Sıra nedir, Sıra ne demek

  • Yan yana, art arda olan şey veya kimselerin tümü, dizi.
  • Nöbet
  • Bu biçimdeki topluluğun durumu.
  • Ardı, arkası, önü ve yanı kelimelerinden sonra gelerek tamlamalar kuran ve "ardından, arkasından, önünden, yanından, beraberinde" anlamlarında kullanılan bir söz.
  • Düzen.
  • Bir şeye ayrılan, uygun görülen veya rastlayan zaman.
  • Dershane, meclis vb. yerlerde kullanılan ve oturup yazı yazacak biçimde yapılmış olan mobilya.
  • Belirli bir düzene ve niteliğe göre dizilme durumu.
  • Tahtadan oturak.

"Sıra" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Bu sırada yan odadan sesler gelmeye başlamıştı." - İ. O. Anar
  • "Şehir esnafı şekercisinden tutun da berberine kadar iki sıra durup kendisini alkışladılar." - S. F. Abasıyanık
  • "Dalış sırası gene gelinceye dek o koca süngerden başka bir konudan söz etmedi." - Halikarnas Balıkçısı
  • "Boy sırası. Yaş sırası."
  • "Oturacak yerler tahta sıralardan olur." - S. Birsel
  • "Sırayı bozmayın."
  • "Ardı sıra gelmek. Arkası sıra koşmak. Önü sıra gitmek. Yanı sıra yürümek."
  • "Sıraya girmek. Sıraya dizilmek."

Yerel Türkçe anlamı:

Kimyon ve buna benzer kokulu bir ot.

Sıra, an, zaman

Topluluktaki kişilerin belli zamanlarda sıra ile verdikleri yemek, şölen.

Kimi sözcüklerin sonuna eklenerek ablatif anlamı verir : Yanısıra, ardısıra, aklısıra.

 

Dizi hâlindeki takı. “Onun sıraları vardı.”

Kimyona benzer kokulu bir çeşit ot.

Bilişim alanındaki terim anlamı:

Sıralanmış bir öğeler dizisi.

Eğitim alanındaki sözlük anlamı:

Dersliklerde öğrencilerin ders dinlemek ve çalışmak üzere oturdukları yer.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Bir salonda yan yana dizilen koltuklardan oluşan dizi.

Bilimsel terim anlamı:

sinema: Bir senaryoyu oluşturan olgu, düşünce, görünümün çekim düzenini belirleyen sayı.

elektrik: Bir elektro-motor kuvveti oluşturan çevrimden geçen çok evreli yedek dalgalı akımların düzeni.

Bir çizelgede gözlemlerin yataylığına dizilmesinden oluşmuş dizilerden her biri.

Adçekme yoluyla karşılaşma sırasının belirlenmesi üzerine hazırlanan ve bu sırayı gösteren liste.

İngilizce'de Sıra ne demek? Sıra ingilizcesi nedir?:

sequence, bank, order, row, bench, fixture

Fransızca'da Sıra ne demek?:

rangée, série, étage, rang

Osmanlıca Sıra ne demek? Sıra Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

mütevâliye

Sıra anlamı, kısaca tanımı:

Sıra olmak : Düzenli bir biçimde sıra oluşturmak, dizilmek.

Sıra savmak : Sırayla yapılmış olan bir işte sıra kendine geldiğinde gereğini yapmak.

Sırası düşmek : Uygun zamanı gelmek.

 

Sırası gelmek : Sırası düşmek. bir başkasından sonra sıra birinin veya bir şeyin olmak.

Sırası gelmişken : "fırsat düşmüşken, söz bu konudayken" anlamında kullanılan bir söz.

Sırasına getirmek : Uygun zamanını, fırsatını bulmak.

Sırasına göre : Durumun gerektirdiği gibi.

Sırasını kaybetmek : Çocuk veya bebek, hastalık veya başka bir sebep dolayısıyla uyku ve meme zamanını şaşırmak.

Sıraya dizmek : Sıralamak. bir topluluk içinde herkese aynı biçimde davranmak.

Sıraya koymak : Düzenlemek, sıralamak.

Sıradağ : Ortak özellikler gösteren, aralarında uzunlamasına vadilerin bulunduğu dağlar dizisi.

Sıra dayağı : Kişileri ayrım gözetmeksizin sırayla tek tek dövme.

Sıra dışı : Beklenmedik. Alışılmışın dışında olan, olağan dışı, gayritabii, ekstrem.

Sıra gecesi : Güneydoğu Anadolu'da genellikle kış gecelerinde her hafta bir kişinin evinde olmak üzere yapılmış olan sazlı sözlü eğlence.

Sıra işi : Değeri fazla olmayan.

Sıra makinesi : Banka, hastane vb. yerlerde müşterilere veya hastalara sıra numarası veren makine.

Sıra malı : Değeri ve özelliği olmayan mal.

Sıra saygı : Geleneklere uygun olarak karşılıklı gösterilen saygı.

Sıra sayı sıfatı : Bir şeyin diziliş veya aşamadaki sırasını bildiren sıfat.

Aklı sıra : Aklınca.

Ara sıra : Seyrek olarak, arada bir, arada sırada, bazen, bazı bazı, kimi vakit, kimi zaman, zaman zaman, anbean.

Ardı sıra : Ardınca.

Arkası sıra : Ardından, peşinden.

Bir sıra : Sıra oluşturan. Üst üste, ardı ardına.

Keyfi sıra : Birinin kendi istediği gibi.

Önü sıra : Önünden, çok uzak olmayan bir aralıkla.

Peşi sıra : Ardınca.

Sırtı sıra : Birinin arkasından, izinden.

Yanı sıra : Yanında, beraberinde. Birlikte.

O sırada : İçinde bulunulan zamanda.

Abece sırası : Alfabe sırası.

Alfabe sırası : Kişi veya kitap adlarının sıralanmasında başvurulan düzen, abece sırası, alfabetik sıralama. Harflerin alfabedeki belirli düzene göre dizilişi, abece sırası, alfabetik sıralama.

Aşama sırası : Önem ve değer bakımından gitgide yükselen basamaklar dizisi, hiyerarşi. Otoritenin en geniş ölçüde en üst mertebede olmak üzere değişik önem sıraları arasında katı ve kesin bir biçimde dağıldığı toplumsal teşkilatlanış biçimi, hiyerarşi.

Söz sırası : Bir toplulukta konuşma yapma zamanı.

Tam sırası : En uygun zamanı.

Sıra dayağı çekmek : Birden çok kişiyi teker teker ve birbirinin ardı sıra dövmek.

Sıra saygı gözetmek : Karşılıklı saygı göstermek.

Sıraca : Deride ve genellikle boyunda görülen, lenf düğümlerinin şişkinliğiyle beliren tüberküloz türü.

Sıraca otu : Sıracagillerden, birçok türünün kökleri hekimlikte kullanılan bir bitki (Scrophularia).

Sıracagiller : Sıraca otu, bit otu, aslanağzı vb. bitkileri içine alan, iki çeneklilerden bir bitki familyası.

Sıracalı : Sıracası olan.

Sıracı : Dört kişilik saz heyeti. Esas çalgı takımı gelmediğinde onların yerine saz çalan ve türkü okuyan kimse.

Sıradan : Bayağı.

Sıradanlaşma : Bayağılaşma.

Sıradanlık : Bayağılık.

Sıralaç : Klasör.

Sıralama : Sıralamak işi.

Sıralamak : Söylenecek, yazılacak, yapılacak şeylere zihinde gerekli düzeni vermek. Aynı davranışı birbiri ardınca birçok kez yapmak. Belirli bir düzene göre yerleştirmek veya düzenlemek, sıraya koymak. Birbiri ardı sıra veya yan yana koyarak sıra durumuna getirmek. Aynı davranışı birçok şey üstünde tekrarlamak. Art arda söylemek, sayıp dökmek. Küçük çocuk tutunarak yürümeye başlamak, tutunarak yürümek.

Sıralanış : Sıralanma işi.

Sıralanma : Sıralanmak işi.

Sıralanmak : Sıra oluşturacak biçimde yer almak. Sıraya, düzene konulmak.

Sıralatma : Sıralatmak işi.

Sıralatmak : Sıralama işini yaptırmak.

Sıralayıcı harf : Bir tam çok terimlinin çeşitli terimlerinde, artan veya eksilen kuvvetlerine göre bu terimlerin dizildiği sırayı gösteren harf.

Sıralayış : Sıralama işi.

Sıralı : Yere, zamana, konuya, yönteme uygun olan. Sıralanmış, düzenlenmiş, dizili.

Sıralı cümle : Anlam yakınlığıyla bağlanmış cümlelerin oluşturduğu cümle, sıralı tümce.

Sıralı ikili : A ve b gibi iki elemanı öncelik sırasına göre a, b biçiminde yazarak elde edilen a, b ikilisi.

Sıralı oluş : Birbirini takip etme, epigenez.

Sıralı sırasız : Yer veya zaman uygunluğu gözetmeksizin.

Sıralı tümce : Sıralı cümle.

Sıralı üçlü bahis : At yarışlarında üzerine bahis konulan bir koşuda ilk üç atı sırasıyla tahmin etme biçiminde oynanan bir oyun.

Sıram sıram : Sırası geldikçe. Sıra durumunda veya sıralanmış olan.

Sıram sıram dizilmek : Sıra veya sıralar oluşturacak biçimde yan yana, arka arkaya gelmek.

Sırasıyla : Sırası gelince, sırasına dikkat ederek, sıra izleyerek.

Sırasız : Sırada olmayan, sırası olmayan, düzensiz. Yere, zamana, konuya, yönteme uygun olmayan.

Sırat : Sırat köprüsü. Yol.

Sırat köprüsü : İslam inancına göre mahşer günü üstünden geçilecek olan köprü.

Sırat köprüsünden geçmek : Bir iş yaparken sıkıntılı, eziyetli durumlar içinde kalmak.

Adam sırasına geçmek : Daha önce toplumda önemli bir yeri veya özel bir değeri yokken artık kendisine önem ve değer verilmek.

Alfabetik sıralama : Alfabe sırası.

Arada sırada : Ara sıra.

Bağımlı sıralı cümle : Anlam bakımından birbirine bağlı olan ve özneleri, tümleçleri veya yüklemleri ortak olan cümle.

Bağımsız sıralı cümle : Anlam bakımından birbirine bağlı olduğu hâlde özneleri, tümleçleri, yüklemleri ayrı olan cümle.

Önü sıra gitmek : Önünde yürümek.

Para ile değil sıra ile : "herkes sırasını beklemek zorundadır" anlamında kullanılan bir söz.

Rütbe sıralaması : Büyükten küçüğe, küçükten büyüğe makam ve rütbe sırası.

Tek sıra olmak : Sıraya girmek, sıralanmak.

Arda : Ardıl. İşaret olarak yere dikilen çubuk. Maden üzerine kazıma yapmak ve çıkrıkta çevrilen şeyleri yontmak için kullanılan çelik kalem.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Dizi : Saf durumundaki bir kıtada, birbiri arkasında duran erler. Dizi film. Değerleri artarak veya eksilerek art arda gelen terimler takımı. Bir iplik veya tel üzerine dizilmiş inci, boncuk vb.nin oluşturduğu bütün, sıra. Yan yana, art arda veya zaman sırasına göre sıralanmış birbiriyle ilişkili nesne veya olayların oluşturduğu bütün sıra. Herhangi bir bakımdan bir bütün oluşturan şeylerin tümü, seri. Aynı söz dizimsel bağlam içinde birbirinin yerini alabilecek olan ve güçlü bir karşıtlık bağlantısı kuran ögelerin oluşturduğu bütün, paradigma. Bir oktavın içinde sıralanan sekiz sesin bütünü.

Biçim : Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Yakışık alan şekil, uygun şekil. Biçme işi. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Tarz. Herhangi bir şeyin benzeri. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu.

Toplu : Hepsi bir arada bulunan, toplanmış. Düzenlenmiş, dağınık olmayan. Topu olan. Vücutça dolgun. Bir arada, bütün, kombine. Topunu, tamamını, bütününü içine alan.

Durum : Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Duruş biçimi, konum, tavır.

Düzen : Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanması, konsept. Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan, dolap, komplo. Müzik aletlerinde ses ayarı, akort. Dolap, hile. Alet edevat takımı. Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem. Yerleştirme, tertip. Bez dokuma tezgâhı. Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, dolap, komplo. Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi, rejim. Toplumsal bir yapı içinde ögelerin bütüne, bütünün ögelere ve ögelerin birbirlerine göre ilişkileri.

Bu : En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz. Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz.

Nöbet : Sıra ile yapılmış olan görev, iş. Kez, defa. Hastalık sebebiyle titreme, yüksek ateş. Sıra, keşik. Sıra ile belirli süre bir yeri bekleme işi. Vakit vakit ortaya çıkan aynı türden fizyolojik bozuklukların bütünü. Resmî yerlerde veya önemli kimselerin kapısında belli vakitlerde çalınan mızıka.

Oturak : İçkili, çalgılı ve kadınlı eğlenti. Bir şeyin yere gelen tarafı, taban. Kürekli teknelerde kürekçilerin oturduğu enli tahta. Ördek. Oturulacak yer veya şey. Bacaklarında veya başka bir yerinde, gezmesine engel olacak bir özrü olduğundan hep evde oturan (kimse), kötürüm. Boru mengenesinin tezgâha oturduğu ve vidalandığı bölüm. Alçak iskemle.

Sıra aralığı : (…)

Sıra bağıntı katsayısı : Gözlem değerlerinin iki değişkene göre sıra düzenine sokulduğu durumlarda bağıntının ölçü ve doğrultusunu saptayan ve her gözlemin iki değişkene göre taşıdığı sıra sayıları arasındaki ayrıma dayanarak elde edilen (-1'le +1 arasında değişen) değer. bk. bağıntı katsayısı.

Sıra bağıntısı : [Bakınız: tikel sıralama bağıntısı, tümel sıralama bağıntısı, iyi sıralama bağıntısı] Gözlem birimlerinin iki ayrı değişkene göre sıra düzenlerini veren bir dağılımda ilgili değişkenler arasında beliren ve sıra bağıntısı eşitliğiyle ölçülen bağıntı.

Sıra bağlantılı lamba : Sıra bağlantıda kullanılmak üzere yapılmış lamba.

Sıra başı : Özellikle ilk eleme dönülerinde kümeleri dengeleyebilmek için, dizinin başında yer almak üzere her kümeye eşit sayıda dağıtılan ve ve yeterlikleri teknik kurulca bilinen güçlü kılıçoyuncularına verilen ad.

Sıra başı ilkesi : Özellikle ilk dönüde yer alan güçlü yarışmacıların teknik kurulca her kümeye eşit sayıda dağıtılması ilkesi.

Sıra birimi : (…)

Sıra çekme : Bir kümede yer alan yarışmacıların, yapacakları karşılaşmaları sıralandırmak için, yönetmeliğe uygun olarak yapılan sayı çekme işlemi.

Sıra çekmek : Karşılıklı yarışacak tek ve takımların belirmesi için kur'a çekmek. Hız yarışlarında, tek ya da takım kovalama yarışlarında ve çiftekertopu oyununda uygulanır. Bir numarayı çeken dört numara ile, iki numarayı çeken üç numara ile karşılaşır. Başlama yerini belirtmek için çekilen kur'ada bir numarayı çeken, çıkış yapacağı yönü seçer.

Sıra değiştirimi : (…)

Sıra ile ilgili Cümleler

  • Ben sıradışı hiçbir şey görmedim.
  • Ara sıra senden haber almama izin ver, verecek misin?
  • Sıra başkasında.
  • Mağazanın sahibi soygun sırasında öldürüldü.
  • Her zamanki gibi olacağını umuyorduk, ama sıra dışı bir durumla karşılaştık.
  • Durum çok sıradışıydı.
  • Sıra çok yavaş ilerliyor.
  • Sıra dışı bir şey bulamıyorum.
  • Gezimizde sıradışı hiçbir şey olmadı.
  • Sıra bende.
  • İlişkimiz sırasında ikimiz de istemeden bazı sözler ve davranışlarda bulunduk.
  • Sıra bendedir.
  • Sıra beyazda ve kazandı.
  • Sıra büyüktü ve blok etrafındaki bütün yolda uzanıyordu.

Diğer dillerde Sıra anlamı nedir?

İngilizce'de Sıra ne demek? : [Section 115 Reform Act of 2006] adj. ordinal

n. line, queue, linage, order, row, series, file, rank, sequence, turn, bench, alignment, arrangement, array, form, occasion, place, progression, range, settle, slot, spell, succession, tier, train

n. must, grape juice

Fransızca'da Sıra : rangée [la], file [la], ordre [le], rang [le], suite [la], banc [le], cordon [le], queue [la], gradin [le], ligne [la], (masakoltuk) travée [la]

Almanca'da Sıra : n. Bank, Glied, Kehre, Kette, Ordnung, Reigen, Reihe, Stufenfolge, Zeile

Rusça'da Sıra : n. ряд (M), цепь (F), строй (M), шеренга (F), вереница (F), гряда (F), порядок (M), последовательность (F), очередь (F), очередность (F), заурядность (F), скамья (F), скамейка (F), лавка (F), парта (F), ярус (M)

adj. порядковый, заурядный