Süzmek nedir, Süzmek ne demek

  • Bir sıvıyı, içindeki katı maddelerden ayırmak için bez veya delikli bir kaptan geçirmek.
  • Gözle inceleyerek dikkatle bakmak bakmak
  • Bazı sıvıların yoğunlaşmasına yol açan, katı ve tortulu maddeleri bu sıvılardan ayırmak.
  • Göz baygın ve anlamlı bakmak.

"Süzmek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Sirkenin tortusunu süzmek."
  • "Yarı kapalı, yumuk yumuk gözlerini büsbütün küçülterek nehrin iki kıyısını süzdü." - S. Kocagöz
  • "Sütü süzmek."
  • "Bir ara yandaki masada oturan adamın beni süzdüğünü sezinledim." - E. Bener

Yerel Türkçe anlamı:

1.Gözden geçirmek. 2.Tanımaya çalışarak bakmak.

İnceleyerek bakmak.

Avcı nişan almak.

Temize çekmek.

İngilizce'de Süzmek ne demek? Süzmek ingilizcesi nedir?:

filter, filtration

Fransızca'da Süzmek ne demek?:

tamiser, filtrer

Süzmek anlamı, kısaca tanımı:

Süzme : Süzülmüş olan, süzülerek elde edilen. Kötü, aşağılık, malın gözü (kimse). Katışıksız, saf. Süzmek işi.

Göz kaş süzmek : Dikkatle ve hissettirmeden bakışlarla kontrol altında tutmak.

Göz süzmek : Baygın ve anlamlı bakmak.

Göz ucuyla süzmek : İyice tanımak, bilmek veya dikkat çekmek amacıyla hafif kısık gözle incelemek, bakmak.

Tepeden tırnağa süzmek : Herhangi bir sebeple birine dikkatlice bakmak.

 

Sıvı : Bulunduğu kabın biçimini alabilen ve üstü yatay bir düzlem durumuna gelebilen akışkan cisim, mayi, likit.

Madde : Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri. Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım. Molekül. Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm. Para, mal vb. ile ilgili şey. Duyularla algılanabilen nesne. Bir cismi oluşturan öge, öz. Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek.

Ayırmak : Bir yeri bir engelle bölmek. Nitelik değişikliğini anlamak, fark etmek. Farklı davranmak, fark gözetmek. Bir şey veya yeri, bir şey veya kimse için kullanmayı belirlemek, tahsis etmek. Seçmek. İki veya daha çok kimse arasındaki anlaşmayı, uzlaşmayı bozmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Bölmek. Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak.

Delikli : Kevgir. Deliği veya delikleri olan. Bir tür olta iğnesi. Deliklerle kaplı esnek doku şeridi.

Kaptan : Gemi yönetimiyle ilgili en yüksek görevli. Yolcu otobüsü sürücüsü. Balkanlarda çete savaşı yapan milis gücünde çarpışan kimse, efe. Takım oyunlarında takımı temsil eden kimse. Kaptan pilot.

Geçirmek : Bir gereksinimi eldeki imkânla karşılamak. Giymek, giyinmek. Herhangi bir durumu yaşamış olmak. Zaman harcamak. Vurmak. Hastalık bulaştırmak. Alışverişte aldatmak, kötü mal satmak, kazıklamak. Bir şeyi bir yandan öbür yana götürmek. Bir şeyi bir yerden başka yere taşımak, nakletmek. Geçme işini yaptırmak, geçmesini sağlamak. Etmek, yapmak. Birine kötü söz söylemek. Tespit etmek, yazmak, kaydetmek. Bir işi birden çok kişi üzerinde uygulamak. Bir şeyi kendisine ayrılmış olan yere yerleştirmek, takmak. Yola çıkan birini uğurlamaya gitmek, selametlemek, teşyi etmek. Bir süre yaşamak, oturmak, kalmak.

 

Yoğunlaşma : Havanın nem bakımından doyma noktasını aşmasına bağlı olarak havadaki su buharının sıvı veya katı duruma geçmesi. Bir karışımın bileşimindeki sıvıyı yitirerek daha koyu kıvama gelmesi. Yoğunlaşmak işi, konsantrasyon.

Bakmak : Bir iş birinden beklenmek. Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak. Yoklamak, incelemek, denemek. Hastayı muayene etmek. Gözetmek, korumak. Beslemek, geçindirmek. İlgilenmek. Bakışı bir şey üzerine çevirmek. Anlamak, farkına varmak. Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak. Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak. Uğraşmak, meşgul olmak. Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek. Tedavi etmek için ilgilenmek. Aramak. Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak. Renklerde benzemek, andırmak.

Göz : Bakış, görüş. Bazı deyimlerde, görme ve bakma. Nazar. Bölüm, hane. Görme organı, basar. Delik, boşluk. Bazı yaraların uç bölümü. Çekmece. Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak. Terazi kefesi. Ağacın tomurcuk veren yerlerinden her biri. Oda. Sevgi, ilgi, gönül bağlantısı.

Baygın : Süzgün. Gönül vermiş. İnsanı kendinden geçirir gibi olan. Bayılmış, kendinden geçmiş bir biçimde. Yığılmış, dökülmüş. Bayılmış, kendinden geçmiş.

Ve : Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu. İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz.

Anlamlı : İçeriği olan. Anlamı olan, manalı. Gizli bir anlamı olan, düşündürücü, manidar.

Diğer dillerde Süzmek anlamı nedir?

İngilizce'de Süzmek ne demek? : v. strain, filter, filtrate, drain, bolt, clarify, contemplate, eye, infiltrate, leach, measure, percolate, settle

Fransızca'da Süzmek : filtrer, décanter, déféquer, égoutter, passer, (birini) toiser

Almanca'da Süzmek : v. abklären, filtern, sieben

Rusça'da Süzmek : v. цедить, отцеживать, процеживать, нацеживать, фильтровать, оглядывать, отцедить, процедить, нацедить, оглядеть