Ortak nedir, Ortak ne demek

"Ortak" ile ilgili cümleler

  • "Kendi üstüne bir ortağın getirilmesi Emeti'nin pek ziyade gücüne gitmişti." - E. E. Talu
  • "Edebiyata şiirle başlamak, büyük küçük bütün yazarlarda görülen ortak bir yöndür." - N. Cumalı
  • "Bırakın, ortağıma bir telefon edeyim." - H. Taner

Yerel Türkçe anlamı:

Tarlayı, ürünü tarla sahibiyle yarı yarıya pay etmek üzre ekip biçen çiftçi.

[Bakınız: ortakçı]

Kardeş.

Arkadaş.

Hukuki terim anlamı:

şerîk, ~ iyelik: iştirâk hâlinde mülkiyyet.

İktisat alanındaki kelime anlamı:

Şirket sermayesine katılan kişi.

Tarih'teki anlamı:

Yeniçeri ocağından emekli olan kimse.

Tiyatro'daki terim anlamı:

Bir tiyatro topluluğunda sermayesi olan kişi ya da oyuncu. Bu terim ilk kez (İngiltere'de) Elizabeth dönemi oyuncularınca kullanılmıştır.

Ortak isminin anlamı, Ortak ne demek:

Erkek ismi olarak; Birlikte iş yapan, ortaklaşa yararlarla birbirlerine bağlı kimselerden her biri.

Bilimsel terim anlamı:

Bir ortaklığın pay belgiti iyesi olan kişi.

İngilizce'de Ortak ne demek? Ortak ingilizcesi nedir?:

 

partner, common, associate, shareholder, stockholder, sharer

Osmanlıca Ortak ne demek? Ortak Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

şerik

Ortak tanımı, anlamı:

Ortak etmek : Bir şeyi paylaşmaya razı olmak, katılmaya onay vermek.

Ortak olmak : Bir şeyi paylaşmak veya bir şeye katılmak.

Ortak bölen : İki veya daha çok sayıyı bölen sayı.

Ortak çarpan : İki veya ikiden artık sayıyı çarpan sayı.

Ortak dil : Ana dilleri veya lehçeleri farklı topluluklar arasında anlaşmayı sağlayan dil.

Ortak fark : Bir aritmetik dizide bir ögeyi elde etmek için ondan öncekine katılan sayı.

Ortak gider : Kat mülkiyetinde her dairenin aylık giderlere eşit ölçüde katılma payı.

Ortak hesap : Birden fazla kişi veya kuruluşun kullandığı banka hesabı.

Ortak kat : Birtakım tam sayıların katı olabilecek sayı.

Ortak mülkiyet : Malların ortak kullanımı.

Ortak nesne : Birden çok yüklemin bağlı bulunduğu nesne.

Ortak ölçülmez sayılar : Aralarında ortak tam bölen bulunmayan sayılar.

Ortak özne : Birden çok yüklemin bağlı bulunduğu özne.

Ortak payda : Asgari müşterek.

Ortak tam bölen : İki veya ikiden artık sayının hepsini tam olarak bölebilen sayı.

Ortak tümleç : Birden çok yükleme bağlı olan zarf tümleci, nesne veya dolaylı tümleç.

 

Ortak yapım : İki veya daha çok yapımcının iş birliğinden doğan film çalışması.

Ortak yaşama : Başka türden iki canlının dengeli ve sıkı bir iş birliği ile birbirinden yararlanarak yaşamaları durumu.

Ortakyaşar : Ortak yaşama durumunda bulunan (canlı).

Ortak yönetim : Koalisyon.

Ortak yüklem : Birden çok öznenin bağlı bulunduğu yüklem.

Dert ortağı : Bir kimsenin derdini paylaştığı dostu. Aynı derdin sıkıntısı içinde bulunanlardan her biri.

Çok ortaklı : Birçok ortaktan oluşan (şirket), anonim.

Orta : Ne büyük ne küçük, midi. Bir olayın, içinde gerçekleştiği yer. İyi ile kötü arasındaki durum. Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde geçer not ile iyi arasındaki derece. Sorunların çözümünde aşırılıklardan kaçınan, ölçülü bir yöntem izleyen. Bir şeyin kenarlarından merkeze doğru yaklaşık olarak aynı uzaklıkta olan yer. Ne uzun ne kısa, midi. Yeniçeri Ocağında tabur. Çankırı iline bağlı ilçelerden biri. Her iki yanında kendi türünden aynı nitelikte nesneler, durumlar bulunan. Futbolda oyunculardan birinin, topu, kale ağzında duran arkadaşlarına havadan yollamak için yaptığı vuruş. Bir şeyin eşit olarak ayrılabileceği bölüm. Başlangıcı ile bitimi arasında eşit uzaklıkta olan süre. Orantı. İki karşıt nitelik veya durum arasında bulunan, tutarlı, ılımlı, vasat. Defterde, bir araya getirilmiş belli sayıda yaprakların oluşturduğu bölümlerden her biri.

Ortak gemisi yürümüş elti gemisi yürümemiş : "bir erkeğin karıları birbirleriyle anlaşabilirler ancak kardeşlerin karıları geçinemezler" anlamında kullanılan bir söz.

Ortakçı : Ortakçılık yapan kimse, yarıcı, maraba. Konakçının sindirilmemiş besininden yararlanan konuk.

Ortakçılık : Toprağın işlenmesi sonucunda elde edilecek ürünün, toprak sahibi ile toprağı işleyen arasında koşulları önceden belirlenen özel sözleşmeye göre paylaşılmasına dayanan işletme biçimi, yarıcılık, marabacılık.

Ortakçılık etmek : Ortakçı olmak.

Ortaklaşa : Ortak iş. Ortak olarak, el birliğiyle, müştereken, kolektif.

Ortaklaşacı : Ortaklaşacılık yanlısı olan, kolektivist.

Ortaklaşacılık : Üretim araçlarından kişisel sahipliği kaldırıp ortak kullanmayı ve toplum içinde her türlü harekette ortak davranışı savunan öğreti, kolektivizm.

Ortaklaşma : Ortaklaşmak işi, kolektifleşme.

Ortaklaşmak : Ortak olarak davranmak, ortak olmak, kolektifleşmek.

Ortaklaştırma : Ortaklaştırmak işi, kolektifleştirme.

Ortaklaştırmak : Ortak duruma getirmek, kolektifleştirmek.

Ortaklık : İki veya daha çok kimsenin iş yaparak kazanç elde etmek için birleşmeleri, şirket. Ortak olma durumu, iştirak, müşareket, şeriklik.

Ortaklık etmek : Ortak olma durumuna gelmek.

Ortaklık kurmak : Şirket, kumpanya açmak veya çalıştırmak.

Ortaklık senedi : Anonim şirketlerde veya kooperatiflerde her ortağın üyelik haklarını gösteren ada yazılı senet.

Ortaklık sözleşmesi : Ortak ticari kuruluşların oluşumunda ortaklık şartlarını içeren belge.

Ortaköy : Aksaray iline bağlı ilçelerden biri. Çorum iline bağlı ilçelerden biri.

Ortakyaşarlık : Ortakyaşar olma durumu.

Ana ortaklık : Birçok ortaklığın pay senetlerini elinde bulundurarak onları denetimi altında tutan yatırım ortaklığı, holding.

Anonim ortaklık : Sermayesi paylara bölünmüş olan ve her ortağın sorumluluğu sermayedeki payıyla sınırlı bulunan ortaklık, anonim şirket.

Dolaşım ortaklığı : Müşterilerine yurt dışında da hizmet verebilmek için cep telefonu firmalarının başka ülkelerin iletişim firmalarıyla kurduğu iş birliği.

Gelir ortaklığı : Köprü, baraj vb. kamu yapılarının gelirlerine gerçek ve tüzel kişilerin belirli şartları yerine getirerek ortak olması.

Kolektif ortaklık : Bütün ortakların sorumluluğu tam ve sınırsız olan ortaklık, kolektif şirket.

Komandit ortaklık : Alacaklılara karşı en az bir sınırlı, bir de sınırsız sorumlu ortağı bulunması gereken, tüzel kişiliği olan ortaklık, komandit şirket.

Limitet ortaklık : Ortaklarının sorumluluğu, koydukları sermaye ile sınırlı bulunan ortaklık, limitet şirket.

Öküz öldü ortaklık bozuldu : "iki ortak veya taraf arasındaki yakınlığın dayandığı sebep yok olduğunda bu yakınlık da çözülür" anlamında kullanılan bir söz.

Sınırlı ortaklık : Belirli bir sermaye ile kurulan ortaklık.

Birlik : En büyük değerdeki nota, dört dörtlük. Bölünmezliği içeren yalın bütün. Bölük, tabur, alay vb. bir bütün sayılan topluluk. Bir taneden oluşmuş, bir tane alabilen. Bir arada olma durumu, vahdet. Bağlılık, benzerlik, bağlantı, vahdet. Belli bir topluluğun yararlarını korumak için kurulmuş dernek. Konunun bir ana düşünce çevresinde toplanması. Tek, bir olma durumu, vahdaniyet.

Yarar : Bir işten elde edilen iyi sonuç, fayda, avantaj. Çıkar. Yarayan, elverişli, uygun.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Hissedar : Bir ortaklık veya mal üzerinde payı olan kimse, paydaş.

Partner : Eş. Takım arkadaşı. Ortak. Cinsellikte tarafların her biri.

Nesne : Öznenin dışında kalan her konu, obje. Belli bir ağırlığı ve hacmi, rengi olan her türlü cansız varlık, şey, obje. Geçişli fiili bütünleyen yalın veya belirtme durumunda bulunan tümleç.

Onlar : O şahıs zamirinin çokluk biçimi. Ondalık sayı sistemine göre yazılan bir tam sayıda sağdan sola doğru ikinci basamak.

Kuma : Aynı erkekle evli olan kadınların birbirine göre adı, ortak.

Ortak alanlar : [Bakınız: ortak havuz kaynakları] Bir kentte, tüm nüfusun yararlanmasına açık olan yol, durguluk, açık ve yeşil alan vb. yerler.

Ortak alım : Ortaklaşa yapılan satın alma

Ortak ara ürün : Birbirini takip eden iki reaksiyonda, birinci reaksiyonun ürünü, ikinci reaksiyonun substratı olan iki reaksiyon için ortak bir bileşik.

Ortak bağ : İki karşıt dönülü eksiciğin, iki öğecik arasında eşit paylaşılmasından oluşan kimyasal bağ.

Ortak bellek : Toplumsal kalıtımları ortak olan bireylerde bulunduğu ileri sürülen ortak anılar ya da anı izleri.

Ortak bilinç : (Durkheim) Bir toplumda ya da toplumsal kümede oluşan, tek tek bireylerinkinden bütünüyle ayrı nitelikte ve bireylerin dışında olan ortak tasarımlar, duygular, davranışlar.

Ortak borç : Aynı oranda borç. zincirleme sorumluluk.

Ortak bulgu : Birden çok kişinin, çalışma sırasında elde ettikleri bulgu.

Ortak çıkar : Toplumun ya da bir sınıfın tüm bireylerinin ortak yararı.

Ortak dalgalık : Genellikle çok daireli konutlarda, her daire için ayrı ayrı dalgalıklar kurulmasının doğuracağı sakıncalara karşı, tüm almaçların tek bir dalgalıktan beslenmesini sağlamak amacıyla kurulan tek alıcı dalgalığı.

Ortak ile ilgili Cümleler

  • Ortak bir arkadaşımız var.
  • Boşanmalar, boşanan çiftlerin ortak arkadaşlarını zor durumda bırakabilir, özellikle de ayrılık sert ve tantanalı olmuşsa.
  • İş ortakları olarak on yıl sonra, yollarını ayırmaya karar verdiler.
  • Ortak birçok şeyimiz var.
  • Ortak birkaç şeyimiz var.
  • Ali ve ben iş ortaklarıydık.
  • Ortak bir bildiri üzerinde anlaştılar.
  • Ortak bir şeyimiz var.
  • Ortak bir sürü sempatimiz var.
  • Onlarla ortak bir şeyim yoktu.
  • Bir ortaklık ister misin?
  • Rusça, Lehçe, Çekçe ve Bulgarca gibi dillerin ortak Slav kökenleri vardır.
  • Ortak bir paydada her şey açıkça ve içimizden geldiği gibi dürüstçe konuşmamız lazım.
  • Ali iyi bir ortaktır.

Diğer dillerde Ortak anlamı nedir?

İngilizce'de Ortak ne demek? : adj. common, collective, joint, conjunct, consociate, fellow, identic, mutual, sympathetic

n. partner, associate, shareholder, collaborator, consociate, cooperator, copartner, dormant partner, mate, pard, party, privy, sidekick

Fransızca'da Ortak : commun/e, unanime

Almanca'da Ortak : n. Beteiligte, Gesellschafter, Kompagnon, Mitinhaber, Nebenfrau, Partner, Sozius, Teilhaber

adj. gemein, gemeinsam, gemeinschaftlich, kollektiv, kommun, korrespektiv

Rusça'da Ortak : n. акционер (M), пайщик (M), компаньон (M), партнер (M), пособник (M)

adj. общий, совместный

adv. совместно, сообща