Tanı nedir, Tanı ne demek

Tanı; bir tıp terimidir.

"Tanı" ile ilgili cümle

  • "Bir süre, mide ülseri tanısıyla sayrılık geçirdi." - C. Külebi

Biyoloji'deki anlamı:

Bir organizmanın bütün ayırıcı karakterlerinin kısaca belirtilmesi. Diyagnoz.

Su ürünleri alanındaki kelime anlamı:

Bir organizmanın bütün ayırıcı karakterlerinin kısaca belirtilmesi.

Belirtilere ve bulgulara göre hastalığın belirlenmesi, diyagnoz, teşhis.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Hastalık belirtilerine ve hastalıkla ilgili her türlü muayene bulgularına dayandırılarak hastalığın niteliğinin ortaya konması, diagnoz, diyagnoz, diyagnozis, teşhis.

Bilimsel terim anlamı:

Bir veri yığını ya da bilgi gerecinin taranarak incelenen konu çevresinde örgütlenmesi.

İngilizce'de Tanı ne demek? Tanı ingilizcesi nedir?:

diagnosis

Tanı hakkında bilgiler

Teşhis veya tanı, bir hastalık ya da bozukluğu hastanın tıbbi geçmişini, belirtileri ve bulguları değerlendirerek ve hastayı çeşitli yöntemlerle muayene ederek tanımlama işlemi. Tanı terimi hekim ya da muayene eden kişinin vardığı kararı belirtmek için de kullanılır.

Belirli bir hastalığa tanı koymak için hastanın geçmişi ve yaşadığı koşullar gözden geçirilir, çeşitli aygıtlarla şikayetleri ve kendi saptadığı belirtiler dinlenir ve laboratuvar tekniklerinin yardımıyla ya da fiziksel muayene sonucunda belirlenen bulgular değerlendirilir.

 

Anamnez olarak da bilinen hastalık öyküsünde, hekimin tedavi için gerekli olduğunu düşündüğü her türlü bilgi elde edilir. Örneğin, hastanın nasıl ve ne zaman hastalandığı, daha önce benzer ya da aynı duruma düşüp düşmediği belirlenir, önceden geçirdiği bütün hastalıklar saptanır. Ayrıca hastanın kişisel alışkanlıkları, ev yaşamı, ailesi ve mesleği hakkında da bilgi alınır.

Belirti (semptom) hastanın vücudunda ortaya çıkan ve kendisinin farkında olduğu anormal değişikliklerdir. En sık rastlanan belirtilerden bazıları ağrı, ateş, kilo kaybı, iştah kaybı, soluk darlığı, kanama, halsizlik ve yorgunluktur. Belirtiler, hastayı muayene ederken dikkat etmesi gereken bulgular konusunda hekime bir fikir verir.

Tanı ile ilgili Cümleler

  • Tom'la okulda tanıştım.
  • Tanı neydi?
  • Tanıdığım adamların hepsi arabaları seviyor!
  • Tanıdığım birini özleyebilirim.
  • Ali adında birini tanıyor musun?
  • Seninle tanıştığım için mutluyum.
  • Komşularını tanımıyorsun, değil mi?
  • Tanıdığım birine çok benziyorsun canım.
  • Tanıdığı herkesle tartışır.
  • Tanıdığım bir kemancı bir Stradivariusa sahip olduğunu iddia ediyor.
  • Tanıdığım bir kemancı bir Stradivariusa sahip olduğunu söylüyor.
  • Ali gibi diğer insanları tanıyorum.
  • Jale'yi müdürle tanıştırmak zorundayım.
  • Merhaba! Kiminle konuşuyorum? Beni tanımıyor musun? Ben, Aldo!
 

Tanı kısaca anlamı, tanımı:

Hasta : Hastalık, kaza veya yaralanma dolayısıyla fizik veya ruh sağlığı bozulmuş ve tedavi edilmesi gereken kimse, rahatsız. Parasız, züğürt. Aşırı düşkün, tutkun. Zihinsel yetenekleri bozulmuş olan.

Ortay : Bir düzlem şeklin aynı yöndeki paralel bütün kirişlerini eşit parçalara bölen (çizgi). Bir uzayı, bir yüzeyi eşit iki parçaya bölen (düzlem, çizgi).

Tanı koymak : Hastalığın ne olduğunu araştırıp ortaya koymak.

Erken tanı : Hastalıkların belirtisiz veya belirtili döneminin başlangıcında ortaya çıkarılması.

Tanıdık : Tanışılıp konuşulan (kimse), bildik, tanış. Daha önceden bilinen, görülen, aşina.

Tanıdık çıkmak : Bir şeyi daha önceden öğrenmiş, duymuş olmak. önceden birbirlerini tanımış olmak, tanış olmak.

Tanıdıklık : Tanıdık olma durumu.

Tanık : Duruşmada bilgisine, görgüsüne başvurulan kimse, şahit. Gördüğünü ve bildiğini anlatan, bilgi veren kimse, şahit.

Tanık olmak : Bir olayı görmek ve duymak, şahit olmak.

Tanık tepe : Yatay veya bir yana eğimli katmanlardan oluşan bir yaylada, akarsu aşındırmasından az çok kurtulabilen ve aşınmadan önceki yüzeyin bir parçası olan tepecik.

Tanıklama : Tanıklamak işi.

Tanıklamak : Bir iddiayı tanıkla desteklemek, tanık göstermek.

Tanıklık : Tanık olma durumu, şahitlik, şehadet. Tanığın yaptığı iş, şahitlik, şehadet.

Tanıklık etmek : Mahkemede, tanık olunan bir durumu söylemek, şahitlik etmek. sosyal bir olayı, dönemi yaşamış olmak.

Tanılama : Tanılamak işi, tanı.

Tanılamak : Teşhis etmek.

Tanılmak : Tanınmak, bilinmek.

Tanım : Bir kavramın niteliklerini eksiksiz olarak belirtme veya açıklama, tarif.

Tanıma : Tanımak işi.

Tanımak : Daha önce görülen, bilinen bir kimse veya şeyle karşılaşıldığında bunun kim veya ne olduğunu hatırlamak. Sorumlu bilmek. Daha önce görmüş olmak, ilişkisi bulunmak, bilmek. Bir şeyin yapılması, bitirilmesi için belli bir süre vermek. Boyun eğmek, yargısına uymak, saymak. Bilip ayırmak, seçmek, ayırt etmek. Varlığını kabul etmek. Bir kimse veya şeyle ilgili, doğru ve tam bilgisi bulunmak.

Tanımamazlık : Tanımazlık.

Tanımazlık : Tanımama durumu.

Tanımazlıktan gelmek : Bir kimseyi tanıdığı hâlde tanımıyormuş gibi davranmak.

Tanımlama : Tanımlamak işi, tarif etme.

Tanımlamak : Bir kavramın niteliklerini eksiksiz olarak belirtmek ve açıklamak, tarif etmek.

Tanımlanma : Tanımlanmak işi.

Tanımlanmak : Tanımı yapılmak, tarif edilmek.

Tanımlayış : Tanımlama işi.

Tanımlık : Arapçada addan önce gelerek onun belirli olduğunu gösteren elif ve lam harfleri, harfitarif.

Tanınış : Tanınma işi.

Tanınma : Tanınmak işi.

Tanınmak : Herhangi bir özelliği ile bilinmek. Hukuki yönden varlığı kabul edilmek. Kim veya ne olduğu bilinmek.

Tanınmış : Herhangi bir özelliği ile ün kazanmış olan. Ünlü.

Tanınmışlık : Tanınmış olma durumu.

Tanış : Tanıdık (kimse veya yer).

Tanış çıkmak : Daha önceden tanışmış olmak.

Tanışık : Birbirini tanıyanlardan her biri.

Tanışıklık : Birbiriyle tanışmış bulunma, birbirini tanımış olma durumu.

Tanışış : Tanışma işi.

Tanısızlık : Duyularda herhangi bir bozukluk olmamasına rağmen sinir sisteminin belirli bir yerindeki doku bozukluğundan ileri gelen algı kaybı veya yokluğu, agnosi, agnozi.

Tanışma : Tanışmak işi.

Tanışmak : Daha önce birbirini tanımayan kimseler birbirini tanır duruma gelmek.

Tanıştırma : Tanıştırmak işi, takdim.

Tanıştırmak : Birbirini tanımayanların tanışmasını sağlamak, tanıtmak, takdim etmek.

Tanıt : Tanıtlamaya yarayan belge veya herhangi bir şey, beyyine, hüccet. Öne sürülen bir şeyin doğruluğunu göstermede izlenen düşünce süreci.

Tanıtıcı : Piyasaya yeni çıkarılmış ilaç, kitap vb. şeyleri tanıtan kimse, propagandist. Tanıtma işini yapan, tanıtan.

Tanıtıcı reklam : Tanıtılacak ürünün kullanımını ve etkilerini değişik ögeler yardımıyla ayrıntılı olarak haber biçiminde anlatan reklam.

Tanıtıcılık : Tanıtıcı olma durumu.

Tanıtılış : Tanıtılma işi.

Tanıtılma : Tanıtılmak işi.

Tanıtılmak : Tanıtma işine konu olmak, takdim edilmek.

Tanıtım : Tanıtma işi, lansman.

Tanıtım gösterisi : Bir şeyi tanıtmak amacıyla yapılmış olan sunum, demonstrasyon, demo.

Tanıtış : Tanıtma işi.

Tanıtlama : Tanıtlamak işi, ispatlama. Öne sürülen bir iddianın doğruluğunu mantıksal yöntemle gösterme.

Tanıtlamak : Bir iddianın gerçekliğini inkâr edilmeyecek bir kesinlikle göstermek, ispatlamak. Muhakeme etme yoluyla veya tanık göstererek bir şeyin doğruluğunu ortaya koymak.

Tanıtlanış : Tanıtlanma işi.

Tanıtlanma : Tanıtlanmak işi.

Tanıtlanmak : Tanıtlama işi yapılmak veya tanıtlama işine konu olmak, ispatlanmak.

Tanıtlayış : Tanıtlama işi.

Tanıtlı : Tanıtlanmış, tanıta dayanan.

Tanıtma : Tanıtmak işi, takdim, prezantasyon.

Tanıtma adı : Tanıtımı ayrıntılı bir biçimde sağlayan, ilgi çekici, kısa ad, jenerik.

Tanıtma filmi : Bir sinemada bir sonraki programı veya filmi tanıtmak için filmden önce gösterilen örnek parçalar, fragman.

Tanıtma kartı : Kimlik.

Tanıtma yazısı : Kitap, dergi, film vb. eserlerin özelliklerini genel çizgileriyle anlatan yazı. Bir filmde emeği geçen yapımcı, yönetmen, oyuncu vb.nin adlarını, filmin yapımıyla ilgili bilgileri içine alan, filmin başında veya sonunda bulunan liste, jenerik.

Tanıtmacı : Tanıtma işiyle görevli kimse, takdimci.

Tanıtmacılık : Tanıtmacının işi, takdimcilik.

Tanıtmak : Bir kimsenin veya bir şeyin tanınmasını sağlamak. Bir kişinin kim olduğunu başkasına bildirmek, tanıştırmak, takdim etmek, prezante etmek.

Tanıtmalık : İlaçların bileşimi, yan etkileri vb. ile nasıl kullanılacağını anlatan bilgileri içeren tanıtma yazısı, tarife, prospektüs.

Tanıtsız : Tanıtlanmamış, tanıta dayanmayan.

Tanıyış : Tanıma işi.

Atın varken yol tanı ağan varken el tanı : "elde imkân varken gezip dolaşmak, dost edinmek gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Ayrıcalık tanımak : Birini kayırmak. birine özel hak vermek.

Engel tanımamak : Her türlü zorluğa karşın başarılı olmak.

Görgü tanığı : Bulunduğu yerde gerçekleşen olayı yakından gören kimse. Bir olayı, bir süreci bizzat görüp yaşayan kimse.

Hakkı tanımak : İzin vermek.

İçli dışlı tanımak : Yakından, bütün özellikleriyle bilmek.

Kargadan başka kuş tanımamak : Bildiğinden veya öğrendiğinden kesinlikle şaşmamak.

Köpek ekmek veren kapıyı tanır : "köpek bile kendisini besleyen yeri bilir, davranışlarıyla duygularını belli eder, insan da bundan ders almalı, gördüğü iyiliği unutmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Muafiyet tanımak : Kendisinden beklenilen veya istenilenlerin bütününü istememek.

Şans tanımak : İmkân vermek, fırsat vermek.

Şart şurt tanımamak : Kendini hiçbir şarta bağlı saymamak.

Yalancı tanık : Bilgisine başvurulduğunda doğruyu söylemeyen kişi, yalancı şahit.

Zaman tanımak : Bir iş için yeterli zaman vermek. bitmeyen bir iş için süreyi uzatmak.

Araştırı : Araştırma.

Koyma : Koymak işi.

Teşhis : Belirleme. Tanı. Kim ve ne olduğunu anlama, tanıma, seçme. Kişileştirme.

Hastalık : Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, çor, dert, sayrılık, illet, maraz, maraza, esenlik karşıtı. Aşırı düşkünlük, tutku. Ruh sağlığının bozulması durumu. Bitkilerin yapılarında görülen bozukluk.

Bozuk : Türk halk müziğinde, bağlamadan biraz büyük ve meydan sazından küçük dokuz telli bir saz. Görevini yapamaz duruma gelmiş (organ). Madenî para, bozuk para. Bozulmuş olan. Kızgın, sıkıntılı. Kötümser, gergin, huzursuz, karışık.

Tıbbi : Tıpla ilgili, hekimlikle ilgili.

Geçmiş : Çürümeye yüz tutmuş. Arkada kalan hayat. Bugüne göre geride kalmış olan zaman, mazi. Birinin ölmüş ana, baba ve yakınları. Zaman bakımından geride kalmış, esbak. Geçme işini yapmış.

Tanı analitik fonksiyon : Bir analitik fonksiyonun verilen elemanının analitik devamından elde edilebilen tüm elemanlar kümesi.

Tanı işlevi : Bir ölçek sınarının ölçülen tutumla tanıtıcı bir ilişkisinin bulunmasını ya da bu tutuma ilişkin yanıtlar elde edebilmesini öngören ölçekleme kuralı, bk. ölçekleme

Tanı koyduran : Patognomik.

Tanı radyolojisi : Tanı için uygulanan tıbbî radyoloji. Hastalığın tanısını koymak için kullanılan radyografi, tomografi, MR gibi görüntüleme yöntemleri, diyagnostik radyoloji.

Tanıduh : Tamdık, dost, bk. tanış

Tanık deney : Bir analizin sistematik hatasını tespit etmek ve gidermek için kullanılan ve bir analizin bütün basamaklarını numune yokken aynen yapma işlemi.

Tanık tutmak : Şahit göstermek.

Tanık vermek : Bürhan göstermek.

Tanıkçalar : Yazın kurallarına, terimlerinin açıklanılmasına örnek olarak getirilen koşuk ya da düzyazı parçaları.

Tanıklık dilemek : Şahitlik istemek.

Diğer dillerde Tanı anlamı nedir?

İngilizce'de Tanı ne demek? : [Tani] n. dawn, daybreak, twilight, Aurora, sunglow

n. diagnosis, diagnostic

v. know, recognize, identify, get to know, be recognizant of, own, legitimize, legitimatize, acknowledge, be acquainted with, affiliate, ken, spot

Fransızca'da Tanı : diagnostic [le]

Rusça'da Tanı : n. симптом (M)