Matter of türkçesi Matter of nedir

  • Bir sorunun.
  • Neden.
  • Sorunu.
  • Bir konunun.

Matter of ile ilgili cümleler

English: As a matter of fact, he doesn't agree with me.
Turkish: Aslında o benimle aynı fikirde değil.

English: As a matter of fact, he did it by himself.
Turkish: Aslında onu kendisi yaptı.

English: As a matter of fact, he knows nothing about it.
Turkish: Aslında onun hakkında hiç bir şey bilmiyor.

English: Ali is not a lazy boy. As a matter of fact, he works hard.
Turkish: Ali tembel bir çocuk değildir, İşin aslına bakarsanız, o çok çalışır.

English: As a matter of fact, bankruptcy is inevitable.
Turkish: İşin dorusu iflas kaçınılmaz.

Matter of ingilizcede ne demek, Matter of nerede nasıl kullanılır?

Matter : Bilinçten bağımsız olarak var olan ve bilinçte yansıyan nesnel gerçekliği anlatan bir felsefe kavramı. Yazılı belge. Önem taşımak. Yazılı şey. İçerik. İş. Fizik, kimya, sosyoloji alanlarında kullanılır. Aksilik. İltihaplanmak. Neden.

Of : Karşı. Hakkında. Den. -li. Li. -den. -dan. In. -in. Nin.

Matter of conscience : Vicdan meselesi.

Matter of course : Kaçınılmaz son. İşin doğal gidişine. Tabii bir şey. Kaçınılmaz sonuç. Belli sonuç. Olağan iş.

Matter of death and life : Ölüm-kalım meselesi.

Matter of dispute : İhtilaf mevzuu. Uyuşmazlık konusu. İhtilaf konusu.

 

Matter of fact : Soğukkanlı. Maddi. Duygusuz. Maddi konu. İspatı gereken konu. Bir muamma. Olgu. Üzerinde tartışma yaratan mesele. Gerçekçi. Vaka.

İngilizce Matter of Türkçe anlamı, Matter of eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Matter of ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Factor : Kahya. Tambölen. Eleman. Bir olayın oluşumunu etkileyen değişkenlerden her biri. Alacaklandırıcı. Öğe. Bilgisayar, biyoloji, eğitim, fizik, iktisat, veterinerlik alanlarında kullanılır. Faktör. Etken. Vadeli satış yapan firmaların her türlü mal ve hizmet satışından doğan haklarını devralan finansal kuruluş.

Inducements : Birini kandırmak için verilen şey. Yönlendirme. Sebep. Teşvik. İkna. Rüşvet verme. Kandırma. Saik. Vesile.

Incentive : Teşvik. Sevk-i ilahi. Dürtü. Teşvik etme. Saika. Güdü. Belirli bir iktisadi veya sosyal amaca ulaşabilmek için maddi destek ve hukuki kolaylıklar biçiminde verilen ödül. İsteklendirme. Mükafat.

A matter of : Meselesi.

Causatively : Nedensel olarak.

Inducement : Vesile. Saik. Bir bilgi alışveriş sürecinde bilgi verenin katılımını sağlamak üzere, özellikle yazışmalı bir soruşturuda kendilerine soru çizinliği gönderilmiş olanların çizinliği yanıtlayarak geri göndermelerini kolaylaştırmak üzere kullanılan ve güdüleyici öğelerle yaratılan benimseme durumu. Özendirme. İkna. Birini kandırmak için verilen şey. Sebep. Yönlendirme. Güdü. Kandırma.

Cases : Kap. Hukuksal olay. Durum. Olay. Hasta. Sorun. Çanta. Delil. Kovan. Görüş.

Motive : Tepki ve davranışları devindiren iç ve dış etki. Genel anlamda gerek bilinçli, gerek bilinçsiz olarak davranımı doğuran, devamını sağlayan ve ona yön veren herhangi bir içtepi, itki ve tavır. organizmanın, belli bir amaca göre, birbirine bağlı bir dizi davranım göstermesini gerekli kılan gereksinim. bir etkinlik ya da eylemin gizli nedeni. kaynağı, dürtüde olduğu gibi, duygulanım olmayıp us olan neden. Yönlendirmek. Kaynağı, dürtüde olduğu gibi duygu olmayıp us olan neden. Motif. Motive etmek. Sebep. Dürtü. Sevk-i ilahi.

 

Causa : Taban, temel, neden. Güdü (latince). Sebep. Kauza.

Cause : Doğurmak. Sebebiyet vermek. Yol açmak. Olaylar arasındaki bağımlılık ya da birlikte değişme ilişkisinde bağımsız ve belirleyici konumda olan etken. bk. sonuç. Sebep vermek. Dava. Belli bir etki, bir devinim ya da değişime yol açan şey, bir olaya zorunlu olarak öngelen koşul. Sebeb.

Matter of synonyms : grounds, forwhy, case, causation, motivation, matter.