Orta nedir, Orta ne demek

Orta; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de özel olarak kullanılır.

  • Bir şeyin kenarlarından merkeze doğru yaklaşık olarak aynı uzaklıkta olan yer.
  • İyi ile kötü arasındaki durum.
  • Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde geçer not ile iyi arasındaki derece.
  • Yeniçeri Ocağında tabur.
  • Çankırı iline bağlı ilçelerden biri.
  • Her iki yanında kendi türünden aynı nitelikte nesneler, durumlar bulunan.
  • Ne büyük ne küçük, midi
  • Bir şeyin eşit olarak ayrılabileceği bölüm.
  • Bir olayın, içinde gerçekleştiği yer.
  • Sorunların çözümünde aşırılıklardan kaçınan, ölçülü bir yöntem izleyen.
  • İki karşıt nitelik veya durum arasında bulunan, tutarlı, ılımlı, vasat.
  • Futbolda oyunculardan birinin, topu, kale ağzında duran arkadaşlarına havadan yollamak için yaptığı vuruş.
  • Başlangıcı ile bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre.
  • Ne uzun ne kısa, midi.
  • Defterde, bir araya getirilmiş belli sayıda yaprakların oluşturduğu bölümlerden her biri.
  • Orantı.

"Orta" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Yılın ortası. Haftanın ortası. Günün ortası. Kışın ortası."
  • "Tam bağın ortasına geldikleri zaman düşman askerlerini gördüler." - Y. K. Karaosmanoğlu
  • "Orta ile geçti."
  • "Seccadesini ortasından kesip ikiye böldüler." - Ö. Seyfettin
  • "Aut çizgisinden nefis bir orta..." - H. Taner
  • "Hademe orta bölmeyi açmak üzere koştu." - R. H. Karay
 

Yerel Türkçe anlamı:

Meydan, görünür yer.

Orta büyüklükte moloz.

Perşembe.

Yapılarda dama uzatılan uzun ağaç.

İki eşit paya ayrılan nokta

Ara.

Davar etinin butla bel arasındaki parçası, boşböğür.

Gösteri Sanat terimi olarak anlamı:

(Ortaoyunu): Ortaoyunu'nun oynandığı alan. Uzunluğu otuz arşın (yirmi metre), genişliği yiitmi arşındır (on dört metre). Çevresine kazıklar çakılara kip dolaştırılır ve seyirciler ile oyun yerinin sınırı çizilmiş olur. bak meydan, palanga.

Güreş terimi olarak anlamı:

Yağlı güreşlerde ve karakucakta deste ile başaltı boyları arasındaki boy. (Küçük orta ve büyük orta diye iki bölüme ayrılmıştır.)

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Görünçlüğün ortasında yer alan bölüm; ortaya düşen yerler.

Tarih'teki anlamı:

Yeniçeri örgütünde bugünkü bölük dengi birliklere verilen ad.

Tiyatro'daki terim anlamı:

(Ort. O.):Orta oyunu'nun oynandığı alan. Çevresine kazıklar çakılır; bu kazıklar arasına ip dolaştırılarak, seyirciler oyun yerinden ayrılırdı.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Dokuma tezgahlarında çalışan kadınlara gönderilen kuru yemiş ve tatlılar. (Yenikent *Aksaray - Niğde.)

 

Diğer sözlük anlamları:

Ara, beyn.

Bilimsel terim anlamı:

Bazı dillerde, özel bir yapısı olup çatı bakımından etken ile edilgen arasında sayılan fiil şekli, ki ETKİN (Dynamique), KARŞILIKLI (Réciproque DÖNÜŞLÜ (Réfléchi ou Médiopassif) çeşitleri vardır.

İngilizce'de Orta ne demek? Orta ingilizcesi nedir?:

medium, intermediate, middle

Fransızca'da Orta ne demek?:

médian, ne, dimidié, centre, moyen

Osmanlıca Orta ne demek? Orta Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

mutavassıt

Orta kısaca anlamı, tanımı:

Ortadan kaldırmak : Yok etmek. saklamak. öldürmek.

Ortadan kalkmak : Yok olmak.

Ortadan kaybolmak : Yok edilmek, kullanılmamak. öldürülmek. saklanılmak, bulunmaz olmak. nereye gittiği bilinmemek, kimseye sezdirmeden gitmek.

Ortadan sır olmak : Kaybolmak, arkada iz bırakmadan gitmek.

Ortadan söylemek : Herkesin içinde, belli bir kimseyi amaçlamadan konuşmak.

Ortasını bulmak : Ilımlı derecesini bulmak, uzlaştırmak.

Ortaya almak : Her yanını çevirmek, kuşatmak.

Ortaya atılmak : Bir kimse bir işi yapmak için kendini göstermek. ileri sürülmek, herkesin bilgisine sunulmak.

Ortaya atmak : Söylemek, ileri sürmek.

Ortaya balgam atmak : Bir iş kıvamındayken, biri herkesin zihnini bulandıracak bir söz söylemek.

Ortaya çıkarmak : Delilleriyle göstermek, ispat etmek.

Ortaya çıkmak : Yokken var olmak, meydana çıkmak, türemek. biri kendini göstermek.

Ortaya dökmek : Çıkarmak, göstermek. açıklamak.

Ortaya düşmek : Kadın orta malı olmak, sokağa düşmek.

Ortaya konuşmak : Sözü hiç kimseyi hedef almadan söylemek.

Ortaya koymak : Açıklamak. yaratmak, yapmak. herkesin görebileceği yere koymak.

Ortaya sürülmek : Anlatılmak, belirtilmek, söylenmek.

Ortaya yayılmak : Herkes tarafından duyulmak.

Orta ağırlık : Güreşte, güllede ve halterde 72-79 kilogram ağırlığındaki oyuncuların ayrıldığı kategori, orta sıklet. Boksta 71 kilogramdan 75 kilograma kadar olan boksörlerin ayrıldığı kategori, orta sıklet.

Orta boy : Orta büyüklükte olan.

Orta çağ : Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden (476) 1453'e veya 1492'ye kadar süren çağ.

Orta dalga : Dalga boyu 200-600 metre arasında değişen dalga, küçük dalga.

Orta damar : Bitki yapraklarının tam ortasında bulunan ve yan damarlara göre daha kalın olan damar.

Orta deri : Dış deri ve iç deri arasındaki hücre katmanı, mezoderm.

Orta dikme : Bir doğru parçasına orta noktasında dik olan doğru.

Orta direk : Toplumun memur, emekli, küçük esnaf, küçük çiftçi gibi dar ve sabit gelirli kişilerden oluşan kesimi. Çadırda veya çeşitli yapılarda merkezî ağırlığı yüklenen ve dengeli dağılımı sağlayan direk.

Orta doğu : Güneybatı Asya'da, tarihsel ve kültürel yakınlığı olan ülkelerin oluşturduğu coğrafi bölge, Orta Şark.

Orta elçi : Bu aşamada olan kimse. Büyükelçiden önceki elçilik aşaması.

Orta hakem : Futbol karşılaşmasını yöneten hakem.

Orta halli : Gelir düzeyi ne düşük ne de yüksek olan. Ne iyi ne kötü olan.

Orta hece düşmesi : Orta hecede bulunan vurgusuz ünlünün bazı durumlarda düşmesi, haploloji.

Orta hizmeti : Orta işi.

Orta işi : Bir evin temizlik işlerinin bütünü, orta hizmeti.

Orta kaldırım : Taşıt trafiğinin yoğun olduğu yollarda yayaların karşıdan karşıya daha kolay geçmesi için yolun ortasında düzenlenmiş kaldırım, refüj.

Orta karar : Orta derecede, biraz uygun.

Orta karın : Göbeğin üstünde kalan karın bölgesi.

Orta kat : Karın bölgesi. İki kat arasında kalan kat.

Orta kulak : Kulak zarı, çekiç, örs, üzengi kemiklerinin bulunduğu, dış kulakla iç kulak arasındaki bölüm.

Orta kuşak : Toplumda genç kuşak ile yaşlı kuşak arasında yer alan yaş grubu.

Orta malı : Özgünlüğü olmayan, basmakalıp. Hayat kadını. Herkesin yararlandığı (nesne).

Orta masası : Değişik sayıdaki kısa ayaklar üzerine yatay olarak yerleştirilmiş tablası olan, genellikle oturma grubu ile kullanılan mobilya.

Orta mektep : Ortaokul.

Orta nokta : Futbolda başlama vuruşunun yapıldığı yer, nokta.

Ortaokul : Öğrencileri genel eğitim yoluyla bir yandan hayata, bir yandan da liseye hazırlayan, genellikle üç yıllık ortaöğretim okulu.

Orta oyunu : Sahne, perde, dekor, suflör kullanmadan halkın ortasında oynanan Türk halk tiyatrosu.

Ortaöğrenim : İlköğrenim ile yükseköğrenim arasında görülen öğrenim dönemi.

Ortaöğretim : İlköğretimden sonra öğrenimini sürdürmek isteyen öğrencileri teknik ve meslek alanları da dâhil olmak üzere üniversiteye hazırlamak için planlanan öğretim dönemi, lise, orta tedrisat. İlköğretim ile yükseköğretim kurumları arasında yer alan genel okulları, teknik ve meslek okullarını yönetmek görev ve sorumluluğunu yüklenmiş bulunan kuruluş.

Orta parmak : El parmaklarının sağdan ve soldan üçüncü olanı.

Orta saha : Futbol, hentbol vb. oyunlarda topun oynandığı sahanın orta bölümü.

Orta sıklet : Orta ağırlık.

Orta şark : Orta Doğu.

Orta şekerli : Ne az ne de çok şekeri olan. Ne çok iyi ne de çok kötü, şöyle böyle (durum).

Orta tedrisat : Ortaöğretim.

Orta terim : İki öncülü içine alan terim.

Orta uç : Orta bölgenin en ilerisi.

Orta yaşlı : Ne genç ne de yaşlı olan.

Orta yaylak : Devamlı oturulan ve normal tahıl tarımı yapılmış olan bölge sınırının üstündeki, genellikle deniz seviyesinden 1200-1600 metre yükseklikteki yaylak.

Orta yol : Çözüme açık, herkes tarafından kabul edilebilir olan davranış ve tutum.

Orta yuvar : Yer hava yuvarında kat yuvarının üzerinde, sıcaklığın azaldığı yaklaşık 60-80 kilometre arasındaki katman, mezosfer.

Orta yuvarlak : Futbol, basketbol vb. oyunların sahasında ortada bulunan ve başlama vuruşu veya atışının yapıldığı noktanın merkez olduğu alan, santra, santra yuvarlağı.

Ortanın sağı : Ilımlı siyasi görüşe göre, sosyal alanla ilgili sosyal yapıyı koruma veya olduğu gibi sürdürme eğiliminde bulunan partilerin benimsedikleri görüş.

Ortanın solu : Ilımlı siyasi görüşe göre, sosyal alanla ilgili köklü değişimleri gerçekleştirmek çabasında bulunan partilerin benimsedikleri görüş.

Aritmetik orta : Bir diziyi oluşturan sayıların toplamının, dizinin terim sayısına bölünmesiyle elde edilen sayı.

Büyük orta : Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri.

Küçük orta : Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri.

Ulu orta : Açıktan açığa. Herkesin içinde aleni bir biçimde, çekinmeksizin.

Yarı orta sıklet : Boksta sporcuların 71 kilogramdan 75 kilograma kadar olan ağırlıkları.

Deprem ortası : Depremin gerçekleşmesine neden olan fay kırılmasının tam olarak gerçekleştiği yer, merkez üs, episantır.

Gün ortası : Öğle vakti.

Meyve ortası : Yemişlerin meyve dışı ve meyve içi arasında bulunan sulu ve etli bölümü.

Orta boylu : Orta yükseklikte, boyda olan.

Orta hizmetçisi : Bir evin temizlik işlerine bakan hizmetçi.

Orta katı kiraya vermek : Gebe kalmak.

Orta kulak boşluğu : Dış kulakla iç kulak arasındaki boşluk.

Orta kulak iltihabı : Orta kulakta oluşan iltihaplı hastalık.

Orta oyunculuğu : Orta oyuncusunun sanatı.

Orta oyuncusu : Orta oyununda oynayan sanatçı.

Orta uç oyuncusu : Futbolda ileri uçta, hücum hattının ortasında oynayan oyuncu, santrafor.

Orta yolcu : Orta yolu seçen, orta yoldan yana olan kimse.

Orta yolculuk : Orta yolcu olma durumu.

Ortaç : Sıfat-fiil.

Ortaca : Muğla iline bağlı ilçelerden biri.

Ortak : Birlikte iş yapan, ortaklaşa yararlarla birbirlerine bağlı kimselerden her biri, şerik, hissedar, partner. Birden çok kimse veya nesneyi ilgilendiren, onlara özgü olan, onların katılmasıyla oluşan, müşterek. Kuma.

Ortak bölen : İki veya daha çok sayıyı bölen sayı.

Ortak çarpan : İki veya ikiden artık sayıyı çarpan sayı.

Ortak dil : Ana dilleri veya lehçeleri farklı topluluklar arasında anlaşmayı sağlayan dil.

Ortak etmek : Bir şeyi paylaşmaya razı olmak, katılmaya onay vermek.

Ortak fark : Bir aritmetik dizide bir ögeyi elde etmek için ondan öncekine katılan sayı.

Ortak gemisi yürümüş elti gemisi yürümemiş : "bir erkeğin karıları birbirleriyle anlaşabilirler ancak kardeşlerin karıları geçinemezler" anlamında kullanılan bir söz.

Ortak gider : Kat mülkiyetinde her dairenin aylık giderlere eşit ölçüde katılma payı.

Ortak hesap : Birden fazla kişi veya kuruluşun kullandığı banka hesabı.

Ortak kat : Birtakım tam sayıların katı olabilecek sayı.

Ortak mülkiyet : Malların ortak kullanımı.

Ortak nesne : Birden çok yüklemin bağlı bulunduğu nesne.

Ortak ölçülmez sayılar : Aralarında ortak tam bölen bulunmayan sayılar.

Ortak olmak : Bir şeyi paylaşmak veya bir şeye katılmak.

Ortak özne : Birden çok yüklemin bağlı bulunduğu özne.

Ortak payda : Asgari müşterek.

Ortak tam bölen : İki veya ikiden artık sayının hepsini tam olarak bölebilen sayı.

Ortak tümleç : Birden çok yükleme bağlı olan zarf tümleci, nesne veya dolaylı tümleç.

Ortak yapım : İki veya daha çok yapımcının iş birliğinden doğan film çalışması.

Ortak yaşama : Başka türden iki canlının dengeli ve sıkı bir iş birliği ile birbirinden yararlanarak yaşamaları durumu.

Ortak yönetim : Koalisyon.

Ortak yüklem : Birden çok öznenin bağlı bulunduğu yüklem.

Ortakçı : Ortakçılık yapan kimse, yarıcı, maraba. Konakçının sindirilmemiş besininden yararlanan konuk.

Ortakçılık : Toprağın işlenmesi sonucunda elde edilecek ürünün, toprak sahibi ile toprağı işleyen arasında koşulları önceden belirlenen özel sözleşmeye göre paylaşılmasına dayanan işletme biçimi, yarıcılık, marabacılık.

Ortakçılık etmek : Ortakçı olmak.

Ortaklaşa : Ortak iş. Ortak olarak, el birliğiyle, müştereken, kolektif.

Ortaklaşacı : Ortaklaşacılık yanlısı olan, kolektivist.

Ortaklaşacılık : Üretim araçlarından kişisel sahipliği kaldırıp ortak kullanmayı ve toplum içinde her türlü harekette ortak davranışı savunan öğreti, kolektivizm.

Ortaklaşma : Ortaklaşmak işi, kolektifleşme.

Ortaklaşmak : Ortak olarak davranmak, ortak olmak, kolektifleşmek.

Ortaklaştırma : Ortaklaştırmak işi, kolektifleştirme.

Ortaklaştırmak : Ortak duruma getirmek, kolektifleştirmek.

Ortaklık : İki veya daha çok kimsenin iş yaparak kazanç elde etmek için birleşmeleri, şirket. Ortak olma durumu, iştirak, müşareket, şeriklik.

Ortaklık etmek : Ortak olma durumuna gelmek.

Ortaklık kurmak : Şirket, kumpanya açmak veya çalıştırmak.

Ortaklık senedi : Anonim şirketlerde veya kooperatiflerde her ortağın üyelik haklarını gösteren ada yazılı senet.

Ortaklık sözleşmesi : Ortak ticari kuruluşların oluşumunda ortaklık şartlarını içeren belge.

Ortaköy : Çorum iline bağlı ilçelerden biri. Aksaray iline bağlı ilçelerden biri.

Ortakyaşar : Ortak yaşama durumunda bulunan (canlı).

Ortakyaşarlık : Ortakyaşar olma durumu.

Ortalama : İki veya ikiden fazla sayının toplamının toplanan sayıların adedine bölünmesiyle elde edilen (sayı), vasati, averaj. Ortalamak işi. Yaklaşık olarak. (o'rtalama) Orta yerinden.

Ortalamak : Futbolda topu kale ağzındaki arkadaşlarına havadan göndermek. Ortasını bulmak, ortasına varmak.

Ortalamasına : Ortalayarak.

Ortalı : Ortası olan.

Ortalığı birbirine katmak : Kargaşa çıkarmak.

Ortalığı götürmek : Kaplamak.

Ortalığı gürültüye vermek : Gereksiz bir telaşa düşürmek.

Ortalığı kırıp geçirmek : Çok kızarak çevresindekilere bağırıp çağırmak. herkesi heyecana sürüklemek.

Ortalık : Soyut anlamda yaşanan ortam. İçinde bulunulan, yaşanılan ev, oda vb. yer. Bulunulan yer, çevre. Yeryüzünün görünen bölümü, çevre, etraf.

Ortalık ağarmak : Sabah olmaya başlamak.

Ortalık düzelmek : Toplum içindeki karışıklık yok olmak, tedirginlik kalmamak, maddi durum düzelmek.

Ortalık kararmak : Akşam olmak.

Ortalık karışmak : Toplumda veya devletler arasında düzensizlik baş göstermek.

Ortalık sütliman olmak : Sakinleşmek, durulmak.

Ortalık yatışmak : Toplum içindeki düzensizlik ve kargaşa sona erip düzenli yaşayış yeniden başlamak.

Ortalık yer : Göz önünde olan, açıklık alan.

Ortalıkçı : Lokanta, gazino, pastane vb. yerlerde ayak işlerine bakan kimse.

Ortalıkta : Göz önünde, meydanda.

Ortam : Canlı bir varlığın içinde bulunduğu doğal veya maddi şartların bütünü. Nesnel ve toplumsal yönlerle bazen kişinin iç dünyasını da kapsayan yakın çevre, vasat. Bir topluluğun veya toplulukların hareket alanı, platform. Bir kimsenin veya bir insan topluluğunun yaşayışını etkileyen ruhsal, toplumsal ve kültürel etkilerin bütünü.

Ortam yaratmak : İmkân sağlamak.

Ortama ayak uydurmak : Çevreye uyum sağlamak.

Ortama uymak : Çevreye uyum sağlamak.

Ortanca : Taşkırangillerden, kırmızı, pembe veya mor renkli çiçeklerini yaz başında açan, gölgelik yerlerde yetiştirilen bir süs bitkisi (Hydrangea hortensia). Büyüklük, irilik bakımından üç nesne arasında sondan veya baştan ikinci gelen. Yaş bakımından üç kardeşin büyüğü ile küçüğü arasında bulunan.

Ortancalı : Ortancası (II) olan.

Ortay : Bir düzlem şeklin aynı yöndeki paralel bütün kirişlerini eşit parçalara bölen (çizgi). Bir uzayı, bir yüzeyi eşit iki parçaya bölen (düzlem, çizgi).

Acısı ortaya çıkmak : Olumsuz sonucu yavaş yavaş ortaya çıkmak.

Ana ortaklık : Birçok ortaklığın pay senetlerini elinde bulundurarak onları denetimi altında tutan yatırım ortaklığı, holding.

Anonim ortaklık : Sermayesi paylara bölünmüş olan ve her ortağın sorumluluğu sermayedeki payıyla sınırlı bulunan ortaklık, anonim şirket.

Cascavlak ortada kalmak : Bütün imkânları elinden alınmak.

Çok ortaklı : Birçok ortaktan oluşan (şirket), anonim.

Çoklu ortam : Bilgisayarda metin, grafik, ses ve canlandırma ögelerini birleştirerek sunan ortam, multimedya.

Dert ortağı : Bir kimsenin derdini paylaştığı dostu. Aynı derdin sıkıntısı içinde bulunanlardan her biri.

Dımdızlak ortada kalmak : Elindeki her şeyi, imkânlarını yitirmek.

Dımdızlak ortalıkta bırakmak : Her türlü varlıktan, olanaktan mahrum kılmak, yokluğa mecbur etmek.

Dolaşım ortaklığı : Müşterilerine yurt dışında da hizmet verebilmek için cep telefonu firmalarının başka ülkelerin iletişim firmalarıyla kurduğu iş birliği.

Durum ortacı : Sıfat-fiil.

Ekolojik ortam : Canlılar arasındaki bağlantıların, ilişkilerin kurulduğu yer, çevre.

Gelir ortaklığı : Köprü, baraj vb. kamu yapılarının gelirlerine gerçek ve tüzel kişilerin belirli şartları yerine getirerek ortak olması.

Herkes kaşık yapar ama sapını ortaya getiremez : "herkes bir iş yapar ancak istenildiği kadar güzel ve kusursuz olmaz" anlamında kullanılan bir söz.

İletişim ortamı : Bildirişim, haberleşme veya komünikasyon imkânlarının sağlandığı ortam, medya.

İşin ortasını bulmak : Ortak bir noktada anlaşmak.

İyot gibi ortaya çıkmak : İstemediği hâlde asıl niyeti ortaya çıkmak.

Kirli çamaşırlarını ortaya dökmek : Birinin ayıp, kusur veya suçlarını açıklamak, söylemek.

Kolektif ortaklık : Bütün ortakların sorumluluğu tam ve sınırsız olan ortaklık, kolektif şirket.

Komandit ortaklık : Alacaklılara karşı en az bir sınırlı, bir de sınırsız sorumlu ortağı bulunması gereken, tüzel kişiliği olan ortaklık, komandit şirket.

Kültür ortamı : Besi yeri.

Limitet ortaklık : Ortaklarının sorumluluğu, koydukları sermaye ile sınırlı bulunan ortaklık, limitet şirket.

Öküz öldü ortaklık bozuldu : "iki ortak veya taraf arasındaki yakınlığın dayandığı sebep yok olduğunda bu yakınlık da çözülür" anlamında kullanılan bir söz.

Ölüsü ortada kalmak : Cenazesini kaldıracak kimse bulunmamak.

Sınırlı ortaklık : Belirli bir sermaye ile kurulan ortaklık.

Ucu ortası belli olmamak : İş neresinden başlanacağı kestirilemez durumda olmak.

Veri ortamı : Verilerin bir araya getirildiği yer veya durum.

Vücudunu ortadan kaldırmak : Öldürmek.

Yıllık ortalama : Bir yılın verilerine göre hesaplanan ortalama.

Kenar : Merkezden uzak olan, kuytu, ıssız, sapa, tenha yer. Pervaz, çizgi, antika, baskı vb. çevre süsleri. Yan. Bir şeyi çevreleyen çizgi. Bir şeyin, bir yerin bitiş kısmı veya yakını, kıyı, yaka. Bir biçimi sınırlayan çizgilerden her biri.

Merkez : Belirli bir yerin ortası. Bir işin öğretildiği yer. Bir bölgenin veya kuruluşun yönetim yeri. Polis karakolu. Bir işin yoğun olarak yapıldığı yer. Bir kapalı eğrinin veya bazı çokgenlerde köşegenlerin kesişme noktası. Biçim, tarz. Bir dairenin veya bir küre yüzeyinin her noktasından aynı uzaklıkta bulunan iç nokta, özek.

Yaklaşık : Gerçek değeri ve miktarı değil, ondan az fazla veya eksik bir niceliği gösteren, aşağı yukarı bir değerlendirme yapılarak bulunan, takribî.

Aynı : Eski durumunda kalmış, değişmemiş. Başkası değil, yine o. Aralarında ayrım olmayan. Benzer.

Uzaklık : İki nokta arasındaki uzay ölçümü, mesafe. Uzak olma durumu, ıraklık.

Bitim : Son, nihayet, münteha. Bitme işi.

Eşit : Aynı haklardan yararlanan, aynı düzeyde olan (kimse). Yapı, değer, boyut, nicelik ve nitelik bakımından birbirinden ne artık ne eksik olmayan (iki veya daha çok şey), müsavi.

Ne : Türk alfabesinin on yedinci harfinin adı, okunuşu. Nasıl. Neden. Şaşma veya abartı bildiren bir söz. Hangi şey. "Sana ne, bana ne" gibi sorularda "ne ilgisi var" anlamına gelen bir söz. Neon elementinin simgesi. Her şey. Hangi. Birçok şey. Soru biçiminde şaşma bildiren ünlem.

Uzun : Başlangıcı ile bitimi arasında fazla zaman aralığı olan, çok süren. İki ucu arasında fazla uzaklık olan, kısa karşıtı. Ayrıntılı olarak, derinlemesine. Ayrıntılı.

Kısa : Kısa olan şey. Kısaca, kısaltarak. Boyu, uzunluğu az olan, uzun karşıtı. Az süren, uzun olmayan. Ayrıntısı çok olmayan.

Midi : Orta.

Büyük : Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Üstün niteliği olan. Büyük abdest. Önemli. Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Niceliği çok olan.

Küçük : Yaşı daha az olan. Kısık, parlak olmayan (ses). Niteliği aşağı olan, bayağı. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Niceliği az olan. Geri aşamada. Küçük abdest. Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Değersiz, önemsiz.

İyi : Yerinde, uygun. Bol, çok, aşırı. Uğurlu, hayırlı, iyilik getiren. Esen, sağlıklı. İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı. Öğrencinin değerlendirilmesinde kullanılan orta ile pekiyi arasındaki not. Doğru olan. İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde. Yeterli, yetecek miktarda olan.

İle : Bazı soyut adlara getirildiğinde "... olarak, ... bir biçimde" anlamında durum zarfları oluşturan bir söz. Cümle içinde aynı görevde bulunan iki ögeyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz. Kelimenin sonuna geldiğinde birliktelik, beraberlik, araç, neden veya durum anlatan cümleler yapmaya yarayan bir söz.

Kötü : Aşırı, çok. Korku, endişe veren. Kaba ve kırıcı. Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı. Zararlı, tehlikeli.

Durum : Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Duruş biçimi, konum, tavır. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

Bir : Aynı, benzer. Bir kez. Eş, aynı, bir boyda. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Tek. Bu sayı kadar olan. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Sadece. Sayıların ilki. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Beraber. Ancak, yalnız.

İçinde : ... ile dolu bir biçimde. Süresince, zarfında. Ortamında.

Yer : Durum, konum, vaziyet. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Görev, makam. Durum, konum. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Yerküre. Gezinilen, ayakla basılan taban. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Önem. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. İz. Ülke.

Orantı : Birincinin ikinciye oranı, üçüncünün dördüncüye oranına eşit olan dört terim arasındaki bağıntı, orta. Bir şeyi oluşturan parçaların kendi aralarında ve parçalarla bütün arasında bulunan uygunluk, oran, tenasüp.

Yeniçeri : Kapı kulu teşkilatının piyade sınıfı. Bu asker sınıfından olan er.

Tabur : Dört bölükten kurulan, bir binbaşının komutasındaki asker birliği. Küme, yığın, grup.

Çankırı : Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.

Bağlı : Bir bağ ile tutturulmuş olan. Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanan, sadık, tutkun. Gerçekleşmesi bir şartı gerektiren, vabeste. Kapatılmış olan, kapalı. Sınırlanmış, sınırlı. Halk inanışına göre, büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş (erkek). Bir kuruluşun yetkisi altında bulunan.

Biri : Bilinmeyen bir kimse. Bir tanesi.

Orta açılı ışın : Bir oyuncu ya da nesne üzerine yumuşak bir eğimle verilen ışık. 90 derecelik açılarla sahneye yansıtılan ışık.

Orta adamı : Aracı, miyancı, mütevassıt.

Orta ağrısı : Salgın hastalık.

Orta akıncı : Akıncı katının en orta yerinde yer alan ayaktopu oyuncusu.

Orta alaşımlı çelik : Yalın karbon çeliklerinin, perlitli ferritli yapılarını bozmayacak kertelerde alaşımlı çelik.

Orta amerika ortak pazarı : Guatemala, El Salvador, Honduras, Nikaragua ve Kosta Rika arasında 1960 yılında imzalanıp bir yıl sonra yürürlüğe giren ve 1971 yılında Kosta Rika’nın, 1978 yılında da Nikaragua’nın dışalıma vergi koyması nedeniyle büyük ölçüde zayıflamış olan ortak pazar.

Orta anadolu merinosu : Alman Et Merinosu x Akkaraman melezlemesi çalışmalarıyla Konya Harasında elde edilmiş, vücudu beyaz renkli yapağıyla örtülü, erkek ve dişileri genelde boynuzsuz, kuyruğu yağsız ince ve uzun, yapağısı kaliteli ve ince elyaftan oluşan, döl verimi bakımından kök aldığı Akkaraman’dan, ikiz doğum oranı ve büyüme bakımından Karacabey Merinosundan üstün olan Türk Merinosu, Konya Merinosu.

Orta antik komedya : Antik Yunan komedyasının ikinci evresidir. Eski komedya ile orta komedyayı ayıran kesin bir sınır yoktur. Aristo-fanes her iki dönemde de vardır. Aşağı yukarı İÖ 423 ile 330 yılları arasında gelişmiştir. Kişisel ve siyasal taşlama yoktur. Bu komedyada parabasis bölümü de görülmez. bk. parabasis. Koro önemini yitirmiştir. Doruğunu yeni komedyada bulacak olan töre komedyasına doğru bir yöneliş izlenir. Orta komedyanın en tanınmış yazarı Antifanes'tir.

Orta arka : Sahnenin orta bölümünün arkası.

Orta asitli gıda : pH değerleri 4.6 ile 5.3 arasında olan gıdalar.

Orta ile ilgili Cümleler

  • Orta Çağda din çok önemliydi.
  • Burak Tuğba'nın yasa dışı işlerini ortaya çıkarmak için uzun bir makale yazmaya karar verdi.
  • Temmuz ortasına kadar bu listedeki tüm kelimeleri öğrenmek istiyorum.
  • Ali gecenin ortasında uyandı ve bütün bir torba kurabiyeyi yedi.
  • Ben komplo teorilerine inanmam. Ben sadece Orta doğu'da tükenmiş uranyum patlayıcı ve fosfor bombalarının kullanımı ve petrol ve diğer stratejik hedefler için Irak ve Afganistanın imhası gibi gerçeklere inanıyorum.
  • Biz odanın ortasında durduk.
  • Orta Asya'daki seyahatlerinden döndü.
  • Orta çağ 1.000 yıl sürdü.
  • Orta derecede egzersiz sana iyi gelecektir.
  • Orta çağ Rönesansa yol açtı.
  • Bush Orta Asya petrolünü kontrol etmek için savaşmak istemiyor.
  • Jale odanın ortasında duruyordu.
  • Orta Afrika Cumhuriyetine Sango dilinde "Ködörösêse tî Bêafrîka" denilmektedir.
  • Orta çağ tarihinde uzmanlaşıyorum.

Diğer dillerde Orta anlamı nedir?

İngilizce'de Orta ne demek? : [Orta] adj. middle, mid, central, medium, middling, intermediate, fair, in between, intermediary, mean, medial, median, mediate, mediocre, mesial, mesne, moderate, passable, secondary

n. c, middle, center, centre [Brit.], mean, midst, bosom, median, medium

pref. mid, meso, mezzo

Fransızca'da Orta : moyen/ne, médiocre, médian/e, modéré/e

Almanca'da Orta : n. Durchschnitt, Hälfte, Mitte, Mittelmaß, Zentrale

adj. genügend

adv. mittel

Rusça'da Orta : n. центр (M), середина (F), половина (F)

adj. средний, центральный, центровой, центрический