Sanat nedir, Sanat ne demek

Sanat; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık.
  • Bir şey yapmada gösterilen ustalık.
  • Bir meslekte uyulması gereken kuralların tümü
  • Zanaat.
  • Belli bir uygarlığın veya topluluğun anlayış ve zevk ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatım.

"Sanat" ile ilgili cümleler

  • "Bir oyunun on beş gün sürmesi bir sanat hadisesi olduğunu gösterirdi." - T. Buğra
  • "Askerlik sanatı."
  • "Konuşma sanatı."
  • "İtiraf edelim ki dünkü halkımız henüz sanata karşı hazırlıklı olmadığı için çok büyük müşkülata maruz kalıyordu." - A. H. Çelebi

Yerel Türkçe anlamı:

Saat

Felsefi anlamı:

Bir şeyi kendi iç yasalarına göre özgürce biçimlendirme yeteneği. 3-İnsanın, yarattığı yapıtlarla kendisini yücelten ve ölümsüzleştiren yaratıcı yeteneği. Sanatın temel türleri: mimarlık, resim, plastik sanatlar, musiki, söz-yazı sanatı: yazın, sahne oyunu (tiyatro) ve dans. Sanat sorunu ve sanatçının yaratmaları üzerine felsefe tarihinde çok çeşitli açıklamalar yapılmıştır: yansılama = mimesis (Aristoteles), fantazi (romantikler), oyun türünden biçimlendirme atılımı (Schiller), simgeleştirilmiş yaratma atılımı (Alman idealizmi) ve benzeri

 

(Yun. tekhne ile eşanlamlı; Yunanca tekhne sözcüğü, ereği bir şey ortaya koyma olan, yaratma olan, doğru bir plana göre yönetilmiş bir davranış anlamına gelir. Ancak tekhne sanatın yalnızca bir bölümünü karşılar.) 1.(En geniş anlamıyle) Belli bir yetkinliğe eriştirilmiş olma (ör. yemek pişirme sanatı).

Güzel Sanatlar alanındaki anlamı:

Yaratıcı biçimlendirme eylemi.

Edebi terim anlamı:

İnsanda estetik duyguyu heyecana getirecek eserler meydana getirme işi (SANATÇI, Artiste; SANATÇA, Artistique).

Sosyoloji'deki anlamı:

Gerçeği güzel tasarımlarla yansıtan özel bir toplumsal bilinç ve insan devinimi biçimi.

Sanat isminin anlamı, Sanat ne demek:

Erkek ismi olarak; Bir duygunun, tasarının, güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık. Ustalık, hüner, beceri. Yetenek.

Bilimsel terim anlamı:

İnsanoğlunun iç ve dış dünyasının etkisinde kalarak oluşturduğu duyulara yönelik beğenisel ve güzelduyusal (estetik) yönleri, yararlı yönlerinden daha çok olan nesne ya da onun bir bölümü. bk. aygıt. zıt anlamlısı halk sanatı, büyü, din.

Bir duygunun, bir tasarının, bir düşüncenin ya da güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü ve bunların sonunda erişilen üstün yaratıcılık.

 

İngilizce'de Sanat ne demek? Sanat ingilizcesi nedir?:

art

Almanca'da Sanat ne demek?:

kunst

Fransızca'da Sanat ne demek?:

art

Sanat hakkında bilgiler

Sanat, en genel anlamıyla yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesi olarak anlaşılır. Tarih boyunca neyin sanat olarak adlandırılacağına dair fikirler sürekli değişmiş, bu geniş anlama zaman içinde değişik kısıtlamalar getirilip yeni tanımlar yaratılmıştır. Bugün sanat terimi birçok kişi tarafından çok basit ve net gözüken bir kavram gibi kullanılabildiği gibi akademik çevrelerde sanatın ne şekilde tanımlanabileceği, hatta tanımlanabilir olup olmadığı bile hararetli bir tartışma konusudur.

Sanat sözcüğü genel olarak görsel sanatlar anlamında kullanılır. Sözcüğün bugünkü kullanımı, batı kültürünün etkisiyle, ingilizcedeki 'art' sözcüğüne yakın olsa da halk arasında biraz daha geniş anlamda kullanılır. Gerek İngilizce'deki 'art' ('artificial' = yapay), gerek Almanca'daki 'Kunst' ('künstlich' = yapay) gerekse Türkçe'deki Arapça kökenli 'sanat' ('suni' = yapay) sözcükleri içlerinde yapaylığa dair bir anlam barındırır. Sanat, bu geniş anlamından Rönesans zamanında sıyrılmaya başlamış , ancak yakın zamana kadar zanaat ve sanat sözcükleri dönüşümlü olarak kullanılmaya devam etmiştir. Buna ek olarak Sanayi Devrimi sonrasında tasarım ve sanat arasında da bir ayrım doğmuş , 1950 ve 60'larda popüler kültür ve sanat arasında tartışma kaldıran bir üçüncü çizgi çekilmiştir.

Clive Bell, 1914 yılında Cezanne'dan etkilenerek yazdığı Sanat ('Art') isimli kitabında sanatın başat biçim ('significant form') olduğunu savunmuştur. Bell'e göre her biçim bu klasmana girmez, çünkü önemli olan çizgi, şekil ve renk ilişkilerinin kendi aralarındaki kombinasyonudur.:53 Bu görüş temsilin sanatsal beğeniye etki etmediğini söyler. Sanatı tamamen estetikle bağlantılı olarak tanımlayan bu görüş, 20.yüzyılda Marcel Duchamp, Andy Warhol, Joseph Beuys gibi bildiğimiz anlamda estetik nesneler üretmeyen, görünümden çok kavramlara önem veren sanatçıların eserlerini kapsamadığından, bugün zamanında olduğu kadar etkili değildir.:9-36

R.G. Collingwood, 1938'da basılan Sanatın İlkeleri ('The Principles of Art') isimli kitabında sanatın temel olarak duyguların yaratıcı ifadesi veya dışavurumu olduğunu söylemiştir.:62 Bunun yanında sanat ve zanaat arasında bir ayrım yapmıştır. Buna göre zanaat, malzemenin bir plan doğrultusunda daha önceden tasarlanmış bir son ürüne dönüştürülmesi iken sanatsal aktiviteler, araçlar ve amaçlar arasında, planlama ve uygulama arasında ayrım yapmayı gerektirmez. Bunun yanında bu görüşe göre, sanat herhangi bir duygunun da dışavurumu değildir. Bu duygu, ifade edildiği ana kadar açıklık kazanmamış olup, ifade edilişi onun keşfedilmesine neden olacak bir duygu olmalıdır. Bu aynı zamanda izleyiciyi de araştırmanın içine alır. Bu teori de sanat olarak kabul edilmeyen bazı aktiviteleri (örneğin bir psikoterapi seanslarını) sanattan ayırt edemediği gibi, sanat olarak kabul edilen bazı eserleri (örneğin Rönesans Döneminde, sanatçının duygularını açığa çıkarmak değil, dinsel duygular uyandırmak amacıyla yapılmış olan resimler) kapsamadığı için, yerini değişik kuram aramalarına bırakmış, hatta tüm bu tanımlama çabalarının başarısız olması sanatın tanımının yapılmaya çalışılmasının ne kadar doğru olduğu tartışmalarını başlatmıştır.:60-64

Sanat ile ilgili Cümleler

  • Ali başarılı bir sanatçıdır.
  • Ali son derece yetenekli bir sanatçı.
  • Sanat benim mesleğimdir.
  • Sanat ciddi bir şeydir.
  • Wolmar Schildt "bilim ve sanatın babası" olarak da bilinir.
  • Mektup yazma sanatı yitip gidiyor.
  • Onlar çoğu zaman birlikteler ve operaya gidiyorlar ya da sanat galerilerini ziyaret ediyorlar.
  • Sanat bir lüks değil fakat bir gerekliliktir.
  • Sanat eğitimi almak için Fransa'ya gitti.
  • Sanat, aşk gibi içgüdüsü yeterlidir.
  • Ben aslında modern sanattan hoşlanıyorum.
  • Sanat aşkına sanat.
  • Sanat dünyanın bildiği bireyciliğin en yoğun biçimidir.
  • Onun dövüş sanatları kahramanlığı zaten yüce mükemmellik seviyesine ulaştı.

Sanat tanımı, anlamı:

Duygu : Önsezi. Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği. Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik. Duyularla algılama, his. Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim.

Tamam : Eksiksiz. Yanlış ve yalan olmayan, doğru. Bütün, tüm. Evet. Tamamlanmış, bitmiş. Beğenilmeyen bir iş veya öneri karşısında söylenen bir söz.

Yaratı : Yaratım.

Yapma : Yapmak işi. Yapay. Yapmacık, sahici karşıtı.

Gerek : Gerçekleşmesi zorunlu olarak beklenen, lazım. İcap.

Zanaat : İnsanların maddeye dayanan gereksinimlerini karşılamak için yapılan, öğrenimle birlikte deneyim, beceri ve ustalık gerektiren iş, sınaat. El ustalığı isteyen işler.

Sanat adamı : Sanatçı.

Sanat danışmanı : Sanatsal etkinliklerde yol göstermek, yönlendirmek amacıyla görevlendirilmiş uzman kişi.

Sanat dünyası : Sanat çevresinin oluşturduğu atmosfer.

Sanat enstitüsü : Endüstrinin türlü dallarına ve küçük el sanatları alanına bilgili, usta işçi ve teknisyen yetiştirmek amacını güden öğretim kurumu.

Sanat eri : Sanatçı.

Sanat eseri : Yaratıcılık ve ustalık sonucu ortaya çıkan üstün ve değerli eser.

Sanatevi : Sanat eserlerinin üretildiği veya sergilendiği yer.

Sanat filmi : Kazanç düşünülmeden salt sanat kaygısıyla yapılmış olan film.

Sanat okulu : Çeşitli iş kollarında veya sanat dallarında eğitim veren okul.

Sanatsever : Sanatı tutan, sanatı koruyan ve yaşatan (kimse).

Abstre sanat : Soyut sanat.

Betili sanat : Doğanın görünen biçimlerini işleyen sanat, figüratif sanat.

Betisiz sanat : Beti kullanmayan, nonfigüratif sanat.

Edebi sanat : Edebiyatta anlatımı zenginleştirmek, renklendirmek ve daha çarpıcı bir duruma getirmek için temelde benzetme esasına dayalı söz ve manaya bağlı anlatım inceliği ve özelliği.

Figüratif sanat : İçinde insan, hayvan ve doğa ögeleri yer alan sanat, betili sanat.

Gotik sanat : Temel özelliği sivrilik olan, XII. yüzyıldan sonra Rönesans'a kadar Avrupa'da gelişen sanat ve mimarlık üslubu.

Güdümlü sanat : Belli bir siyasi ve toplumsal ideoloji doğrultusunda oluşturulan sanat.

Soyut sanat : Soyut gerçeği yansıtan sanat, abstre sanat.

Tezyini sanat : Süsleme sanatı.

Yedinci sanat : Sinema.

Güzel yazı sanatı : Harflere güzel biçimler vererek yazma sanatı, hüsnühat, kaligrafi.

Tahnit sanatı : İçi doldurulmuş süs hayvanı maketi yapma sanatı.

Temaşa sanatı : Oyun, temsil, piyes, tiyatro, sahne sanatları.

Görsel sanatlar : Ressamlık, oymacılık, heykelcilik, mimarlık vb. sanatlar, plastik sanatlar.

Grafik sanatları : Resim, yağlı boya, baskı sanatları. Özgün sanat eserlerinin kopyasını levha, blok vb. üzerine oyarak, çizerek basma sanatlarının tümü.

Güzel sanatlar : Edebiyat, müzik, resim, heykel, mimarlık, tiyatro vb. insanda coşku ve hayranlık uyandıran sanatlar.

Plastik sanatlar : Heykel, seramik gibi üç boyutlu olan sanatlar.

El sanatları : El tezgâhlarında bir yardımcı araç kullanarak yapılmış olan işlerin hepsi.

Sahne sanatları : Gösteriye dayalı tiyatro, orta oyunu, dans vb. sanat dalları.

Süsleme sanatları : Bir yapıyı, bir eşyayı kullanış amacıyla birlikte göze daha güzel göstermek için çeşitli türde yapılmış olan estetik çalışmaların tümü, süslemecilik.

Sanat danışmanlığı : Sanat danışmanının yaptığı iş.

Sanatçı : Sinema, tiyatro, müzik vb. sanat eserlerini oynayan, yorumlayan, uygulayan kimse. Güzel sanatların herhangi bir dalında yaratıcılığı olan, eser veren kimse, sanat adamı, sanat eri, sanatkâr, artist.

Sanatçılık : Sanatçı olma durumu.

Sanatlı : Sanatla yapılmış, bir usta elinden çıkmış, musanna.

Sanatoryum : Özellikle veremli hastaların iyileştirilmesi için kurulmuş sağlık kuruluşu.

Sanatsal : Sanata ilişkin, sanatla ilgili.

Sanatseverlik : Sanatsever olma durumu.

Babanın sanatı oğla mirastır : "bir evlat babasının sanatını onun ölümünden sonra sürdürür" anlamında kullanılan bir söz.

Devlet sanatçısı : Sanata olan katkıları ve yaptıkları hizmetler sonucunda bazı sanatçılara devlet tarafından verilen unvan.

Folk sanatçısı : Halk müziği ile uğraşan veya söyleyen sanatçı.

Konuk sanatçı : Asıl programda olmayan, program dışı etkinliğe katılan sanatçı.

Sinema sanatçısı : Sinema yapımında emeği geçen sanatçı.

Tasarı : Hukuki bir işlemin, o işlemi yapmakla yetkili kurul veya organ önüne getirildiği andaki durumu, üstünde görüşme ve oylama yapılabilir durumdaki metin, layiha. Olması veya yapılması istenen bir şeyin zihinde aldığı biçim.

Güzellik : Ahlak ve fikrî nitelikleriyle hayranlık uyandıran şey. Okşayıcı söz veya davranış, iyilik, yumuşaklık. Estetik bir zevk, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran nitelik, hüsün. Güzel olan bir kimsenin niteliği.

Anlatım : Bir duyguyu, bir düşünceyi, bir konuyu söz veya yazı ile bildirme, ifade. Anlatma işi.

Yöntem : Bir amaca erişmek için izlenen, tutulan yol, usul, sistem, prosedür, politika. Bilimde belli bir sonuca erişmek için bir plana göre izlenen yol, metot.

Ortay : Bir uzayı, bir yüzeyi eşit iki parçaya bölen (düzlem, çizgi). Bir düzlem şeklin aynı yöndeki paralel bütün kirişlerini eşit parçalara bölen (çizgi).

Üstün : Arap harfli metinlerde bir ünsüzün a, e seslerinden biriyle okunacağını gösteren işaret, fetha. Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik. Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan.

Yaratıcılık : Her bireyde var olduğu kabul edilen, bir şeyi yaratmaya iten farazi yatkınlık. Yaratıcı olma durumu. Yaratma yeteneği.

Genel : Yetkisi ve sorumluluğu çok olan. Ayrıntıları göz önüne alınmayarak bütünü bakımından ele alınan. Bir genelleme sonucunda elde edilen. Herkesin yararlanabileceği (yer, nesne). Bir şeye veya bir kimseye özgü olmayıp onun bütün benzerlerini içine alan, umumi.

Bir : Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bir kez. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bu sayı kadar olan. Sadece. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Beraber. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Aynı, benzer. Sayıların ilki. Eş, aynı, bir boyda. Ancak, yalnız. Tek.

Şey : Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, belirsiz anlamda bir söz. Nesne, madde.

Ustalık : Usta olma durumu. Beceriklilik, el uzluğu, maharet.

Sanat bilimi : Tarihsel akış içinde güzel sanatları inceleyen, sanat yapıtlarının birbirleri ile ve başka kültür çevrelerinin yapıtları ile ilişkilerini araştıran, sanatçıların hayatlarını, çalışmalarını aydınlatan, içerik ve biçimleri saptayan, sınıflandıran bilim dalı.

Sanat bilmecesi : Yazarların yazdığı, kişilerin uydurduğu halk ürünü olmayan bilmeceler, bk. yazınsal bilmece, bilgin bilmecesi, krş. halk bilmecesi.

Sanat coğrafyası : Bir ülkenin coğrafyası ile sanatı arasındaki ilişkileri inceleyen bilim dalı.

Sanat çömlekçiliği : (Heykel) Sanat değeri olan çömlekçilik.

Sanat felsefesi : Sanatın, sanat yaratmalarının ve sanat beğenilerinin özü ve anlamını konu olarak alan felsefe dalı. Estetik'ten ayrılığı: Estetik dışındaki etkenleri ve bağlamları da (dinsel, ahlaksal, toplumsal) göz önüne aldığından, estetikten daha geniş, ama öte yandan doğadaki güzeli değil de, yalnızca sanat yapısı güzeli konu olarak aldığından ondan daha dardır, bk. estetik

Sanat hudunbilimi : İlkellerin plastik sanatlarıyla müzik, şiir, anlatı, oyun, dans vb. araştıran ve genel budunbilim içinde yer alan araştırma alanı.

Sanat için sanat : (Resim, Heykel) 1 y.y.ın ilk yarısında Victor Cousin'in endüstri üretimi eşya ile sanatçı yapıtı arasındaki ayrımı belitrmek için kullandığı bir deyim olup, sanat dışında hiç bir amaca bağlanmaksızın, yalnız "güzel, büyük, tanrısal" yapıtlara yönelmiş yaratıcı çalışmayı anlatır.

Sanat sevenler derneği ödülü : 1964 yılından bu yana salt Ankara tiyatrolarında oynayan oyunlar içinden yapılan seçme ile yazar, oyuncu vb. için verilen ödül.

Sanat sineması : Taşıdığı değerler, getirdiği yeniliklerin anlaşılması güç olduğundan tecimsel sinemalarda yer bulamayan, ayrıca sanat değeri yüksek eski ve yeni seçme filmleri düzenli olarak gösteren sinema salonu.

Sanat tiyatrosu : Tiyatroda kazancı düşünmeden, sanat eylemini gerçekleştirirken seyircisine düşünce ve duygu açısından katkıda bulunmayı amaç edinen tiyatro. Tecimsel tiyatronun karşısında yer alır. Salt sanat düşüncesi ile kurulmuş tiyatro. Tecim tiyatrosunun karşıtıdır, (bk. tecim tiyatrosu.)

Diğer dillerde Sanat anlamı nedir?

İngilizce'de Sanat ne demek? : [Sanat] adj. art

n. art, craft, artifice, profession, trade

Fransızca'da Sanat : art [le]; profession [la]

Almanca'da Sanat : n. Denkmal, Kunst, Profession

Rusça'da Sanat : n. искусство (N), художество (N), творчество (N), мастерство (N), ремесло (N)

adj. творческий, художественный