Merkez nedir, Merkez ne demek

Merkez; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Bir bölgenin veya kuruluşun yönetim yeri
  • Biçim, tarz.
  • Bir işin öğretildiği yer.
  • Bir kapalı eğrinin veya bazı çokgenlerde köşegenlerin kesişme noktası.
  • Bir dairenin veya bir küre yüzeyinin her noktasından aynı uzaklıkta bulunan iç nokta, özek.
  • Belirli bir yerin ortası.
  • Polis karakolu.
  • Bir işin yoğun olarak yapıldığı yer.

"Merkez" ile ilgili cümle

  • "Şehir merkezi."
  • "Sizi merkezimize gönderip tevkif ettireceğim." - A. Gündüz
  • "Daire merkezi. Küre merkezi."
  • "Er eğitim merkezi."

Yerel Türkçe anlamı:

Mahkeme çağrı kâğıdı.

Hukuki terim anlamı:

özek.

Matematik terimi olarak kelime anlamı:

[Bakınız: grubun merkezi]

Simetri merkezi, bir çemberin merkezi veya bir düzgün çokgenin çevrel çemberinin merkezi. Elips'in, elipsoid'in, hiperbol'ün, hiperboloid'in merkezi.

Orta Öğretim alanındaki anlamı:

[Bakınız: özek]

İngilizce'de Merkez ne demek? Merkez ingilizcesi nedir?:

center

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Sakarya ili, merkez ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Merkez hakkında bilgiler

Merkez, geometride bir cismin tam ortasındaki noktadır.

Kare, eşkenar dörtgen, dikdörtgen, paralelkenar gibi simetrik nesnelerin merkezi köşegenlerin kesiştiği noktadır.

Merkez ile ilgili Cümleler

 
  • Polis Dan'ı alışveriş merkezine kadar izledi.
  • Ben nadiren alışveriş merkezine giderim ama dün gittim.
  • Merkezi Haberalma Teşkilatı hakkında ne biliyorsun?
  • Merkezi ısıtma kışın yeterince ısıtıyor mu?
  • Kent merkezine ulaşmak için hangi otobüs veya trene binebileceğimi bana söyleyebilir misin?
  • Ali arkadaşları ile birlikte kent merkezine gitti.
  • Merkezi Çin'de Yangtze nehri boyunca şehirler ve taşra 50 yıldan daha fazla bir süredir ülkenin en kötü kuraklığı ile boğuşuyor.
  • Merkezin hedefi, diğer ülkelerden gelen gençleri belli bir zaman aralığında eğitmek olmalıdır.
  • Merkezi haber alma teşkilatı seni izliyor.
  • Burak evrenin merkezi olduğuna inanıyor.
  • Merkezî sinir sistemi dört organdan oluşur.
  • Ali kendisinin evrenin merkezi olduğunu düşünür.
  • Merkezî sinir sistemi beyin, beyincik, omurilik soğanı ve omurilikten oluşur.
  • Milattan önce 384 ve 322 yılları arasında yaşamış olan Aristo, Dünya'nın yuvarlak olduğuna inanıyordu. Dünya'nın evrenin merkezi olduğu; Güneş'in, Ay'ın ve bütün sabit yıldızların da onun çevresinde döndüğü görüşündeydi.

Merkez anlamı, kısaca tanımı:

Orta : Bir olayın, içinde gerçekleştiği yer. Bir şeyin eşit olarak ayrılabileceği bölüm. Bir şeyin kenarlarından merkeze doğru yaklaşık olarak aynı uzaklıkta olan yer. Ne uzun ne kısa, midi. Çankırı iline bağlı ilçelerden biri. Orantı. Ne büyük ne küçük, midi. Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde geçer not ile iyi arasındaki derece. Sorunların çözümünde aşırılıklardan kaçınan, ölçülü bir yöntem izleyen. Başlangıcı ile bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre. Futbolda oyunculardan birinin, topu, kale ağzında duran arkadaşlarına havadan yollamak için yaptığı vuruş. İki karşıt nitelik veya durum arasında bulunan, tutarlı, ılımlı, vasat. Yeniçeri Ocağında tabur. İyi ile kötü arasındaki durum. Her iki yanında kendi türünden aynı nitelikte nesneler, durumlar bulunan. Defterde, bir araya getirilmiş belli sayıda yaprakların oluşturduğu bölümlerden her biri.

 

Köşegen : Bir çokgende ardışık olmayan veya birçok yüzlüde aynı düzlem üzerinde bulunmayan iki köşe arasına çekilen çizgi, kutur, diyagonal.

Nokta : Çok küçük boyutlarda işaret, benek. Cümlenin bittiğini anlatmak için sonuna konulan, küçük benek biçimindeki noktalama işareti (.). Hiçbir boyutu olmayan işaret. Orta nokta. Nöbetçi bulunan yer. Konu, konu ile ilgili önemli bölüm. Sınır, derece, radde. Bazı harflerin üzerine konulan ufak işaret. Yer. Nöbetçi, gözcü, bekçi.

Merkez açı : Köşesi çemberin merkezinde bulunan açı.

Merkezkaç : Merkezden uzaklaşan, santrifüj.

Merkez parti : Görüş açısından uç noktalarda olmayan siyasi kuruluş.

Merkez üs : Deprem ortası.

İç merkez : Depremin başladığı yer olarak kabul edilen nokta.

Ağırlık merkezi : Bir cismin bütün noktalarına ayrı ayrı etki yapan yer çekimi kuvvetlerinden oluşmuş tek kuvvet durumundaki bileşkenin uygulama noktası. Bir işin en önemli bölümü.

Deprem merkezi : Depremin oluştuğu odak nokta ve yayıldığı yer.

Etkinlik merkezi : Konserlere, konferanslara elverişli dinleme salonu, oditoryum.

Haber merkezi : Bir yayın organının haberleri derleyip toparlamak ve değerlendirmekle sorumlu ve yükümlü haber birimi.

İletişim merkezi : Bildirişim ve haberleri toplama ve değerlendirme bürosu.

İndirim merkezi : Mağazaların seri sonu mallarını ucuz olarak sattığı alışveriş yeri.

İş merkezi : Bir ticaret ortaklığının yönetildiği yer. Birçok satış merkezinin bir arada bulunduğu yer, plaza. Belli bir ürünün bütün çeşitleriyle sergilendiği ve satışının yapıldığı yer, plaza. İş yerlerinin yoğun olduğu bölge.

Konuşma merkezi : Beynin, konuşma işlevini denetleyen bölümü.

Kültür merkezi : Kültüre ve kültürün gelişimine hizmet etmek amacıyla kurulmuş opera, tiyatro, sergi vb. etkinliklerin yapıldığı yer, kültür sarayı, kültür sitesi.

Mükemmeliyet merkezi : Çeşitli bilim ve endüstri alanlarında araştırma geliştirme çalışmalarının merkezîleştirilmesi amacıyla kurulan birim.

Moral eğitim merkezi : Kurum ve kuruluşlarda moral eğitiminin verildiği yer.

Ordu merkezi : Ordu karargâhının bulunduğu yer.

Sağlık merkezi : Sağlık işlerinin topluca görüldüğü yer.

Satış merkezi : Bir malın satıldığı ana merkez.

Tam bakım merkezi : Tam bakımın yapıldığı yer.

Ticaret merkezi : Çeşitli ürünlerin ve malların pazarlandığı, ticari ilişkilerin kurulduğu yer.

Yerleşim merkezi : İl, ilçe, köy gibi halkın bir arada yaşadığı yerler, yerleşim alanı, meskûn mahal.

Dış merkezli : Dış merkezlikle ilgili olan, eksantrik.

Eş merkezli : Merkezleri aynı olan (iki veya daha çok şekil).

Gün merkezli : Güneş'in merkezine göre tanımlanan, Güneş'in merkezinden bakıldığı varsayılarak ölçülen (bir yıldızın koordinatları).

Yer merkezli : Yer özekçil.

Merkezce : Merkeze göre, merkez bakımından.

Merkezci : Merkeziyetçi.

Merkezcil : Merkeze doğru yaklaşan.

Merkezcilik : Merkeziyetçilik.

Merkezi idare : Merkezî yönetim.

Merkezi ısıtma : Merkeze bağlı ortak ısıtma sistemi.

Merkezi ülke : Yönetme, denetleme ve konumu bakımından merkezde bulunan ülke.

Merkezi yıkama : Merkeze bağlı veya bir merkezden yönetilen temizlik sistemi.

Merkezi yönetim : Yönetme, denetleme ve işletme bakımından yetkinin bir yerde toplandığı yönetim tarzı, merkezî idare.

Merkeziyet : Merkeziyetçilik.

Merkeziyetçi : Merkeziyetçilik yanlısı olan (kimse), merkezci, üniter. Merkeziyetçiliğe uygun (iş, yönetim), merkezci, üniter.

Merkeziyetçilik : Bu görüşe dayanan yönetim biçimi. Otoritenin ve işin tek bir merkezde toplanmasını amaçlayan görüş, merkeziyet, merkezcilik.

Merkezkaç kuvvet : Bir merkez çevresinde dönen bir cismi merkezden uzaklaştıran kuvvet.

Merkezkaçlama : Bir karışımın bileşenlerini merkezkaç kuvvetle ayırma işlemi.

Merkezleme : Merkezlemek işi.

Merkezlemek : Merkez durumuna getirmek.

Merkezlenme : Merkezlenmek işi.

Merkezlenmek : Merkezî bir yönetime bağlanmak. Aynı merkezde toplanmak, temerküz etmek.

Merkezleşme : Merkezleşmek durumu.

Merkezleşmek : Merkez durumuna gelmek.

Merkezleştirme : Merkezleştirmek işi.

Merkezleştirmek : Merkez durumuna getirmek.

Şehir merkezi : Şehrin en işlek yeri, iç bölümleri.

Bölge : Vücut yüzeyinde sınırları belli herhangi bir bölüm, nahiye. Sınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası, mıntıka.

Kuruluş : Topluma hizmet, üretim, tüketim vb. amaç ve görevlerle kurulan her şey, tesis. Kasılma. Yapı, yapılış, bünye. Kurulma işi. Bir sefer kuvvetini oluşturan birliklerin yapısı.

Yönetim : Dümen. Yönetme işi, çekip çevirme, idare.

Öğreti : Belli bir görüşe dayalı çalışma anlayışının bütünü. Toplumda herhangi bir alanda çığır açan bir düşünce adamının ortaya koyduğu görüşler, ilkeler bütünü, doktrin. Birbirine bağlı bilimsel veya felsefi düşünceler birliği, meslek. Bilimde, felsefede bir görüşü bir sistem içinde belli bir anlayışa, düşünceye dayalı olarak oluşturan ilke ve dogmalar bütünü, doktrin.

Yoğun : Koyu, kalın. Kaba, kalın, iri (elek, iğne). Etkisi güçlü olan, ağır (koku vb.). Hacmine oranla ağırlığı çok olan, kesif. Dolu, sıkı, sıkışık, çok, konsantre. Şişman, iri, tombul. Artmış, çoğalmış bir durumda olan.

Polis : Bu kuruluşta yer alan görevli, kollukçu. Şehirde kamu düzenini, huzur ve güvenliği sağlayan kuruluş, kolluk, zabıta.

Karakol : Güvenliği sağlamak amacıyla dolaşan polis, jandarma veya asker topluluğu, kol, kulluk, devriye. Güvenliği sağlamakla görevli kimselerin bulunduğu yapı.

Geometri : Bu konu ile ilgili olan kitap veya ders. Nokta, çizgi, açı, yüzey ve cisimlerin birbirleriyle ilişkilerini, ölçümlerini, özelliklerini inceleyen matematik dalı, hendese.

Yer : Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Gezinilen, ayakla basılan taban. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Durum, konum, vaziyet. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. İz. Yerküre. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Görev, makam. Durum, konum. Önem. Ülke.

Belirli : Açık ve kesin olarak sınırlanmış veya kararlaştırılmış olan, muayyen.

Bir : Eş, aynı, bir boyda. Tek. Sayıların ilki. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bir kez. Ancak, yalnız. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Beraber. Bu sayı kadar olan. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Aynı, benzer. Sadece. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı).

Polis karakolu : Güvenliği sağlamakla görevli polislerin görev yaptığı bina.

Biçim : Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Herhangi bir şeyin benzeri. Biçme işi. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Tarz. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Yakışık alan şekil, uygun şekil.

Tarz : Güzel sanatlarda üslup, stil, konsept. Özel oluş veya davranış biçimi, üslup, stil, janr. Bir kimsenin kendine özgü anlatım biçimi. Biçim, yol.

Merkez bankası : Para çıkarmak, para piyasasını denetlemek, altın ve döviz rezervlerini kontrol altında tutmak gibi işlevler için kurulan, ülkenin para ve kredi politikasını yürütmekle görevli olan ve bazı durumlarda son ödünç verici olarak çalışan banka. Merkez bankaları bulundukları ülkelerin kanunlarına ve iktisadi yapılarına göre yalnızca fiyat istikrarını, fiyat istikrarıyla çelişmemek kaydıyla büyüme ve işlendirmeyi veya yalnızca büyüme ve işlendirmeyi sağlamak gibi amaçlarla etkinlikte bulunmaktadırlar. Hazineye ilişkin para işlemlerini düzenlemeğe, kâğıt para çıkarmağa, indirim sınırlarını saptamaya, banka saycalarını denetleme ve düzenlemeye yetkili olan devlet bankası.

Merkez bankası bağımsızlığı : Merkez bankasının siyasi müdahalelerden etkilenmeksizin, öngördüğü para politikası araçlarını kendi hedefleri doğrultusunda, serbestçe belirlemesi ve kullanabilmesi.

Merkez bankası öndelikleri : Merkez bankasının, cari yıl bütçe gelirleri ile giderleri arasında yer ve zaman bakımından çıkan uyuşmazlıkları denkleştirmek için hazineye açtığı kısa vadeli krediler.

Merkez bankası parası : Merkez bankası tarafından çıkarıma konu olan para. Parasal tabana kamu kesimi mevduatının eklenmesiyle hesaplanan ve merkez bankasının denetimi altında bulunan parasal büyüklük.

Merkez ceza kurulu : Ayaktopu Birliğine bağlı olan ve takım ya da oyuncuların oyun içindeki türlü davranışlarıyla ilgili olumsuz durumları bir karara bağlamakla görevli kurul,

Merkez denetlemesi : Bir ülkede filmlerin tek bir kurulca denetlenmesi durumu.

Merkez ekonomileri : Dünya sistemine göre çevre ve yarı çevre ekonomilerindeki gelişimi belirleyen, biçimlendiren ve çevre ekonomileri ile yarı çevre ekonomilerini sömüren, sanayileşmesini tamamlamış, ileri teknolojiyi ve iktisadi üstünlüğü elinde tutan kapitalist ülkeler. krş. az gelişmiş ülkeler, kuzey ülkeleri, güney ülkeleri, bağımlılık kuramları, emperyalist ülke

Merkez izlencesi : Bir televizyon ağı için merkezde hazırlanan ve merkezden yayınlanan izlence. Bölgesel izlence karşıtı.

Merkez sinir sistami : Beyin ve omurilikten meydana gelmiş olup sinir gözelerinin akson ve gövdelerini ve nörogliya gözelerini toplu olarak kapsar.

Merkez-silindir : (özek) (botanik)

Diğer dillerde Merkez anlamı nedir?

İngilizce'de Merkez ne demek? : adj. centric, focal, centrical

adv. centrically

n. center, centre [Brit.], headquarters, head office, station, bosom, hub, navel, omphalos

Fransızca'da Merkez : siège [le], centre [le], chef-lieu (chefs-lieux) [le], cìur [le], foyer [le], ombilic [le]

Almanca'da Merkez : n. Base, Center, Herd, Herz, Hochburg, Mittelpunkt, Nabel, Sitz, Stammhaus, Zentrale, Zentrum

Rusça'da Merkez : n. центр (M), средоточие (N), пункт (M), база (F), комендатура (F)

adj. центральный