Sıkıntı vergileri nedir, Sıkıntı vergileri ne demek

Sıkıntı vergileri; Tarih alanında kullanılan bir kelimedir.

Tarih terimi olarak anlamı:

Osmanlılarda zorlu gereksinmeler karşısında şeriat ve töresel vergi kuralları dışında, salmalar yolu ile uyruklardan alınan olağanüstü vergilerden bir küme. bk. olağanüstü vergiler.

Sıkıntı vergileri kısaca anlamı, tanımı

Sıkı : Dar. Güçlü ve çabuk, hızlı. Disiplin. İyice sıkıştırılmış, doldurulmuş, tıkız, gevşek olmayan. Dikkatli, titiz ve göz yummadan uygulanan. Zorlu, güçlü ve etkili. Cimri. Ağızdan dolma ateşli silahlarda, barut ve kurşunun üstünden namluya sokulup bastırılan bez ve kâğıt parçaları vb. şeylerin tümü. Zorlayıcı durum. Yoğun. İlkelerine çok bağlı, hoşgörüsü olmayan, katı. Sıkıca, iyice

Sıkıntı : İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet. Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli yorgunluk, mihnet. Bulunmama durumu. Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı. Sorun, mesele, sendrom, problem.

Vergi : Kamu hizmetlerine harcanmak için hükûmetin, yerel yönetimlerin yasalara göre doğrudan doğruya veya bazı malların fiyatlarının üstüne koyarak dolaylı yoldan herkesten topladığı para. Bir kimsenin doğuştan sahip olduğu iyi nitelik.

 

Olağanüstü vergiler : Şeriat kurallarında yerleri bulunmadığı halde, devletin olağanüstü gereksinmeleri için padişah buyrukları ile alınan vergiler: töresel vergiler ve sıkıntı vergileri.

Olağanüstü : Alışılmıştan, benzerlerinden farklı olan, fevkalade. Harikulade. Beklenmedik bir zamanda yapılan, önceden tasarlanmamış olan, fevkalade.

Gereksinme : Gereksinmek işi veya durumu. İnsanın yaşaması, gelişmesi, üremesi, sağlığını koruması, doğal ve toplumsal çevreye uyabilmesi için gereken şey, koşul. Güdü. Rahatlık ve uyum sağlayan ve düzgülü davranışları kolaylaştıran içerik ya da dışarık kimi şeylerden yoksun olma durumu. (Bazen doyurulmamış güdüler anlamında da kullanılır.).

Bir küme : Pek çok, fazla.

Töresel : Törel.

Osmanlı : XIII. yüzyılda Osman Gazi tarafından Anadolu'da kurulan ve Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra dağılan büyük Türk imparatorluğunun uyrukları. Düşündüğünü çekinmeden, açıkça söyleyen, bulunduğu toplulukta yetki sahibi olan.

Olağan : Sık sık olan, olagelen, doğal, tabii, olmadık karşıtı. Alışılmış olan, normal.

Şeriat : Kur'an'daki ayetlere, Hz. Muhammed'in sözlerine dayanan İslam kanunu, İslam hukuku.

Zorlu : Güçlü, kuvvetli, şiddetli. Zor, güç yapılan. Tuttuğunu koparan, baskı yapabilecek ölçüde güçlü (kimse). Zorbalık yapan.

Osman : Bir tür kuş veya ejderha. Hz. Muhammet'in damadı, üçüncü halife. Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk hükümdarı.

Uyruk : Bir devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olma durumu, tebaa. Bir devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olan kimse, tebaa.

 

Salma : Salmak işi. Kuşların üretilmesine ayrılan oda. Pirinçle pişirilen bir yemek türü. Başıboş gezen (hayvan). Bazı yerel giysilerde kolun yeninden sarkan kumaş parçası. Sürekli akan (su). Osmanlı Devleti'nde kol gezen kolluk eri. Genellikle köylerde işlerin görülmesi için ihtiyar heyetinin kararıyla her evden toplanması gereken para.

Gerek : İcap. Gerçekleşmesi zorunlu olarak beklenen, lazım.

Kural : Bir sanata, bir bilime, bir düşünce ve davranış sistemine temel olan, yön veren ilke, nizam. Davranışlarımıza yön veren, uyulması gereken ilke.

Karşı : Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi. İçin, hakkında. Bulunan yere göre önde, ileride olan. Karşılık olarak, mukabil. -e doğru. Karşıt, zıt, muhalif. Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı. Ön, kat, huzur. Yüzünü bir şeye doğru çevirerek.

Gere : Meyve dallarını eğmek ya da davarları yakalamak için kullanılan ucu çengelli uzun sırık. Geniş. Ağız kavgası, çekişme.

Diğer dillerde Sıkıntı vergileri anlamı nedir?

Osmanlıca Sıkıntı vergileri : rüsum-ı şakka, tekâlif-i şakka