Tahta nedir, Tahta ne demek

Tahta; kökeni farsça dilinden gelmektedir.

"Tahta" ile ilgili cümleler

  • "Yeni silinmiş tahtalar birkaç saniye içinde berbat oldu." - R. N. Güntekin
  • "Bir aralık elinde tahta çantalı birisi, kahvenin önündeki halka karşı bir söylev çekmeye başladı." - F. Otyam
  • "Köylüler bu tarhlara tahta tabir eder, ekilecek her dönüm için bir tahta yapmakla övünürlerdi." - E. Işınsu
  • "Tahtaları oynattığında üzerine topraklar dökülmeye başladı." - İ. O. Anar

Yerel Türkçe anlamı:

Kumaşlardaki kalın, yol yol çizgiler : Bir tahtası al, bir tahtası beyaz. El tezgâhında dokunan kilim, çarşaf ve benzeri şeylerin tek kanadı: Çarşafın bir tahtası eksildi.

Tarla ya da bostanların su yollarını genişletmeye yarayan ve iki kişinin birlikte kullandığı bir çeşit kürek.

Evlek.

Kez : Borcumu bir tahtada ödedim.

Aptal, ahmak : Siyaha beyaz demek için tahta olmak lazım.

Tarla ya da bostanlarda ayrılmış toprak parçaları, evlek : iki tahta biber, bir tahta patlıcan diktik. Dört yanı dar ve yüksek yolla çevrilmiş tarla.

 

Tarih'teki anlamı:

Topkapı Sarayında divanın kurulduğu Kubbealtı'nın dış yanında reisülküttap ile yazmanlarının oturdukları yerin adı.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Bir dokuma motifi. (Yenikent *Aksaray -Niğde)

Diğer sözlük anlamları:

Top, kumaş topu.

Tabut.

Tarlanın ekilmeye hazırlanmış veya ekilmiş parçalarından her biri.

Bilimsel terim anlamı:

Uzunluğu 2-5 m., genişliği 10-30 cm., kalınlığı 1-10 cm. arasında değişen kereste.

Fransızca'da Tahta ne demek?:

planche

Osmanlıca Tahta ne demek? Tahta Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

tahta

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Osmaniye şehrinde, Kadirli ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Tahta anlamı, tanımı:

Tahtaya kaldırmak : Öğrenciyi sözlü sınav için sınıftaki tahtanın önüne çağırmak.

Tahtaya kalkmak : Öğrenci sınıfta kara tahta önüne çıkmak.

Tahta biti : Tahtakurusu.

Tahtaboş : Teras.

Tahta göğüs : Tahta göğüslü.

Tahta kaşık : Genellikle şimşir ağacından yapılan, yemek pişirirken, yerken veya halk oyunlarında kullanılan kaşık.

Tahta kurdu : Tahtadan yapılma eşyayı kemirerek delik deşik eden kın kanatlı böcek (Anobium punctatum).

 

Tahtakurusu : Yarım kanatlılardan, uzunluğu 3-5 milimetre, vücudu oval ve yassı, kanatları körelmiş, oturulan, yatılan yerlerde üreyen, kan emerek beslenen, pis kokulu böcek, tahta biti (Cimex lectularius).

Tahta pamuk : Döşemecilikte kullanılan bir dolgu ve örtü malzemesi.

Tahta perde : İki yeri birbirinden ayıran tahta duvar.

Tahtası eksik : Aklı tam olmayan, şaşkın, alık, budala.

Kara tahta : Okullarda üzerine tebeşirle yazı yazılan, tahtadan yapılmış, siyah veya yeşil renkli, geniş levha, yazboz tahtası, tahta.

Öz tahta : Tomruğun özünden geçecek biçimde kesilerek alınan tahta.

Peştahta : Sarrafların üzerinde para saydıkları tahta. İş masası gibi kullanılan çekmece.

Suni tahta : Sunta. Odun lifi, yonga ve talaş levhalarının bir türü.

Taş tahta : Kayağan taştan yapılmış hesap tahtası.

Bir tahtada : Bir defada, yekten.

Ahenk tahtası : Telli çalgılarda üzerine tellerin gerilmiş olduğu kapak tahtası.

Atlama tahtası : Daha iyi bir duruma geçmek için araç olarak kullanılan yer veya kimse. Atletizm yarışmalarında tek adım veya üç adım atlamada kullanılan sıçrama tahtası.

Aynalık tahtası : Sandalların kıç taraflarında oturanın sırtını dayamasına yarayan tahta.

Borsa tahtası : Borsada alım satım fiyatlarının ilan edildiği pano.

Can tahtası : Göğüs kemiği.

Dama tahtası : Üzerinde dama oynanan tahta.

Deneme tahtası : Üzerinde bilgisizce tedavi, onarım vb. işler yapılmış olan kimse veya şey.

Duyuru tahtası : Duyurumluk.

Ekmek tahtası : Ekmeklik hamurun fırına sürülmek üzere hazırlandığı ve üzerine konulduğu uzun tahta.

Göğüs tahtası : Göğüs kemiği. Mandolin, gitar, keman, ut vb. telli çalgılarda tellerin gerili bulunduğu gövde bölümü, çalgının göğsü.

Hamur tahtası : Üzerinde hamur açılan, tekerlek biçiminde ve kısa ayaklı masa, yastağaç.

İlan tahtası : Duyurumluk.

İman tahtası : Göğüs kemiği.

Kapak tahtası : Biçilen tomruğun tahtalarından en dışta kalan parçası.

Satranç tahtası : Üzerinde satranç oynanan altmış dört kareli tahta vb. yüzey.

Sıçrama tahtası : Araçtan atlamalarda, üzerine hızla basarak yükselme hızı kazanılan yaylı veya esnek tahtadan eğik yüzeyli araç. Daha iyi bir duruma yükselmek için kendisinden yararlanılan kişi, olay veya durum.

Silme tahtası : Ölçeğe tepeleme doldurulan tahılın üst yüzeyinin ölçekle aynı düzeye getirilmesi için kullanılan tahta.

Sofra tahtası : Yerde yemek yeneceği zaman üzerine sofra takımı konan alçak masa.

Teneşir tahtası : Teneşir.

Ütü tahtası : Ütü masası.

Yazboz tahtası : Okullarda dışarı çıkan çocuğun dönüp dönmediğinin anlaşılması için girip çıkarken işaretlenen tahta.

Yazı tahtası : Okullarda üzerine yazı yazılan, genellikle kara tahta.

Taht : Hükümdarlık makamı, hükümdarlık. Hükümdarların oturduğu büyük, süslü koltuk.

Tahta çıkmak : Hükümdar olmak.

Tahta göğüslü : Göğsü küçük olan, tahta göğüs.

Tahtacı : Orman işletmelerinin izni doğrultusunda ağaçları işleyen, budayan, doğrayan kişi. Özellikle Toroslarda yaşayan Alevilere verilen ad.

Tahtacılık : Tahtacı olma durumu.

Tahtakuruları : Yarım kanatlılardan, pis kokulu, kan emici böcekler topluluğu.

Tahtalaşma : Tahtalaşmak işi.

Tahtalaşmak : Tahta durumuna gelmek.

Tahtalı : Tahtası olan. Tahtalı güvercin.

Tahtalı güvercin : Avrupa, güneybatı Asya, kuzeybatı Afrika ve ülkemizde genellikle ormanlık ve ağaçlık bölgelerde yaşayan, boynunun iki yanında ve kanatlarında tahtaya benzeyen beyaz leke bulunan bir tür güvercin, tahtalı.

Tahtalıköy : Mezarlık.

Tahtalıköyü boylamak : Ölmek.

Atalar çıkarayım der tahta döner dolaşır gelir bahta : "ana baba, çocuğuna mutlu bir yaşam sağlamaya çalışır ancak kaderde yazılı olan gerçekleşir" anlamında kullanılan bir söz.

Baskısız tahtayı yel alır yel almazsa sel alır : "kontrol altında bulundurulmayan veya gereği gibi korunmayan gençler kötü yollara sürüklenebilirler" anlamında kullanılan bir söz.

Bayram haftasını mangal tahtası anlamak : Sözü, konu ile hiçbir ilgisi olmayacak bir biçimde ters anlamak.

Çürük tahta çivi tutmaz : "aslında yaramaz olan veya sonradan o duruma getirilen şeyi, ne kadar uğraşsanız da işe yarar duruma getiremezsiniz" anlamında kullanılan bir söz.

Çürük tahtaya basmak : Tedbirsizlik edip sonu tehlikeli olabilecek bir işe girişmek.

Deneme tahtasına çevirmek : Bir şey üzerinde bilgisizce tedavi, onarım vb. işler yapmak.

Kafasının bir tahtası eksik : Akıl dışı davranışlarda bulunan.

Kuru tahtada kalmak : Eşyası elinden gitmek, çıplak evde oturma durumunda kalmak.

Tecrübe tahtasına çevirmek : Üst üste başarısız denemelere konu etmek.

Tecrübe tahtasına dönmek : Üst üste başarısız denemelere konu olmak.

Yazboz tahtasına çevrilmek : Bir konuda art arda birbirini tutmayan kararlar alınmak.

Kullanılmak : Kullanma işine konu olmak.

Enlice : Eni biraz geniş.

Kalın : Cisimlerde uzunluk ve genişlik dışında üçüncü boyutu çok olan (cisim), ince karşıtı. Pes (ses). Enli ve gür (kaş). Yoğun, akıcılığı az olan. Gelin olacak kıza erkek tarafından verilen para veya armağan, ağırlık. Mayalı hamurun parçalara ayrılıp tandırda pişirilmesiyle elde edilen ekmek türü. Etli, dolgun.

Biçim : Yakışık alan şekil, uygun şekil. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl. Tarz. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Biçme işi. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Herhangi bir şeyin benzeri. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil.

Ağaç : Meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitki. Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dallarından yapılan. Tahta, kereste.

Parça : Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey. Tane. Pasaj. Nesne. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Güzel, alımlı kız veya kadın. Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Müzik eseri. Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz.

Malzeme : Bir eserin hazırlanmasında yararlanılan bilgi ve kaynakların tamamı. Gereç.

Kereste : Kaba saba kimse, kalas. Tomrukların boyuna biçilmesiyle elde edilen ve marangozlukla inşaatta kullanılan nitelikli ağaç. Ayakkabı yapımında kullanılan gereç.

Bu : En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz. Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz.

Sebze : Genellikle pişirilerek yenen bitkiler veya bunların taneleri, göveri, göverti, sebzevat, zerzevat.

Küçük : Kısık, parlak olmayan (ses). Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Geri aşamada. Niteliği aşağı olan, bayağı. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Niceliği az olan. Küçük abdest. Yaşı daha az olan. Değersiz, önemsiz.

Yer : Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Durum, konum, vaziyet. Gezinilen, ayakla basılan taban. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Yerküre. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Durum, konum. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Görev, makam. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Ülke. Önem. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. İz.

Kara : Yeryüzünün denizle örtülü olmayan bölümü, toprak. Yüz kızartıcı durum, leke. Esmer. Bu renkte olan. İftira. Kötü, uğursuz, sıkıntılı. En koyu renk, siyah, ak, beyaz karşıtı.

Tahta : Kara tahta. Bu ağaçtan yapılmış. Sebze bahçelerinde ayrılan küçük yer. Bu malzemeden oluşmuş yüzey, döşeme, ağaç. Çimlenen tohumlar için bahçede hazırlanan uzun tarh. Çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası.

Tahta askı : Sahne üstü palangalarından geçen halatların tuttuğu, üzerlerine pano, gergi, ışıldak ve benzeri sahne için gerekli olan şeylerin bağlandığı çubuk.

Tahta bacak : Osteomalasi.

Tahta balığı : Beyaz çapak balığı.

Tahta başı : Üstadın yardımcısı, çırağı.

Tahta blok : Üzerine bir yazı ya da biçim oyulmuş olan ve basım işinde kullanılan tahta levha.

Tahta döşeme : Gerektiğinde sirkin gösteri alanının zeminine konulan, taşınabilir tahta taban.

Tahta geçiş artırımları : Padişahın tahta geçmesi nedeniyle yeniçeri ulufelerinde yapılan artırımlar.

Tahta geçiş bahşişi : Padişahların tahta geçmeleri dolayısıyle askere, ulemaya ve memurlara dağıtılan para. Aynı nedenle timar, zeamet ve görev sahiplerinden alınan vergiler.

Tahta işleri çizelgesi : Oyun dekoru için gerekli olan eşyaların ve pano çerçevelerinin, tahta işleri açısından gereken işlerin çizimlerini kapsayan plan.

Tahta kafes : Sirkte hayvanların içine konulduğu tahta kafes.

Tahta ile ilgili Cümleler

  • Tahta doğramayı severim.
  • Tahta sandalye pahalıdır.
  • Bana tahta kalemi lazım.
  • Ali levye ile döşeme tahtalarını parçaladı.
  • Çıplak gözle zor görülebilecek bir tahta kıymığı, Tom'un parmağında çok sancılı bir enfeksiyona neden oldu.
  • Yazı tahtasını görmek için gözlüklerimi taktım.
  • Tahta kuruları evleri yok ediyor.
  • Bu tahta bir masa.
  • Tahta ne kadar kalın?
  • Tahta kim geçecek?
  • Tahta döşemede uzandı.
  • Ali bir tahta parçası aldı ve onunla Mary'ye vurdu.
  • Tahta bir masam var.
  • Biri nişan tahtamı çaldı.

Diğer dillerde Tahta anlamı nedir?

İngilizce'de Tahta ne demek? : adj. wooden, wood

n. board, wood, plank

Fransızca'da Tahta : bois [le], planche [la], tableau noir

Almanca'da Tahta : n. Brett, Diele, Holz, Planke, Tafel

Rusça'da Tahta : n. дерево (N), доска (F), пластинка (F), грядка (F)

adj. деревянный, дощатый