Postahane nedir, Postahane ne demek

Posta ile gönderilen eşya veya malların kabul edildiği, postaya verilmiş maddelerin ayrım ve dağıtımının yapıldığı bina.

  • Postaevi
  • Posta gönderme kuruluşu. Kargo veya lojistik destek sağlayan yer.

Postahane ile ilgili Cümleler

  • Evimin önünde bir postahane var.
  • Köşe başında postahane vardı.

Postahane kısaca anlamı, tanımı:

Adres : Bir kimsenin sık olarak gittiği yer. Bir kimsenin oturduğu yer, bulunak. Kurum veya kuruluşun bulunduğu yer. Hedef gösterilen yer.

Gönderi : Yolcu etme, uğurlama. Bir yerden bir yere özellikle posta ile gönderilen paket, telgraf, mektup vb.

Gönderim : Birtakım bilgileri içeren, kişiden kişiye veya kurumlar arası bilginin geçişini sağlayan belge.

Herhangi : Belli olmayan, özellikleri iyice bilinmeyen, rastgele.

Kişi : Erkek. Eş, koca. Çekimli fiillerde ve zamirlerde konuşan, dinleyen, sözü edilen varlık, şahıs. Kadın veya erkeğe verilen genel ad, şahıs, zat, nefer. Oyun, roman, hikâye vb.nde yer alan kimse.

Kuru : Suyu, nemi olmayan, yaş ve nemli karşıtı. Daha sonra kullanılmak için kurutulmuş, taze ve yeşil karşıtı. Zayıf, çelimsiz, arık, sıska, kaknem. Akıcı olmayan, duygudan yoksun. Etkisi ve sonucu olmayan. Yağış almayan veya üzerinde bitki olmayan. Salgısı olmayan. Canlılığını yitirmiş (bitki). Döşenmemiş, çıplak. Katıksız, yanında başka şey olmayan (yiyecek). Heyecanı, tadı olmayan, tekdüze. Kuru fasulye.

 

Kurum : Evlilik, aile, ortaklık, mülkiyet gibi köklü bir yapıyı içeren, genellikle devletle ilişkisi olan yapı veya birlik, müessese. Ocak bacalarında biriken veya çevrede savrulan kalın is. Kendini büyük ve önemli gösterme davranışı, büyüklenme, gösteriş, azamet, tekebbür.

Teslim : Emanet alınan bir şeyi sahibine geri verme. Bırakma, devretme, terk etme. Bir şeyi sahibine verme. Teslim ol veya teslim oluyorum sözü. Fasıl müziğinde peşrevin ve saz semaisinin her hanesi sonunda tekrarlanan parça. Gerçek olduğunu kabul etme, doğrulama.

Yapmak : Davranmak, hareket etmek. Salgılamak, çıkarmak. Dışkı çıkarmak. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Düzenli bir duruma getirmek. Gerçekleştirmek. Edinmek, sahip olmak. Onarmak, tamir etmek. Üretmek. Evlendirmek. Olmak. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Bir durum yaratmak. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Olmasına yol açmak. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Yol almak.

Bina : Yapı. Çatı. Arapça fiil çatısını konu edinen bilim veya kitap.

Dağıtım : Bir merkezden çeşitli yerlere gönderme işi. Dağıtma işi, tevzi.

Kabul : Akseptans. Bir yere alınma. Konukları veya işi olanları yanına, katına alma. Bir şeye isteyerek veya istemeyerek razı olma. Sunulan bir şeyi, armağanı alma. Bir öneriyi uygun bulma, onaylama.

 

Madde : Para, mal vb. ile ilgili şey. Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm. Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım. Duyularla algılanabilen nesne. Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek. Molekül. Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri. Bir cismi oluşturan öge, öz.

Posta : Takım, kol. Vapur, tren, uçak vb. taşıtlarla yapılmış olan yolculuk. Genellikle bu emanetleri götüren taşıt. Hizmet nöbetinde bulunan er. Bir yere gelen veya bir yerden gönderilen mektup ve emanetlerin tümü. Kez, defa, sefer. Bu emanetleri toplayan ve dağıtan kuruluş ve bu kuruluşun bulunduğu yer. Yirmi dört saatlik çalışma gününün, çalışma bölümlerinden her biri, vardiya. Bir sanayi veya ticaret işletmesinde aynı süre içinde çalışanların tümü.