuyu açamadı.
  • Onu kırmadan bu kutuyu açamam.
  • Kutu açık va boştu.
  • Kutu bir Mezepotamya heykeli içermektedir.
  • Bu kutu neredeyse boş.
  • Kutu bir çocuğun taşıması için yeterince hafif.
  • Kutu ağır.
  • Kutu ağırdır.
  • Bu kutuyu buraya bırakmak istiyorum.
  • Kutu bazı eski mücevherler içeriyor.
  • Ali ağır bir kutuyu taşıyarak binaya girdi.
  • Ali kutuları duvarın önüne yığdı.
  • Ali kutunun içine dikkatle baktı.
  • Kutu, ahşaptan yapılmış.

Kutu kısaca anlamı, tanımı:

Tahta : Sebze bahçelerinde ayrılan küçük yer. Bu ağaçtan yapılmış. Çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası. Bu malzemeden oluşmuş yüzey, döşeme, ağaç. Çimlenen tohumlar için bahçede hazırlanan uzun tarh. Kara tahta.

Plastik : Isı ve basınç etkisiyle biçim verilen, organik veya sentetik olarak yapılmış olan madde. Bu maddeden yapılan.

 

Genel : Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne). Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan. Bir genelleme sonucunda elde edilen. Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi.

Kutu gibi : Küçük fakat kullanışlı ve şirin.

Kutu kutu : 1'den 10'a kadar sayıların gizlice yazılıp tahmin edilmesine dayanan ve iki çocuk arasında oynanan bir oyun.

Camekanlı kutu : Televizyon.

Kapalı kutu : Niteliği gizli kalan. İçindekini belli etmeyen, sır saklayan (kimse).

Karakutu : Uçaklarda pilotların konuşmalarını ve kuleden gelen mesajları alıp saklayan araç.

Kara kutu : Bir kişinin bütün sırlarını bilen kimse, sırdaş.

Akıl kutusu : Çok akıllı, zeki kimse.

Batarya kutusu : Bataryanın bütün olarak taşınmasını sağlayan sandık.

Boya kutusu : İçine çeşitli renkli kalemleri ve fırçaları koymaya yarayan kutu.

Ecza kutusu : Evlerde, otomobillerde ilaçların konulduğu kutu.

Kalem kutusu : İçine kalem konulan küçük kutu, kalemlik.

Mücevher kutusu : Mücevherlerin saklandığı küçük kapalı kutu, mücevher mahfazası.

Posta kutusu : Postanelerde veya halkın kolayca ulaşabileceği yerlerde bulunan mektup, kart vb. haberleşme evrakının konulduğu özel kutu.

Sorgu kutusu : Genel Ağ'da sorgulanacak, aranacak sözün yazıldığı küçük kutu.

Şikayet kutusu : Öneri ve şikâyetlerin ilgili yerlere ulaştırılması için belli yerlere konulmuş olan kutu, yakınma kutusu.

Vites kutusu : Motorlu taşıtlarda, şanzımana yön veren dişlilerin bulunduğu yuva.

Yağ kutusu : Makine ve otomobil aksamında yağ gereksinimini karşılayan kutu.

Yakınma kutusu : Şikâyet kutusu.

Zemberek kutusu : Zembereği muhafaza etmek için yapılmış olan kutu.

Kutucu : Kutu yapan veya satan kimse.

Kutuculuk : Kutucunun işi.

Kutulama : Kutulamak işi.

Kutulamak : Kutuya yerleştirmek, kutuya koymak.

Kutulanış : Kutulanma işi.

Kutulanma : Kutulanmak işi.

Kutulanmak : Kutulama işi yapılmak.

Kutulayış : Kutulama işi.

Kutulu : Kutusu olan.

Kutulu telefon : Halkın kullanımına sunulan, para, jeton veya manyetik özelliği olan, kartla çalışan telefon, ankesörlü telefon.

Kutup : Elektrik akımını oluşturan gerilim ayrılığının en yüksek dereceyi bulduğu iki noktadan her biri. Yer yuvarlağının, Ekvator'dan en uzak olan yer ekseninin geçtiği varsayılan iki noktasından her biri. Bir konuda yüksek bilgisi ve yetkisi olan kimse. Bir mıknatıs demirinin iki ucundan her biri. Gök küresinin, dolayında döndüğü varsayılan eksenin iki ucundan her biri. Birbiriyle karşıt olan şeylerden her biri.

Kutup bozkırı : Tundra.

Kutup engel : Bir pilde elektromotor kuvveti düşüren polarma olayına karşı gelmek ve elektrik akımının durmasını önlemek için kullanılan kimyasal maddelerden her biri.

Kutup iklimi : Sıcaklığın yıl boyunca 0 ºC'nin altında, yağışın az ve kar biçiminde olduğu bir iklim türü.

Kutup yıldızı : Gök küresinin kutbuna en yakın olan Küçükayı denilen takımyıldızın en ucunda bulunan, kuzeyi belirleyen durağan yıldız, Demirkazık, Kuzey Yıldızı.

Kutuplanma : Kutuplanmak işi, polarizasyon.

Kutuplanmak : Pusula ibresi kutba doğru yönelmek. İki kutupta toplanmak.

Kutuplaşma : Kutuplaşmak işi.

Kutuplaşmak : Bir toplulukta düşünce, görüş, sosyal ve siyasal konum ve tavır olarak iki karşıt grupta yoğunlaşmak.

Kutupsal : Kutupla ilgili.

Kutur : Daire ve kürede çap. Köşegen.

Açtırma kutuyu söyletme kötüyü : "kendin hakkındaki kötü düşüncelerimi veya bildiklerimi bana söyletme" anlamında kullanılan bir söz.

Dolay kutupsal : Kutup yakınında olan.

Katır kutur : Sert duruma gelmiş, sertleşmiş, katur kutur. Sert ve kaba ses çıkararak, katur kutur.

Katur kutur : Katır kutur.

Nısıf kutur : Yarıçap.

Pozitif kutup : Elektrik yükü artı (+) olan kutup.

Zıt kutup : Farklı durum ve yapıda olan (kimse).

İnce : Aşırı özen gerektiren, kaba karşıtı. Akışkanlığı çok olan, yoğun ve koyu olmayan (sıvılar). Düşünce, duygu veya davranış bakımından insanın sevgi ve saygısını kazanan, zarif, kaba karşıtı. Zayıf. İyiden iyiye, enikonu, ayrıntılı. Hafif, gücü az. Ayrıntılı. Kendi cinsinden olanlara göre dar ve kalınlığı az olan, kalın karşıtı. Taneleri ufak, iri karşıtı. Tiz (ses), pes karşıtı.

Mukavva : Kalın karton.

Teneke : Bu kabın aldığı miktarda olan. Yumuşak çelikten yapılmış üzeri kalay kaplı ince sac. Bu sacdan yapılan, yaklaşık yirmi litre hacmindeki kap. Bu sacdan yapılmış.

Kapaklı : Kapağı olan.

Miktar : Bir şeyin ölçülebilen, sayılabilen veya azalıp çoğalabilen durumu, nicelik. Ölçü.

Elektrik : Bu enerjiden elde edilen aydınlanma. Çarpıcılık, cazibe, canlılık. Bu enerjinin gündelik hayatta kullanılan biçimi. Fiziğin, bu enerji ile oluşan olaylarını inceleyen kolu. Maddenin elektron, pozitron, proton vb. parçacıklarının hareketleriyle ortaya çıkan enerji türü.

Telefon : Birbirinden uzakta bulunan kişilerin konuşmasını sağlayan aygıt. Konuşmaları ileten ve yansıtan düzenek.

Çoğunluk : Sayı üstünlüğü, ekseriyet, azınlık karşıtı.

Bu : En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz. Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz.

Kabın : Gemilerde, uçaklarda, uzay gemilerinde küçük bölme. Küçük, özel bölme. Plajda soyunma yeri. Uçakta yolcuların oturduğu bölüm.

Kutu çarpımı : Kutu topolojisi ile birlikte çarpım kümesi.

Kutu çizimler : Verilerin nasıl dağıldığı ve doğası hakkında bilgi edinmek için yararlanılan bir grafik yöntemi.

Kutu doldurma oranı : Konserve kutusunun doldurulan hacminin kutu su kapasitesine yüzde oranı.

Kutu fırın : Kutu biçiminde olan, doğrudan ya da dolaylı ısıtmalı fırın.

Kutu fırında tavlama : Kutu fırında yapılan tavlama işlemi.

Kutu kapağı : Tahıl ölçmekte kullanılan bir ölçek.

Kutu kurumak : Ödü patlamak, çok korkmak.

Kutu sahne : [Bakınız: çerçeve sahne] Rönesans'ta ortaya çıkan, Barok döneminde gelişen, XVIII. yüzyılda iyice yayılan, bugün de en yerleşmiş sahne biçimidir: Üç duvarı kutu gibi kapalı, dördüncü duvarı seyirci salonuna sahne ağızı çerçeveli olan ve bir perde ile açılan sahne biçimi, (bk. çerçeve sahnesi.)

Kutu topolojisi :

Kutucu usta : Sarayın harem bölümündeki sultanlarla kadın ve ikballerin giyim ve süslenmeleriyle ilgili karavaş.

Diğer dillerde Kutu anlamı nedir?

İngilizce'de Kutu ne demek? : [Kutu] adj. canned

n. box, case, chest, carton, bin, can, cassette, cartridge, coffer, repository

Fransızca'da Kutu : boîte [la], coffret [le], étui [le], boîtier [le], caisse [la]

Almanca'da Kutu : n. Dose, Kasten, Kiste, Schachtel

Rusça'da Kutu : n. коробка (F), короб (M), ящик (M), ларец (M), ларчик (M), банка (F), пакет (M), тара (F), контейнер (M)