Peçete nedir, Peçete ne demek

Peçete; kökeni italyanca dilinden gelmektedir.

  • Yemekte giysiyi korumak, ağız silmek için kullanılan ince, yumuşak kâğıt veya kumaş parçası

"Peçete" ile ilgili cümleler

  • "Çocuk, onu tepeden tırnağa şöyle bir süzüp üstü peçeteyle örtülü bir tabak uzattı." - E. Şafak

Peçete hakkında bilgiler

Peçete; yemek esnasında kıyafetleri korumak veya sonrasında temizlenmek için kullanılan, çoğunlukla dikdörtgen şeklinde, kağıt veya kumaş parçası. Türkçeye İtalyanca pezzetto (küçük kumaş veya kağıt parçası) sözcüğünden geçmiştir.

Peçete ile ilgili Cümleler

  • Ali peçeteleri dikkatlice katladı.
  • Peçeteyle dudaklarını temizle.
  • Onu bir peçete üzerine yazdım.
  • Garson, bana bir peçete lazım.
  • Ali bir peçete aldı ve Mary'nin çenesini sildi.
  • Peçetede bir şeylerin yazdığını gördüm.
  • Çay tabağının içine konan küçük peçetelerle bile bilgi verebilirsin değil mi?
  • Peçeteye baktın mı sana gülümsüyor?
  • Bir peçete alabilir miyim?
  • Peçeteler klorsuzdur.
  • Ali peçetesini açtı.
  • Peçete kullan.

Peçete tanımı, anlamı:

Yemek : Birine alacağını vermemek, ödememek. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek. Isırmak. Yasal yoldan cezalandırılmak. Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Kandırmak. Yemek yeme, karın doyurma işi. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Başkasının parasını harcamak. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak. Harcamak, tüketmek, bitirmek. Ağızda çiğneyerek yutmak. Sürekli üzmek, tedirgin etmek. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek.

 

Korumak : Süregelen bir durumun değişikliğe uğramasını önlemek. Tehlikeli, zararlı durumları önlemek. Bir şeyin eskimesini, yıpranmasını önlemek için gereken dikkat ve özeni göstermek. Bir kimseyi veya bir şeyi dış etkilerden, tehlikeden, zor bir durumdan uzak tutmak, esirgemek, muhafaza etmek, vikaye etmek, sıyanet etmek. Karşılamak, denk gelmek. Güçlü bir kimse veya kuruluş, güçsüz birini veya bir şeyi desteklemek, himaye etmek. Tehlikeye karşı denetimi altında bulundurmak, savunmak, müdafaa etmek.

Kumaş : Varlığı ve kişiliği oluşturan nitelik veya malzeme. Pamuk, yün, ipek vb.nden makinede dokunmuş her türlü dokuma.

Parça : Tane. Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Nesne. Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Güzel, alımlı kız veya kadın. Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey. Müzik eseri. Pasaj.

Peçe : Kadınların sokakta yüzlerine örttükleri ince siyah örtü, nikap. Maske, sır, giz.

Giysi : Her türlü giyim eşyası, giyecek, elbise, kıyafet, esvap, libas, urba.

 

Silmek : Üzerine genellikle bir bez sürterek tozlarını, kirlerini almak veya parlatmak. İlişkisini koparmak, yok saymak. Bir şeyin ıslaklığını gidererek kuru duruma getirmek. Ortadan kaldırmak, yok etmek veya gidermek. Üzerini çizerek atmak, yok etmek. Tahta malzemeyi makineyle düzgün ve pürüzsüz hâle getirmek. Üstünlük göstererek o alanda üstün olanları ikinci plana atmak. Bir yazı, çizgi vb.ni kazıyarak veya sürterek yok etmek.

İnce : Taneleri ufak, iri karşıtı. Ayrıntılı. Zayıf. Aşırı özen gerektiren, kaba karşıtı. Kendi cinsinden olanlara göre dar ve kalınlığı az olan, kalın karşıtı. İyiden iyiye, enikonu, ayrıntılı. Akışkanlığı çok olan, yoğun ve koyu olmayan (sıvılar). Düşünce, duygu veya davranış bakımından insanın sevgi ve saygısını kazanan, zarif, kaba karşıtı. Hafif, gücü az. Tiz (ses), pes karşıtı.

Yumuşak : Kolaylıkla bükülen, buruşmayan, sert karşıtı. Ilıman (iklim), sert karşıtı. Kaba, hırçın, sert olmayan, kolay yola gelen, uysal. Kolay çiğnenen, kolay kesilen. Okşayıcı, tatlı, hoş. Sessiz, hafif. Dokunulduğunda hoş bir duygu uyandıran. Dokunulduğunda veya üzerine basıldığında çukurlaşan, eski biçimini kaybeden, katı karşıtı. Kolaylıkla işlenebilen. Ciğerlerden gelen havanın ses yolundaki sivrilmiş ve gerilmiş kapalı bir engele çarpmasıyla oluşan (ünsüz), titreşimli, sürekli, ötümlü, tonlu, sedalı.

Esna : Bir işin yapıldığı an, sıra.

Kıyafet : Resmî giysi. Giysi.

Temizlenmek : Temiz duruma gelmek, arınmak, paklanmak. Kumarda öbür oyuncu veya oyuncularca bütün parası alınmak. Kadınlarda aybaşı durumu sona ermek. Ortadan kaldırılmak, öldürülmek. Sakıncalı bir durum, iş düzelmek, bitmek.

Peçeteli : Peçetesi olan.

Peçetesiz : Peçetesi olmayan.

Diğer dillerde Peçete anlamı nedir?

İngilizce'de Peçete ne demek? : n. napkin, table napkin, serviette

Fransızca'da Peçete : garniture périodique, serviette [la]

Almanca'da Peçete : n. Serviette

Rusça'da Peçete : n. салфетка (F)