Pay the price türkçesi Pay the price nedir

  • Bedel ödemek.

Pay the price ile ilgili cümleler

English: You have to pay the price.
Turkish: Bedelini ödemek zorundasın.

English: Someone has to pay the price.
Turkish: Birisi bedeli ödemek zorunda.

Pay the price ingilizcede ne demek, Pay the price nerede nasıl kullanılır?

Pay : Değmek. Etmek. Maaş. Maaş dağıtmak. Vergin. Para ödemek. Karşılığını vermek. Yarar sağlamak. Para vermek. Kar getirmek.

The : Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belgili tanımlık. Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belirli durumlarda isimden önce kullanılır.

Price : Fiyatını belirlemek. Fiyat. Bir malın ya da işin karşılığı olan değer, fiyat, denklik. Kıymet. Bir mal ya da işin para ile olan değişim değeri. paranın mal birimini kapsayan eder. Paha biçmek. Fiyat koymak. Eder. Ücretlendirmek. Bilgisayar, iktisat, ekonomi alanlarında kullanılır.

Pay the bill : Hesabı ödemek. Hesabı kesmek. Fatura ödemek. Hesap görmek.

Pay the check : Hesabı ödemek.

Pay the piper : Cefasını çekmek. Parasını ödemek. Masrafını ödemek. Ceremeyi çekmek. Masrafı ödemek. Bedelini ödemek. Ceremesini çekmek.

The price theory : Bireysel ekonomik birimler tarafından yapılan işlemlerin analizi ve ürünlerin fiyatının belirlenmesi ile ilgilenen ekonomi dalı. Fiyat teorisi. Fiyat kuramı.

 

Pay the penalty : Cezasını çekmek. Acısını çekmek. Ceza ödemek. Ceremesini çekmek. Suçunu ödemek.

The price of glory : Bir insanın başarıya karşılık olarak ödemesi gereken bedel. Zaferin bedeli.

Pay the penalty of : Cezasını çekmek.

İngilizce Pay the price Türkçe anlamı, Pay the price eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Pay the price ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Face the music : Hatalardan kaynaklanan olumsuz sonuçları kabul etmek. Bedelini ödemek. Sonucuna katlanmak. Ceremeyi çekmek. Bir problemle karşı karşıya olduğunu kabullenmek. Yaptığı şeyin olumsuzluklarıyla yüzleşmek. Diyet ödemek. Daha önceki eylemlerinin hoşa gitmeyen sonuçlarını kabul etmek. Göğüs germek.