Saf nedir, Saf ne demek

Saf; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır. kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Saf" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Senin bu kadar çocukça saf olduğunu bilmezdim." - P. Safa
  • "Bütün garsonlar saf teşkil edip selama dururlardı." - E. E. Talu
  • "Hiçbir yerde buradakinden daha saf ve berrak sulara tesadüf etmedim." - H. S. Tanrıöver
  • "Yenge, açık sözlü, saf bir kadıncağızdır." - R. N. Güntekin

Yerel Türkçe anlamı:

Saf, temiz

Saf tanımı, anlamı:

Saf bağlamak : Sıralanmak, sıraya girmek.

Saf değiştirmek : Başka bir gruba katılmak.

Saf tutmak : Saf bağlamak. belli bir gruba katılmak.

Saflara ayırmak : Belli kümeler içinde toplamak.

Saf dışı : İlgisiz, bağlantısız, işlemez. Dizi dışı olarak.

Safderun : Kolayca aldatılan, saf.

Safdil : Kolayca aldatılan, saf (kimse).

Safkan : Irkının katışıksız özelliklerini taşıyan (at).

Saf su : Organik ve inorganik maddelerden arındırılmış su.

Dizi : Yan yana, art arda veya zaman sırasına göre sıralanmış birbiriyle ilişkili nesne veya olayların oluşturduğu bütün sıra. Aynı söz dizimsel bağlam içinde birbirinin yerini alabilecek olan ve güçlü bir karşıtlık bağlantısı kuran ögelerin oluşturduğu bütün, paradigma. Değerleri artarak veya eksilerek art arda gelen terimler takımı. Bir oktavın içinde sıralanan sekiz sesin bütünü. Saf durumundaki bir kıtada, birbiri arkasında duran erler. Dizi film. Bir iplik veya tel üzerine dizilmiş inci, boncuk vb.nin oluşturduğu bütün, sıra. Herhangi bir bakımdan bir bütün oluşturan şeylerin tümü, seri.

 

Sıra : Bu biçimdeki topluluğun durumu. Dershane, meclis vb. yerlerde kullanılan ve oturup yazı yazacak biçimde yapılmış olan mobilya. Ardı, arkası, önü ve yanı kelimelerinden sonra gelerek tamlamalar kuran ve "ardından, arkasından, önünden, yanından, beraberinde" anlamlarında kullanılan bir söz. Bir şeye ayrılan, uygun görülen veya rastlayan zaman. Düzen. Belirli bir düzene ve niteliğe göre dizilme durumu. Nöbet. Yan yana, art arda olan şey veya kimselerin tümü, dizi. Tahtadan oturak.

Grup : Çeşitli sınıf veya birliklere bağlı elemanların, belirli bir taktik görevi gerçekleştirmek üzere, tek komutanın emri altında birleştirilmesinden oluşan kıta topluluğu. Ortak özellikleri olan varlıklar, nesneler bütünü. Görüşleri, çıkarları bir olan kimseler bütünü, ekip. Küme.

 

Katıksız : Katığı olmayan, yavan. Yabancı bir şeyle karışmamış. Niteliği başka hiçbir etkiyle bozulmamış olan, tam. Belli bir yerden, belli bir soydan gelen.

Arı : Yabancı şeylerden arınmış, katışıksız, saf, halis. Temiz. Zar kanatlılardan, bal ve bal mumu yapan, iğnesiyle sokan böcek (Apis mellifica). Günahsız.

Katışıksız : İçine başka şeyler karışmamış olan, arı, saf.

Halis : Katışık olmayan, katışıksız, saf.

Has : Katışıksız, en iyi cinsten, saf. Özgü. Başmaklık. Hükümdara özgü olan. İyi nitelikleri kendinde toplamış olan (kimse).

İyi : Öğrencinin değerlendirilmesinde kullanılan orta ile pekiyi arasındaki not. Uğurlu, hayırlı, iyilik getiren. Yeterli, yetecek miktarda olan. Bol, çok, aşırı. Esen, sağlıklı. İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde. Yerinde, uygun. İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı. Doğru olan.

Niyetli : Niyeti olan, niyet eden. Oruç tutmakta olan (kimse).

Art : Arkada bulunan. Arka, geri. Bir şeyin öbür yüzü.

Niyetsiz : Niyeti olmayan, niyet etmeyen. Oruç tutmayan.

Saf alkol : Mutlak alkol.

Saf alyuvar aplazisi : Alyuvar aplazisi.

Saf azel piyasası : Türdeş malların satıldığı azel piyasası. krş. farklılaştırılmış azel piyasası

Saf dalgalanma : Esnek kur sisteminde, döviz kurunun tamamıyla piyasa güçleri tarafından belirlendiği ve para yetkesinin müdahale etmediği serbest dalgalanma türü.

Saf dışı etmek : dizinin dışına çıkarmak; mec. ilgisini kesmek, işin gereğinden alıkoymak, işlemez duruma getirmek. İlgili cümle: "“Kendisini de arkadaşlarını da çok rahat susturup saf dışı bırakabilirlerdi.”" O. Aysu.

Saf dışı olmak : dizinin dışına çıkmak; mec. ilgisi kesilmek, işin gereğinden alıkonulmak, işlemez duruma getirilmek.

Saf ekonomi : İktisadi yaşamı dış koşullardan soyutlayarak iktisadi olguların biçimsel özelliklerini yeniden tanımlamak iddiasını taşıyan ve marjinalci Lozan okulu ekonomicileri Vilfredo Pareto ve Leon Walras tarafından ileri sürülen ekoanomi anlayışı.

Saf faiz oranı : İktisadi hayattaki değişmelerden etkilenmeyen, diğer bir deyişle enflasyon, beklenen enflasyon ve risk priminden etkilenmeyen faiz oranı. krş. piyasa faiz oranı

Saf ırk : Bireyleri aynı homozigot genotipe sahip olan ırk. (biyoloji) Aynı genetik ırk veya gruba ait erkek ve dişi hayvanların birleştirilmesiyle elde edilen hayvan. Bireyleri aynı homozigot genotipe sahip olan ırk.

Saf kan : Irkının katışıksız özelliklerini taşıyan (at).

Saf ile ilgili Cümleler

  • Ali biraz saf.
  • Saf değilim.
  • Tom'un çok saf olduğunu fark etmedim.
  • Saf saf hareket etmeyin olur mu?
  • Su temiz ve saf.
  • Bu elma suyu saf.
  • Ali muhtemelen o kadar saf olamaz.
  • Elmas saf görünüyor.
  • Sen saf bir kişisin.
  • Saf olmayın.

Diğer dillerde Saf anlamı nedir?

İngilizce'de Saf ne demek? : [SAF] adj. pure, unadulterated, unmixed, absolute, all, fine, genuine, refined, distilled, simple, naive, ingenuous, innocent, deceivable, harmless, simple-hearted, simple minded, unsuspicious, artless, candid, clean, clear, credulous, dewy eyed, elemental

n. innocent, gudgeon, pigeon, simple simon, country bumpkin, dupe, greenhorn, gull, juggins, rank

Fransızca'da Saf : pur, vrai, bonasse, candide, crédule, fin/e, ingénue/e, innocent/e, naïf/ive, simple; ligne [la], file [la], colonne [la]

Almanca'da Saf : adj. echt, ehrlich, einfältig, fein, gediegen, harmlos, jungfräulich, naiv, pur, rein, schlicht, unbedarft, ungetrübt, unverdorben, unverfälscht, unvermischt

Rusça'da Saf : n. строй (M), шеренга (F)

adj. чистый, кристальный, простодушный, наивный, доверчивый, нехитрый, неиспорченный, бесхитростный, добрый