Oruç tutma nedir, Oruç tutma ne demek

Teknik terim anlamı:

Kutsal sayılan günlerde ve zamanlarda, erginleme törenlerinde, kimi büyüsel işlemlerde, belirli bir süreyi gerektiren yeminlerde, ya bütün gün hiç bir şey yememe ya da belirli şeyleri yemeden, içmeden kaçınma.

Oruç tutma ile ilgili Atasözü veya Deyim

oruç tutmak : oruç ibadetini yerine getirmek.

Oruç tutma anlamı, kısaca tanımı

Oruç : Tanrı'ya ibadet amacıyla yeme, içme vb. şeylerden belli bir süre kendini alıkoyma. Çok sevilen veya istenen şeylerden uzak durma

Tutma : Tutmak işi. Destekleme. Yanaşma. Bazı takım oyunlarında ayakla veya vücutla karşı takım oyuncusunun hareketine engel olma, markaj.

Erginleme törenleri : Ergin yaşa giren çocukları toplumun gerçek üyesi yapmak için, onları dinsel ve dünyasal bilgilerle eğitme sırasında düzenlenen törenler.

Kutsal sayı : Dört yöne, yerleşme düzenine, tek çift temeline, gökbilimsel etmenlere dayalı olarak uğurlu ve kutsal sayılan sayı.

Erginleme : Erginlemek işi.

Bir süre : Kısa bir müddet, bir müddet. Belirsiz bir müddet, bir müddet.

Büyüsel : Büyü ile ilgili olan.

Zamanla : Aradan süre geçtikçe, giderek.

Belirli : Açık ve kesin olarak sınırlanmış veya kararlaştırılmış olan, muayyen.

Kaçınma : Kaçınmak işi.

Sayılan : Vergi.

Kutsal : Güçlü bir dinî saygı uyandıran veya uyandırması gereken, kutsi, mukaddes. Bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen. Tanrı'ya adanmış olan, tanrısal olan. Tapınılacak veya yolunda can verilecek derecede sevilen, kutsi, mukaddes, lahut.

 

Tören : Bir toplulukta, üyelerin belli bir olayı, kişiyi veya değeri ayırt edip sembolleştirmesi, bunların anlam ve öneminin güçlendirilmesi amaçlarıyla düzenlenen hareket dizisi, merasim. Anma, kutlama, nişan, evlenme, ölüm gibi sebeplerle yapılmış olan toplantı, merasim, seremoni.

Ya da : Seçeneği, çeşitliliği veya tercihi belirten bir söz.

Zaman : Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Çağ, mevsim. Dönem, devir. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Belirlenmiş olan an. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı.

Sayıl : Deniz kıyısı. Ermiş, bilen, vâkıf. Dilenci. Yöney ve gereyler gibi, birkaç bileşkenli ya da öğeli olmayıp tek bir sayı ile belirlenen nicelik. Yalnızca büyüklüğü ile belirlenen, doğrultu özelliği olmayan (nicelik). Bir oyutun (çoğunlukla da R ya da C oyutunun) öğelerinden biri. Bir ölçek aracılığıyla ölçüye vurulan nesne ya da özelliklerin bir sayı dizgesinin birimlerine göre aldığı değer. “Saygı gör, sözün dinlensin değerin artsın anlamında kullanılan bir isim”.

 

Ergin : Olmuş, yetişmiş, kemale ermiş. Kişisel haklarını kendi kullanabilmesi için yasanın gösterdiği on sekiz yaşına gelmiş olan (kimse), reşit.

Sürey : Tıkızımsı ve bağlantılı olan ilingesel uzay ya da altküme.

Şeyle : Şöyle.

Bütün : Eksiksiz, tam. Bozuk olmayan (para). Birlik, tamlık. Parçalanmamış. Çok sayıdaki varlık ve nesnelerin hepsi.

Diğer dillerde Oruç tutma anlamı nedir?

İngilizce'de Oruç tutma ne demek ? : fasting