Sıfat nedir, Sıfat ne demek

Sıfat; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Sıfat" ile ilgili cümle

  • "Başvezir sıfatıyla hükûmet işlerini idare eder." - R. H. Karay
  • "Beyaz (ev), güzel (çocuk), beş (gün), bu (kitap) gibi."
  • "Takındığı bu sıfatı boynundaki kravattan fazla mühimsediği yoktu." - F. R. Atay

Yerel Türkçe anlamı:

Derelerin, ırmakların düz yerleri.

Dil bilgisi olarak anlamı:

(Derleme.. san, ulak, katmaç) Bir adı niteleyen veya belirten sözcük: Beyaz ev, güzel çocuk, beş gün, bu kitap, hangi kız, bazı olaylar ve benzeri

Gramer anlamı:

Somut ve soyut ad ve kavramları niteleme, belirtme, yer gösterme, sayı gösterme, sorma gibi çeşitli yönlerden vasıflandıran, sınırlayan kelime türü: doğru imlâ, ağır yük, uzun yol, ince iş, güzel fikir, hünerli kişi, doru at, kızıl elma, bin bir dert, tek yol, o zaman, bu durum; hangi iş ve benzeri sıcacık, ışıltılı günü bekliyordu (Y. Kemal, Ortadirek, s. 190). Tekmil otların taze, yeşil, gıcır gıcır kokusuyla kokuyordu (Y. Kemal, göst, e., s. 191). Taşbaşoğlunun keskin, umutlu gözleri teker teker üstündeydi (Y. Kemal göst.e, s. 301). Tenha, sessiz yollarda yürür, yürürüm (P. Safa, biz İnsanlar, s. 181). Mavi duman, bir bilek damarı gibi kabartılı ve sıcak dudaklarından çıktı (S. Faik, Bütün Eserleri 1, s. 69). Biz de mükemmel bir yalancı olduk arkadaş! (K. Tahir, Esir Şehrin İnsanları, s. 298). Bazen bir kaç hafta fazla, bir kaç gün fazla yaşamak işleri nasıl da alt üst ediyor (K. Tahir, göst. e., s. 322). Hacer! — Ha bak, gelirken benim o uzun yeşil ipek başörtümü de getir (M.N. Sepetçioğlu, Çardaklı Bacı, s. 96) ve benzeri

 

Hukuki terim anlamı:

1) nitelik. 2) bk. husûmet ehliyyeti (salâhiyyeti).

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Tabi tohumlama.

Bilimsel terim anlamı:

Bir ismin niteliğini anlatmak ( NİTELEME SIFATI, Adj. qualificatif ) veya onu başkaları, arasında belirtmek ( BELİRTME SIFATI, Adj. déterminâtif ) yahut onu öbürlerinden ayırdetmek ( AYIRTLAMA SIFATI, Adj. distmetif ) üzere kendisine katılan kelime. Sıfat cümledeki yerine göre SANLIK ( Epithète: Güzel söz söyledi ) veya HABER ( Adj. attributif: Bir söz; güzeldir gibi ) olabilir.

Azerbaycan Türkçesi: sifät; Türkmen Türkçesi: sıpat; Gagauz Türkçesi: nışannık; Özbek Türkçesi: sifat; Uygur Türkçesi: süpät;Tat: sıyfat; Başkurt Türkçesi: sifat; Kmk: sıpatlık ~ sıpat söz; Krç.-Malk.: sıfat; Nogay Türkçesi: sıpat; Kazak Türkçesi: sın esim; Kırgız Türkçesi: sın atooç; Alt: t'artalgış; Hakas Türkçesi: pîldîrtkî; Tuva Türkçesi: temdek adı; Şor Türkçesi: çüüngü sös; Rusça: imya prilagatelnoye

İngilizce'de Sıfat ne demek? Sıfat ingilizcesi nedir?:

adjective, adjektive, natural breeding

 

Fransızca'da Sıfat ne demek?:

adjectif

Sıfat hakkında bilgiler

Sıfat ya da ön ad; isimlerin ya da diğer sıfatların önüne gelerek onları miktar, sıra, konum, renk, biçim, bıraktığı izlenim vb. gibi çeşitli yönlerden tanımlayan, tarif eden sözcük türü. Sıfat ile nitelediği veya belirttiği ismin oluşturduğu sözcük grubuna "sıfat tamlaması" denir.

Sıfat ile ilgili Cümleler

  • Bu sıfatların hepsi olumlu.
  • O hasta ve bu sıfatla tedavi edilmeli.
  • "İnek" sıfatını gururla taşırım.
  • "不够" 'den sonra bir sıfat koymak zorundasın.
  • İsimler, zamirler, fiiller, sıfatlar, zarflar, makaleler, edatlar, bağlaçlar, ve ünlemler İngilizcede konuşma parçalarıdır.
  • Bu bir sıfat.
  • Esperanto'da bir sıfat "a" ile biter. Çoğul ise "j" eklenerek oluşturulur.
  • Sıfatın ismiyle uyuşmak zorunda olduğunu unutma.

Sıfat tanımı, anlamı:

Nitel : Nitelik bakımından, nitelikle ilgili, kalitatif.

Sıfat fiil : Fiilden -en, -r, -ecek vb. eklerle türetilmiş ad ve sıfat görevinde kullanılan kelimeler, ortaç, durum ortacı, partisip.

Sıfat takımı : Bir cümlede sıfatların oluşturduğu ayrı ayrı ögeler.

Sıfat tamlaması : Sıfatların kendilerinden sonra gelen bir adı niteleyerek veya belirterek kurduğu tamlama.

Belgisiz sıfat : Belirsizlik sıfatı.

Pekiştirmeli sıfat : Türkçede çoğu kez sıfatın, bazen de adın ilk hecesindeki ünlünün, baştaki ünsüzle birlikte, -p, -m-, -r-, -s- ünsüzlerinden biriyle veya ünlü ile başlayan bir adın veya sıfatın yalnız -p- ünsüzüyle kapatılmasıyla ortaya çıkan hecenin, aynı sıfatın veya adın başına eklenmesiyle kurulan kelime.

Türemiş sıfat : Yapım ekiyle türetilmiş sıfat: akıl-lı (çocuk), sarı-şın (kız) gibi.

Yalın sıfat : Birleşik olmayan ve yapım eki almamış sıfat.

Belirsizlik sıfatı : Adları yaklaşık, kabataslak belirten sıfat, belgisiz sıfat: bazı, birkaç, her, birtakım, filan vb.

Belirtme sıfatı : Bir adı gösterme, soru, sayı veya belirsizlik bakımlarından belirten sıfat: Bu (kapı), birinci (dönem), kaç (öğrenci?), hangi (ev?), üç (çocuk) gibi.

Gösterme sıfatı : İşaret sıfatı.

İşaret sıfatı : Bir cismi gösterme yoluyla belirten sıfat, gösterme sıfatı: Bu kitap, şu adam, o çocuk gibi.

Niteleme sıfatı : Bir adı niteleyen sıfat.

Sayı sıfatı : Adı sayı kavramı bakımından belirten sıfat.

Sıra sayı sıfatı : Bir şeyin diziliş veya aşamadaki sırasını bildiren sıfat.

Soru sıfatı : Adı soru yoluyla belirten sıfat.

Üleştirme sıfatı : Paylaştırma kavramı veren, -ar, -er, -şer ekiyle sağlanan sıfat: Otuzar kitap. Birer elma. İkişer kalem. Altışar lira gibi.

Sıfat fiil grubu : Sıfat-fiillerin cümlede birlikte kullanıldıkları kelimelerle oluşturduğu grup.

Sıfatlandırma : Sıfatlandırmak işi.

Sıfatlandırmak : Herhangi bir kimseye bir sıfat veya unvan vermek.

Sıfatlaştırma : Sıfatlaştırmak işi.

Sıfatlaştırmak : Bir sözü sıfat durumuna getirmek, sıfat olarak kullanmak.

Geçmiş zaman sıfat fiili : Geçmiş zaman kavramı veren ve isim, sıfat gibi kullanılan, -dik veya -miş ekleriyle kurulan sıfat-fiil: Bildiklerinizi anlatın. Tanıdık adam. Geçmişi saygıyla anıyoruz cümlelerindeki bildik, tanıdık, geçmiş birer geçmiş zaman sıfat-fiilidir.

Gelecek zaman sıfat fiili : İsim veya sıfat gibi kullanılan, gelecek zaman kavramı veren, -ecek, -esi ekleriyle kurulan fiilimsi: Akacak kan damarda durmaz. Göresim geldi gibi.

Geniş zaman sıfat fiili : Fiilin her zaman yapıldığını, yapılmakta olduğunu veya yapılacağını belirten, -ir, -er, -mez ekleriyle kurulan sıfat-fiil: Gelir (varidat), gider (masraf), güler yüz, bitmez iş, dinmez ağrı, görünmez kaza gibi.

Zincirleme sıfat tamlaması : Bir sıfat tamlamasına çoğu kez "-li" bazen de "-siz" veya 3. kişi iyelik eki getirilerek kurulan ikinci bir sıfat tamlaması.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Görev : Bir değerin başka değerlerle olan ilişkisi. Bir cümlede bir dil biriminin öbür birimlerle ilişkisi aracılığıyla yerine getirdiği iş. Bir kimseye veya bir kurula verilen özel amaçlı iş, misyon. Bir nesne veya bir kimsenin yaptığı iş. İşlev. Resmî iş, vazife. Bir organ veya hücrenin yaptığı iş.

Ödev : Yapılması, yerine getirilmesi, insanlık duygusu, töre ve yasa bakımından gerekli olan iş veya davranış, vazife, vecibe. Öğretmenin öğrencilere okul dışında yapmaları için verdiği çalışma.

Toplumsal : Toplumla ilgili, topluma ilişkin, içtimai, maşerî, sosyal.

Hukuki : Tüzel.

Bakım : Bir şeyin iyi gelişmesi, iyi bir durumda kalması için verilen emek. Birinin beslenme, giyinme vb. gereksinimlerini üstlenme ve sağlama işi. Bakma işi.

Nitelik : Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet. Bireyi, nesne veya yaşantının bir yönünü ötekilerden ayırt etmeye yarayan ve ölçülebilen özellik, keyfiyet. Bir şeyin iyi veya kötü olma özelliği, kalite.

İsim : Kişi, insan. Ad. Ad.

Yüz : Başta, alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat. On kere on, doksan dokuzdan bir artık. Yüzey. Kere, kat vb. kelimeler ile birlikte kullanılarak yapılmış olan işin çokluğunu abartılı bir biçimde anlatan söz. Nedeniyle, sebebiyle. Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin her biri. Doksan dokuzdan sonra gelen sayının adı. Kesici araçlarda ağız. Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret. Utanma. Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü. Yorgana ve yastığa geçirilen kılıf. Yan, taraf. Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş. Bu sayıyı gösteren 100 ve C rakamlarının adı.

Kılık : Bir kimsenin giyinişi, dış görünüşü, üst baş. Bir kimsenin resmi, fotoğraf.

Ve : İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz. Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu.

Dış : Yabancı ülkelerle ilgili. Bazı top oyunlarında karşı takım oyuncularının vuruşuyla topun kalenin bulunduğu taraftan dışarı çıkması, aut. Herhangi bir cisim veya alanın sınırları içinde bulunmayan yer, hariç, iç karşıtı. Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha uzak olan. Açık havada geçen sahneleri içine alan çekim. Bir konunun kapsamına girmeyen şey. Bir kimsenin görünüşü, durum ve davranışları. Görülen, içte bulunmayan yüzey. Bireyin ötesinde bir varlığı olan.

Görünüş : Görünme işi. Fiillerin belirttiği oluşların süresi, gelişmesi ve bitmesiyle ilgili bütün biçimleri kapsayan dil bilgisi kategorisi. Bulunulan bir yerden görülebilen alan, görünüm, manzara. Gerçeğe uymayan dış görüntü, zevahir. Gözün ilk bakışta veya zihnin dolaysız olarak algıladığı şey.

Sıfat ekleri : Adlardan ve fiillerden sıfat yapan ekler: + lI/+ lU, + sIz/+ sUz, + ki, -(I)k/-(U)k, -GIn/ - GUn vb. Dertli baş, kutlu gün, vakitsiz iş, tuzsuz ekmek, sudaki balık, batık gemi, kısık ses, kesik kol, uzak yol, uzun menzil, kısa süre, baygın bakış, yorgun adam vb.

Sıfat fiil, partisip : Azerbaycan Türkçesi: fe'li sifät; Türkmen Türkçesi: ortak iişlik; Gagauz Türkçesi: iştennik;Özbek Türkçesi: sifatdóş; Uygur Türkçesi: (B.Uyg.) süpät peil ~ (D.Uyg.) süpatdaş; Tatar Türkçesi: sıyfatfiğıl'; Başkurt Türkçesi: sifat qılım; Kmk: sıpatişlik; Krç.-Malk.: etimsıfat; Nogay Türkçesi: sıpatglagol; Kazak Türkçesi: esimşe; Kırgız Türkçesi: atooçtuk; Alt:: erenis; Hakas Türkçesi: priçastiye; Tuva Türkçesi: priçastiye; Şor Türkçesi: priçastiye; Rusça: priçastiye

Sıfat kayması : Belirtisiz ad tamlamasından veya sıfat tamlamasından önce gelen sıfatın, iki ayrı sözcüğe bağlanabilmesi: Yüksek Hakimler Kurulu (yüksek hakimler veya yüksek kurul) , iki devlet bildirisi (iki devlet veya iki bildiri) , küçük çocuk yorganı (küçük çocuk veya küçük yorgan) , kırık cam çerçevesi (kırık cam veya kırık çerçeve) ; Ah ey kimsesiz giden yollar (kimsesiz giden veya kimsesiz yollar) (A. Haşim'in Yollar şiirinden) vb.

Sıfat - zamir : Bazı dillerde zamir gibi kullanılan ve bir sıfatla bir zamirden ibaret olan takım. Fransızca celuici, chacun gibi.

Sıfat-fiil : Fiilden -en, -r , -ecek vb. eklerle türetilmiş ad ve sıfat görevinde kullanılan kelimeler, ortaç, durum ortacı, partisip. İlgili cümle: "gelen mektup, gelen gideni aratır, çıkar yol" Sayı ve şahsa bağlı fiil çekimine girmeyen, fakat aldığı eklerle fiilin zamana bağlı olarak taşıdığı kavramı sıfatlaştırdığından kendisinde sıfat ve fiil niteliklerini birleştiren fiil şekli: tanınmış kişi, olmadık sözler, işleyen demir, yol gösterici yıldız, başkaldırıcı düşünceler, güler yüz, uçan kuşlar, gelecek yıl, yaşanacak ömür, batası yer, söylenesi söz, yıkılası ev vb. Bakımsızlıktan ormana dönmüş bahçeye kederle bakıyordu (K. Tahir, Esir Şehrin İnsanları, s. 70). İyiyi kötüden ayıracak gücü mü yoktu (Kemal Tahir, Yol Ayrımı, s. 275). Biraz sonra kahvedeki sessizliği hiç ürpertmeyen ve esrarkeş dalgasından uyandırmayan bir hadise oldu (S. Faik, Bütün Eserleri, s. 176). Dolduracağın çukurun dışında işin ne? (A. H. Tanpınar, Abdullah Efendinin Rüyaları: Erzurumlu Tahsin, s. 145). Herkesin bakmaktan korktuğu ve gözlerini kaçırdığı gözlerimiz... (P. Safa, Bir Tereddüdün Romanı, s. 9 vb. || Türkiye Türkçesinin, fiili, zamana bağlı olarak sıfatlaştıran başlıca sıfat-fiil ekleri şunlardır: -dIk / -dUk, -mIş / mUş, geçmiş zaman, -r geniş zaman, -An geçmiş ve şimdiki zaman, -IcI/-UcU süreklilik, -AcAk gelecek zaman, -mAz olumsuz geniş zaman: Eşyanın sükûneti, değişmez manzarası onun için hayatta bir teselli ve zevk kaynağı idi (A. H. Tanpınar, Abdullah Efendinin Rüyaları, s.26.) Sofa bir masal çölü gibi sessiz ve uçsuz bucaksızdı. İçimi korkuya benzer, küçülüşe, mini mini, aciz, zavallı bir hayvancık oluverişe benzer bir duygu kapladı ve ben hemen tam karşımda duran aynayı farkettim (T.Buğra, Yarın Diye bir Şey Yoktur, s. 103). Yolunun üzerinde salkım ağaçları ile gölgelenmiş, şadırvanı dolu bir cami avlusu vardı ki, böyle sıcak günlerde onu biraz nefes almak için adeta çeker, çevirirdi (R. H. Karay, Memleket Hikâyeleri: Vehbi Efendinin Şüphesi, s. 51). Gerçi vurulduğun gün bir çocuk gibi gülüyordun, bir kuş gibi ötüyordun ve okun değdiği yere bakıp: “İşte göğsümde bir kızıl güç açtı” diyordun (Y. K. Karaosmanoğlu, Erenlerin Bağından: Okun Ucundan, s.59). Memnunluğun en sarıcı terkibi: gurur ve güven (T. Buğra, Yarın Diye Bir Şey Yoktur, s. 15 vb.

Sıfat-fiil grubu : Sıfat-fiillerin cümlede birlikte kullanıldıkları kelimelerle oluşturduğu grup. Sıfat gibi kullanılan fiil şekilleri ile oluşturulan ve cümle içinde ad, sıfat, özne, nesne, zarf gibi görevler yüklenebilen kelime grubu. Gurupta yüklem görevi alan sıfat-fiil sonda bulunur: || Beş ayda vücuda geldikten sonra beş asır gözümüz önünde duran bu Türk eseri (Y.K. Beyatlı, Aziz İstanbul, s.106). Orta yaşlı hanımların yavaş hareketlerinde, sakin duruşlarında, ihtiyatlı bakışlarında, vefalı sözlerinde hep bir harem “ser”inin durgun havasında yetişmiş edalar görülürdü (A.Ş.Hisar, Boğaziçi Mehtapları, s.78). Kimi ilk gençliklerinin cennet zamanlarını, kimi gençliklerinin buhranlı aşklarla yanan zamanlarını, kimi ihtiyarlıklarınının artık gözleri açılmış ve meyus zamanlarını yaşayan ve hepsi de dünyaya getirdikleri huylarla büyümüş ve yaşlanmış zavallı emekli çocuklar (A. Ş. Hisar, Boğaziçi Mehtapları, s.99). Buğulu şeffaf bir mavilik, sonra benek benek, yaprak yaprak dağılan, geniş oluklar hâlinde akan bir altın yağması (A.H. Tanpınar, Huzur, s. 168). || Kahvenin yer yer sararmış, gazete kaplı, teneke yamalı ve kül rengine dönmüş camları (T.Buğra, küçük Ağa, s.50). || Birden annemi ne kadar sevdiğimi ve babamı ne kadar sevdiğimi düşündüm (O.Pamuk, Sessiz Ev, s.161). vb.

Sıfatlı : Unvanı, sıfatı olan. İlgili cümle: "“Birtakım resmî sıfatlı insanlar onun vücudunu lüzumsuz ilan ettiler.”" K. Korcan.

Sıfatsız : Unvanı, sıfatı olmayan. Suratsız (kimse).

Diğer dillerde Sıfat anlamı nedir?

İngilizce'de Sıfat ne demek? : adj. adjective, adjectival

n. adjective, determinant, epithet, title, attribute, attribution, attributive, capacity, character

Fransızca'da Sıfat : adjectif [le]; titre [le]

Almanca'da Sıfat : n. Adjektiv, Beiwort, Eigenschaft, Eigenschaftswort, Nomen

Rusça'da Sıfat : n. качество (N), признак (M), атрибут (M), прилагательное (N)