Soğuk nedir, Soğuk ne demek

Soğuk; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Soğuk" ile ilgili cümleler

  • "Bu el soğuktu ve titriyordu." - P. Safa
  • "Apışlarının arasına bir sac mangal alarak yakıcı soğuktan korunmaya çalışıyordu." - E. E. Talu
  • "Soğuk bir kadın."
  • "Bu soğuk, yavan sözler zevkimi rencide ediyordu." - H. C. Yalçın
  • "Güneşli, soğuk bir gündü." - S. F. Abasıyanık
  • "Soğuk tavırla birbirlerini selamlayıp uzaklaştılar." - R. H. Karay

Kimya'daki anlamı:

Bağıl olarak düşük sıcaklık dereceleri.

İngilizce'de Soğuk ne demek? Soğuk ingilizcesi nedir?:

cold

Osmanlıca Soğuk ne demek? Soğuk Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

bürudet

Soğuk hakkında bilgiler

Asya'nın kuzeyinde yer alan Sibirya, 12.800.000 km²'lik yüzölçümüyle Rusya'nın yüzde 60'tan fazlasını kaplar. Batıda Ural Dağları'ndan doğuda Büyük Okyanus'a kadar uzanır. Kuzeyinde Kuzey Buz Denizi vardır. Sibirya'nın güneyinde, batıdan doğuya doğru, Kazakistan, Moğolistan ve Çin Halk Cumhuriyeti yer alır. Sibirya'nın nüfusu yaklaşık 40 milyondur.

 

Sık ormanları, büyük ırmakları, buzlarla kaplı ovalarıyla ünlü bu bölge, doğa koşulları yüzünden yüzyıllar boyunca gelişememiş ve nüfusu artmamıştır. Sibirya'da kışlar uzun ve çok soğuk, yazlar ise kısa ve çok sıcak geçer. Dünyanın en soğuk yerlerinden biri olarak bilinen Antarktika kıtasında kışları sıcaklık -89,2 °C'ye, Sibirya'nın kuzeydoğusundaki Verhoyansk'ta -67,7 ve Oymyakon'da -72,3 °C'ye kadar düşer.

Sibirya'nın en kuzeyinde tundralar yer alır. Buralardaki kış dokuz ay sürer ve yazın yalnızca toprağın üzerindeki buzlar erir. Daha güneyde iğneyapraklı ağaçlardan oluşan ve tayga adı verilen geniş orman kuşağına rastlanır.

Sibirya doğal yapısına göre batıdan doğuya doğru üç ana bölüme ayrılır. Ural Dağları'nın doğusundan başlayan Batı Sibirya Ovası geniş bataklıklarla kaplıdır. Obi Irmağı ve kolları bu ovadan geçer. Orta Sibirya Yaylası batıda Yenisey Irmağı'ndan doğuda Lena Irmağı'na kadar uzanır. Büyük bölümü deniz düzeyinden 450 metre yüksekliktedir. Güneyde Moğolistan sınırına doğru yüzey engebelidir. Bu bölgede yer alan Baykal Gölü, Asya ve Avrupa'daki tatlı su göllerinin hepsinden daha derindir (1.620 metre). "Sovyet Uzakdoğusu" adıyla bilinen Doğu Sibirya Yaylası'nda ise dağlar, sıradağlar, yaylalar ve kuzeye doğru uzanan vadiler bulunur. Sibirya'daki bütün büyük ırmaklar kuzeye doğru akar.

 

Soğuk ile ilgili Cümleler

  • Böyle buz gibi soğuk bir yerde ne yapıyorsun?
  • Kış yeni yeni yüzünü gösterdi, ama zemheri ve kocakarı soğukları başlamadı daha.
  • Soğuk algınlığı geçiriyorum.
  • Kış çok soğuk oldu.
  • Benim kentim Varşova'da hava soğuk.
  • Soğuk algınlığı bulaşıcıdır.
  • Soğuk aldım.
  • Soğuk algınlığı bir hastalıktır.
  • Sorularım soğuk bir sessizlikle karşılandı.
  • Şimdiye kadar ilk kez soğuktan titredim.
  • Odadaki atmosfer kesinlikle soğuktu.
  • Soğuk aldığımdan beri, tat alamıyorum.
  • Soğuk aldığım için, tad hissim yok.
  • Soğuk algınlıgından kurtulamıyorum.

Soğuk anlamı, tanımı:

Sıcak : Isısı yüksek olan, çok ısınmış. Hamam. Havadaki yüksek ısı. Yakmayacak derecede ısısı olan, yakmayacak kadar ısı veren, soğuk karşıtı. Dostça olan, sevgi dolu. Sıcak yer.

Soğuk almak : Üşüyerek hastalanmak, üşütmek.

Soğuk çalmak : Soğuk, bitkiye zarar vermek.

Soğuk çıkmak : Hava soğumak.

Soğuk durmak : İlgisiz, sevimsiz davranmak.

Soğuk duş etkisi yapmak : Ansızın bildirilen tatsız bir haber olumsuz bir tepki yaratmak.

Soğuk düşmek : Söz, davranış vb. yersiz ve sevimsiz olmak.

Soğuk ter dökmek : Korkmak, heyecanlanmak, bunalmak, gerilmek.

Soğuk vurmak : Soğuk etkisiyle bitki kurumak.

Soğuk algınlığı : Sıklıkla virüslerin yol açtığı, beden ısısında yükselme, burun akıntısı ile ortaya çıkan solunum yolu hastalığı.

Soğuk bez : Keten ipliğinden yapılmış, tülbende benzeyen bir tür ince, seyrek bez.

Soğuk büfe : Bazı toplantılarda, ayakta yenilmek için soğuk yiyecek ve içeceklerle hazırlanmış masa.

Soğuk dalgası : Soğuk havanın yoğun bir biçimde gelmesi.

Soğuk damga : Mürekkep kullanılmadan baskı ile yapılmış olan kabartma damga.

Soğuk harp : Soğuk savaş.

Soğuk hava deposu : Bozulabilen yiyeceklerin konulduğu, sürekli olarak soğutulan depo.

Soğuk ısırması : Soğuğun etkisiyle parmaklarda, kulak kenarlarında oluşan kırmızı, kaşındırıcı şiş.

Soğukkanlı : Olaylara ve gelişmelere sakin, ılımlı ve temkinli yaklaşan (kimse), serinkanlı, itidal sahibi.

Soğuk nevale : İnsanlara yaklaşmayan, söz veya davranışları soğuk olan sevimsiz kimse.

Soğuk renkler : Mavi, lacivert, mor ve bu renklerin tonları.

Soğuk savaş : İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Doğu ve Batı Bloklarının zaman zaman savaş çıkarma tehditlerinin bütün dünyada yarattığı gerginlik, soğuk harp. İki kişi arasında fazla belli edilmeden yaşanan çekişme.

Soğuk şaka : Hoş karşılanmayan, yersiz nükte veya sözle yapılmış olan şaka.

Kuru soğuk : Yağışsız havadaki sert soğuk.

Kocakarı soğuğu : İlkbaharın belli günlerinde olan soğuk havalar.

Öküz soğuğu : Nisan ayında çıkan ve ortalama altı gün süren fırtına, sitteisevir.

Soğukça : (soğu'kça) Soğuk bir biçimde. Soğuğa yakın.

Soğukkanlı hayvanlar : Vücut ısıları yaşadıkları ortamın ısısına göre değişen hayvanlar.

Soğukkanlı olmak : Kolayca, öfke, telaş ve heyecana kapılmamak.

Soğukkanlılık : Soğukkanlı olma durumu, serinkanlılık.

Soğuklama : Soğuklamak işi.

Soğuklamak : Üşüterek hastalanmak, soğuk almak.

Soğuklaşma : Soğuklaşmak işi.

Soğuklaşmak : İlgisiz, isteksiz, soğuk davranmak. Soğumak. Bir şey sevimsiz bir durum almak.

Soğuklaştırma : Soğuklaştırmak işi.

Soğuklaştırmak : Soğuk duruma getirmek.

Soğukluk : Yemeğin sonunda yenen meyve, hoşaf, komposto vb. şeyler. Sevimsiz olma durumu, antipati. Hamamlarda yıkanılan yerle giyinilen yer arasındaki az ısıtılan yer. Soğuk, sevimsiz ve ilgisiz davranış, ilgisizlik. Soğuk olma durumu, soğuk bir etki yapan şeyin özelliği, bürudet. Cinsel istek duymama durumu. Kırgınlığa, dargınlığa yol açabilen sevgi azalması.

Araya soğukluk girmek : Arada kırgınlık oluşmak.

Ayağına sıcak su mu soğuk su mu dökelim : Seyrek gelen bir konuğa yarı sitem, yarı sevinçle söylenen söz.

Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak : Hiçbir iş yapmamak.

Yüzü soğuk olmak : Ürkütücü olmak.

Düşük : Az. Yaşayabilecek duruma gelmeden doğan yavru, ceninisakıt, bağan, sakıt. Aşağı doğru düşmüş, aşağı sarkmış. Eski değer ve onurunu yitirmiş olan. Dil bilgisi kurallarına uymayan. İktidardan düşmüş veya düşürülmüş.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Derece : Bir süreç içindeki durumlardan her biri, basamak, aşama, rütbe, mertebe. Ölçü aletlerinin ölçeğinde belirtilmiş bulunan başlıca bölümlerden her biri. Denli, kadar. Bir çemberin üç yüz altmışta birine eşit olan açı birimi. Sıcaklıkölçer. Başarı gösterme. Bir çözeltinin yoğunluğunu ölçmede kullanılan birim.

Durum : Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Duruş biçimi, konum, tavır. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

Duygu : Önsezi. Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik. Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim. Duyularla algılama, his. Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği.

Sevgi : İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu.

Yoksun : Belli bir şeyden kendisinde olmayan, belli bir şeyin yokluğunu çeken, mahrum.

Asya : Dünya üzerinde yer alan kıtalardan biri.

Sevimsiz : Hoşnutsuzluk, memnuniyetsizlik yaratan. Hoşa gitmeyen, antipatik.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Yersiz : Yerinde olmayan, uygunsuz, anlamsız, manasız. Barınacak yeri olmayan.

Antipatik : Sevimsiz, itici, soğuk.

Cinsel : Cinsiyetle ilgili, cinsî, eşeysel, seksüel.

İstek : Bir şeye duyulan eğilim, arzu, şevk. Yerine getirilmesi başkasından istenilen şey, talep. Belirli bir gereksinimi karşılayacağı düşünülen nesne veya duruma karşı duyulan özlem, arzu. İstek ve niyet kavramı veren isteme kipi.

Soğuk aglutinin : Düşük sıcaklıkta etki gösteren antikor.

Soğuk aglutinin hastalığı : Köpek ve kedilerde vücut sıcaklığı düştüğünde, kılcal damarlardaki aglutinasyon sonucu deride kızartı, kanama, morarama ve nekrozun yanısıra hemolitik anemiyle belirgin ender olarak görülen otoimmün bir hastalık, soğuk hemaglutinin hastalığı. Alyuvarlara karşı oluşan otoantikorların 370C’nin altında etkili olması nedeniyle biçimlenir.

Soğuk alkalili temizleyici : Oda sıcaklığındaki temizleme işleminde kullanılan silikat türü tuzların oluşturdukları temizleyici.

Soğuk alt-üşek : Yüzey gerilimlinin çok yüksek olması yüzünden olağan sıcaklıkta eksicik salan üşek.

Soğuk apse : Kronik apse.

Soğuk asitli temizleyici : Monosodyum fosfat gibi tuzlardan oluşan ve pH değeri 6'ya yakın olan temizleyici.

Soğuk ateşlik : Yoğun güç üreten kıvılcım ateşlemeli motorlarda kullanılan, sıcaklığı soğutma suyuna daha çabuk ileterek düşük sıcaklıkta çalışabilen ısı yolu kısa ateşlik.

Soğuk basma : Parçaları ısıtmadan, oda sıcaklığında yapılan basma işlemi.

Soğuk başlamalı lamba : Elektrotlarında ön ısıtma olmadan çalışmaya başlayan (ve çalışan) lamba.

Soğuk bozunmuş çelik : Soğuk bozunum işlemi uygulanmış çelik.

Diğer dillerde Soğuk anlamı nedir?

İngilizce'de Soğuk ne demek? : adj. cold, chilly, cool, chill, frigid, freezing, calm, unfriendly, uncompanionable, unsympathetic, aloof, angular, apathetic, apathetical, bleak, distant, frosty, frozen, inclement, inhospitable, marble, offish, parky, phlegmatic, phlegmatical

n. chill, chilling, cold, frostiness

pref. cryo

Fransızca'da Soğuk : froid/e, frigide, antipathique, disgracieux/euse

Almanca'da Soğuk : adj. antipathisch, eckig, frigide, frostig, kalt, kühl, scharf, unfreundlich, ungerührt, unpersönlich, zugeknöpft

Rusça'da Soğuk : n. холод (M), стужа (F)

adj. холодный, морозный, сухой, фригидный

adv. холодно