Kuyu nedir, Kuyu ne demek

  • Su katmanına varıncaya kadar derinliğine kazılan, genel olarak silindir biçiminde, çevresine duvar örülen, suyundan yararlanılan çukur.
  • İçinden çıkılamayan durum ya da yer.
  • Toprağa kazılan derince çukur
  • Yer altındaki iş yerlerine ulaşmak için açılmış ve kesit boyutları derinliğine oranla sınırlı, düşey veya düşeye yakın bağlantı yolu.

"Kuyu" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Kireç kuyusu."
  • "Kahveci Salih eğilmiş, az evvel sarkıttığı gazozları kuyudan çıkarıyordu." - H. Taner

Coğrafya'daki terim anlamı:

Yeraltı suyundan yararlanmak üzere insan eliyle açılmış, genellikle çember biçiminde, az çok derin çukur.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

[guyi]: Derinliği 6-7 m., çapı 1.5 m. buğday saklama kuyusu. (Yurtbeyi *Çankaya -Ankara) [guyi] : (Kırçiçeği *Susuz -Kars)

İngilizce'de Kuyu ne demek? Kuyu ingilizcesi nedir?:

well

Almanca'da Kuyu ne demek?:

schacht

Fransızca'da Kuyu ne demek?:

puits, puit

Kuyu tanımı, anlamı:

Kuyu açmak : Kuyu yapmak.

Kuyu gibi : Çok derin (yer). basık ve karanlık (yer).

Kuyudan adam çıkarmak : Unutulmaktan kurtarmak. olumsuz, uygunsuz veya yasal olmayan bir duruma son vererek birini haklarına kavuşturmak.

Kuyusunu kazmak : Birinin yıkımına çalışmak, kötü duruma düşmesini istemek.

 

Kuyu anası : Öcü, umacı.

Kuyu bileziği : Su kuyusunun ağzına oturtulan silindir biçiminde taş.

Kuyu fındığı : Yeşilken toprağa gömülerek ayrı bir çeşni verilen fındık.

Kuyu kebabı : Toprak altında özel olarak kazılıp hazırlanmış kuyuda pişirilen çebiç veya kuzu etinden yapılmış olan kebap.

Kuyu suyu : Kuyudan çıkarılan, genellikle sulamada kullanılan su.

Kuyu topuğu : Kuyunun yapısını, kuyu başındaki tesisleri, çökme sırasında oluşabilecek hasara veya zarara karşı korumak amacıyla kuyu çevresinde bırakılan güvenlik topuğu.

Ana kuyu : Bir ocakta ana çıkış ve havalandırmada kullanılan kuyu.

Dipsiz kuyu : Sonuç alınmayan. Sonu gelmeyen.

İç kuyu : Yer altında, ocak katları arasında bulunan ve ağzı yer üstüne açılmayan kuyu türü.

Kör kuyu : Suyu kurumuş, su çıkmayan, susuz kuyu.

Kuru kuyu : Pis suyun toprak altına sızdırılmasında kullanılan, duvarları harçsız kuyu.

Artezyen kuyusu : Artezyen.

Gayya kuyusu : Karmaşık işlerin döndüğü yer veya çok çapraşık durum, gayya.

Kar kuyusu : Yazın kullanılmak üzere içinde kar saklanan kuyu, karlık.

Kireç kuyusu : İçinde kireç söndürülen geniş çukur.

Kurt kuyusu : Dibine ucu sivri bir kazık çakılmış ve koni biçiminde kazılmış, tuzak olarak kullanılan derin çukur.

Maden kuyusu : Maden ocağı.

Sondaj kuyusu : Sondaj çalışmalarının yapıldığı kuyu.

Kuyucak : Aydın iline bağlı ilçelerden biri.

Kuyucu : Özel olarak açılan kuyulara inerek lüle taşını çıkaran kimse. Kuyu kazmayı iş edinmiş kimse.

Kuyuculuk : Kuyucunun yaptığı iş.

Kuyudat : Resmî defterdeki kayıtlar.

Kuyum : Değerli metal ve taşlardan yapılmış olan süs eşyası.

 

Kuyumcu : Değerli metal ve taşlardan bilezik, küpe vb. süs eşyası yapan veya satan kimse, sarraf, mücevherci, cevahirci.

Kuyumcu terazisi : Hassas terazi.

Kuyumculuk : Kuyumcunun işi ve zanaatı, mücevhercilik, cevahircilik.

Bir deli kuyuya bir taş atar kırk akıllı çıkaramazmış : "bir insan bazen akla ve mantığa sığmayan bir iş yapar; yapılmış olan iş, hiçbir kurala uymadığı için pek çok akıllı insan bunu düzeltmeye çalışır, fakat başaramaz" anlamında kullanılan bir söz.

Çay kenarında kuyu kazmak : Elde, amaca ulaşılacak bol araç varken emek harcayarak başka yollar aramak.

El için kuyu kazan evvela kendisi düşer : "başkasına tuzak hazırlayan kimse, bu tuzağa ondan önce kendisi düşer" anlamında kullanılan bir söz.

İğne ile kuyu kazmak : Yetersiz araçlarla, sürekli ve sabırlı bir biçimde çalışıp çok güç olan veya çok ağır yürüyen bir işi başarmaya çalışmak.

İpiyle kuyuya inilmez : "kendisine güvenilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Kayıt kuyut : Kayıtlı bulunma durumu.

Kazma elin kuyusunu kazarlar kuyunu : "sen başkasına kötülük yapma yolunu tutarsan başkası da sana kötülük yapma yolunu tutar" anlamında kullanılan bir söz.

Kendi kuyusunu kendi kazmak : Kendine zarar verecek davranışta bulunmak.

Zemzem kuyusuna işemek : Ünlü olsun, adı anılsın diye herkesi iğrendirip kızdıran kötü bir iş yapmak.

Katman : Birbiri üzerinde bulunan yassıca maddelerin her biri, tabaka. Bir toplum içinde makam, şöhret, meslek vb. bakımdan ayrılan topluluklardan her biri, tabaka. Altında veya üstünde olan kayaçlardan gözle veya fiziksel olarak az çok ayrılabilen, kalınlığı 1 santimetreden az olmayan tortul kayaç birimi, tabaka.

Derin : Dibi yüzeyinden veya ağzından uzak olan. Yüzeyden içeri inen. Yoğun. Dip. Uzun süren. Kendi türünde çok gelişmiş, en ileri durumda olan. İçten gelen. Ayrıntılı.

Kazıl : Kıldan bükülmüş, çuval dikmekte kullanılan ip, sicim.

Genel : Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne). Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan. Bir genelleme sonucunda elde edilen. Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi.

Silindir : Motorlu taşıtların motorunda pistona güçlü bir itiş sağlamak için gaz karışımının yandığı veya patladığı yer. Yol yapımında toprağı sıkıştırarak düzleştirmek için kullanılan genellikle motorlu araç. Alt ve üst tabanları birbirine eşit dairelerden oluşan bir nesnenin eksenini dikey olarak kesen, birbirine paralel iki yüzeyin sınırladığı cisim, üstüvane. Silindir şapka. Metalleri inceltme, kumaşları parlatma, kâğıt üzerine baskı yapma vb. işler için sanayide kullanılan merdane, silindir makinesi.

Biçim : Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Herhangi bir şeyin benzeri. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Tarz. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Biçme işi.

Çevre : Bir birimden önce veya sonra gelen aynı türden birimlerin tümü, bunların oluşturduğu küçük grup, kontekst. Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar, muhit. Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam. Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi. Aynı konu ile ilgisi bulunan kimselerin tümü, muhit. Hayatın gelişmesinde etkili olan doğal, toplumsal, kültürel dış faktörlerin bütünlüğü. Bir şeyin yakını, dolayı, etraf, periferi. Yağlık.

Derince : Kocaeli iline bağlı ilçelerden biri. Biraz derin.

Çukur : Çene ve yanaktaki gamze. Çevresine göre aşağı çökmüş olan yer. Mezar.

Durum : Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Duruş biçimi, konum, tavır. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Yer : Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Durum, konum. Ülke. Önem. Durum, konum, vaziyet. Gezinilen, ayakla basılan taban. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. İz. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Görev, makam. Yerküre.

Kuyu fırın : Yükleme ve çıkarma işlemi üstten yapılan, kapağı üstte olan ısıl işlem fırını. (Genellikle yere kazılan kuyularda kurulur.)

Kuyu fırın eşitlemesi : Mekanik işlemlerden önce, tomrukların sıcaklığını, yüzeyde ve tomruk içinde eşit düzeye getirmek için yapılan ısıl işlem.

Kuyu kapağı : Çukur fırınların ağızlarını örten kapak.

Kuyu yatağı seviyesi : (coğrafya)

Kuyualan : Balıkesir ili, Ertuğrul nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kuyualanı : Balıkesir ilinde, Gömeç belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kuyubaşı : Ankara ili, Çamlıdere ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer. Batman şehrinde, merkez ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Bilecik ili, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer. Burdur kenti, Kocaaliler nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Hatay kenti, Karbeyaz bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Konya şehrinde, Turgut bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kuyubeli : Adana şehri, Kozan belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Kuyucakkarapınar : Manisa kenti, Demirci ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Kuyucakpınar : Sinop ili, Boyabat belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Kuyu ile ilgili Cümleler

  • Bugün kendimi iyi hissetmiyorum. Hep o kuyu suyu yüzünden.
  • Ali ve ben bir kuyu kazmaya başlamayı planlıyoruz.
  • O bir kuyudaki bir kurbağa gibi.
  • Kuyu kuruyuncaya kadar asla suyun değerini bilmeyiz.
  • Kuyu kazdın benim için, kendin düştün.
  • Ali kuyumcuyu öldürdü.
  • Bu kuyu çok derin.
  • O yerel bir kuyumcudan çaldığı bir yüzükle kız arkadaşına evlenme teklif etti.
  • Kuyu derin mi?
  • Kuyu kuru.
  • Bu kuyu asla kurumaz.
  • Kuyu kurudu.
  • Kuyuda hiç su yok.
  • Kuyuda az su vardı.

Diğer dillerde Kuyu anlamı nedir?

İngilizce'de Kuyu ne demek? : [Kuyu] n. well, pit, shaft, bore, coalpit, draw well

Fransızca'da Kuyu : puits [le]; (maden) bure [le]

Almanca'da Kuyu : n. Bohrloch, Brunnen, Schacht, Ziehbrunnen

Rusça'da Kuyu : n. колодец (M), скважина (F), кладезь (M), шахта (F), яма (F)