Perde nedir, Perde ne demek

Perde; kökeni farsça dilinden gelmektedir.

  • Görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü.
  • Katarakt.
  • Kaz, ördek, martı gibi hayvanların parmaklarını birbirine bitiştiren zar.
  • Bu ses derecelerini sağlamak için çalgılarda bulunup parmaklarla basılan yer.
  • İki yeri birbirinden ayıran bölme.
  • Doğruyu görmeye engel olan şey
  • Seste pes perde.
  • Bir müzik parçasını oluşturan seslerden her birinin kalınlık veya incelik derecesi.
  • Üzerine bir cismin görüntüsü yansıtılan saydam olmayan yüzey.
  • Bir sahne eserinin büyük bölümlerinin her biri.

"Perde" ile ilgili cümle

  • "Durmadan pencere kapatıyor, perde çekiyorum." - A. Ağaoğlu
  • "Gözlerine perde inmiş."
  • "Bu sözü duyunca gözlerimdeki perde kalkıverdi."
  • "Sinema perdesi. Karagöz perdesi."
  • "Oyunun üç perdesi de böyle alkışlar içinde geçti." - M. Ş. Esendal
  • "Sonra da ince ve çok acıklı bir perdeden şarkı söylemeye başladı." - A. Midhat

Yerel Türkçe anlamı:

Perde, bez

Biyoloji'deki anlamı:

Kurbağa ve su kuşlarında ayak parmakları arasındaki deri.

[Bakınız: bölme]

Gösteri Sanat terimi olarak anlamı:

Oyun yerini seyirci salonuna kapayıp açan kumaş perde.

Gitar terimi olarak anlamı:

Telli çalgılarda klavye üzerinde notaların yerlerini belirlemek amacıyla bölümlenmiş ve parmakla basılan aralık.

 

İnsan kulağının algıladığı biçimiyle herhangi bir notanın ses frekansı değeri.

Gramer anlamı:

[Bakınız: ton]

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Sinema salonunda, görünçlükle, görüntülükle salonu ayıran, açılır kapanır örtü.

Edebi terim anlamı:

Sahne eserlerinde, sahnedeki perdenin açılmasiyle başlayıp kapanmasiyle biten bölüm.

Tiyatro'daki terim anlamı:

Bir oyunda konunun ana parçalarından her biri. İlk kez Seneca bölmüştür, beş perde - beş bölüm (bk. bölüm.)

Tiyatronun sahneyi seyirciye açan ve kapayan perdesi. İlk kez Roma ve Barok tiyatrolarında kullanılmıştır.

Bundan başka da bugünkü Tiyatroda çeşitli perde biçimleri var: a) Kulis perdesi, b) Projeksiyon perdesi (bk. gergi,) c) Arka perde, fon perdesi, ufak perde, d) Ses perdesi: seste pesliği ve tizliği gösteren kesimler.

İngilizce'de Perde ne demek? Perde ingilizcesi nedir?:

web, curtain, fret, pitch, oct, screen

Fransızca'da Perde ne demek?:

acte

Perde hakkında bilgiler

Perde; genel olarak kumaştan üretilen ve dikey vaziyette asılan, görüntü engelleyici eşya. Pencere perdeleri genellikle iç mekanın görülmemesi ya da ışığın yoğunluğunu ayarlamak için kullanılır. Kumaş perdeler dışında, plastikten ya da ahşaptan yapılmış olan ve bol parçalı, jaluzi adı verilen eşyalar da perdeye benzer şekilde kullanılır.

 

Perdeler genel olarak kategorilere ayrıldığında: Mekanik perdeler, kumaş Perdeler ve Tül Perdeler olmak üzere üç kısma ayrılabilir. Mekanik perdeler kendi aralarında da ayrılırlar, bunlar: stor, zebra, jaluzi ve dikey perdelerdir. En yaygın perde örnekleri: Pamuk, keten, yün, ipek, akrilik, polyester, viskoz ve asetat, ağartılmış jüt, kolrofil ve cam elyafı gibi malzemelerle yapılan, tek renkli düz dokumalardan oluşur. Ayrıca bu maddelerden yapılmayan perdelerde de bu tüm liflerle yapılmış izlenimi oluşturulmaya çalışılır. Perdelerde damask tarzları dahil, jakarlı ve doby dokumalar; büzgülü kumaşlar, dokuma ve örgülü yün, pamuk, moher ve akrilik liflerden yapılma ürünler tercih sebebidir. En çok tutulan karışımlar pamuk- viskoz-keten ile polyester-keten karışımlarıdır.

Kumaşın rulo etrafında sarmalanması prensibiyle çalışan bir perde sistemidir. Yukarı veya aşağı konumlandırılabilir. Türkiye'de en çok tercih edilen perde sistemidir. Geniş alanlarda motorlu sistem kullanılır.

Nüfusun artmasıyla birlikte yoğunlaşan mimari yapılaşmaya bağlı olarak güneş ışığından faydalanma ihtiyacı doğmuştur. Kalın perdenin yanında tül perdelerin kullanımını da gündeme getirmiştir. Günümüzde renkle, iplik kalınlığıyla ve dokuyla oynayarak çok çeşitli tül perdeler üretilmektedir.

Perde ile ilgili Cümleler

  • Burak yanlışlıkla perdeyi ateşe verdi.
  • Perde kalktı.
  • Bir sis perdesi bizim görüşümüzü engelledi.
  • Kapıyı örten bir perde vardı.
  • Perde ateş aldı.
  • Bu mavi perdelerle yeşil bir halı güzel gitmez.
  • Perde kapanır kapanmaz oldu.
  • Ali perdenin arkasina saklanıyordu.
  • Perde henüz kalkmadı.
  • Ali soyunmadan önce perdeleri kapattı.
  • Annem perdeyi mandalla tutturdu.
  • Perde arası ne zaman?
  • Perde tutuştu.
  • Perde düştü.

Perde kısaca anlamı, tanımı:

Pencere : Yapıları veya tren, vapur vb. ulaşım araçlarını aydınlatmak, havalandırmak amacıyla yapılan, çerçeve, cam, panjur, perde gibi eklentilerle daha kullanışlı bir duruma getirilen açıklık.

Görüntü : Herhangi bir nesnenin mercek, ayna vb. araçlarla oluşturulan biçimi, hayal. Sayı doğrusu üzerinde bir sayıya karşı gelen nokta. Manzara. Gerçekte var olmadığı hâlde varmış gibi görünen şey, hayalet. Bir film üzerinde sıralanmış resimlerin gösterici yardımıyla ekrana art arda düşürülmesi sonunda hareketin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan görünüş, görüntülük üzerindeki hareketli resimler bütünü. Gölge oyununda Karagözcünün perdeye yansıttığı görsel malzeme.

Engel : Kara yollarının kenarlarına yapılmış olan korkuluk, bariyer. Herhangi bir yolu kapamak için konulan nesne, bariyer. Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenliğini sağlamak için kullanılan açılır kapanır düzenek, bariyer. Engelli koşularda, her yarışçının üzerinden atlaması gereken tahta düzenek, bariyer. Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap.

Perde çekmek : Bir şeyin önüne perde germek. gizlemek, örtmek.

Perde inmek : Gözde katarakt olmak. gizlemek, örtmek. bir tiyatro oyunu bitmek.

Perde kurmak : Karagöz oyununa başlamak.

Perdelerini açmak : Tiyatro yeni mevsimde temsillerine başlamak.

Perdelerini kapamak : Tiyatro tamamen kapanmak.

Perde arkası : Bir şeyin görünürde olmayan gizli yanı.

Perde ayaklılar : Kaz, ördek, martı gibi suda yüzen ve parmakları arasında perde bulunan kuşlar takımı.

Perde duvar : Yapıda statik ve dinamik yüklere karşı direnç sağlamak üzere kolonların devamı olan duvarlarda duvar yerine konulan, özel beton duvar.

Perde perde : Yavaş yavaş.

Perdesi sıyrık : Perdesi yırtık.

Perdesi yırtık : Utanmaz, arlanmaz (kimse), perdesi sıyrık.

Ayak perde : Âşık sazındaki sap üzerinde olan en sonuncu perde.

Beyaz perde : Göstericiden çıkan görüntülerin üzerinde yansıdığı, sinema filminin oynatıldığı yüzey. Sinema.

Demir perde : Sahne ile izleyicilerin bulunduğu salonu yangın tehlikesinde birbirinden ayıran, demirden yapılmış perde.

Demirperde : İkinci Dünya Savaşı sonrası soğuk savaş döneminde, batılı ülkelerin kendilerini Doğu Bloku ülkelerinden ayıran sınıra ve bu ülkelere taktıkları ad.

Pes perde : Alçak ve kalın ses.

Tahta perde : İki yeri birbirinden ayıran tahta duvar.

Üst perdeden : Yüksekten.

Bölme perdesi : Teknedeki bölmeleri enine ve boyuna birbirinden ayıran su geçirmez perde.

Burun perdesi : Burun boşluğunu ikiye ayıran bölme.

Esrar perdesi : Bir şeyin anlaşılmasını güçleştiren engel.

Kapı perdesi : Rüzgâr ve soğuktan korunmak için kalın kumaştan veya deriden yapılmış örtü, perde.

Kesel perdesi : Herhangi bir müzik ölçüsüne girmeyen, insanın iç dünyasını karartan ve bıkkınlık veren bir ses tonu.

Segah perdesi : Klasik Türk müziğinde orta sekizlinin yirmi ikinci perdesi.

Ses perdesi : Sesin alçak veya yüksek olması durumu.

Sinema perdesi : Film görüntüsünün yansıtıldığı bez veya plastik maddeden yapılmış beyaz satıh.

Sis perdesi : Herhangi bir olayın gizli ve karanlık olduğunu belirtmek için kullanılan bir söz. Ordunun hareketlerini düşmandan saklamak için istenilen bir yerde oluşturulan perde görünümünde sis.

Şerit perde : İçeriden görülmeksizin dışarıyı görmeyi sağlayan, şerit biçiminde metal veya plastik levhalardan yapılmış bir tür pencere kapama düzeni, jaluzi.

Perdeci : Sahne perdelerini açıp kapamakla görevli kimse. Osmanlılarda yüksek makamlı kimselerin kapılarında bekleyen ve girmeye izni olanları içeri alan görevli, perdedar. Perde satan veya diken kimse.

Perdecilik : Perdecinin işi, perdedarlık.

Perdedar : Perdeci.

Perdeleme : Perdelemek işi.

Perdelemek : Bir şeyin önüne perde çekmek, perde ile örtmek. Bir durumun, bir olayın anlaşılmasına engel olmak, gizlemek. Basketbolda rakibin önüne geçerek top almasını engellemek.

Perdelenme : Söyleyişte sesin değişik bir perdeden çıkması. Perdelenmek işi.

Perdelenmek : Perdeleme işine konu olmak.

Perdeli : Duvaklı. Perde sağlamak için parmaklarla basılacak yerleri olan (çalgı). Perdesi olan veya perde ile örtülü bulunan.

Perdeli pilav : Tavuk eti, badem içi, pirinç, kuş üzümü, un ve yumurta kullanarak hazırlanan bir pilav türü.

Perdelik : Perde yapmaya elverişli (kumaş). Perdeden oluşan.

Perdesiz : Perdesi olmayan. Utanmaz, hayâsız.

Perdesizlik : Perdesi olmama durumu. Utanmazlık, hayâsızlık.

Alt perdeden konuşmak : Hafif sesle yavaş konuşmak.

Ar ve haya perdesi yırtılmak : Yüzsüzlük etmek. utanmamak, utanç duymamak.

Pes perdeden konuşmak : Alttan alarak, yumuşak bir dil kullanarak konuşmak. alçak ve kalın sesle konuşmak.

Sis perdesi aralanmak : Gizli ve karanlık noktalar ortaya çıkmak.

Üst perdeden konuşmak : Üstünlük taslayarak söz söylemek.

Üstüne perde çekmek : İsteyerek örtmek, gizlemek.

Yüksek perdeden konuşmak : Yüksek sesle konuşmak. meydan okurcasına sert konuşmak. yapılması güç şeyleri gerçekleştirebilecekmiş gibi abartmalı konuşmak.

Görüş : Benzerlerinden ayıran özellik, konsept. Görme işi. Gözle bir şeyi algılama yetisi. Cezaevi veya hastanedeki birine yapılmış olan ziyaret. Bir olay, varlık veya düşünce üzerinde varılan yargı, fikir.

Engellemek : Güreşte hasmı çaprazda sürerken düşürmek için ayağına basmak veya topuğuna ayak takmak. Bir şeyin gerçekleşmesini veya yapılmasını önlemek.

Gizlemek : Saklamak, görünmeyecek, belli olmayacak bir yere veya bir duruma koymak. Beneklerle, çizgilerle veya renklerle bezeyerek bir şeyi bulunduğu çevreye uydurmak, alalamak, peçelemek, kamufle etmek. Bilerek ve isteyerek bir olguyu haber vermemek.

Örtü : Yapılarda çatı, dam. Örtmek için kullanılan şey, vualet.

Yansı : Akis. Tepke. Işığın parlak bir yere çarpıp geriye doğru yön değiştirerek kaynağını göstermesi, inikâs. Bilgisayar veya tepegözle hazırlanan saydamın yansıtılmasıyla perdede ortaya çıkan görüntü.

Saydam : İçinden ışığın geçmesine ve arkasındaki şeylerin görülmesine engel olmayan (cisim), şeffaf, transparan. Sayısal ortamda hazırlanmış, yansıtım aygıtında kullanılmaya özgü pozitif görüntü, slayt, diyapozitif. Açık seçik, belirgin. Üzerindeki resim ve şekilleri beyaz bir zemin üzerine yansıtmak amacıyla tepegöze konan şeffaf, ışığı geçiren kâğıt veya madde, slayt. Asetat.

Yüzey : Bir cismi uzaydan ayıran dış ve yaygın bölüm, satıh, yüz.

Genel : Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan. Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Bir genelleme sonucunda elde edilen. Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi. Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne).

İki : Birden sonra gelen sayının adı. Bu sayıyı gösteren 2 ve II rakamlarının adı. Birden bir artık.

Ayıran : Işığı yalın ögelerine ayırma özelliği olan.

Bölme : Bölmek işi, ayırma, parçalama, taksim. Dört işlemden biri, taksim. Büyük bir yeri, alanı küçük oda veya kısımlara ayıran ince duvar veya tahta perde. Cins kavramlarını tür, alt tür kavramlarına ayırma işi. Gemilerin içinde, su baskını, yangın vb. durumlarda, ara kapılar kapandığında arızanın veya hasarın yayılmasını önlemek için kullanılan birbirlerinden ayrılmış yerler. Salon, oda, sofa vb. büyük bir yerden ayrılmış daha küçük yer. Kalın ağaç gövdesinden odun veya tekne yapmak için ayrılan tomruk.

Pes : Hafif, yavaş sesle söylenen, pest, ince karşıtı. Yenilgiyi kabul ettiğini belirtmek için veya birinin şaşkınlık veren davranışlarına karşılık olarak kullanılan bir söz.

Perde : Bu ses derecelerini sağlamak için çalgılarda bulunup parmaklarla basılan yer. İki yeri birbirinden ayıran bölme. Seste pes perde. Bir müzik parçasını oluşturan seslerden her birinin kalınlık veya incelik derecesi. Doğruyu görmeye engel olan şey. Bir sahne eserinin büyük bölümlerinin her biri. Görüşü, ışığı engellemek, bir şeyi gizlemek için pencereye veya bir açıklığın önüne gerilen örtü. Üzerine bir cismin görüntüsü yansıtılan saydam olmayan yüzey. Katarakt. Kaz, ördek, martı gibi hayvanların parmaklarını birbirine bitiştiren zar.

Şey : Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, belirsiz anlamda bir söz. Nesne, madde.

Katarakt : Göz merceğinin saydamlığını yitirerek ağarmasından ileri gelen ve görmeyi engelleyen rahatsızlık, perde, akbasma, aksu.

Perde açmak : Gölge oyunu dilinde gergiyi kurmak.

Perde arkasında : Perde arkasından.

Perde arkasından : Olayı yönetenin kendisi olduğunu belli etmeyerek, gizliden gizliye, perde arkasında.

Perde bölümlü oyun : Dramatik olayı genel olarak üç ya da beş perdeye bölen kuruluş biçimi. Sonraları bunların yerini bir ya da iki bölümlü oyunlar almıştır.

Perde dekor : Kulisleri görüşe kapayan, genellikle kara renkteki kumaş perde ya da panolarla kurulmuş dekor.

Perde demiri : Perdeleri birbirinden ayıran demirler.

Perde dutmak : Perde çekmek, mânia yığmak.

Perde gazeli : Gölge oyununda Karagöz görünmeden önce Hacivat'ın söylediği gazel. (Kar.) Karagöz oyunu başlamadan önce Hacivat'ın söylediği gazel. Karagöz oyunu başlamadan yapılan gösterilerde, Hacivat'ın söylediği gazel.

Perde küsat etmek : (Kar.): Karagöz perdesini kurmak.

Perde önü : Çerçeve sahneli tiyatrolarda sahneyi seyirciye açıp kapayan perdenin önü.

Diğer dillerde Perde anlamı nedir?

İngilizce'de Perde ne demek? : [perdre] v. lose, waste; drop, cast, forfeit; squander

v. lose, miss, pass up, mislay; leak; waste; ruin

v. waste, lose; miss, drop; mislay; shed

Fransızca'da Perde : rideau [le], cloison [la], store [le]; acte [le]; cataracte [la]

Almanca'da Perde : n. Akt, Aufzug, Vorhang

Rusça'da Perde : n. занавес (M), занавеска (F), портьера (F), штора (F), покров (M), драпировка (F), гардина (F), завеса (F), пелена (F), прикрытие (N), экран (M), переборка (F), пе