Olma nedir, Olma ne demek

  • Olmak işi

Olma tanımı, anlamı:

Olmadık : Daha önce olmamış, alışılmamış, beklenmeyen, olağan karşıtı.

Olmak : Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Geçmek, tamamlanmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Bulunmak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Sarhoş olmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Yitirmek, elinden kaçırmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Yol açmak. Sürdürmek, yürütmek. Yetişmek, olgunlaşmak. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Uymak, tam gelmek. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak.

Olmamış : Olgunlaşmamış, ham.

Olmayacak duaya amin demek : Gerçekleşmeyecek, sonuç vermeyecek işlerle uğraşmak.

Olmaz : İmkânsız, gerçekleşemez, gayrimümkün. Yapılamayacak iş, tutum veya davranış.

Olmaz olmaz : "olamayacak, imkânsız şey yoktur" anlamında kullanılan bir söz.

 

Olmazlı : Olması ihtimal dışı olan.

Olmazlık : Olmazlı olan şey. Olmazlı olma durumu.

Olmazsa olmaz : Kesinlikle olması gereken.

Abandone olmak : Dövüşemeyecek duruma gelmek, sersemlemek. bunalmak, sıkıntı içinde bulunmak.

Abat olmak : Mutlu olmak. rahata kavuşmak, gönenmek.

Abdestinde namazında olmak : Dindar olmak.

Abdestinden şüphesi olmamak : Yaptığı işte kusuru olmadığını kesin olarak bilmek.

Abone olmak : Dadanmak. bir şeyi belli bir süre için peşin para ile almayı önceden üstlenmek, sürdürümlenmek.

Aborda olmak : Gemi bordasını tamamen vererek başka bir gemiye, iskeleye veya rıhtıma yanaşmak. bir kimseye veya bir şeye sokulmak, yanaşmak, yaslanmak.

Absorbe olmak : Soğurulmak.

Acayip olmak : Yadırganacak bir duruma gelmek.

Acelesi olmak : Hızlı hareket etme durumunda olmak.

Açık olmak : Dürüst davranmak.

Açıklar livası olmak : İşsiz ve kazançsız kalmak.

Acıklı başta akıl olmaz : "büyük sıkıntılar içinde bulunanlar mantık dışı işler yapabilirler" anlamında kullanılan bir söz.

Açın imanı olmaz : "aç olan kimseden her türlü kötülük beklenebilir" anlamında kullanılan bir söz.

Aciz içinde olmak : Gücü yetmemek, becerememek.

Adalete teslim olmak : Sanık, adalet işleriyle uğraşan kuruluşa gidip hakkında gerekli işlemin yapılmasını istemek.

 

Adam olmak : Gelişmek, büyümek. toplum kurallarına uyuyor olmak. iyi yetişmek, iyi bir duruma gelmek.

Adamın kötüsü olmaz meğer züğürt ola : "toplum içinde herkesin bir değeri vardır ancak züğürtlere değer verilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Adapte olmak : Uymak.

Aday olmak : Herhangi bir işe alınmak veya seçilmek için istekli olmak.

Adı olmak : Gereksiz, yersiz ünü olmak.

Adı olmamak : Değeri olmamak.

Adı sanı olmak : Bilinmek, tanınmak, ünlü olmak.

Afiyet üzere olmak : Sağlıklı, rahat yaşıyor olmak.

Ağaç olmak : Bir yerde ayakta durarak çokça beklemek.

Ağaçtan maşa olmaz : "yeteneksiz, beceriksiz kimse önemli işlerde kullanılamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Ağırlığı olmak : Etkisi büyük olmak.

Ağırlık olmak : Sıkıntı vermek. birine yük olmak, kendi masrafını başkasına çektirmek.

Ağlamaklı olmak : Neredeyse ağlayacak duruma gelmek, ağlamalı olmak.

Ağlamalı olmak : Ağlamaklı olmak.

Ağzına sakız olmak : Dedikodusuna konu olmak.

Ağzının kahyası olmak : Birinin alışkanlıklarına, davranışlarına, düzenine karışmak.

Ağzının kaşığı olmamak : Bir şey, bir kimsenin sözünü edemeyeceği kadar değerli olmak. bir şey, bir kimsenin uğraşabileceği konulardan olmamak.

Ahbap olmak : Arkadaş olmak, dostluk kurmak, yakınlık kurmak.

Ahım şahım olmamak : Beğenilecek, değer verilecek nitelikte olmamak.

Ahirette on parmağı yakasında olmak : Kendisine karşı sorumlu olan kimseden ahirette hesap sormak.

Ait olmak : Birine düşmek. birinin olmak.

Akarı kokarı olmamak : Bilinen herhangi bir eksiği, kusuru bulunmamak.

Akil baliğ olmak : Ergenleşmek.

Akıl karı olmamak : Akıllı bir kişinin yapacağı iş olmamak.

Akıllı olmak : Gerçeklere uygun davranmak.

Aklı başında olmamak : İyi düşünebilir durumda olmamak.

Aklı başka yerde olmak : Başka şeyler düşünmek.

Aklı bir karış yukarıda olmak : Değişik sebeplerden dolayı dengeli düşünemez durumda olmak.

Aklı bir yerde olmak : Bir iş yaparken başka bir şey düşünmek.

Aklı fikri bir şeyde olmak : Düşüncesini bir konuda yoğunlaştırmak.

Aklına mukayyet olmak : Aklını başına toplamak.

Aklından zoru olmak : Akla sığmayacak işler yapmak.

Akraba olmak : Evlilik yoluyla yakınlık kurmak.

Alabora olmak : Tekne, sandal vb. deniz araçları devrilip ters dönmek. işler altüst olmak.

Alacağı olmak : Birinden alınacak parası olmak. bir teklifi vakit darlığından dolayı kibarca geri çevirmek.

Alacaklı olmak : Birinden alacağı bir şey bulunmak.

Alakadar olmak : İlgilenmek.

Alan talan olmak : Yağma edilmek, yağmalanmak. darmadağınık bir duruma getirilmek, altüst olmak.

Albenisi olmak : Çekiciliği bulunmak.

Alem olmak : Simge olmak.

Alet olmak : Bilerek veya bilmeyerek kötü bir işe aracılık etmek, vasıta olmak.

Aleyhinde olmak : Birine karşı olumsuz duygu ve davranış içinde bulunmak.

Aleyhine olmak : Bir iş, birinin zararına olmak, onun için iyi olmamak.

Aleyhte olmak : Karşı durum almak.

Alıp sattığı olmamak : Hiç ilgisi bulunmamak.

Alıp vereceği olmamak : Bir kimseyle hiçbir ilgisi olmamak.

Alışık olmak : Alışkın olmak.

Alışkanlığında olmak : İyice alışık bulunmak, huy hâline getirmek.

Alışkın olmak : İyice alışmış olmak, yabancılık çekmemek.

Allak bullak olmak : Şaşkına dönmek. çok karışık duruma gelmek, altı üstüne gelmek, karmakarışık olmak, düzeni bozulmak. karışmak.

Allameicihan olmak : Çok bilgili olmak. çokbilmiş görünmek.

Alnında yazılmış olmak : Bir olayın, kişinin başına gelmesini Allah yazmış olmak.

Alt olmak : Yenilmek.

Altı yaş olmak : İşe birtakım oyunlar karışmak, böyle bir işe girişmekte sakıncalar bulunduğu anlaşılmak.

Altın yere düşmekle pul olmaz : "üstün nitelikli kişinin değeri, bulunduğu yerden uzaklaştırılmasıyla azalmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Altın yürekli olmak : Çok iyi niyetli, merhametli olmak.

Altüst olmak : Rahatsızlanmak. üzülmek, tedirgin olmak, yıkılmak. çok karışık duruma gelmek.

Ameliyat olmak : Hastaya ameliyat işlemleri yapılmak.

Ana gibi yar olmaz bağdat gibi diyar olmaz : "insanlar içinde bize ana kadar candan bağlı dost yoktur" anlamında kullanılan bir söz.

Anasından doğduğuna pişman olmak : Çok eziyet görmek, çok üzülmek, bezdirilmek.

Anjiyo olmak : Damar görüntüleme işlemi yaptırmak.

Anne olmak : Kadın, çocuk sahibi olmak.

Antipatik olmak : Sevimsiz, istenmeyen olmak.

Aptal olmak : Aptal durumda bulunmak.

Araları limoni olmak : Aralarında hafif bir kırgınlık olmak.

Araları şekerrenk olmak : İki kişi arasında dostluk ilişkileri bozuk olmak.

Aralarında dağlar kadar fark olmak : Aralarında her yönden büyük ayrılıklar bulunmak, benzer nitelikler çok az olmak.

Arap gibi olmak : Simsiyah olmak, kararmak.

Arası hoş olmamak : O şeyden hoşlanmamak.

Arası olmamak : Geçinememek.

Arazi olmak : İşten kaçmak. sıvışmak.

Ardıcın közü olmaz yalancının sözü olmaz : "ardıç ağacının ateşi çabuk geçer, kül olur; yalancının sözü de böyledir, ona da güvenilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Arık etten yağlı tirit olmaz : "değersiz kişiden yararlı iş, verimsiz tarladan bol ürün beklenmez" anlamında kullanılan bir söz.

Arız olmak : Sonradan ortaya çıkmak. bulaşmak, ilişmek.

Arka olmak : Maddi veya manevi yönden destek olmak.

Arkadaş olmak : Bir kimseyle yakın ilişki kurmak.

Arkası olmamak : Kayıracak kimsesi olmamak.

Arpa unundan kadayıf olmaz : "kötü gereçle iyi şey yapılamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Asıda olmak : Bir işe son verilmeyip öylece bırakılmış olmak.

Aşina olmak : Tanımak, bilmek.

Asıntı olmak : Sırnaşmak, tebelleş olmak.

Aşk olmayınca meşk olmaz : "güçlü bir istek olmayınca hiçbir şey elde edilemez" anlamında kullanılan bir söz.

Asker olmak : Askerlik ödevine başlamak.

Askı olmak : Askıntı olmak.

Askıntı olmak : Başkalarının sırtından geçinmek. karşı cinsi rahatsız etmek.

Aslanın ağzında olmak : Elde edilmesi çok güç olmak.

Aslı astarı olmamak : Gerçekliği, doğruluğu bulunmamak.

Aslı faslı olmamak : Gerçekliği, doğruluğu bulunmamak.

Astar bol olmayınca yüze gelmez : "bir iş yapmak için gerekli olan şeyler, ölçü biraz geniş tutularak hazırlanmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Astarı yüzünden pahalı olmak : Bir işin ayrıntılarına harcanılan para veya emek, elde edilen sonucun değerini aşmak.

Ata malı mal olmaz kendin kazanmak gerek : "babadan kalan mal kalıcı değildir, çabuk biter; kişinin gerçek malı, kendi çalışmasıyla elde ettiği maldır" anlamında kullanılan bir söz.

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz : Küçük de olsa birtakım belirtilerin önemli olaylara işaret olduğunu anlatan bir söz.

Atlıya saat olmaz : "elinde bol imkânlar olan kimse, uzun bir süre içinde yapılabilecek işi çok kısa bir zamanda yapabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Ava gelmez kuş olmaz başa gelmez iş olmaz : "kuşlar avlanmaktan kurtulamazlar, insanlar da hatıra, hayale gelmeyen çeşit çeşit felaketle karşılaşırlar" anlamında kullanılan bir söz.

Avare olmak : İşsiz güçsüz dolaşmak.

Ayağına bağ olmak : Birinin bulunduğu yerden ayrılmasına veya yaptığı işi sürdürmesine engel olmak.

Ayağının türabı olmak : Bir kimse başka bir kimseye kul gibi bağlanıp onun her emrini yerine getirmek.

Ayak almadık taş olmaz başa gelmedik iş olmaz : "insan, yaşamı boyunca çeşitli engellerle ve güçlüklerle karşılaşır" anlamında kullanılan bir söz.

Ayak bağı olmak : Bir yere gidilmesine veya bir işin yapılmasına engel olmak.

Ayak üstünde olmak : Dinç olmak, canlı olmak. iş görür durumda olmak.

Ayaklar baş başlar ayak olmak : Değersiz kimseler başa geçip değerli kimseler ise en geride bırakılmak.

Ayan olmak : Belli olmak, bilinir olmak.

Aydedeye misafir olmak : Gece açıkta yatmak, geceyi açıkta geçirmek.

Aykırı olmak : Ters olmak, zıt olmak.

Aylak olmak : Boşta olmak, yapacak bir işi olmamak, boş oturmak.

Aynı kafada olmak : Aynı düşünceleri paylaşmak.

Ayrımında olmak : Farkında olmak.

Ayrısı gayrısı olmamak : Birbirinden hiçbir şey esirgemeyecek durumda olmak, samimi olmak.

Az buz olmamak : Bir şey azımsanacak kadar olmamak.

Az günün adamı olmamak : Çok yaşamış, çok görmüş bulunmak.

Azat olmak : Özgür kalmak.

Baba olmak : Erkek, çocuk sahibi olmak.

Bacakları tutmaz olmak : Yürüyemeyecek duruma gelmek.

Bacası tütmez olmak : Aile dağılmak veya işi bozulmak.

Badem olmak : Sonu kötü olmak, kötü bitmek.

Bağlı olmak : Tutulmak, tutkun olmak. tabi bulunmak.

Bahis konusu olmak : Söz konusu olmak.

Bahis mevzusu olmak : Söz konusu olmak.

Baht olmayınca başta ne kuruda biter ne yaşta : "kişi talihsiz olursa giriştiği hiçbir işten olumlu sonuç alamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Bahtı açık olmak : Herhangi bir konuda şansı yaver gitmek, talih yüzüne gülmek.

Bahtı bağlı olmak : Kız için evlenecek istekli çıkmamak. talihi kapalı olmak.

Bahtı kara olmak : Sürekli olarak talihi yaver gitmemek, mutsuz olmak.

Bahtiyar olmak : Mutlu olmak, sevinmek.

Bahtsız olmak : Bahtı kötü, mutsuz, talihsiz olmak.

Bakan göze bağ olmaz : "göz önünde olan her şeye herkes bakabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Baliğ olmak : Ulaşmak, erişmek. ergenleşmek.

Ballı börek olmak : Çok iyi anlaşmak.

Balta değmedik ağaç olmaz : "zarar görmeyen, başına felaket gelmeyen kimse yoktur" anlamında kullanılan bir söz.

Balta olmak : Direnerek bir şey istemek, asılmak, musallat olmak.

Barış görüş olmak : Her türlü dargınlığı unutarak barışmak.

Barışık olmak : Sevecen ve hoşgörülü davranmak.

Baş başa olmak : Birlikte bulunmak, beraber yaşamak.

Baş belası olmak : Sıkıntı, üzüntü, eziyet vermek.

Başağrısı olmak : Sıkıntı vermek, uğraştırmak.

Başarısız olmak : Başarı sağlayamamak, başarı gösterememek.

Başı dik olmak : Onurlu, gururlu olmak. cesur, yürekli olmak.

Battal olmak : Kullanılamaz, işe yaramaz duruma gelmek.

Bedbaht olmak : Üzülmek.

Bedbin olmak : Üzülmek, karamsar olmak, ümitsizliğe düşmek.

Bela olmak : Aşırı güçlük, sıkıntı ve zarara sebep olmak.

Belediyelik olmak : Belediye olma hakkını kazanmak. belediye ile ilgili bir işi olmak.

Belli olmak : Anlaşılmak, açıklanmak.

Bencil olmak : Bencilce davranışta bulunmak.

Bent olmak : Bağlanmak, tutulmak.

Benzetmek gibi olmasın : Kötü bir sona uğramış birinden veya bir şeyden söz ederken, ona benzetilen kimse veya şey için kötü bir duygu beslenilmediğini anlatan bir söz.

Benzi kül gibi olmak : Yüzünden kan çekilmek, yüzü sararmak.

Berbat olmak : Kötü duruma gelmek. bozulmak. kirlenmek.

Berhava olmak : Boşa gitmek. patlama yolu ile havaya uçmak.

Berhayat olmak : Yaşamak, hayatta olmak.

Bertaraf olmak : Ortadan kalkmak, yok edilmek.

Beş paralık olmak : Zor durumda kalmak, dile düşmek, rezil olmak.

Beş parmağın beşi bir olmaz : "belirli bir insan topluluğu içinde benzerlikler olabileceği gibi farklılıklar da olabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Biçare olmak : Çaresiz kalmak.

Bileğinde altın bileziği olmak : Kolunda altın bileziği olmak.

Bin pişman olmak : Çok pişman olmak.

Bin tarakta bezi olmak : Birçok işle uğraşmak.

Binicinin sağı solu olmaz : "işini titizlikle yürüten kişinin, çalışanlarına her zaman iyi davranması beklenemez" anlamında kullanılan bir söz. "uzman kişi, hangi yöntemi uygularsa uygulasın başarılı olur" anlamında kullanılan bir söz.

Bir atımlık barutu olmak : Bir konuda yapabileceği çok az şeyi bulunmak.

Bir avuç toprak olmak : Ölmek.

Bir ayağı çukurda olmak : Çok yaşlanmış olmak. yaşayacak çok az zamanı kalmış olmak.

Bir çiçekle bahar olmaz : Çapkın kimseler için kullanılan bir söz. "küçük, güzel bir belirti ile doyurucu sonuca ulaşılmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Bir çift sözü olmak : Söyleyecek bir şeyleri bulunmak.

Bir dediği iki olmamak : Her istediği yapılmak.

Bir dikili ağacı olmamak : Hiçbir şeyi olmamak.

Bir gömlek fazla eskitmiş olmak : Birinden daha yaşlı ve daha görmüş geçirmiş olmak.

Bir hal olmak : Ölmek. huyu değişmek. bir şeyin çok tekrarlanması yüzünden bitkin duruma gelmek, usanmak, bezmek, fenalık gelmek. kazaya uğramak.

Bir hoş olmak : Şaşırmak. hüzünlenmek.

Bir hoşluğu olmak : Garip veya tuhaf bir durumda olmak.

Bir iğne bir iplik olmak : İğne ipliğe dönmek.

Bir iş olmak : Anlaşılmaz, bilinmeyen bir durum olmak.

Bir kafada olmak : Aynı düşüncede olmak.

Bir olmak : Bir araya gelmek, iş birliği yapmak.

Bir şey olmak : Ölmek. huyu, durumu, tutumu değişmek, yeni huylar edinmek. bayılır gibi olmak, birden fenalık gelmek.

Bir sıkımlık canı olmak : Çok cılız ve güçsüz olmak.

Bir tarakta bezi olmamak : Sözü edilen konu ile ilgisi olmamak, bilgisi bulunmamak.

Bir tuhaf olmak : Şaşırmak, ne yapacağını bilememek. garipleşmek, acayipleşmek.

Bir tuhaflığı olmak : Kendini iyi hissetmemek.

Birbiri için yaratılmış olmak : Birbiriyle çok iyi anlaşmak.

Birinci olmak : Başta gelmek, önde gelmek.

Birlik olmak : Bir işi yapmak için anlaşmak.

Bıyığını balta kesmez olmak : Kimseden korkusu olmamak.

Bizar olmak : Usanmak, bıkmak.

Boğaz olmak : İmrenmekten boğazı şişmek. boğazı ağrımak.

Bölük bölük olmak : Parçalanmak, kesilmek.

Bomboş olmak : Tamamen boş olmak.

Boş ite menzil olmaz : "aylak kimsenin yeri yurdu belli değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Bostana dadanan eşeğin kuyruğu kulağı olmaz : "çalıp çırpmayı alışkanlık edinen kimse, yakalanıp ceza göre göre insanlıktan çıkar" anlamında kullanılan bir söz.

Boynu eğri olmak : Herhangi bir sebeple birine karşı direnecek veya söz söyleyecek durumda olmamak.

Boynu kıldan ince olmak : Haksız olduğu anlaşıldığında verilecek her türlü cezaya razı olmak.

Boynuz isterken kulaktan olmak : Daha iyisini, mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek.

Boyun olmak : Kefil olmak.

Boyunca çocuğu olmak : Yetişkin çocuğu olmak.

Boza olmak : Utanmak, bozum olmak.

Bozum olmak : Utanmak, utanacak duruma düşmek, mahcup olmak.

Buhar olmak : Yok olmak, kaybolmak.

Buldumcuk olmak : Bir şeye sonradan ulaşınca şımarmak.

Bulut olmak : Çok sarhoş olmak.

Burnundan düşen bin parça olmak : Çok asık suratlı olmak.

Burun buruna olmak : Çok yakınında bulunmak.

Büyükle büyük küçükle küçük olmak : Her yaş ve durumdaki kişilere karşı dostça, arkadaşça davranmak.

Çabuk olmak : Çabuk davranmak, oyalanmamak.

Çağ dışı olmak : Yedek askerlik çağını doldurmuş olmak. çağın gerektirdiği şartların gerisinde kalmak.

Çak çak olmak : Çok yırtık, lime lime, parça parça olmak.

Çamaşır ertesi olmak : Çamaşır yıkamaktan aşırı yorulup hasta olmak.

Cami olmak : Toplamak, bir araya getirmek, bir arada bulundurmak.

Can derdinde olmak : Zor bir durumdan kurtulmaya çalışmak.

Can olmak : Sevimli, hoş görünmek.

Can simidi olmak : Birinin kötü durumda kalmasını engellemek.

Canciğer olmak : Birbiriyle çok yakın arkadaş olmak.

Çatkın olmak : Kendini ağırdan satmak.

Çekeceği olmak : Başına sıkıntılı çok iş gelecek olmak.

Çekimser olmak : Kararsız kalmak.

Çiçek olmak : Yaşına, durumuna uymayan aşırı davranışlarda bulunmak.

Ciğer kebap olmak : Büyük bir acıya uğramak, yüreği yanmak.

Çıkmazda olmak : Çözüm bulamamak, çözümsüz durumda olmak.

Cin ifrit olmak : Son derece kızmak, öfkelenmek.

Cin olmadan şeytan çarpmak : Gücünün üstündeki işleri başarmaya kalkışmak.

Çivi gibi olmak : Çok üşümek, donmak. çok soğuk olmak.

Çocuğu olmak : Çocuğu doğmak.

Çocuğun bulunduğu yerde dedikodu olmaz : "küçük çocuğun bulunduğu yerde herkes çocukla uğraşmaktan dedikodu yapmaya fırsat bulamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Çocuk olmak : Çocuklaşmak.

Çocukla çocuk büyükle büyük olmak : İçinde bulunulan yere veya çevredeki insanlara uymak.

Çok olmak : Haddini aşarak karşısındakini usandırmak.

Çoluk çocuk sahibi olmak : Evlenip eşi ve çocukları olmak.

Çorba olmak : Bir iş karmakarışık duruma gelmek, içinden çıkılmaz bir durum almak.

Dadı olmak : Çocuk bakıcılığını üstlenmek.

Dağ ardında olsun da yer altında olmasın : "yaşasın da uzakta olsun" anlamında kullanılan bir söz.

Dağ başından duman eksik olmaz : "büyük adamların, büyük iş yapanların her zaman üzüntüleri, sıkıntıları vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Dağ dağ üstüne olur ev ev üstüne olmaz : "aynı evde oturan iki aile arasında er geç birtakım anlaşmazlıklar çıkar" anlamında kullanılan bir söz.

Dahli olmak : Bir işe karışmış olmak, bir işte parmağı olmak.

Daim olmak : Sürekli olmak, sürüp gitmek, devam etmek.

Darı unundan baklava incir ağacından oklava olmaz : "kötü gereçle iyi iş görülemez" anlamında kullanılan bir söz.

Darmadağın olmak : Dağınık ve karışık duruma gelmek. kötü bir biçimde dövülmek.

Darmaduman olmak : Karmakarışık bir duruma gelmek. dağılıp gitmek. yenilmek.

Davacı olmak : Dava etmek.

Dayağa idmanlı olmak : Dayak yemeye alışmış olmak.

Dedikodu sermayesi olmak : Dedikodusu yapılacak duruma gelmek.

Deforme olmak : Biçimi, kalıbı bozulmak.

Defterinde olmamak : Sahip bulunmamak, tabiatında bulunmamak.

Dejenere olmak : Yozlaşmak. soysuzlaşmak.

Deli divane aşık olmak : Aşırı derecede sevmek.

Deli divane olmak : Aşırı derecede ilgi göstermek.

Deli olmak : Delirmek. çok sinirlenmek. birini çok sevmek.

Deli olmak işten değil : Densiz davranışlar, güç durumlar veya duyulan öfke karşısında düşülen çaresizliği anlatan bir söz.

Delik deşik olmak : Bir canlının vücudunda bir araçla birçok yara, kesik oluşmak. bir şeyin her yanı delinmek.

Demek olmak : Anlamına geliyor olmak.

Demode olmak : Modası geçmek, gözden düşmek, değerini yitirmek.

Den yana olmak : Birinin tarafını tutmak.

Deniz dalgasız olmaz gönül sevdasız olmaz : "her denizde az çok dalga bulunduğu gibi her gönülde de bir sevda vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Deniz dalgasız olmaz kapı halkasız : "her nesnenin kendisine özgü nitelikleri, kendisinden ayrılmayan özellikleri vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Deniz kenarında dalga eksik olmaz : "içinde çeşitli olayların geçmesi doğal olan bir ortamda zaman zaman sert çatışmaların, fırtınaların çıkması da olasıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Denizdeki balığın pazarlığı olmaz : "henüz elde olmayan bir nesnenin alımı, satımı üzerinde konuşulmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Derde derman olmak : Soruna çözüm bulmak, sıkıntıyı geçirmeye çare göstermek.

Derde düçar olmak : Kötü bir duruma düşmek.

Ders olmak : Kötü bir olay bir daha yapmamak üzere örnek olmak, ibret olmak.

Dertsiz kul olmaz : "derdi olmayan kimse yoktur, herkesin az çok bir derdi vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Deşarj olmak : Akü, pil gücünü yitirmek. içini dökmek, boşalmak, rahatlamak.

Deşifre olmak : Kimliği anlaşılmak, kimliği açığa çıkmak, belli olmak. gizli durum açığa çıkmak.

Destek olmak : Güç sağlamak, yardımcı olmak.

Detone olmak : Bir sazı yanlış çalmak veya söylemek. ezgiyi kusurlu bir biçimde söylemek.

Deve olmak : Para veya yiyecek kaybolmak.

Didik didik olmak : Didiklenmek.

Diken diken olmak : Dik duruma gelmek, dikleşmek.

Dikensiz gül olmaz : "iyi veya güzel olan her şeyin az çok sıkıntı veren bir yanı da bulunur" anlamında kullanılan bir söz.

Dikkati calip olmak : Dikkati çeken kimse veya şey olmak.

Dikkatli olmak : Dikkat etmek, dikkat göstermek.

Dilden düşmez olmak : Herkes tarafından sürekli tekrar edilir olmak.

Dilenciye borçlu olma ya düğünde ister ya bayramda : "çıkarından başka bir şey düşünmeyen kimse ile ilişki kurma, seni nerede rahatsız edeceği belli olmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Dili bir karış olmak : Fazla konuşmak, her söze karşılık vermek.

Dili kılıçtan keskin olmak : Kırıcı ve ağır konuşmak.

Diline sağlam olmak : Kötü söz söylemekten kaçınmak. saklanacak konuları açığa vurmamak.

Dilinin altında bir şey olmak : Birinin açıkça söylemediği sözler olmak.

Dillere destan olmak : Herkes tarafından konuşulur olmak.

Dindaş olmak : Aynı dinden olmak.

Dinden imandan olmak : Dinî inancını yitirmek.

Diskalifiye olmak : Yarış dışı bırakılmak.

Divane olmak : Deli divane olmak.

Divanesi olmak : Bir şeye çok düşkün olmak.

Doğan anası olma doğuran anası ol : "bir çocuk, annesinin değerini ancak kendisi de çocuk sahibi olduktan sonra anlar" anlamında kullanılan bir söz.

Doğduğuna pişman olmak : Anasından doğduğuna pişman olmak.

Döl döş sahibi olmak : Çocuk ve torunları bulunmak.

Dönüşü olmayan yola girmek : Asla bırakılmayacak, vazgeçilmeyecek bir durumda olmak.

Dörtköşe olmak : Çok keyiflenmek, çok zevk almak.

Dost olmak : Yakınlık kurmak, ahbap olmak.

Doyum olmamak : Bir şeyi çok fazla beğenmek. bir şeyden bıkılmamak. bir şey yetmemek, bir şeye kanamamak.

Düçar olmak : Uğramak, yakalanmak, tutulmak.

Düğüm düğüm olmak : Birbirine geçmek. içinden çıkılmaz bir durum almak. çok karışık bir duruma gelmek.

Duman altı olmak : Esrar, sigara vb. içilen bir yerin havasından etkilenmek.

Duman olmak : İşi, durumu berbat olmak. bir kimse veya bir şey ortadan kaybolmak.

Dumansız baca olmaz kahırsız koca olmaz : "dumanı olmayan baca olamayacağı gibi karısına sıkıntı vermeyen koca da olmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Dünden hazır olmak : Kendisine yapılmış olan bir öneriyi seve seve ve hemen kabul etmek.

Dünya başına dar olmak : Çok sıkılmak, büyük bir çaresizlik içinde kalmak.

Dünya birinin olmak : Çok sevinmek.

Dünya gözüne zindan olmak : Büyük bir karamsarlık ve umutsuzluk içinde olmak.

Dünyadan haberi olmamak : Çevresinde olup bitenleri bilmemek.

Düşenin dostu olmaz : "varlıklı kişi yoksullaşınca çevresindeki dostlarından kimse kalmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Düşkün olmak : Çok önem, değer vermek.

Düşman olmak : Kin beslemeye başlamak.

Dut gibi olmak : Utanmak, mahcup olmak. çok sarhoş olmak.

Ebe olmak : Oyun içinde ebelik yapmak.

Efsane olmak : Efsane gibi anlatılmak veya anılmak.

Ehil olmak : Ustalaşmak, uzman olmak.

Ek bent olmak : Şaşırıp ne diyeceğini bilememek.

Ekmeğinden olmak : Geçimini sağlayan işinden zorunlu olarak ayrılmak.

Eksik olma : "var ol, sağ ol!" anlamında kullanılan bir söz.

Eksik olmamak : Her vakit ve her fırsatta bulunmak.

Eksik olmasın : "sağ olsun, var olsun" anlamında kullanılan bir söz.

El el üstünde olur ev ev üstünde olmaz : "her şey birbirinin üstüne konulamaz, birbiriyle birleştirilemez" anlamında kullanılan bir söz.

El iyisi olmak : Yakın çevresine değil, yabancılara yardımcı olmayı sevmek.

Elde olmamak : İradesi dışında gerçekleşmek.

Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz : "kişi yalnızca kendi kazancına güvenmeli, başkasının yardımını beklememelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Eli altında olmak : Bir şey buyruğunda olmak, istediği anda o şeyden yararlanabilmek.

Eli dar olmak : Para sıkıntısı içinde olmak.

Eli mahkum olmak : Mecbur durumda kalmak.

Eli olmak : Karışmış olmak, gizli bir ilgisi bulunmak.

Elinde olmak : İsteyince o işi yapabilmek. egemenliği altında, yetkisinde olmak. bakımı, gözetimi altında olmak.

Eline erkek eli değmemiş olmak : Kız, namuslu olmak.

Elle tutulur tarafı olmamak : Hiçbir değerli veya savunulabilir yanı olmamak.

Elti eltiye eş olmaz arpa unundan aş olmaz : "arpa unundan yemek yapılamadığı gibi eltilerin de iyi geçinmeleri beklenemez" anlamında kullanılan bir söz.

Emanete hıyanet olmaz : "emanet olarak bırakılan şey titizlikle korunmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Emdiği süt haram olmak : Herhangi bir isteğinin yapılmamasından sonra ilenmek.

Emek olmadan yemek olmaz : "yaşayabilmek, harcayabilmek için çalışıp kazanmak gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Emekli olmak : Belirli bir süre çalıştıktan sonra kanun ile sağlanan haklardan yararlanarak görevinden ayrılmak, tekaüt olmak.

Emin olmak : İnanmak, güvenmek.

Emir komuta zinciri içinde olmak : Herhangi bir işlem en alt rütbe veya makamdan en üst rütbe veya makama doğru gerçekleşmek.

Emrihak vaki olmak : Ölmek.

Emsal olmak : Örnek olmak.

Engel olmak : Önlemek, geciktirmek.

Ense kulak yerinde olmak : İri yarı olmak. kelli felli olmak.

Entegre olmak : Bütünleşmek.

Erenlerin sağı solu olmaz : Ne zaman ne yapacağı belli olmayan kimseler için kullanılan söz.

Ergen olmak : Evlenecek çağa girmek.

Erinenin oğlu kızı olmamış : "bir şeyi elde etmek için çalışmalı, tembel tembel oturmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Erkek olmak : Kadınken cinsiyet değiştirmek. sünnet olarak erkekliğe adım atmak. erkeğe yaraşır davranışlarda bulunur duruma gelmek.

Esası olmamak : Gerçek olmamak, yalan olmak.

Eşek at olmaz ciğer et olmaz : "soysuz kişi soylu olmaz, bayağı şey üstün nitelik kazanmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Eşek çamura çökerse sahibinden gayretlisi olmaz : "bir kimsenin işi bozulduğunda, durumunu düzeltmek için en büyük çabayı kendisinin göstermesi gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Eşek kocamakla tavla başı olmaz : "anlayışsız kişi ne kadar yaşlanırsa yaşlansın baş olacak bir olgunluğa ulaşamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Eşek kulağı kesilmekle küheylan olmaz : "aslında niteliksiz olan bir şeye ne yapılsa değişmez" anlamında kullanılan bir söz.

Esir olmak : Tutsak olmak.

Eski dost düşman olmaz yenisinden vefa gelmez : "aralarında ufak tefek dargınlıklar olsa bile eski dostlar birbirlerine düşman olmazlar, yeni kazanılan dostlarla arada henüz sıkı bir bağ oluşmadığı için bu durum söz konusu değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Eski düşman dost olmaz : "birçok nedenin birbirini izlemesiyle sürüp gelmiş olan eski düşmanlık, dostluğa dönüştürülemez" anlamında kullanılan bir söz.

Eski kulağı kesiklerden olmak : Görmüş geçirmiş, çok deneyimli olmak.

Eskisi olmayanın yenisi olmaz : "yeni bir şey edinildiğinde eskisi hemen elden çıkarılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Et tırnak olmak : Sıkı aile bağı kurmak.

Etkili olmak : Etkisi duyulmak, etkisini göstermek, tesirli olmak.

Eyvallahı olmamak : Kimseye gönül borcu, minneti olmamak.

Ezberinde olmak : Aklında tutmuş olmak.

Façası olmak : Havalı, gösterişli olmak.

Fariğ olmak : Vazgeçmek, çekilmek, el çekmek.

Farkında olmak : Görülmesi veya bilinmesi gereken şeylerden haberi bulunmak, kavranması gereken bir şeye dikkat etmek.

Fartası furtası olmamak : Patavatsızca konuşmak.

Farz olmak : Yapılması kaçınılmaz olmak.

Fasit olmak : Namaz, oruç, abdest vb. bozulmak.

Faydalı olmak : Yararlı olmak.

Faydası olmak : Yararı olmak.

Fazla olmak : Dayanma gücünü aşacak davranışlarda bulunmak, çok olmak.

Feda olmak : Uğrunda yok olmak.

Felç olmak : İnme inmek. bir şey içinden çıkılamaz durum almak, tıkanmak.

Fena olmak : Biri kötüleşmek. çok üzülmek, bozulmak. hasta gibi olmak, fenalaşmak.

Fevt olmak : Ölmek. yitmek.

Fit olmak : Ödeşmek, razı olmak.

Fıtık olmak : Büyük sıkıntı duymak, kahrolmak, çaresiz kalmak.

Fitil olmak : Sarhoş olmak. çok kızmak.

Formda olmak : Gerekli güç ve yeteneklere sahip olmak.

Forsu olmak : Bir konuda saygınlığı, gücü, söz geçirirliği bulunmak.

Gaddar olmak : Acımasız, haksız, insafsız davranmak.

Gammaz olmasa tilki pazarda gezer : "yasal olmayan yollardan gizlice çıkar sağlayan kişi, yakayı ele vereceğinden korkmasa bütün bu işleri açıktan yapar" anlamında kullanılan bir söz.

Garazı olmak : Birine karşı kötülük, kin beslemek.

Gark olmak : Gömülmek, batmak. boğulmak.

Gazi olmak : Savaştan, ölmeden dönmek.

Gebe olmak : Bir şeyin gerçekleşme ihtimali bulunmak.

Geç olsun da güç olmasın : Çeşitli engeller yüzünden gerçekleşemeyen işlerde avunmak için söylenen bir söz.

Geçinmeye gönlü olmamak : Herhangi bir konuda isteksizliğini belli etmek.

Geçmişi olmak : Aralarında kırgınlığa yol açacak bir durum geçmiş bulunmak. aralarında eskiye dayanan dostluk, arkadaşlık olmak.

Gelin girmedik ev olur ölüm girmedik ev olmaz : "her eve gelin girmeyebilir ama ölüm kesinlikle girer" anlamında kullanılan bir söz.

Gelin olmak : Kız, evlenmek.

Gelip geçici olmak : Kısa süreli, önemsiz olmak.

Gibi olmak : Bir duruma, bir duyguya yaklaşmak.

Gıllıgışlı olmak : Gizli amaçlı, inandırıcılıktan uzak bulunmak.

Giriftar olmak : Yakalanmak, tutulmak.

Göğe direk denize kapak olmaz : "hem gereksiz hem de gerçekleştirilmesi hayale bile sığmayan şeylerle uğraşılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Gol olmak : Top kaleye girmek.

Gönlü olmak : Sevip istemek.

Gönlü razı olmamak : İstememek.

Gönülden ırak olmak : Sevilmekten yoksun kalmak, sevilmemek.

Görünen köyün uzağı olmaz : "bir durumun nasıl sonuçlanacağı belli olduktan sonra bu sonuç çok geçmeden gerçekleşir" anlamında kullanılan bir söz.

Görünmez olmak : Gözden kaybolmak.

Görüş birliği içinde olmak : Aynı görüş ve düşünceye sahip bulunmak.

Göz göz olmak : Üzerinde birçok göz, delik oluşmak veya bulunmak.

Göz kulak olmak : Gözetmek, korumak, bakmak. görme, işitme yoluyla bilgi edinmeye çalışmak.

Gözden nihan olmak : Gözden kaybolmak.

Göze diken olmak : Göze batmak.

Göze yasak olmaz : "bir kimseye veya nesneye bakılmasını kimse önleyemez" anlamında kullanılan bir söz.

Gözleri fıldır fıldır olmak : Telaşlı bir biçimde bakmak.

Gözü olmak : Bir şeyi ele geçirmek isteği beslemek.

Gözü açık olmak : Fırsattan yararlanmak, kurnazca davranmak.

Gözü bağlı olmak : Büyülenmiş bulunmak. bağlanmak, tutulmak.

Gözü büyükte olmak : Büyük emeller beslemek.

Gözü görmez olmak : Artık ona değer vermemek.

Gözü kapalı olmak : Çevresinde olup bitenin farkına varmamak, ilgisiz kalmak.

Gözü olmamak : Bir şeye sahip olmayı istememek. heves beslememek, fazla önem vermemek.

Gözü pek olmak : Cesur, korkusuz olmak.

Gözü yüksekte olmak : Bulunduğu durumdan çok üstün olan bir duruma ulaşma amacını gütmek.

Gözünde olmamak : Herhangi bir üzüntü veya zor durum dolayısıyla o şeye değer verecek durumda bulunmamak.

Gözüne diken olmak : Gözüne batmak.

Günah keçisi olmak : Gerçek sorumluları korumak amacıyla suç, kabahat vb. olumsuzlukların sebebi olarak gösterilen kişi durumuna gelmek.

Günah olmak : Yazık olmak.

Günleri gece olmak : Çok kederlenecek bir durum içinde bulunmak.

Günleri sayılı olmak : Bir yerde kalmak için ancak birkaç günü bulunmak. ölümü yakın olmak.

Gurk olmak : Kuluçkaya yatmaya hazırlanmak.

Güveni olmak : Güvenmek, inanmak.

Güveyi olmadık ama kapı dışında bekledik : "konuyu iyi bilmesek de çok da yabancısı değiliz" anlamında kullanılan bir söz.

Güzel olmak : Güzelleşmek.

Haberdar olmak : Bilgi edinmek, haber almak.

Haberi olmak : Bilgisi olmak, bilmek.

Haberli olmak : Öğrenmiş olmak, haber almış bulunmak.

Haceti olmak : Tuvalete gitmesi gerekmek.

Hacı olmak : Hacca gidip haccın gereklerini yapmak.

Haddi olmamak : Hakkı veya yetkisi olmamak.

Haiz olmak : (bir şeyi) elinde bulundurmak, taşımak.

Hakikat olmak : Gerçek duruma gelmek, gerçekleşmek.

Hakkı olmak : Sözünde, düşüncesinde, iddiasında haklı olmak. payı, alacağı, hissesi olmak.

Haklı olmak : Davası, iddiası, davranışı, düşüncesi adalete uygun olmak.

Halas olmak : Kurtulmak.

Halayıktan kadın olmaz gül ağacından odun : "her şey, kendisinden beklenen görevi yapabilecek niteliklere sahip olmalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Halef selef olmak : Biri ötekinin makamını almak, yerine geçmek.

Haleldar olmak : Bozulmak, sarsılmak.

Halka olmak : Bir çember biçiminde dizilmek.

Hallihamur olmak : Birbirine karışmak.

Halvet olmak : Birisi veya birileriyle yalnız görüşmek amacıyla içeriye başkasını veya başkalarını almamak.

Hamala semeri yük olmaz : "insana kendi işi ağır gelmez" anlamında kullanılan bir söz.

Hamamcı olmak : Boy abdesti alması gerekmek.

Hamil olmak : Üzerinde bulundurmak, taşımak.

Hangi gün vardır akşam olmadık : "sona ermeyecek hiçbir iyi durum, yıldızı sönmeyecek hiçbir ünlü yoktur" anlamında kullanılan bir söz.

Haram olmak : Bir şeyden gereği gibi yararlanamamak.

Haramın temeli olmaz : "haram kazanç, bir işe yaramadan telef olur gider" anlamında kullanılan bir söz.

Harap olmak : Harap duruma gelmek, haraplaşmak, perişan olmak.

Harcı olmamak : Bir iş, birinin yapabileceği nitelikte olmamak.

Harem selamlık olmak : Bir yerde kadın erkek ayrı oturmak.

Hariç olmak : Bir işin içinde olmamak.

Haritada olmak : Göz önünde bulundurulması gerekmek.

Has olmak : Özgü olmak.

Haşat olmak : Bozulmak, kullanılamaz duruma gelmek. yorulmak, perişan olmak.

Hasıl olmak : Ortaya çıkmak, türemek.

Hassas olmak : Duyarlı davranmak. çabuk duygulanmak.

Hasta olmak : Hastalanmak.

Hasta olmayan sağlığın kadrini bilmez : "insanlar sağlığın değerini ancak hastalıkta acı çekip iyileştikten sonra anlarlar" anlamında kullanılan bir söz.

Hastaya bakmaktan hasta olması yeğdir : "ağır bir hastaya bakmak o denli güçtür ki, kimi zaman hasta olmak bundan daha kolay görünür" anlamında kullanılan bir söz.

Hatasız kul olmaz : "insan yanılmamak için ne kadar dikkat ederse etsin yine yanılır" anlamında kullanılan bir söz.

Hatırında olmak : Unutmamış olmak.

Havası olmak : Bir kimsenin albenisi veya cana yakınlığı olmak.

Havi olmak : İçinde bulundurmak, içine almak, kapsamak, içermek.

Hayal olmak : Geçmişte kalmak, hatıra olmak. gerçekleştirilememek.

Hayatını borçlu olmak : Birinin yaşamı bir başkasının desteği ile sağlanmış olmak. biri tarafından ölümden kurtarılmış olmak.

Hayatının baharında olmak : Hayatının en güzel dönemini yaşıyor olmak.

Hayatta olmak : Yaşamak.

Hayran olmak : Çok beğenmek.

Hayrı olmamak : İyiliği dokunmamak, yarar sağlamamak.

Hazır olmak : Hazır durumda bulunmak.

Hazırda olmak : Yararlanılabilecek bir durumda, el altında olmak.

Hazırlıksız olmak : Hazırlanmamış olmak.

Heba olmak : Boşa gitmek, ziyan olmak.

Hedef olmak : Hoş olmayan herhangi bir davranışa uğramak.

Heder olmak : Boşa gitmek, boşuna geçmek.

Helak olmak : Yorulmak, bitkin duruma gelmek. yok olmak, ölmek.

Helal olmak : Yapılmasında veya kullanılmasında dinen sakınca bulunmamak, uygun ve yerinde olmak.

Hep bir ağız olmak : Söz birliği etmek, anlaşarak bir konuda aynı şeyleri söylemek.

Her ağacın meyvesi olmaz : "dışarıdan verimli gibi görünen herkes verimli olmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Her ağaçtan kaşık olmaz : "özelliği olan bir iş için sıradan birisi kullanılamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Her aşın kaşığı olmak : Her şeye karışmak, her şeye burnunu sokmak.

Her derde deva olmak : Birçok şeye çare olmak.

Her kaşığın kısmeti bir olmaz : "herkesin talihi, kazancı bir değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Her tarakta bezi olmak : Birçok işi veya ilişkisi olmak.

Her zaman eşek ölmez on köfte on paraya olmaz : "istenilen şeyi kolayca elde etme imkânı ortaya çıkınca fırsat kaçırılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Hesapta olmamak : Daha önce düşünülen şeylerin dışında olmak.

Hilaf olmasın : "yanılmıyorsam" anlamında kullanılan bir söz.

Hırsıza kilit olmaz : "kötü bir iş yapmaya kararlı olan kişiyi önlemek için alınacak tedbirler yararsızdır" anlamında kullanılan bir söz.

Hizmetinde olmak : Birinin yanında çalışmak, işlerini yapmak.

Hoşnut olmak : Memnun olmak, yakınmamak, şikâyetçi olmamak.

Hükmü olmamak : Önemi, geçerliliği, etkisi bulunmamak.

Hükmünde olmak : Yerinde olmak, yerine geçmek. değerinde olmak.

Hurdahaş olmak : Kırıp dökülmek, paramparça olmak. aşırı ölçüde yorulmak.

İbaret olmak : -den oluşmak, meydana gelmek. ancak bu kadar olmak.

İbret olmak : Ders olmak.

İcapçı olmak : İcapçı olarak görevli olmak.

İçecek suyu olmak : Bir yere gitmesi kısmet olmak.

İçeride olmak : Hapishanede olmak. zarar etmiş olmak, borçlanmış olmak.

İçinde olmak : Herhangi bir özellik yaradılışında var olmak. hevesli, istekli olmak.

İçinden olmak : Bir yerin merkezinde yaşamak veya orada doğmuş bulunmak.

İçine dert olmak : Bir şeyi yapamamaktan dolayı üzülmek.

İçli dışlı olmak : Karşılıklı olarak candan ve içten davranmak, teklifsiz görüşmek.

İğne olmak : İğne ile vücuduna ilaç verilmek.

İhtiyacı olmak : Gereksemek, gereksinmek.

İhtiyar olmak : Yaşlanmak.

İhtiyatlı olmak : Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek ölçülü davranmak.

İhya olmak : Bayındır duruma getirilmek. daha iyi bir duruma gelmek. mutluluğa kavuşmak.

İki baştan olmak : Bir şey, her iki tarafın aynı şeyi istemesiyle, iyi niyetiyle gerçekleştirilebilmek.

İki büklüm olmak : Yorgunluk, hastalık, yaşlılık vb. nedenlerle beli bükülmek, öne doğru eğilmek. riyakârlık, dalkavukluk, gerçek olmayan saygı vb. nedenlerle iki kat olup öne eğilmek.

İki eli yakasında olmak : Kıyamette ondan davacı olmak.

İki kat olmak : İki büklüm olmak.

İki paralık olmak : Değerini yitirmek.

İkişer olmak : İkişer ikişer sıraya dizilmek.

İkna olmak : İnanmak, kanmak.

İler tutar yeri olmamak : Çok dağınık, kötü, bozuk veya berbat bir duruma gelmek.

İlgi odağı olmak : Çevrenin yoğun dikkatini üzerinde toplamak.

İlham kaynağı olmak : Hayal dünyasını beslemek.

İlişiği olmamak : Bağlantısı olmamak.

İllet olmak : Çok sinirlenmek, çok kızmak.

İltiması olmak : Arkası, kayırıcısı olmak.

İmtihan olmak : Bilgisi ölçülmek. denenmek, sınanmak.

İnadım inat olmak : Söylediğinden veya yaptığından vazgeçmemek, çok direnmek.

İnhisarında olmak : Tekelinde olmak.

İpleri birinin elinde olmak : Bir işi el altından yönetmek.

İshal olmak : Amel olmak, sürgün olmak, bağırsakları bozulmak.

İşi iş olmak : İşi yolunda olmak.

İşi olmak : İşi istediği gibi bitirmek. uğraşma zorunda olmak. yapacak bir şeyi bulunmak.

İşin alayında olmak : İşi şaka konusu yapmak, ciddiye almamak. bir işe gereken önemi vermemek. işi önem vermeyerek yapmak.

İşin kurdu olmak : Belirli bir konuyla ilgili her şeyi bilmek, uzmanlaşmak.

İşinden olmak : Görevini yitirmek, görevinden atılmak.

Isırgan ile taharet olmaz : "kötü kişiden iyilik beklenmez" anlamında kullanılan bir söz.

İşkilli olmak : İşkil duymak, tedirgin durumda olmak.

Islanmışın yağmurdan korkusu olmaz : "daha önce bir zarara uğramış kimse, kendisine aynı zararı verecek şeyden korkmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Ismarlama hac hac olmaz : "kişi, kendisi yapması gereken bir işi başkasına ısmarlamamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

İsmi olmamak : Adı (bile) olmamak.

Israrlı olmak : Düşüncesinde, kararında direnmek.

İştahı olmak : Yemek isteği fazla olmak.

İştahı yerinde olmak : Yemesi, içmesi ve yaşaması düzenli olmak.

İstim üstünde olmak : Buharla işleyen araçlar kalkmaya hazır duruma gelmek. hemen gidecek durumda bulunmak.

İt değmekle deniz pis olmaz : "doğruluğuna, dürüstlüğüne herkesin inandığı bir kimse, aşağılık kimselerin atmak istedikleri çamurla kirletilemez" anlamında kullanılan bir söz.

İt derisinden post olmaz : "aşağılık kimse veya şey, yüce ve temiz bir amaca hizmet edemez" anlamında kullanılan bir söz.

İyesi olmak : Bir şeyi elinde bulundurmak, yasaya uygun olarak dilediğince kullanabilmek, sahip olmak.

İyi gün dostu olmak : Dostlarının sıkıntılı zamanlarında onlardan kaçmak.

İyi olmak : Yerinde olmak. hastalıktan kurtulmak, iyileşmek. uygun gelmek.

İzi belirsiz olmak : İz bırakmadan ortadan çekilmek.

Kabakulak olmak : Kabakulak hastalığına yakalanmak.

Kabız olmak : Peklik olmak.

Kaçmaktan kovalamaya vakit olmamak : Önemli işler yüzünden başka işlere yetişememek.

Kader olmayınca kadir bilinmez : "kişi talihsiz ise ne kadar iyi insan olursa olsun, değeri bilinmez" anlamında kullanılan bir söz.

Kadın olmak : Kadın kocasını, evini iyi yönetmek. kızlığını yitirmek.

Kadir olmak : Güçlü olmak, gücü olmak, gücü yetmek.

Kadük olmak : Yasama meclisinin değişmesi ile önceden sunulan yasa tasarıları değerini yitirmek, görüşme dışı kalmak. değerini yitirmek.

Kafası kazan olmak : Kafası şişmek.

Kafası yerinde olmamak : Gereği gibi düşünecek durumda olmamak.

Kafasını kaşıyacak vakti olmamak : Başını kaşıyacak vakti olmamak.

Kail olmak : İnanmak. razı olmak.

Kaim olmak : Yerine geçmek.

Kalbi boş olmak : Sevgilisi bulunmamak.

Kalbi dolu olmak : Sevgilisi olmak.

Kalemi olmak : Herhangi bir nitelikte yazı yazabilmek.

Kalıbı kıyafeti yerinde olmak : Görünüşü gösterişli olmak.

Kalıbının adamı olmamak : Görünüşünden beklendiği gibi olmamak.

Kalıp kıyafetle adam adam olmaz : "gösterişli bir vücut, iyi bir giyim kuşam, kişiye insanlık değeri kazandırmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Kalkan olmak : Birinin zor duruma düşmesini önlemek için kendini siper etmek.

Kalp olmak : Sahte, düzme olmak.

Kalp olmamak : Acıma duygusu olmamak.

Kambersiz düğün olmaz : Her toplantıda veya her işin içinde bulunmak merakında olanlar için yarı sitem, yarı şaka olarak söylenen bir söz.

Kan olmak : İnsan öldürülmek.

Kanaat gibi devlet olmaz : "elindekiyle yetinmesini bilen kişi yokluk nedir bilmez" anlamında kullanılan bir söz.

Kanayan yara olmak : Sürekli sıkıntı, üzüntü ve zarar veren bir durumda olmak.

Kangren olmak : Kangrenleşmek. vücudun herhangi bir yerindeki doku, kan gelmemesi sonucu ölmek.

Kanısında olmak : İnancında olmak, kanaatinde olmak.

Kanlı bıçaklı olmak : Aralarında herhangi bir nedenden dolayı birbirini öldürecek kadar düşmanlık bulunmak.

Kanlısı olmak : Birinin katili olmak.

Kapalı olmak : İlgisiz kalmak. iş yapmamak.

Karakolluk olmak : Kavga sonucu karakola gitmek zorunda kalmak.

Karamsar olmak : Kötümserliğe kapılmak, bedbin olmak.

Karı koca olmak : Nikâhlı veya nikâhsız birlikte yaşamaya başlamak.

Karışanı görüşeni olmamak : İşine kimse karışmamak, özgür olmak.

Karmakarış olmak : Çok karışık duruma gelmek.

Karmakarışık olmak : Çok karışık duruma gelmek.

Karnı tok sırtı pek olmak : Geçimi iyi olmak, para sıkıntısı olmamak.

Karşı karşıya olmak : Yüz yüze gelmek.

Karşı olmak : Birine veya bir düşünceye katılmamak, karşıt olmak.

Kaskatı olmak : Kıpırdamamak, hareketsiz kalmak.

Kastı olmak : Birine kötülük etme, zarar verme isteği beslemek.

Katı kalpli olmak : Olan bitenden etkilenmemek, duygusuzlaşmak.

Katrandan olmaz şeker olsa da cinsine çeker : "kötü asıllı şey ve kişi iyiye dönmez" anlamında kullanılan bir söz.

Kaydı kuydu olmamak : Kayıtlı olmamak.

Kayıtsız olmak : İlgisiz, umursamaz, önem vermeyen durumda bulunmak. kaydedilmemiş veya yazıya geçirilmemiş olmak.

Keçe külah olmak : Ordudan veya resmî görevden çıkarılmak.

Kefeni boynunda olmak : Her an ölümü göze almak.

Kefil olmak : Borçlu borcunu ödemediğinde veya bir kimse verdiği sözü yerine getirmediğinde bütün sorumluluğu üzerine almak.

Kele köseden yardım olmaz : "kişi, kendisinin yardıma muhtaç olduğu konuda başkasına yardım edemez" anlamında kullanılan bir söz.

Keleme olmak : Bakımsız kalmak.

Kellesinden olmak : Can vermek, ölmek.

Kemeri dolu olmak : Çok zengin olmak.

Kenarın dilberi nazik de olsa nazenin olmaz : "kibar çevrede yetişmemiş olanlar ne kadar özenseler de kibarlığın bütün inceliklerini gösteremezler" anlamında kullanılan bir söz.

Kendi kendine gelin güveyi olmak : İlgilinin nasıl karşılayacağını düşünmeden bir işi olmuş bitmiş sayarak sevinmek.

Kendinde olmamak : Bilinci, aklı yerinde olmamak.

Kepaze olmak : Gülünç veya utanılacak duruma düşmek.

Ketum olmak : Sır saklamak, ağzı sıkı olmak.

Keyfi yerinde olmak : Sağlığı, neşesi, mutluluğu bulunmak.

Keyfine diyecek olmamak : Mutlu ve huzurlu olmak.

Keyfinin kahyası olmamak : Birine alışkanlıklarına, davranışlarına, düzenine karışmaya hakkı olmamak.

Kıl olmak : Birisi sinirine dokunmak.

Kilidi küreği olmamak : Her şeyi açıkta bulunmak, kilitli yere saklanmamış olmak.

Kilit gibi olmak : Birbirine çok bağlı ve dayanışmalı olmak.

Kilit kürek olmak : Bir yeri korumak, o yerin güvenilir, sağlam adamı olmak.

Kimi kimsesi olmamak : Yakını, koruyucusu bulunmamak.

Kimse kendi memleketinde peygamber olmaz : "insanların kendi çevrelerinde değeri bilinmez" anlamında kullanılan bir söz.

Kimya olmak : Bulunmaz olmak.

Kirada olmak : Kira karşılığında verilmiş olmak.

Kırığı olmak : Karnede zayıf notu bulunmak. yasa ve törelere aykırı olarak karşı cinsten biriyle sürekli ilişki içinde bulunmak.

Kırış kırış olmak : Çok kırışmak.

Kırk tarakta bezi olmak : Her tarakta bezi olmak.

Kıskacında olmak : Bir konu üzerinde iki taraftan da sıkıştırılıp sıkıntılı duruma düşmek.

Kısmet olmak : Nasip olmak.

Kısmetine mani olmak : Kazancına veya evlenmesine engel olmak.

Kitapta yeri olmak : Din veya yasa kitaplarında bulunmak, konusu geçmek.

Kol kanat olmak : Yardım etmek, korumak, himaye etmek.

Koltuk değneği olmak : Birine, yaptığı uygunsuz işlerde destek sağlamak.

Koltukta olmak : Başkasının konuğu olup kendi masraf etmemek.

Kolunda altın bileziği olmak : Kazanç sağlayan bir mesleği, zanaatı olmak.

Komalık olmak : Yediği dayaktan sonra kıpırdayamayacak duruma gelmek.

Komplo kurbanı olmak : Komploya kurban gitmek.

Konsantre olmak : Bilenmek. düşünceyi, duyguyu, gücü bir noktada toplamak.

Kontrol altında olmak : Denetlenmek.

Konuğu olmak : Birine konuk olarak gidip kalmak.

Konuk olmak : Bir yerde kısa bir süre ağırlanmak.

Köstek olmak : Engel olmak.

Kötü kişi olmak : Bazı kimseler birtakım insanların düşmanlığını kazanmak.

Kötü olmak : Kadın kötü yola düşmek. olumsuz bir durum almak. beğenilmemek, takdir edilmemek.

Kötürüm olmak : Güçsüz kalmak. yaşlılık veya sakatlık sebebiyle yürüyememek.

Kova olmak : Çok gol yemek.

Kraldan çok kralcı olmak : Birinin davasını ondan çok savunur olmak.

Küçükle küçük büyükle büyük olmak : Her yaştaki kişilere karşı dostça, arkadaşça davranmak. her makam ve durumdaki kişilere karşı dostça ve anlayış göstererek davranmak.

Küfelik olmak : Çok sarhoş olmak.

Kul köle olmak : Tam bir doğruluk ve özveri ile bağlanarak bütün isteklerini yerine getirmeye hazır olmak.

Kul kusursuz olmaz : Hatasız kul olmaz.

Kul olmak : Aşırı derecede bağlanmak, boyun eğmek.

Kula kul olmak : Bir kimsenin buyruğu altında bulunmak.

Kulağı duvar olmak : Sağır olmak.

Kulağı kirişte olmak : Söylenecek sözü, gelecek haberi sabırsızlıkla beklemek.

Kulağı olmak : Dikkatini bir şeye vermek.

Kulağı olmamak : Ses titreşimlerinin yükselip alçalmasını ayırt edememek.

Kulağına küpe olmak : Başa gelen bir durumdan alınan dersi unutmamak.

Külah peşinde olmak : Yalan ve dolanla bir işin başına geçmeye çalışmak.

Kulak misafiri olmak : Yanında konuşulanları konuşmaya katılmadan dinlemek.

Kuluçka olmak : Dişi kuş yumurtaya yatma zamanı gelmek.

Kuma olmak : Evli bir erkekle yasal olmayan bir biçimde birlikte yaşamak, üzerine varmak.

Kumpasa dahil olmak : Hileli bir işe ortak olmak.

Kurası olmak : O yıl askerlik çağına girenlerden olmak.

Kurban olmak : Bir kimse veya bir şey için kendini feda etmek.

Kurbanı olmak : Uğruna ızdırap veya büyük üzüntü, sıkıntı çekmek, zarara girmek, ölmek.

Kürek kadar dili olmak : Pabuç kadar dili olmak.

Kürkçünün kürkü olmaz börkçünün börkü : "başkalarının gereksemelerine çare bulan kişi, bunlara benzeyen kendi ihtiyaçlarını savsaklar" anlamında kullanılan bir söz.

Kurtla koyun kılıçla oyun olmaz : "saldırıcı ile güçsüzün yan yana bulunduğu yerde tehlike vardır" anlamında kullanılan bir söz.

Kuş kadar canı olmak : Küçük, cılız, güçsüz bir yaratık olmak.

Kuyruk olmak : Arka arkaya dizilmek, sıralanmak.

Kuzu gibi olmak : Uslanmak, sessizleşmek, sakinleşmek.

Laçka olmak : Vida, mil vb. makine parçaları aşınarak veya yuvaları genişleyerek gevşemek. herhangi bir düzen iyi işlemez olmak.

Laf olmak : Söz olmak.

Laubali olmak : Aşırı samimi veya teklifsizce davranmak.

Layık olmak : Hak kazanmış olmak. uygun olmak.

Lehinde olmak : Bir kimseyi desteklemek. bir şeyin tarafını tutmuş olmak. birinin yararına olmak.

Lehine olmak : Bir kimsenin iyiliğine yardım eder olmak.

Lehte olmak : Bir şeyden yana olmak.

Leke olmak : Üstünde leke oluşmak.

Lime lime olmak : Parçalanmak.

Liste başı olmak : Listenin ilk sırasında olmak.

Madara olmak : Yalanı, yanlışı ortaya çıkmak. kötü duruma düşmek.

Mağdur olmak : Zarara uğramak.

Mağlup olmak : İsteğine karşı duramamak, gerçekleşmemesi gereken bir şey için iradesizlik gösterip direnememek ve yapılmasını kabul etmek. yenilmek.

Mağrur olmak : Kibirlenmek, gururlanmak, kendini beğenmek.

Mahcup olmak : Utanmak.

Mahkemede dayısı olmak : Yüksek bir makamda koruyucusu, kayırıcısı bulunmak.

Mahkemelik olmak : İstemediği hâlde dava konusu olmak.

Mahmul olmak : Dolu bulunmak.

Mahrum olmak : Yoksun kalmak.

Mahzun olmak : Üzgün durumda olmak, boynu bükülmek.

Mail olmak : Hayran kalmak, vurulmak.

Makbul olmak : Beğenilmek.

Maksat hasıl olmak : Amaca ulaşılmak, amaç gerçekleşmek.

Makul olmak : Akıllıca, akla uygun davranmak.

Mal olmak : Bir şeye bir değer karşılığında sahip olmak. bir iş, bir davranış sonucu zarara uğramak. bir yeri, bir şeyi benimsenmek.

Malik olmak : Sahip olmak.

Malum olmak : İçine doğmak.

Mangal gibi yüreği olmak : Cesareti çok olmak.

Manyetize olmak : Manyetizma ile etkilenmek.

Marka olmak : Markalaşmak.

Mars olmak : Tavla oyununda pul toplayamadan kaybetmek. söz söyleyemeyecek duruma gelmek.

Maskara olmak : Gülünç bir duruma düşmek.

Maskarası olmak : Birinin eğlencesi olmak.

Mastor olmak : Esrar içerek kendinden geçmek.

Mat olmak : Satranç oyununda yenilmek. bir tartışma sonunda veya benzeri bir durumda yenik düşmek.

Matiz olmak : Sarhoşluktan sızacak duruma gelmek.

Matuf olmak : Bir şeye yöneltilmek.

Mayasında olmak : İçinde olmak.

Maydanoz olmak : Olur olmaz her işe karışmak.

Mazhar olmak : İyi bir şeye ermek, ulaşmak.

Mazur olmak : Mazeretli olmak, bahanesi bulunmak.

Mecnun olmak : Delirmek, çıldırmak. sevda sebebiyle kendini kaybetmek.

Medar olmak : Yardımı, yararı dokunmak.

Medyun olmak : Kendini borçlu hissetmek.

Medyunuşükran olmak : Teşekkür borçlu olmak.

Meftun olmak : Tutulmak, gönül vermek, vurulmak.

Memede olmak : Henüz meme ile beslenmek.

Memnu olmak : Yasaklanmak.

Memnun olmak : Sevinmek, sevinç duymak, kıvanmak.

Memul olmak : Umulmak, beklenilmek.

Mensup olmak : Bir şey veya kimseyle bağıntısı olmak.

Merak olmak : Anlamak veya öğrenmek isteği olmak.

Merakını mucip olmak : Merakına dokunmak.

Merbut olmak : Bağlı bulunmak.

Merhabası olmak : Esenleşecek kadar tanışıklığı, yakınlığı olmak.

Merhametsiz olmak : Merhamet etmemek, merhametsizleşmek.

Merhem olmak : Bir derde çare olmak.

Merhum olmak : Ölmek.

Mesel olmak : Söz, cümle, dize vb. atasözü durumuna gelmek.

Mesele olmak : Dert olmak.

Meşgul olmak : Vaktini vermek, uğraşmak, oyalanmak.

Meşhur olmak : Ün kazanmak, tanınmak, ün almak, ünlenmek.

Mesleğinin eri olmak : İşinin uzmanı veya ustası olmak.

Mest olmak : Kendinden geçmek, çok mutlu olmak.

Mesul olmak : Sorumlu olmak.

Mesut olmak : Mutlu olmak, onmak.

Methali olmak : Bir işe karışmış bulunmak, bir işte parmağı olmak.

Mevcut olmak : Var olmak, bulunmak.

Mevkisi olmak : Bir işte önemli bir makamda bulunmak.

Meyli olmak : Beğenmek, ilgisi olmak, hoşuna gitmek.

Meyus olmak : Üzgün ve umutsuz bir duruma düşmek.

Mezun olmak : Okul, kurs vb.ni bitirmek.

Mihman olmak : Konuk olarak bulunmak.

Misafir olmak : Bir yerde konuk olarak karşılanıp gerekli ilgiyi, izzet ve ikramı görmek.

Moda olmak : Yaygın duruma gelmek, herkesçe kabul edilmek.

Mostra olmak : Kendini gülünç bir duruma sokmak.

Muallakta olmak : Sonuca bağlanmamak, sürüncemede kalmak.

Muammer olmak : Uzun ve mutlu yaşamak. yaşamak.

Muaşakada olmak : Sevişmek, birbirine âşık olmak.

Muayene olmak : Hekimce bakılmak.

Muazzep olmak : Acı, azap çekmek.

Mücehhez olmak : Taşımak, kendinde bulundurmak.

Mucip olmak : Gerektirmek.

Müdavim olmak : Bir yere sürekli gitmek.

Müessir olmak : Etkili olmak.

Muğber olmak : Gücenmek, küsmek.

Muhacir olmak : Göçmen durumuna girmek.

Muhatap olmak : Karşılaşmak. kendisine söz söylenmek, hitap edilmek.

Muhtaç olmak : Gereksinim duymak.

Mukadder olmak : Alnında yazılı olmak, belirlenmiş olmak.

Mukayyet olmak : Korumak, gözetmek.

Mükedder olmak : Üzülmek, kederlenmek.

Muktedir olmak : Gücü yetmek, yapabilmek.

Mülaki olmak : Buluşmak, kavuşmak, görüşmek.

Mülhem olmak : Esinlenmek.

Mum olmak : Hırçınlığı, yaramazlığı bırakmak. razı olmak.

Mümkün olmak : İmkân bulunmak.

Müncer olmak : -e dökülmek, -e varmak.

Münfesih olmak : Dağılmak.

Münkir olmak : Kabul etmemek, inkâr etmek.

Muntazır olmak : Beklemek, gözlemek.

Müptela olmak : Alışmak, düşkün olmak, tutulmak.

Murdar olmak : Kirlenmek.

Mürekkep olmak : -den oluşmak.

Mürt olmak : Hayvan ölmek.

Mürüvvete endaze olmaz : "yardım ve iyiliğin sınırı yoktur" anlamında kullanılan bir söz.

Müsadif olmak : Rastlamak.

Musallat olmak : Birini sürekli rahatsız etmek, birine sataşmak, peşini hiç bırakmamak.

Müşerref olmak : Onurlanmak, onur kazanmak, şereflenmek.

Müstahak olmak : Hak kazanmak, layık olmak.

Müstefit olmak : Yararlanmak, faydalanmak.

Müşteki olmak : Yakınmak, şikâyetçi olmak.

Müsterih olmak : İçi rahat olmak, kaygıdan kurtulmak.

Mutabık olmak : Aralarında anlaşmazlık olmamak, anlaşmak.

Muteber olmak : Yürürlükte olmak, geçerli olmak.

Müteessif olmak : Üzülmek, acınmak, yerinmek, esef etmek.

Müteessir olmak : Etkilenmek. üzülmek.

Mütelezziz olmak : Lezzet duymak, tat almak, mutlu olmak.

Müteselli olmak : Avunmak.

Mutlu olmak : Mutluluk duymak, bahtiyar olmak.

Mutmain olmak : İnanmak, gönlü kanmak.

Muttali olmak : Bir durumdan haberi olmak, bir durum üzerine bilgi edinmek.

Muvaffak olmak : Başarmak.

Muvafık olmak : Uygun düşmek, kabul edilebilir olmak.

Müyesser olmak : Kolaylıkla ortaya çıkmak, kolaylıkla elde edilmek. nasip olmak.

Muzaffer olmak : Üstün gelmek, yenmek, zafer kazanmak.

Nadim olmak : Pişman olmak.

Nail olmak : Erişmek, ulaşmak, kavuşmak.

Nakavt olmak : Boks maçında nakavtla yenilmek.

Namaza meyli olmayanın kulağı ezanda olmaz : "kişi yapmak istemediği işin ayrıntılarıyla ilgilenmez" anlamında kullanılan bir söz.

Namerde muhtaç olmak : Güvenilmeyecek kimselerden yardım istemek zorunda kalmak.

Namusu iki paralık olmak : Onursuz bir duruma düşmek.

Nasip olmak : Fırsat düşmek, elvermek. mutluluk veren güzel şeylere erişmek, ulaşmak, kavuşmak.

Nazil olmak : İnmek.

Ne oldum delisi olmak : Ummadığı bir duruma beklemediği bir anda ulaşan kimse çok şımarmak.

Neden olmak : Bir şeyin olmasına veya ortaya çıkmasına yol açmak, sebep olmak.

Nevmit olmak : Çaresiz kalmak, umudu kalmamak.

Nispeti olmak : İlgisi olmak, bağlantısı olmak.

O taraflı olmamak : Konuyla ilgisi yokmuş gibi davranmak.

O tarakta bezi olmamak : O şeyle ilişiği bulunmamak.

Objektif olmak : Nesnel olmak. tarafsız davranmak.

Öğür olmak : Çokça birlikte bulunmaktan çok sıkı bir alışkanlık edinmek.

Öksürük olmak : Öksürük hastalığına yakalanmak.

Okullu olmak : Okula yazılmak, öğrenime başlamak.

Okumuş olmak : Okunmuş gibi görünmek, öyle farz edilmek.

Öküze boynuzu yük olmaz : "insan kendi yakınlarını ve kendi işlerini yük saymaz" anlamında kullanılan bir söz.

Ölçülü olmak : Dikkatli, hassas, düşünceli olmak.

Ölüm döşeğinde olmak : Son anlarını yaşamak.

Olur olmaz : Olunca, olmasından hemen sonra. Doğru mu, yanlış mı, yerinde mi yersiz mi olduğu düşünülmeden söylenen (söz). Rastgele, sıradan, kimliği, niteliği belirsiz kişi. İyi veya kötü olduğuna bakılmadan seçilen.

On parmağı boğazında olmak : İsteği yapılmadığında sıkıntıya düşmek, düşürmek.

On parmağında on hüner olmak : Elinden her iş gelmek, çok becerikli olmak.

Öncül olmak : Kılavuzluk, öncülük etmek.

Oralarda olmamak : İşi sezmemiş gibi davranmak, anlamazlıktan gelmek.

Oralı olmamak : Önemsememek, umursamamak, aldırmamak, ilgilenmemek.

Örnek olmak : Davranışlarıyla başkasını heveslendirmek. davranış yönünden başkasının kendisine benzemesi yolunda etkili olmak.

Ortadan sır olmak : Kaybolmak, arkada iz bırakmadan gitmek.

Ortak olmak : Bir şeyi paylaşmak veya bir şeye katılmak.

Ortalık sütliman olmak : Sakinleşmek, durulmak.

Orucunda olmak : Herhangi bir şeyi yemez içmez olmak. bir şeyi yapmaz olmak.

Örülü olmak : Her şeyiyle mükemmel, eksiksiz ve estetik bütünlüğe sahip bulunmak.

Övünmek gibi olmasın : Kendini övmeye hazırlanan kimselerce, övünmesini hoş göstermek veya alçak gönüllü görünebilmek için kullanılan bir söz.

Oydaş olmak : Biriyle aynı düşüncede, aynı inançta olmak.

Özgü olmak : Birine, bir şeye ait olmak. belli bir kimsede, şeyde veya türde bulunmak. aynı cinsten başka hiçbir türde veya bireyde rastlanılmamak.

Pabuç kadar dili olmak : Kabaca ve terbiyesizce karşılık vermek.

Paçasını çekecek hali olmamak : Güçsüz, beceriksiz olmak.

Pamuk ipliğiyle bağlı olmak : Pamuk ipliğiyle bağlanmak.

Pancar gibi olmak : Yüzüne kan hücum edip çok kızarmak.

Panik olmak : Büyük korku yaratan bir olay birdenbire ortaya çıkmak.

Papaz olmak : Çıkarları ters düştüğü için sürtüşmek.

Paramparça olmak : Pek çok parçaya ayrılmak, kırılmak.

Parasıyla rezil olmak : Para vererek yaptırdığı bir şey iyi çıkmamak, parasının karşılığını alamamak.

Parmağı olmak : Bir işi olumsuz yönde etkilemek, bir işe karışmış olmak.

Parmakla sayılacak kadar az olmak : Çok az olmak.

Paşa olmak : Fazlaca içki içmiş olmak.

Pata olmak : Berabere kalmak.

Payanda olmak : Destek olmak, arka çıkmak.

Payansız olmak : Sonsuz, bitmez tükenmez olmak.

Perişan olmak : Acınacak duruma gelmek. dağılmak, düzeni bozulmak.

Pert olmak : Taşıt hurdaya çıkmak.

Pervane olmak : Birinin yanında onun hizmetine hazır olduğunu gerekli gereksiz göstermek.

Peyda olmak : Çıkmak, ortaya çıkmak, oluşmak.

Peydah olmak : Peyda olmak.

Piç olmak : Tadı bozulmak. boşa gitmek.

Pıllım pıllım olmak : Köhneleşmek.

Pırıl pırıl olmak : Tertemiz olmak.

Pirüpak olmak : Tamamen kurtulmak, rahatlamak, huzura kavuşmak. kirlerden arınıp tertemiz olmak.

Pişman olmak : Yaptığı bir işin yanlış veya uygunsuz sonuç verdiğini anlayarak üzülmek.

Pişti olmak : Bir ortamda birbirinden habersiz olarak aynı giyim kuşam içinde karşılaşmak. istenmeyen birisiyle aynı ortamda karşılaşmak.

Popüler olmak : Ünlü olmak.

Postundan olmak : Bulunduğu makamı yitirmek.

Problem olmak : Dert olmak.

Projektör ışığında olmak : Göz önünde bulunmak, ortada olmak.

Pul pul olmak : Küçük ve ince tabakalar hâlinde olmak.

Puşt olmak : Birinin ilencine uğrayıp kötüleşmek, mahvolmak. bir işin uzmanı olmak.

Raci olmak : Dokunmak, dayanmak, ilgilendirmek.

Rahat olmak : Üzüntülü, sıkıntılı veya tedirgin durumda olmamak.

Rahatsız olmak : Rahatı bozulmak, keyfi kaçmak, sağlığı bozulmak.

Rahmetlik olmak : Ölmek.

Ram olmak : Boyun eğmek, itaat etmek.

Randevusu olmak : Belli bir saatte, belli bir yerde buluşmak için biriyle sözleşmiş olmak.

Razı olmak : Uygun bulmak, beğenmek, benimsemek, istemek, kabul etmek.

Realist olmak : Gerçekçi olmak.

Rencide olmak : İncinmek, kalbi kırılmak.

Reşit olmak : Erginleşmek.

Rezil olmak : Çok utanacak bir duruma gelmek.

Rezil rüsva olmak : Toplum içinde ayıplanacak bir duruma düşmek.

Rızası olmak : İzni olmak, müsaadesi olmak.

Rolü olmak : Etkisi bulunmak.

Sabit olmak : Bir şeyin varlığı, gerçekliği kesin olarak belli olmak. durağan durumda bulunmak.

Şad olmak : Sevinmek, memnun ve mutlu olmak.

Saf dışı olmak : Dizinin dışına çıkmak. ilgisi kesilmek, işin gereğinden alıkonulmak, işlemez duruma getirilmek.

Sağı solu olmamak : Olumlu mu olumsuz mu davranacağı bilinmeyen bir kişi olmak. nasıl davranacağı kestirilmez olmak.

Sağır olmak : Sağır duruma gelmek, sağırlaşmak.

Sahip olmak : Mülkiyetinde olmak, elinde bulundurmak.

Şahit olmak : Tanık olmak.

Sahne olmak : Bir yerde bir olay geçmek.

Sakat olmak : Sakatlanmak.

Sakınması olmamak : Korkusu, çekinmesi olmamak. incelik kurallarına, saygıya aldırmadan davranmak.

Sakıt olmak : Hükmü kalmamak.

Salik olmak : Bir yola girmek.

Samimi olmak : İçli dışlı olmak. içten, açık yüreklilikle davranmak.

Sarhoş olmak : Sarhoş bir duruma gelmek, esrimek.

Sarkıntı olmak : Sataşmak, takılmak, musallat olmak.

Sarmaş dolaş olmak : Birbirine sarılıp kucaklaşmak. iç içe girmek, karman çorman olmak.

Şart olmak : Gerekmek, kaçınılmaz bir durum almak.

Sayesinde sayeban olmak : İstenilen bir şeyi başkasının aracılığıyla elde etmek.

Sebep olmak : Neden olmak, yol açmak.

Sedyelik olmak : Ayakta duramayacak duruma gelmek.

Seferber olmak : Birçok kimse bir iş, bir amaç için bütün olanaklarıyla girişmek.

Şekilci olmak : Belli biçimler, kalıplar dışına çıkamamak.

Şekvacı olmak : Şikâyet etmek, yakınmak.

Senli benli olmak : İç içe olmak, bütünleşmek. aşırı ölçüde içten, teklifsiz olmak.

Sepette pamuğu olmamak : Bilgisiz, boş kafalı olmak.

Şerefyap olmak : Onur kazanmak.

Sermest olmak : Çok hoşlanmak, kendinden geçmek.

Sersefil olmak : Perişan, zavallı durumda olmak.

Sersem olmak : Serseme dönmek.

Sevk olmak : Gönderilmek.

Şeytan tüyü olmak : Kendini herkese kolaylıkla sevdirme özelliği bulunmak.

Sıcak olmak : Sıcak artmak.

Sıçan deliğine paha biçilmez olmak : "güç bir durumda sığınacak bir yer bulmakta güçlük çekmek" anlamında kullanılan bir söz.

Sigorta olmak : Bir kimse veya bir şey ileride olabileceği düşünülen kazanın zararını gidermek için sigortaya bağlanmak.

Sıkıntıda olmak : Geçim darlığı çekmek.

Sıkıntısı olmak : İşemesi gerekmek, sıkışmak. tedirgin, rahatsız eden bir durumda bulunmak.

Sinir küpü olmak : Aşırı derecede sinirli olmak.

Siper olmak : Birini veya bir şeyi korumak amacıyla kendini siper olarak kullanmak.

Sıra olmak : Düzenli bir biçimde sıra oluşturmak, dizilmek.

Sırdaş olmak : Sırrını paylaşmak.

Sırılsıklam olmak : Çok ıslanmak.

Sırsıklam olmak : Çok ıslanmak.

Sırtında yumurta küfesi olmamak : Eski düşünce ve yönünü kolayca değiştirmek veya sözünden caymakta sakınca görmemek.

Sıska olmak : Aşırı zayıf olmak. karın boşluğuna su dolarak karnı şişmek.

Sizden iyi olmasın : Birinin, orada bulunmayan bir kimseyi överken karşısındakine söylediği bir nezaket sözü.

Size doyum olmaz : Bir yerden ayrılırken söylenen bir nezaket sözü.

Soğukkanlı olmak : Kolayca, öfke, telaş ve heyecana kapılmamak.

Sonradan olma : Başkasına kıyasla yeni olan, yeni ortaya çıkan.

Sormak ayıp olmasın : Sorulması teklifsizlik sayılan bir şeyi sormadan önce özür dilemek için kullanılan bir söz.

Sorması ayıp olmasın : Sormak ayıp olmasın.

Sorun olmak : Dert olmak.

Söyleyeceği olmak : Herhangi bir konuda kendisinin de diyecekleri bulunmak.

Söz konusu olmak : Üzerinde konuşulmak, bahis konusu olmak, bahis mevzusu olmak.

Söz olmak : Dedikodu yapılmak veya bir iş hoş karşılanmamak.

Söz sahibi olmak : Bir konuda konuşma yetkisi olmak.

Su gibi olmak : Çok ıslanmak.

Su götürür yeri olmamak : Başka türlü yorumlanacak bir yönü bulunmamak.

Suç olmak : Suç sayılmak.

Suçlu olmak : Suçlu sayılmak.

Sucuk gibi olmak : Baştan aşağı ıslanmak.

Suikastta parmağı olmak : Düzenlenen suikast olayında rol oynamak.

Sulh olmak : Uzlaşmak.

Sünnet olmak : Sünnet edilmek.

Suratından düşen bin parça olmak : Öfke veya küskünlükten ileri gelen can sıkıntısıyla suratı asık olmak.

Suspus olmak : Susmak, sinmek, sesini hiç çıkarmamak.

Tabi olmak : Birinin kontrolü altına girmek, bir şeye veya bir kimseye bağlı olmak.

Taciz olmak : Sıkıntı duymak, rahatsız olmak.

Tadına doyum olmamak : Bir şeyin tadı çok beğenilmek. herhangi bir şey çok beğenilmek.

Tahrik olmak : Cinsel isteği, duyguları uyanmak, artmak. harekete geçmek.

Tahriş olmak : Zedelenmek.

Talip olmak : İstemek.

Tamam olmak : Sona ermek, tamamlanmak.

Tamtakır olmak : İçinde gerekli hiçbir şey kalmamak.

Tanık olmak : Bir olayı görmek ve duymak, şahit olmak.

Tarafa olmak : Birinin görüş ve düşüncesini benimsemek, desteklemek.

Tarlada izi olmayanın harmanda sözü olmaz : "kendini işe vermeyenden, bir iş üretmeyenden hayır gelmez" anlamında kullanılan bir söz.

Tarumar olmak : Dağılmak, karışmak, perişan olmak.

Tasasız olmak : Dertsiz olmak.

Tatil olmak : Kapanmak, ara verilmek.

Tatlı canından olmak : Ölmek.

Tatmin olmak : Cinsel isteklerini gidermek. istediği bir şeye ulaşarak hoşnut olmak, rahatlamak, doyurulmak. doyurucu bulmak.

Tav olmak : Tam olarak istediği olmasa da kabul etmek. kanmak.

Tavşan dağa küsmüş de dağın haberi olmamış : "önemsiz kişi, önemli kişiye küsse önemli kişinin umurunda bile olmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Tebelleş olmak : Bir kimsenin veya şeyin başına dert olmak, musallat olmak.

Tedavülde olmak : Para vb. geçerli olmak, sürümde bulunmak. bir uygulama gelenek vb. için geçerli olmak.

Tedirgin olmak : Rahatı, huzuru kaçmak.

Tek sıra olmak : Sıraya girmek, sıralanmak.

Tek vücut olmak : Birlikte hareket etmek.

Tekaüt olmak : Emekli olmak, emekliye ayrılmak.

Tekelinde olmak : Herhangi bir şey tekeli altında bulunmak, elinde tutmak, inhisarında olmak.

Tekmil olmak : Tamamlanmak.

Telef olmak : Hayvan, ölmek. mahvolmak.

Tercüman olmak : Başkasının düşüncesini ve duygusunu bildirmek, dile getirmek, anlatmak.

Terhis olmak : Askerlik görevini bitirmek.

Ters pers olmak : Yüzükoyun düşmek. fena hâlde bozulmak.

Teşbihte hata olmaz : "yeri geldiği zaman çirkin, kaba bir benzetme ile anlatıma daha etkili bir hava verilmesi, saygısızca bir davranış değildir, kimse bundan alınmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Teşne olmak : Çok istekli görünmek.

Tetikte olmak : Her an uyanık ve hazır bulunmak.

Tiftik tiftik olmak : Kumaşın telleri birbirinden ayrılmak, çok eskimek.

Tıkırı yolunda olmak : Varlıklı olmak, parasal yönden sıkıntısı olmamak.

Tıknefes olmak : Nefesi tıkanmak, nefes darlığı olmak.

Timsal olmak : Simge durumuna gelmek.

Tıraş olmak : Erkek saçını, sakalını kesmek veya berberde kestirmek.

Tiryakisi olmak : Bir şeye veya birine çok düşkün olmak.

Toprak olmak : Ölmek. ölümünün üzerinden çok zaman geçtiği için artık çürümüş olmak, toprağa karışmış olmak.

Tortop olmak : Top biçimine girmek.

Torun tosun sahibi olmak : Torunu olmak. yaşlı olmak.

Toz olmak : Toz durumuna gelmek. kaybolup gitmek, kaçmak, uzaklaşmak.

Tu kaka olmak : Hafife alınıp bir kenara itilmek, önem verilmemek, kötülenmek.

Turfa olmak : Değerini yitirmek, çürümek.

Turşu gibi olmak : Çok yorgun düşmek.

Turşu olmak : Güçsüzleşmek, bitkinleşmek. yiyecek bozulmak, ekşimek.

Tuş olmak : Yenilmek. güreşte sırtı yere gelmek.

Tutkun olmak : âşık olmak, sevdalanmak.

Tutsak olmak : Bir kimsenin veya nesnenin müptelası olmak. savaşta düşmanın eline geçmek.

Tutunacak dalı olmak : Güveneceği bir kimse veya şey bulunmak.

Tüyleri diken diken olmak : Üşümekten veya korkmaktan vücuttaki kılların dipleri kabarıp kıllar dikilmek.

Tuz buz olmak : Cam türünden şeyler onarılamayacak biçimde kırılmak, dağılmak, paramparça olmak.

Tuzluya mal olmak : Çok para vererek satın almak, çok pahalı gelmek.

Tuzu olmak : Katkısı olmak.

Uçan kuşa borcu olmak : Pek çok kişiye borçlu olmak.

Uçkuruna gevşek olmak : Cinsel isteklerin tutkunu olmak.

Uçkuruna sağlam olmak : Cinsel isteklerin tutkunu olmamak, namuslu olmak.

Ucu bucağı olmamak : Başı sonu olmamak.

Ucu ortası belli olmamak : İş neresinden başlanacağı kestirilemez durumda olmak.

Üçüncünün olmazlığı : Birinin yalanladığı, ötekinin doğruladığı iki önermeden birinin doğru olması gerektiğini, üçüncü bir ihtimalin söz konusu olmayacağını anlatan yasa.

Uf olmak : Çocuk dilinde acımak. çocuk dilinde yaralanmak.

Uhdesinde olmak : Üstünde olmak, sorumluluğu altında olmak.

Umurunda olmamak : Aldırmamak.

Un ufak olmak : Çok ufak kırıntılar durumuna gelmek, parçalanmak.

Üretici olmayan alan : Sonucunda maddi ürünlerin değil, hizmetlerin doğduğu etkinlikleri kapsayan üretim alanı.

Usta olmak : Usta duruma gelmek.

Üstün olmak : Bir kimseden veya bir şeyden daha yüksek, daha değerli olmak. benzerlerinden daha yüksek düzeyde olmak.

Üstünde hakkı olmak : Birinde emeği, iyiliği, hakkı bulunmak.

Üstüne olmamak : Daha üstü, iyisi bulunmamak.

Üstüne vazife olmamak : Görevi olmamak, o görev kendini ilgilendirmemek.

Utananın oğlu kızı olmamış : "bir şeyi elde etmek için çalışmalı, tembel tembel oturmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Üye olmak : Bir kuruluşa üye olarak girmek.

Uygun olmak : Sakıncalı görülmemek. isabetli, yerinde olmak. bağdaşmak.

Uykuda olmak : Yürütülmemek, olduğu gibi durmak.

Uykusu ağır olmak : Uykudan zor uyanmak.

Uykusu derin olmak : Uykusu ağır olmak.

Uyuz olmak : Birine, bir şeye sinirlenmek. uyuz hastalığına yakalanmak.

Üzerinde etkisi olmak : Bir kimsenin kişiliğinin oluşumunda etkin olmak.

Üzerine vazife olmamak : Üstüne vazife olmamak.

Vacip olmak : Yapılması gerekli olmak. İslam dinine göre yapılması gerekli olmak.

Vaki olmak : Vuku bulmak, gerçekleşmek.

Vakti olmak : Yapılması için yeterli zaman bulunmak.

Vakti olmamak : Bir kimse veya iş için ayıracak zamanı olmamak.

Var olmak : Sağ olmak, yaşamak.

Varit olmak : Geçerli durumda bulunmak.

Varlığa darlık olmaz : "zengin olanın gücü her şeye yeter" anlamında kullanılan bir söz.

Vasıl olmak : Ulaşmak, varmak.

Vazifesinden olmak : Bir şey bir kimsenin görevleri arasında olmak.

Vazıh olmak : Açık durumda bulunmak, anlaşılır biçimde görünmek.

Verem olmak : Verem hastalığına yakalanmak. sabırsızca davranmak.

Verilmiş sadakası olmak : Büyük bir tehlike veya kaza atlatıldığında söylenen bir söz.

Vesile olmak : Uygun ortam oluşmak.

Viran olmak : Viran duruma gelmek, haraplaşmak.

Yabancısı olmamak : Tanıdık, bildik olmak.

Yağlı ballı olmak : Araları çok iyi olmak, içli dışlı olmak.

Yakamoz olmak : Gizlendiği yer belli olmak.

Yalaka olmak : Arsızlaşmak. dalkavuklaşmak.

Yalama olmak : Aşınmak.

Yalana şerbetli olmak : Çekinmeden yalan söyleyebilmek.

Yalancısı olmak : Doğruluğu bilinmeyen bir bilgiyi başkasından duyup iletmek.

Yalvar yakar olmak : Çok yalvarmak.

Yanında olmak : Desteklemek, yardımcı olmak.

Yaramaz olmak : Yaramazlaşmak.

Yararı olmak : Yararlı olmak, olumlu etki yapmak.

Yararlı olmak : Yarar sağlamak, faydalı olmak.

Yaraya merhem olmak : Zorunlu ihtiyacı karşılamak.

Yardımcı olmak : Yardımda bulunmak.

Yasak olmak : Yapılmaması istenmek, yasaklanmak.

Yatalak olmak : Yataktan kalkamayacak durumda hasta olmak, felçli duruma gelmek.

Yazık olmak : Boş yere zarar verilmek.

Yazının cahili olmak : Okuma yazması olmamak, bilgisiz olmak.

Yekvücut olmak : Birleşmek, tek bir yürek olmak.

Yem olmak : Birinin tuzağına düşmek. herhangi bir hayvan tarafından yenilmek.

Yeri olmak : Saygınlığı olmak. uygun olmak. sırası, uygun zamanı olmak.

Yeri yurdu belirsiz olmak : Belli bir yeri olmamak.

Yerinde olmak : Tamam olmak, iyi durumda bulunmak. makamında bulunuyor olmak. uygun olmak.

Yerli yerinde olmak : Uygun, yakışır olmak. eskiden olduğu yerde bulunmak.

Yeterli olmak : İktidar sahibi olmak. bir işi yapabilme gücü bulunmak.

Yıkım olmak : Büyük zarara yol açmak.

Yıkıntı olmak : Birini çok zarara sokmak.

Yok olmak : Ortadan kalkmak, kaybolmak. varlığı sona ermek.

Yoksun olmak : Belli bir şeye, sahip olamamak.

Yola revan olmak : Yola çıkmak.

Yolu açık olmak : Bir iş, önünde engel olmamak.

Yük olmak : Kendisi için başkasına para harcatmak, masraf yaptırmak. zahmet, sıkıntı vermek.

Yuları birinin elinde olmak : Bir kimsenin davranışları birinin denetiminde, yönetiminde olmak.

Yüreği göz göz olmak : Dert, acı ve sıkıntıdan içi kabarmak, aşırı dertlenmek.

Yüreği parça parça olmak : Pek çok acımak.

Yüreğine dert olmak : Başkasının herhangi bir davranışı, sonradan kendisi için sürekli bir üzüntü kaynağı olmak.

Yürek selanik olmak : Çok korkmak ve çok heyecanlanmak.

Yürürlükte olmak : Kanun, karar, iş yapılmakta, uygulanmakta olmak.

Yüz karası olmak : Utanılacak bir durum ortaya çıkmak.

Yüzü kağıt gibi olmak : Kanı çekilip benzi solmak.

Yüzü kireç gibi olmak : Yüzünde renk kalmamak, rengi solmak.

Yüzü olmamak : Bir şeye dayanamamak. cüret ve cesareti olmamak. utanmak.

Yüzü sıcak olmak : Çok sevilmek, hoşlanılmak.

Yüzü soğuk olmak : Ürkütücü olmak.

Yüzünden düşen bin parça olmak : Öfke veya küskünlükten ileri gelen can sıkıntısıyla suratı asık olmak.

Yüzüne bakamaz olmak : Utanç, yüreksizlik vb. sebeplerle bir kimsenin karşısına çıkamamak.

Yüzüne bakılacak gibi olmak : Çok çirkin olmamak.

Yüzüne bakılır olmak : Çirkin sayılmamak.

Yüzüne bakılmaz olmak : Çok çirkin olmak.

Zahmet olmak : Yapılan bir işten sıkıntı, yorgunluk duymak.

Zahmet olmazsa : "rica ederim" yerine kullanılan bir nezaket sözü.

Zahmetsiz rahmet olmaz : "sıkıntı, güçlük çekmeden iyi ve güzel işler başarılamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Zail olmak : Yok olmak, ortadan kalkmak.

Zararda olmak : Kötü duruma düşmek. alışverişte kâr elde edememek.

Zararı olmamak : Kötülüğe yol açmamak.

Zayi olmak : Yitmek, kaybolmak.

Zebun olmak : Güçsüz duruma düşmek.

Zebunu olmak : Birini çok sevmek, ona aşırı düşkün olmak.

Zelil olmak : Hor görülmek, aşağılanmak.

Zemzemle yıkanmış olmak : Biri, ötekine göre çok iyi nitelikte olmak.

Zengin olmak : Çok mal ve para edinmek.

Zevali olmak : Zararı olmak, zararı dokunmak.

Zevkinde olmak : Zevkine bakmak.

Zevkten dörtköşe olmak : Çok sevinip keyiflenmek, aşırı zevk duymak.

Zıddı olmak : Bir şey birini tedirgin etmek, hoşuna gitmemek.

Zilzurna olmak : Çok içip sarhoş olarak kendini bilemeyecek duruma gelmek.

Zindan olmak : Yaşanmaz, huzursuz, rahatsız, zevk alınmaz duruma gelmek.

Ziyan olmak : Boşuna harcanmak, zarar görmek.

Ziyan zebil olmak : Boşuna, boş yere harcanmak.

Zom olmak : Çok sarhoş olmak.

Zorla güzellik olmaz : "kişiye, beğenmediği şey zorla beğendirilemez" anlamında kullanılan bir söz. "bir iş insana zor kullanılarak yaptırılamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Zoru olmak : Kendisini zorlayan bir durumu, bir sıkıntısı olmak, sorunu bulunmak, güçlüğü olmak.

Zurnada peşrev olmaz ne çıkarsa bahtına : "rastgele yapılmış olan plansız işlerde yöntem, kural aranmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Olmağın : Olmayan Olmakla.

Olmaklu olmak : Olması gerekmek, yapılması icap etmek.

Olmamışlık : Olmamış olma durumu.

Olmaya : Yapılmamış ola, görülmemiş ola.

Olmaya -esin : Sakın …-meyesin.

Olmayana ergi yöntemi : Bir (…)uzbilim kuramına «A değil»in eklenmesiyle oluşan (…) kuramı çelişkili olduğunda, A nın bir sav olduğunu belirten kanıtlanım yöntemi. Dolaylı türetim.

Olmayana ergiyle kanıtlanım : (…)eşdeğerliğinden yararlanılarak yapılan kanıtlanım. a. bk. dolaylı kanıtlanım. Karşılaştırınız. dolaysız kanıtlanım.

Olmayana indirgeme : Bir vargı ya da bir sonucu, değilleyici bir varsayımın geçersizliğini göstererek evetleyen çıkarım yöntemi . bk. değille(n)me, evetle(n)me.

Olmayasımak : Olmak istememek : Ben doktor olmayasımam.

Olmayınsırak : Olmadığından.

Olma ile ilgili Cümleler

  • Kim onlara hayran olmaz?
  • Olmadığım bir şeyi yapar gibi davranmaktan bıktım.
  • Burada onlar için olmak istiyoruz.
  • Olmadığım bir şey olamam.
  • Olmak istediğim kadar zengin değilim.
  • Onun için mutlu olman gerekir.
  • Olmadığın bir şey gibi davranmayı bırak.
  • Genç kız Nicki Minaj gibi ünlü olmak istiyor.
  • Hala hayatta olmam şaşırtıcı.
  • Olmak istediğim için buradayım.
  • Olmak istediğim kadar yaratıcı değilim.
  • Hasan'ın kafası karışmış olmalı.
  • Olmadığım birisi gibi davranmak istemiyorum.
  • Dünya ile diğer gezegenler arasındaki fark Dünya'da suyun var olmasıdır.

Diğer dillerde Olma anlamı nedir?

Almanca'da Olma : n. Sein, Werden

Rusça'da Olma : n. становление (N), дозревание (N), заболевание (N)