Menzil nedir, Menzil ne demek

Menzil; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Yolculukta dinlenmek amacıyla durulan yer, konak.
  • At değiştirmek veya konaklamak için kervanların ve posta tatarlarının indikleri bina veya han.
  • Bir merminin ulaşabildiği uzaklık, erim (I)
  • İki konak arasındaki uzaklık.
  • Bir günlük yol.
  • Ok atma yarışlarında erişilen mesafe.
  • Ordunun cephe gerisi işlerinin bütünü.

"Menzil" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Sonra yine menzil ölçülmüş, yeni bir rekor kırdığı anlaşılmıştır." - S. Birsel
  • "Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana / Biz menzile vararak atları çektik hana" - F. N. Çamlıbel
  • "Ne yedi ne içti, bir menzil subayının bütün gayreti ile çalıştı." - F. R. Atay
  • "Top menzili."

Tarih'teki anlamı:

Bir günlük yürüyüş (ortalama sekiz saat) ile alınabilen yol uzunluğu, iki konak arası yol: Ankara-Eskişehir arası 6 menzildir.

At değiştirmek ya da konaklamak üzere kervanların ve posta tatarlarının indikleri bina, han.

Erim: top menzili, ok menzili.

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Adıyaman kenti, Akıncılar bucağına bağlı bir yer.

Menzil tanımı, anlamı:

Menzil atmak : Ok atma yarışlarında rekor kırmak.

Menzil beygiri gibi koşmak : Durup dinlenmeden çalışmak.

Menzil dikmek : Atılan ok ile kırılan rekorun yerini belirten taş dikmek.

 

Menzilci : Uzak yerlere menzil beygirleriyle giden posta tatarı.

Menzile : Aşama, kerte, yükseklik derecesi.

Acele ile menzil alınmaz : "ivmekle daha çabuk sonuç alınır sanılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Boş ite menzil olmaz : "aylak kimsenin yeri yurdu belli değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Yolculuk : Ülkeden ülkeye veya bir ülke içinde bir yerden bir yere gidiş veya geliş, gezi, seyahat, sefer. Herhangi bir taşıtla bir yere gidip gelme. Bu gidiş gelişte geçen süre.

Dinlenmek : Güç kazanmak için çalışmaya ara vermek, yorgunluğunu gidermek, soluklanmak, istirahat etmek. Bazı yiyecek ve içecekleri, tadını arttırma, kolay pişmesini sağlama vb. sebeplerle bir süre bekletmek. Dinleme işine konu olmak. Önemsenmek, öğüdü yerine getirilmek.

Konak : Konakçı. Gözde oluşan ince tabaka. Vali, kaymakam gibi yüksek dereceli devlet görevlilerinin resmî konutu. Araba veya hayvanla bir günde alınan yol. Büyük ve gösterişli ev. Yolculukta geceyi geçirmek için inilen, konaklanılan yer. İzmir iline bağlı ilçelerden biri. Kundak çocuklarının başlarında görülen kepek tabakası.

Uzaklık : İki nokta arasındaki uzay ölçümü, mesafe. Uzak olma durumu, ıraklık.

Günlük : Üzerinden gün geçmiş veya geçecek. O günkü, o günle ilgili. Tütsü için kullanılan bir tür ağaç sakızı. Günü gününe tutulan anı yazısı veya bu yazıları içine alan eser, günce. Her gün yapılan, her gün yayımlanan, her gün çıkan. Günü gününe tutulan hatıra, günce, muhtıra.

 

Mermi : Ateşli silahlarla atılan patlayıcı ve delici madde, kurşun.

Ordu : Bu topluluğun başlıca bölümlerinden her biri. Çok sayıda insan, kalabalık. Bir devletin silahlı kuvvetlerinin tümü. Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan illerinden biri. Amaç, nitelik vb. yönlerden benzeyen insanların bütünü.

İki : Birden sonra gelen sayının adı. Birden bir artık. Bu sayıyı gösteren 2 ve II rakamlarının adı.

Bir : Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Aynı, benzer. Bu sayı kadar olan. Eş, aynı, bir boyda. Sayıların ilki. Ancak, yalnız. Tek. Beraber. Sadece. Bir kez.

Yol : İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer. Hile, tuzak. Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan. Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik. Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi. Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi. Kumaşta bulunan çizgi. Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik. Gaye, uğur, maksat. Gidiş çabukluğu, hız. Kez, defa. Yolculuk. Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer. Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem.

Cephe : Yerde veya daha yükseklerde sıklık, sıcaklık bakımından iki ayrı hava yığınının karşılaştıkları yer. Yan, yön, taraf. Farklı ısıdaki iki su kütlesi arasındaki sınır. Belli bir düşünce, istek çevresinde sağlanan beraberlik. Üzerinde savaşın sürdüğü bölge. Bir şeyin veya yapının ön tarafta bulunan bölümü.

Ok : At arabası, kağnı vb. araçlarda koşum hayvanlarının bağlandığı ağaç. Yayla atılan, ucunda sivri bir demir bulunan ince ve kısa tahta çubuk. Yön göstermek amacıyla belli yerlere konulabilen, oka benzer işaret. Bir dairede bir kirişin ortasında bu kirişi gören yayın ortasına indirilen doğru parçası.

Atma : Atmak işi.

Mesafe : Ara, aralık, uzaklık. Uzaklık. İlişkilerde çok içten olmama durumu, resmiyet.

Menzil atları : Posta tatarlarının yorulmuş atlarının yerini almak üzere, menzillerde bekletilen yedek atlar.

Menzil bozmak : Ok atma yarışında önaşamı kırmak.

Menzil emini : Osmanlı devletinde, yollarda ve konak yerlerinde askerin yiyeceğini sağlamakla yükümlü görevli.

Menzil taşı : Önaşam okunun düştüğü yere dikilen taş. Ok atma talimleri yapılan alan. Ok atılınca düştüğü yere dikilen taş

Menzil ile ilgili Cümleler

  • Onlar işitme menzili içinde.
  • Acele ile menzil alınmaz.
  • O evimin işitme menzilinde yaşıyor.

Diğer dillerde Menzil anlamı nedir?

İngilizce'de Menzil ne demek? : n. halting place, range, shot, stage, carry, compass, gunshot, reach, rifle range, rifle shot

Fransızca'da Menzil : étape [la], rayon d'action, portée [la], relais [le]

Almanca'da Menzil : n. Reichweite, Tragweite

Rusça'da Menzil : n. стоянка (F), гостиница (F), перегон (M), дальность (F), дистанция (F), дальнобойность (F)