Tala nedir, Tala ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

1.Tarla. 2.Ormanların ortasındaki boş, ağaçsız yerler. 3.Dağ sırtlarındaki basamaklar.

Ufak dalgacıklar.

Bulut parçaları.

Kırkılmış koyun, keçi.

Dalgıç.

Kumar oynayanlardan alınan kağıt yıpranma parası.

Tarla.

Tala ile ilgili Atasözü veya Deyim

alan talan etmek : Altüst etmek, dağıtmak, karmakarışık etmek: Çocuk her yeri alan talan etmiş Yağma etmek, kapışmak: Adam ölünce malını alan talan ettiler.

alan talan olmak : darmadağınık bir duruma getirilmek, altüst olmak yağma edilmek, yağmalanmak.

talan etmek : yağmalamak.

talandan geçmek : yağmalanmak.

Tala anlamı, kısaca tanımı

Alasan talasan : Karmakarışık, darmadağınık, altüst

Alavız talavuz : Öfkeli öfkeli, hiddetli (konuşma hakkında).

Döğüş talaş : Kavga, dalaşma.

Elma talaşkurdu : Elma yaprakarısı kurtçuklarının özel adı.

Nüklei intralaminares talami : Talamusta, büyük çekirdekler yanında, bulunan çok sayıdaki çekirdeğe verilen ad.

Nüklei laterales talami : Talamusun dış yan çekirdekleri.

Nüklei paraventrikularis talami : Thalamus'ta bulunan küçük çekirdekler.

Nükleus retikulatus talami : Lamina medullaris externa’nın alt yanında bulunan thalamus çekirdeği.

Stria habenularis talami : Fossa thalami’nin iki tarafında, thalamus'un üst yüzünün orta yüze geçitinde, önden arkaya doğru uzanan ve miyelinli sinir liflerinden oluşan şerit biçiminde dar kabartılar.

 

Tak talaş : Çarçabuk, yalan yanlış. 1.Çerçöp : Küfeye tak talaş doldurduk gübreliğe yolladık. 2.Ufak tefek eşya ya da çeşitli yiyecek : Bu sandık tak talaş koymaya elverişli.

Talab : Çiftleşmek isteyen dişi at ya da eşek.

Talaba gelmek : İneğin çiftleşme zamanı gelmek : İnek talaba geldi.

Talabe : Talebe.

Talaf : Atlarda görülen arpalama hastalığı.

Talagan : Kara yapağıdan dokunan bir çeşit kepenek.

Talagu : Hlk. Şarbon.

Talağauruv : Şarbon hastalığı.

Talaha : Çeşitli biçimlerde at arabası.

Talak kazmak : Ekilen tohumları çapayla toprağa karıştırmak. İri toprak parçalarını çapayla ezmek.

Talaka : 1.Çeşitli biçimlerde at arabası. 2.Küçük, terkerlekli, çocuk oyuncağı. İki ya da dört tekerlekli at, eşek arabası.

Talamah : Yağma etmek, çalmak, aşırmak.

Talamak : Kaplamak, bürümek : Evin içini karınca taladı. Ağrıyacak ve kızaracak biçimde sürtünmek, dalamak. Köpek ısırmak. Aşık oyununda aşığın düz yanı üste gelmek. Kaplamak, bürümek, yayılmak. Çalmak. Yağmalamak, yok etmek. Hayvan ısırmak, sokmak. Boğmak, hırpalamak. Yağmalamak. Dalamak, ısırmak, batmak, çizmek. Aramak, didik didik etmek. Yağma etmek. [Bakınız: dalamak].

 

Talambıç : Kuş yuvası.

Talambuç : Kuş yuvası.

Talamikus : Thalamus’a ait, thalamus ile ilgili olan.

Talamus : Yan ventrikulusların altında, hipotalamus ile birlikte diyensefalonu oluşturan, beyin korteksine geçmeden önce bu bölgenin çeşitli bölgelerinden geçen duygu yolları taşıyan, çift yumurta şeklinde boz madde kitlesi. Tepe, oda.

Talamus coşku kuramı : (Cannon -Bard) Coşkuları, beyin kabuğu ile etkileşim içinde olan talamusun yönettiğini savunan görüş.

Talanmak : Başa bela olmak : Canı sıkkın, ona buna talanıyor. [Bakınız: talanlamak].

Talap olmak : Koyun çiftleşmek istemek.

Talar : (Mimarlık) İran ev ve saraylarının avluya bakan yüzlerinde, zemin katında, oturmağa yarayan, önü ve yanları açık, direkli sundurma. a. bk. eyvan, livvan, sundurma, hayat.

Talarlanmak : Dalgalanmak : Koyunlar talarlandı.

Talas gelmek : Ürpermek : Yemekten sonra arkamdan bir talas geliyor.

Talasan : Dağınık.

Talasemi : Kalıtsal olarak globin genlerindeki kusurlar nedeniyle, zincirin tümü veya belirli bir bölümünün üretilemediği, anormal hemoglobinlerin oluşturduğu ve hemolitik anemiye neden olan bir kan hastalığı.

Talasırmak : 1.Heyecanlanmak. 2.Sıcaktan ya da yorgunluktan yüreği daralmak, sıkışmak. Soluk soluğa kalmak.

Talasin : Denizlâlelerinin tentakülleri üzerindeki zehir.

Talaslık : Kayık küpeştesine eklenen eğreti tahtalar, dalgalık.

Talaş : Testere ile biçilen veya rende, matkap, törpü ve benzerleri araçlarla işlenen bir şeyden dökülen kırıntılar. 1.Mısır koçanlarının dış kabukları. 2.Durgun suların üstünde toplanan yosunlu katman. 3.Kamış. Şişman kişi : Talaş adam kendini çekemiyor. Üzüntü, kuruntu. Kabağın çekirdekli iç bölümü. Telaş, endişe. Gösteri alanını gösteri sırasında çabucak temizlemekte kullanılan talaş.

Talaş arı : Yağmacı, yabancı arı.

Talaş deliği : Rendeleme işleminde çıkan talaşın geçtiği boşluk.

Talaş kırıcı : Ağaçtan çıkan talaşın dip ucunu kırarak yarılmayı önleyen düzen.

Talaşa : Çikolata kâğıdı. İş güç, sorun.

Talaşır : Kireçlenmiş derinin yıkandığı çukur yer.

Talaşlık : Gübrelik, çöplük yer.

Talaşmak : Boğuşmak, kavga etmek. Boğuşmak. [Bakınız: dalaşmak].

Talaşmalaş : Küçük, yabanıl elma.

Talaşman : Kavgacı. Dövüşken, kavgacı.

Talat : Kasırga, fırtına. Yüz, surat, çehre. Güzellik.

Talatmak : Yarım yamalak öğretmek. Yiyecekleri yağda hafifçe kavurmak. Köpeği ısırmaya kışkırtmak, ısırtmak. Isırganotunu deriye sürerek kabarmasına neden olmak. Et, yemek vb.ni çok kızartmak.

Talatur : Yoğurt ya da ayran içine hıyar doğranıp sarımsak, nane tozu ve zeytinyağı karıştırılarak yapılan bir çeşit yiyecek, cacık.

Talav : Tehlikeli ve öldürücü bir çeşit hastalık. [Bakınız: talan].

Talava urmak : Yağmaya maruz bırakmak.

Talavart : Balkabağından yapılan su kabı.

Talavuz : Çalım, gösteriş.

Talay : Deniz, büyük nehir. Çok, fazla.

Talayer : Deniz eri, denizci.

Talayhan : Denizlerin hükümdarı.

Talaykan : Denizci bir sydan gelen kimse.

Talaykoç : Denizci yiğit.

Talaykurt : Denizci yiğit.

Talaykut : Mutlu denizci.

Talayman : Deniz adamı, denizci.

Talaz vurmak : Deniz kabarmak, dalgalanmak.

Talaza : Kasırga, fırtına.

Talazı kabarmak : Canı sıkılmak.

Talazımak : Sıcaktan bayılır gibi olmak.

Talazlamak : Yiyecekleri yağda hafifçe kavurmak. Ürün kaldırıldıktan sonra dökülen tanelerden ertesi yıl yeniden ürün almak.

Talazlı gün : Fırtınalı, esintili gün.

Talazmak : Üşümek.

Talazoğlu : Sivas şehrinde, Gemerek ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.

Alan talan : Karmakarışık, allak bullak, darmadağınık.

Talak : Evliliğin sona ermesi, erkeğin karısını boşaması.

Talakat : Kolayca düzgün söz söyleme durumu.

Talakıselase : Mecelle'ye göre, kocanın ayrı ayrı üç kez veya bir arada üç kez karısını boşadığını bildirmesiyle gerçekleşen boşanma.

Talan : Yağma.

Talancı : Talan eden kimse.

Talancılık : Talancının yaptığı iş.

Talanlama : Talanlamak işi.

Talanlamak : Dağıtmak.

Talas : Kayseri iline bağlı ilçelerden biri.

Talaş böreği : İçine pişirilmiş kuşbaşı et ve sebze konularak hazırlanan bir börek türü, talaş kebabı.

Talaş kebabı : Talaş böreği.

Talaşlama : Talaşlamak işi.

Talaşlamak : Talaş dökmek.

Talaşlanma : Talaşlanmak işi.

Talaşlanmak : Talaş dökülmek.

Talaz : Dalga, kasırga. İpekli kumaşların örselenmesiyle yüzündeki tellerde oluşan kabarıklık.

Talazlanma : Talazlanmak işi.

Talazlanmak : Dalgalanmak. İpekli kumaşların örselenmesiyle yüzündeki tellerde kabarıklık oluşmak.

Talazlık : Dalga serpintilerini önlemek için kayıkların küpeştesine baştan kıça doğru yerleştirilen tahta.

Diğer dillerde Takviyeli warrington halat anlamı nedir?

İngilizce'de Takviyeli warrington halat ne demek ? : the reinforcement warrington wirerope