Part nedir, Part ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Karın.

Çok şişkin (karın).

Sarkık (karın).

İşkembe.

Kurt, köpek ve benzerleri hayvanların parçaladığı koyunun derisi.

Ekin demetlerinin başaklar içe gelecek biçimde yığılmış durumu.

Biçilmiş ekinin otuz demetinden yapılmış yığın.

Otuz yumurtadan yapılmış yığın.

Eski giysi, paçavra.

Yeni yapılan evlere, ev sahibinin akrabalarının armağan olarak taktıkları kumaş.

Yüzük oyununda yüzüğü saklamakta kullanılan mendil, bez parçası.

Bağışlama: Ali'nin suçunu part etti.

Çelik çomak oyununda çeliğin yerde vurulması.

Yüzük oyununda, saklanan yüzüğün yerini bulan oyuncu bölüğüne, karşı yanın tanıdığı sayı.

İskambil ya da tavla oyunlarında oynanacak sayı.

Eski türkçe bart: Koyunun karın ve göğüs boşluğu; işkembe; ot yığını; ekin yığını.

Karın.

Bir kaç bağlık ot yığını. Yerine göre mesl 30 bağ bir part eder.

Karın göbek.

Part ile ilgili Cümleler

  • Ali Mary'nin partisine davet edilen tek erkek çocuğuydu.
  • “Kızın gözlerinden damla damla yaşlar akıyordu. İmam partiyi kaybediyordu.”
  • Parti için hazırlan.
  • “Unuttun mu, geçen sonbahar orada bir parti vermiştiniz, ben de vardım.”
  • Partiden hoşlanacağını düşündüm.
  • Parti eğlenceliydi.
  • Ali ve Mary cuma akşamı bir akşam yemeği partisi veriyor.
  • Partiye bununla gitmeyeceksin, değil mi?
  • Burak Tuğba'yı bir öğrenci partisine davet etti.
  • Parti söyledi: "Bu gerekli!" - Komsomol cevap verdi: "Yapılacak!"
  • Tom'un partide olacağından oldukça eminim.
  • Bunlar Stalin'in Sovyet partizanlarına olan sözleriydi.
  • Hala part time olarak bir fırında mı çalışıyorsun?
  • Parti tekrar devrede.
  • Partide bunu giymeyeceksin, değil mi?
 

Part hakkında bilgiler

Partlar, Part Krallığı, Part İmparatorluğu, Parthia ya da Arşaklılar (Orta Farsça'da: اشکانیان Aşkâniân), günümüz İran'ının kuzeydoğusunda yer alan bir medeniyetti. Zirve zamanında yönettiği bölgeler arasında, İran'ın tamamı, modern ülkelerden Ermenistan, Irak, Gürcistan, Türkmenistan, Afganistan, Azerbaycan, Tacikistan, Pakistan, Kuveyt, ayrıca Suudi Arabistan'ın, Bahreyn'in, Katar'ın ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin Basra Körfezi'ndeki kıyılarını kapsıyordu. Partlar, MÖ 230'larda Selevkoslar'dan ayrılarak devlet kurdular. Part Krallığı, İran platosunu birleştiren ve oraya hükmeden Arşaklı hanedanı tarafından idare edilirdi. Hellenik Yunanistan'a bağlı Selevkoslar tarafından hakimiyet altında bulunan bölgeyi, MÖ 3. yüzyılın sonlarına doğru ele geçirmeye başladılar. MÖ 150 ve MS 224 yılları arasında Mezopotamya'yı aralıklarla yönettiler. Eski İran'da Medler'den ve Akamenidler'den sonra gelen üçüncü yerel hanedanlıktırlar. Ağır süvariyi icat eden Partlar bundan dolayı Roma İmparatorluğu'nun doğudaki en büyük düşmanıydı. Sasaniler tarafından yıkıldı.

 

Part ile ilgili Atasözü veya Deyim

partal atmak : Abartılı konuşmak, yalan söylemek.

parti çevirmek : kâğıt oyunları, tavla vb.nde bir parti oynamak.

parti vermek : bir şeyi kutlamak veya eğlenmek için birçok kimseyi bir araya toplamak.

particilik yapmak : bağlı olduğu partiyi veya partinin düşüncelerini savunan kişileri kayırmak.

partiyi kaybetmek : elde etmeye çalıştığı bir kazancı karşısındakine kaptırmak başkasıyla çekiştiği bir konuda yenilmek.

partiyi vurmak : büyük bir kazanç sağlamak.

Part kısaca anlamı, tanımı

Elektronik partikül sayacı : Spermadaki spermatozoanın sayısını tam olarak saymaya yarayan alet, EPC

Elementer partikül : Mitokondriler hipotonik bir çözeltiye bırakıldıktan sonra fosfotungstik asit ile boyandıklarında, iç zarın matrikse bakan yüzeyinde, zara gömülü bir kaide parçasına bir sapla tutunmuş başlıklar içeren, 10 nm aralıklarla dizilmiş ATPaz aktivitesi gösteren partiküller. F1 partikülü.

Hartus partus etmek : Darmadağın etmek: Ahmet her yeri hartus partus etti.

Margo ventralis partis petroza : Şakak kemiğinde pars petrosa’nın alt kenarı.

Partada : Parmağın kırılırken çıkardığı ses.

Partadan : Birdenbire, ansızın.

Partaf : Çabalama.

Partal atmah : Abartılı konuşmak, yalan söylemek.

Partalamak : Söylenmesi sakıncalı bir sözü söyleyerek birini güç durumda bırakmak.

Partalcı : Abartarak konuşan, yalancı. Övüngen, kendini beğenmiş.

Partallamah : Palavra atmak.

Partallamak : Söylenmesi sakıncalı bir sözü söyleyerek birini güç durumda bırakmak.

Partan : Büyük, iri parça (genellikle kar için).

Partanpalaç : Giyimi düzgün olmayan.

Partaval : Abartılmış yalan.

Partda : Birdenbire, ansızın.

Partel : Şişman, göbekli kişi.

Partenogenezis : Erkek olmadan dişinin döl verebilme yeteneği. Schistosoma’lar, birkaç Digenea türü, Monogenea’lar, Strongyloides stercoralis, kimi Haemaphysalis türlerinde olduğu gibi fertilizasyon olmaksızın haploit veya diploit karakterde yumurta üretimi.

Partes genitales feminina eksterna : Dişi dış üreme organları.

Partes genitales feminina interna : Dişi iç üreme organları.

Partes genitales maskulina eksterna : Erkek dış üreme organları.

Partes genitales maskulina interna : Erkek iç üreme organları.

Partgeçen : Üstü iyice sertleşmemiş kar.

Parthı : Yapılarda kullanılan ağaç kiriş. 2.Bitkilerin sarılması için toprağa dikilen sırık.

Partı : Yaşken kesilmiş meşe dalı. Toprak damlı evlerde tavana konulan ağaç, kiriş. İşkembe. [Bakınız: pardı]. Birlikte yolculuk eden topluluk.

Partıl : İnanca ve güvence karşılığı verilen şey : Şu deveyi partıl olarak aldım. Kazanmadan, yolsuzca alınan para, rüşvet.

Partıl purt : Abartılı konuşma için.

Partılamag : Toprak damlı evlerde tavana kiriş döşemek.

Partıldamak : Çırpınmak : Kestiğim tavuk çok partıldı. Ses çıkararak patlamak.

Partımsız : Düzensiz.

Partın : Karın.

Partıya : Kez, yol : Bir partıyalık tohum kaldı.

Parti büyüklüğü : Parti içindeki birim ambalaj sayısı.

Partikül büyüklüğü : Yemlerin parça büyüklüğü, tane yemlerin çapının, kaba yem parçalarının uzunluğunun ölçülmesi.

Partiküllü : Parçacıklı.

Partileştirme : Partileştirmek işi.

Partileştirmek : Partileşme işini yaptırmak.

Partinyum : Tungsten ve aluminyumun bir alaşımı.

Partisyon katsayısı : [Bakınız: dağılma katsayısı]. Denge durumundaki sıvı bir ortamda birbirine karışmayan iki bileşik arasında bölünecek veya dağılacak çözünen madde oranını bildiren bir sabite.

Partiye : Topluluk: Delikanlılar partiyesi.

Partlamak : Patlamak : Arkamda bir bomba partladı. Bir yerden birdenbire çıkıp kaçmak, fırlayıvermek. Birden çıkmak, fırlamak.

Partlanguç : İçi boş ağaçtan yapılan çocuk tabancası.

Partlı : Hamile kadın, göbekli, şişman.

Partma : Birden parlama, kızma.

Partmak : Yere vurup parçalamak : Karpuzu partta yiyelim.

Partoş : Göbekli.

Partoy : Söyleyeceği sözü bilmeyen, salakça konuşan.

Partoylamah : Sözünü bilmeden konuşmak. At koşarken ayakları kayarak yıkılır gibi olmak.

Partoz : Yirmi beş, otuz bağlamdan oluşan ekin yığını.

Partul : Eski püskü.

Partutuş olmah : Çevresinde dört dönmek, önem vermek, saygı göstermek.

Partutuş olmak : Kaygılanmak, tasalanmak.

Partz hücresi : Magnezyum sülfat çözeltisi içerisinde çinko amalgam anot ve potasyumdikromat çözeltisi içerisinde karbon katottan oluşmuş hücre (2,06 volt).

Ph partisyon varsayımı : Pasif difüzyona elverişli bir zarla ayrılmış iki kompartıman arasında ilacın paylaşılmasının, onların pH’ları arasındaki farka bağımlı olduğunu savunan iyonlaşma teorisi.

Sinyal tanıma partikülü : Sinyal hipotezine göre, zar proteinlerinin sentezi sırasında ribozomdan çıkan sinyal dizisini tanıyarak ribozomun endoplâzmik zarına bağlanmasını sağlayan altı farklı protein ile 300 nükleotitlik RNA'dan meydana gelmiş bir molekül.

Çok partili : Birden fazla partinin katılımı ile yaşanan (siyasi hayat).

Çok partililik : Çok partili olma durumu.

Kardeş parti : Ortak bir amaca yönelen siyasi partilerin her biri.

Merkez parti : Görüş açısından uç noktalarda olmayan siyasi kuruluş.

Muhalefet partisi : Hükûmet kurmaya katılmamış parti.

Partal : Çok kullanılmaktan yıpranmış. Abartılmış söz, yalan.

Partenogenez : Döllenmesiz üreme.

Parter : Tiyatro, sinema vb. yerlerde, sahnenin bulunduğu ilk kat ve burada bulunan koltuklar.

Parti : Ortak düşünce ve görüşteki kişilerin oluşturdukları siyasal topluluk, fırka. İnsan topluluğu. Bir bütünün parçası, kısım. Bazı oyunlarda bir kez. Çok ucuza elde edilen şey, kelepir. Armoniyi oluşturan ezgilerden her biri. Bir araya gelinerek tavla, konken, okey vb. oynanan oyunlardan her biri. Tutam. Vurgun, kazanç. Herhangi bir ürünün tek seferde bir yerden başka bir yere gönderilen bölümü. Bir kişi, bir kuruluş veya bir topluluğun, çoğu belli bir şeyi kutlamak amacıyla düzenledikleri eğlence. Bir yere bölümler hâlinde gönderilmekte olan bir malın veya bir bütünün parçası.

Parti ocağı : Parti çalışmalarının yapıldığı en küçük birim.

Partici : Parti üyesi. Siyasi gücünü yalnız kendi yandaşlarına çıkar sağlamak için kullanan kimse, partici. Bir partiye çok bağlı olan, o partinin öğretisini savunmayı, onun çıkarlarını korumayı amaç edinen kimse, fırkacı.

Particilik : Bir partiden yana olma, fırkacılık, partizanlık.

Partikül : Parçacık.

Partilerüstü : Siyasi partilerin savunduğu görüş ve düşüncelerin üzerinde ülke gerçeklerine ve çıkarlarına uygun olarak birleştiricilik, uzlaştırıcılık özelliği olan (görüş, konu veya kimse). Düşünceleriyle herhangi bir siyasi partinin görüşlerine bağlı olmayan (kimse). İlke açısından hiçbir siyasi partiye bağlı olmaması gereken (konum).

Partileşme : Partileşmek işi.

Partileşmek : Parti durumuna gelmek.

Partili : Bir partiden olan (kimse).

Partililik : Partili olma durumu.

Partisip : Sıfat-fiil.

Partisiz : Partisi olmayan.

Partisizlik : Partisiz olma durumu.

Partisyon : Bir orkestra eserinde bölümlerin bütününü içine alan nota defteri.

Partizan : Partici. Düşmanlarına karşı mücadele verirken cephe gerisinde silahlı harekete katılan kimse.

Partizanca : Partizana yakışan. (partiza'nca) Partizana yakışır bir biçimde.

Partizanlık : Partizan olma durumu. Particilik. Partizanca davranma.

Partner : Eş. Cinsellikte tarafların her biri. Takım arkadaşı. Ortak.

Partöner : Tiyatro, sinema vb. sanat kollarında özellikle başrol oynayan sanatçının rol arkadaşı.

Siyasal parti : Siyasi parti.

Siyasi parti : Politik hayatın en önemli ögesi olan ve belli bir siyasi görüşü temsil eden parti, siyasal parti.

Tek partili : Tek partiye dayanan (siyasi hayat).

Diğer dillerde Parşömen bağırsaklar anlamı nedir?

İngilizce'de Parşömen bağırsaklar ne demek ? : fibrous casings