Saldırmak nedir, Saldırmak ne demek

  • Bir kimseye veya bir şeye karşı saldırı yöneltmek, zarar verici bir davranışta bulunmak, hücum etmek.
  • Bir şey veya kimse üzerine saldırı yapılmasına sebep olmak
  • Etkisiyle eritmek.
  • Yıkıcı ve sert eleştiriler yapmak.
  • Gemi, kalkmak için yelken açıp başını gideceği yola çevirmek.

"Saldırmak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Asitler madenlere saldırır."
  • "Bugün şu dakikada onlar hâlâ düşmana saldırıyorlardı." - H. C. Yalçın

Osmanlıca Saldırmak ne demek? Saldırmak Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

te'sîr etmek

Saldırmak tanımı, anlamı:

Saldırma : Saldırmak işi. Bir tür büyük bıçak.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Saldırı : Kötülük yapmak, yıpratmak amacıyla doğrudan doğruya silahlı veya silahsız bir eylemde bulunma, hücum, taarruz, tecavüz.

Yöneltmek : Birine veya bir şeye doğru bakmak. Bir şeye belli bir yön vermek, yönelmesini sağlamak, çevirmek, tevcih etmek. Birine bir şey söylemek, tevcih etmek.

Zarar : Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat.

Verici : Çıkar gözetmeksizin her türlü yardımı yapan, esirgemeyen kimse. Elektromanyetik dalgalar yardımıyla işaret, ses ve görüntü iletmeye yarayan cihazların genel adı. Veren, verme yanlısı olan kimse. Başkasına aktarılmak üzere kan, doku veya organ veren kimse, donör.

 

Davranış : Dıştan gözlemlenebilecek tepkilerin toplamı. Organizmanın uyaranlar karşısındaki tepkilerinin bütünü. Davranma işi, tutum, davranım, muamele, hareket.

Bulunmak : Herhangi bir durumda olmak. Bulma işine konu olmak. Bir yerde olmak.

Yıkıcı : Bir şeyin zarar görmesine, bozulmasına, yok olmasına, ortadan kalkmasına yol açan, tahripkâr. Yıkmacı.

Ve : İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz. Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu.

Sert : Gönül kırıcı, katı, ters. Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı. Güçlü kuvvetli. Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı. Çizilmesi, kırılması, buruşması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan, pek, katı, yumuşak karşıtı. Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan. Gönül kırıcı, katı, ters bir biçimde. Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen. Ciğerlerden gelen havanın ağız boşluğundaki tam kapalı veya yarı kapalı engellere çarpmasıyla oluşan (ünsüz), titreşimsiz, süreksiz, ötümsüz, tonsuz, sedasız. Hırçın, öfkeli, hiddetli. Titizlikle uygulanan, sıkı.

 

Yapmak : Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Onarmak, tamir etmek. Salgılamak, çıkarmak. Davranmak, hareket etmek. Dışkı çıkarmak. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. Bir durum yaratmak. Üretmek. Olmak. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Düzenli bir duruma getirmek. Olmasına yol açmak. Edinmek, sahip olmak. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Yol almak. Evlendirmek. Gerçekleştirmek.

Eritmek : Erimesini sağlamak, erimesine yol açmak. Çok üzmek. Harcayıp tüketmek. Yok etmek. Zayıflatmak.

Saldırmak ile ilgili Cümleler

  • Bana saldırmaktan vazgeçmelisin.
  • Niyetimiz ona saldırmak değildi.
  • Macbeth, düşmanına saldırmak için bir ordu yetiştirdi.

Diğer dillerde Saldırmak anlamı nedir?

İngilizce'de Saldırmak ne demek? : v. attack, jump on, rush, fly at, run at, thrust, lash into, aggress, assail, assault, ride atilt at smb., run atilt at smb., charge, come at, come down on, come for, come on, come upon, make a dash, descend, fall on, fly out at smb., go at

Fransızca'da Saldırmak : attaquer, foncer, assaillir, charger, pourfendra, prendre en partie, se jouer à qn, se précipiter

Almanca'da Saldırmak : v. anfallen, angreifen, anschießen, befehden, befeinden, bestürmen, grapschen, grapsen, herfallen, vorstürmen

Rusça'da Saldırmak : v. бросаться, кидаться, накидываться, нападать, атаковать, напрыгивать, разъедать, портить, броситься, кинуться, накинуться, напасть, напрыгнуть, попортить