Televizyon nedir, Televizyon ne demek

Televizyon; kökeni fransızca dilinden gelmektedir.

Eğitim alanındaki sözlük anlamı:

Elektromanyetik dalgaları canlı resim haline getiren ve eğitim alanında kendisinden etkili biçimde yararlanılan araç.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Televizyonu gerçekleştirmek için yapılmış olan çalışmaların tümü, televizyonculuk.

Bir ülkede televizyonu oluşturmak için gerekli kuruluşların tümü, televizyon işleyimi.

Bir ülkenin kendine özgü nitelikler taşıyan ulusal televizyonu.

Güzel sanatların bir kolu olarak televizyon sanatı.

Devinimli görüntülerin kablolar ya da telsiz bağlantısıyla çok uzaklardaki yerlere ulaştırılması ve buralarda izlenebilmesi. (Bunu gerçekleştirmek için gerekli başlıca aygıt ve donanımlar alıcı, kablolar, verici, verici dalgalık, alıcı dalgalık, almaçtır. Alıcı, aktarılacak konuyu satır satır, nokta nokta tarayarak çözümler. Bu çözümlemeye uygun biçimde oluşan televizyon imleri, eşeksenli kablolar ya da verici yayacın verici dalgalığı yoluyla almaca doğru yola çıkarılır. Bu ikinci durumda, televizyon imlerini bir taşıyıcı dalga, dalgalığa ulaştırır. Bu dalgalığın almaca verdiği televizyon imleri almacın çeşitli katlarından geçerek bir elektron topundan çıkan elektron demeti yardımıyla almacın görüntülüğünde konuyu yeniden kurar. Görüntülükteki bu resim, alıcının ereğindeki resmin tıpkısıdır).

 

[Bakınız: almaç]

İngilizce'de Televizyon ne demek? Televizyon ingilizcesi nedir?:

television, tv, broadcast television, picture transmission, (abd) video

Fransızca'da Televizyon ne demek?:

télévision

Televizyon hakkında bilgiler

Televizyon veya kısaca TV, bir vericiden elektromanyetik dalga hâlinde yayınlanan görüntü ve seslerin, ekranlı ve hoparlörlü elektronik alıcılar sayesinde yeniden görüntü ve sese çevrilmesini sağlayan haberleşme sistemidir. Yayınlanan görüntü ve sesleri alıcıya ulaştıran elektronik cihaz da sistemin adı ile anılır.

Televizyon sözcüğü, Yunanca uzak anlamındaki tele ve Latince görmek anlamındaki visio sözcüklerinden, 20. yüzyıl başlarında türetilmiştir. Sonradan Türk Dil Kurumu tarafından televizyon sözcüğüne karşılık olarak göreç, izleç, izlengeç, uzakgör ve bakaç kelimeleri önerilmiştir ama bu kelimeler benimsenmemiştir. Türk Dili dergisinde Kırgız Türkçesinde televizyon anlamında kullanılan сыналгы /sınalgı/ sözcüğünün kullanılması da gündeme getirilmiştir.

 

Televizyon 1923 yılında, John Logie Baird tarafından İngiltere'nin Hastings kasabasında icat edilmiştir. İlk televizyon görüntüsü ise yine Baird tarafından 1926 yılında yayınlanmıştır. Başlangıçta noktalar halinde ve titrek olan görüntülerin kalitesi Baird tarafından geliştirilmiştir. Baird'in televizyon sisteminde mekanik olarak döndürülen diskler kullanmasına karşın aynı dönemde Marconi - Emi sistemi gibi elektronik olarak işleyen rakip sistemler de üretildi.

1930'ların başında televizyon elektronik eşya olarak satılmaya ve geniş kitlelere hitap etmeye başladı. Örneğin 1936 Berlin Yaz Olimpiyatları Almanya'da evlerdeki televizyonlardan izlendi.

Televizyon ile ilgili Cümleler

  • Bu, dinî bir televizyon kanalıdır.
  • Televizyon bozuk.
  • Bazı insanlar televizyon izlerken gazete okurlar.
  • Senin dün televizyonda olduğun doğru mu?
  • Tomve Mary eski bir film izlerken birkaç saat televizyonun önünde dinlendiler.
  • Odada bir televizyon var mı?
  • Televizyon bilgi vermek için çok önemli bir araçtır.
  • Televizyon bağımlısı olma.
  • Televizyon bilgi sağlamak için çok önemli bir araçtır.
  • Televizyon aile hayatını mahvediyor.
  • Televizyon açıktı.
  • Bir sandalyede oturup televizyon izliyordu.
  • Televizyon bilgimizi genişletmemize yardımcı olur.
  • Ablam televizyon izliyor.

Televizyon anlamı, tanımı:

Canlı TV : İnternet üzerinden yerel, ulusal ve yabancı tüm televizyon kanallarını izleyebileceğiniz bir platform.

Verici : Çıkar gözetmeksizin her türlü yardımı yapan, esirgemeyen kimse. Veren, verme yanlısı olan kimse. Elektromanyetik dalgalar yardımıyla işaret, ses ve görüntü iletmeye yarayan cihazların genel adı. Başkasına aktarılmak üzere kan, doku veya organ veren kimse, donör.

Dalga : Geçici aşk ilişkisi. Titreşimin bir ortam içinde yayılma hareketi. Arka arkaya gelen kriz vb. olayların her biri. Sıcak, soğuk, moda için belli bir süre etkili olan dönem. Geçici sevgili. Dalgınlık. Gizli iş, dalavere. Bir yüzeydeki kıvrım. Saçların kıvrım genişliği. Deniz veya göl gibi geniş su yüzeylerinde genellikle rüzgâr, deprem vb.nin etkisiyle oluşan kıvrımlı hareket. Esrar, eroin vb. uyuşturucu maddelerin verdiği keyif durumu.

Görüntü : Gölge oyununda Karagözcünün perdeye yansıttığı görsel malzeme. Herhangi bir nesnenin mercek, ayna vb. araçlarla oluşturulan biçimi, hayal. Bir film üzerinde sıralanmış resimlerin gösterici yardımıyla ekrana art arda düşürülmesi sonunda hareketin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan görünüş, görüntülük üzerindeki hareketli resimler bütünü. Sayı doğrusu üzerinde bir sayıya karşı gelen nokta. Manzara. Gerçekte var olmadığı hâlde varmış gibi görünen şey, hayalet.

Alıcı : Kamera. Almaç. Satın almak isteyen kimse, müşteri. Azrail. Kendisine bir şey gönderilen kimse.

Televizyon alıcısı : Televizyon.

Televizyon bandrolü : Televizyon alıcısı ile birlikte verilen ve alıcının vergisinin ödenmiş olduğunu gösteren belge.

Televizyon dizisi : Dizi film.

Televizyon filmi : Televizyonda gösterilmek için hazırlanmış film.

Televizyon oyunu : Televizyonda gösterilmek için hazırlanmış oyun.

Televizyon programı : Televizyonda sunulan, haber, müzik, eğlence gibi kendi başına bir bütün oluşturan yayınlardan her biri.

Televizyon verici istasyonu : Televizyon yayını yapmak üzere donatılmış her türlü hareketli veya sabit tesis.

Televizyon yayını : Televizyon verici istasyonlarının aracılığıyla alıcılara ulaştırılan yayın düzeni.

Özel televizyon : Kişi veya kuruluşlara ait televizyon kanalı.

Renkli televizyon : Renkleri olduğu gibi ekrana yansıtan televizyon sistemi veya aleti.

Yerel televizyon : Belirli bir bölgeye yayın yapan televizyon kanalı.

Cep televizyonu : Çok küçük boyutta veya cebe sığabilecek küçüklükteki televizyon.

Televizyoncu : Televizyon onarıcısı. Televizyon kuruluşunda çalışan görevli kimse. Televizyon satan kimse.

Televizyonculuk : Televizyoncunun yaptığı iş. Televizyon yapma, onarma veya satma işi.

İleti : Yazı veya sözle verilen, gönderilen bilgi, mesaj.

Görünme : Görünmek işi.

Duyulma : Duyulmak durumu.

Aygıt : Birçok parçadan yapılmış alet, cihaz. Vücutta belirli bir görevi yerine getiren organ grubu. Birkaç aletin uygun bir biçimde eklenmesinden oluşturulan ve bazı belli deneylerin yapılmasına yarayan takım.

Elektromanyetik : Elektromanyetizması bulunan veya bununla ilgisi olan.

Yayın : Basılıp satışa çıkarılan kitap, gazete vb., neşriyat. Radyo ve televizyon aracılığıyla halka sunulan, duyurulan, iletilen eser, program, neşriyat.

Ekran : Televizyon camı, görüntülük. Üzerine bir cismin ışık yoluyla görüntüsü düşürülen, saydam olmayan düz yüzey, görüntülük. Beyaz perde, görüntülük.

Televizyon belgesi : Televizyon almacı iyelerinin, almaçlarını ilgili yere yazdırmaları karşılığında aldıkları belge. (Türkiye'de, 3222 sayılı Telsiz Yasasına göre, almaç iyeleri, PTT'den "Genel Telsiz Telefon Neşriyatını Almağa Mahsus Tesisata Ait Ruhsatname" adıyla bu çeşit bir belge almak zorundadırlar).

Televizyon bildirmeni : Televizyon için haber derleyen gazeteci. Derlediği haberleri televizyonda kendi sunan gazeteci.

Televizyon dergisi : Televizyonla ilgili konularda yayınlarda bulunmak üzere çıkarılan dergi.

Televizyon derneği : Televizyon izleyicilerinin kurduğu ve televizyon sanatını tanıtmak, sevdirmek, televizyon bilgi ve kültürünü vermek amacını güden kuruluş.

Televizyon dilbilgisi : Televizyon dilinin kullanılışında, uygulanışında göz önüne alınan kurallar.

Televizyon dili : Televizyonun bir anlatım aracı olarak taşıdığı özellik ve olanakların, kendine özgü sözcük dağarcığının, bunların kullanılış biçiminden doğan deyişin oluşturduğu dil. Televizyonun gereklerine uygun anlatım yolu.

Televizyon dünyası : Televizyoncuların, televizyon kuruluşlarının oluşturduğu çevre.

Televizyon enstitüsü : Televizyon araştırma, inceleme, öğretimini amaçlayan yüksek öğretim kurumu.

Televizyon estetiği : Televizyonu güzel sanatların bir dalı olarak ele alıp, televizyondaki yaratma çabasının dayandığı temelleri, kuralları en geniş biçimde inceleyen, bu incelemelerden bir genellemeye varmaya çalışan estetik dalı.

Televizyon girişi : Bazı almaçlarda mıknatıslı görüntü aygıtı ya da kapalı yayında televizyon alıcısından gelen kablonun bağlandığı yuva.

Diğer dillerde Televizyon anlamı nedir?

İngilizce'de Televizyon ne demek? : n. television, telly, tube, boob tube, box, gogglebox, video

Fransızca'da Televizyon : télévision [la], télé [la]; (ayg

Almanca'da Televizyon : n. Fernsehen, Flimmerkiste, Glotze, Television

Rusça'da Televizyon : n. телевидение (N)