Tene nedir, Tene ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Tane.

Pilav.

Issız.

Tane.

Tahıl tanesi.

Bulgur pilavı.

Tekne.

Tane (bk. tane).

Tane, adet.

Tane, bk. tenê.

Tene ile ilgili Cümleler

  • “Sanki teneffüs ettiği havayı kollayan bir tilki gibi tetikte, sihirli ve hamarat görünürdü.”
  • “Kanuni hakkımı bile kullanmaya tenezzül etmiyorum.”
  • Tom'un köpeği bizim çöp tenekesini devirdi.
  • Teneke kutuyu açacak bir şeyim yok.
  • Teneke kutuyu atmadan önce ezin.
  • Planı çöp tenekesine at.
  • “Bu yüzden teşkilatı kendi çıkarları için kullanmaya tenezzül etmedi.”
  • Teneke açacakları ve makaslar gibi çoğu eşyalar sağ elini kullananlar için yapılmıştır.
  • “Pis herif, o huyundan vazgeçmez. Onu ancak teneşir paklayacak.”
  • Tom, çöp tenekesini tekmeledi.
  • Rio de Janeiro'da nüfusun % 20'si teneke mahallelerde yaşıyor.
  • Gazı teneffüs etmemeye çalışın.
  • Tenezzül edip bakmadı bile!
  • Teneffüs bitti, Dan.
  • Teneke boş.
  • 27 Mart 1977'de Tenerife'de gerçekleşen uçak kazasında 583 kişi öldü.
  • “Onlara eliniz eteğiniz sürünmez, tenezzül edip başınızı çevirmeyebilirsiniz.”
  • Teneke boş mu sizce?

Tene ile ilgili Atasözü veya Deyim

arkasından teneke çalmak : tenekeye sopa ve benzerleri ile vurarak giden bir kişiye hakaret etmek.

(birini) teneşir paklamak : yaşarken kirli işlere bulaşan kimseler için tek çıkar yol ölüm olmak.

 

kırkından sonra azanı teneşir paklar : “yaşlandıklarında ahlakları bozulanlar artık düzelemezler” anlamında kullanılan bir söz.

teneffüs etmek : soluk almak.

teneşire gelesi : “ölsün” anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

tenevvür etmek : aydınlanmak.

tenezzül etmek : alçak gönüllülük göstermek kendi durumuna, düzeyine aykırı düşen bir şeyi veya işi kabul etmek herhangi bir şeyi yapmaya istekli olmamak.

Tene anlamı, kısaca tanımı

Alaca tene : Bulgurla mercimekten yapılan pilâva benzer bir çeşit yemek

Ayak tenekesi : Pantolon.

Burun tenefi : Burun deliği (Küfürlerde kullanılır).

Eimeria tenella : Genellikle evcil kümes hayvanlarında parazitlenen koksidiyan protozoa türü.

Heşür meşür teneşür zamanı : Haşır neşir ölüm zamanı.

Kurşunlu teneke : Kurşun ve kalayla örtülmüş ince çelik şerit.

Laklı teneke : Yüzeyi laklanmış teneke.

Sıcak daldırılmış teneke : Çinko örtme işlemi, erimiş metal çinkoya daldırma yoluyla yapılmış olan teneke.

Teneaşı : Bulgurdan yapılan yemek.

Tenef : Kurulmuş çadır eteği. Çatı saçağı.

Tenefeye gitmek : Gelinlik dikmeye gitmek.

Tenek : Asma, kabak ve salatalığın uzamış sürgünleri. Ocak.

Teneke mahalle : Kimi büyük kentlerde görülen, fiziksel ve toplumsal bakımlardan geri ve yoksul kesim, bk. bozulma bölgesi, gecekondu.

Teneke peyniri : Beyaz peynir.

Teneke yuvarlama : (Doğaçlama): Türk doğaçlama tiyatrosunda çoğu kez adı ibiş olan baş oyun kişisinin sahneye girmeden önce kuliste gaz tenekesini yuvarlaması. Bununla oyunun başladığı anlaşılırdı. Gaz tenekesi yuvarlama hareketinin ilk kez Kel Hasan tarafından bulunduğu söylenir. (Argo.): Ucuz araçlarla seyirciyi güldürmeye kalkanların tavrını belirlemede kullanılan argo deyim.

 

Teneke yuvarlamak : Eski Tulûat oyunlarında, çoğu kez adı "ibiş" olan uşak, sahne gerisinde bir gaz tenekesi yuvarlar, sahneye öyle girer, seyirciler de bu alışılagelmiş harekete gülerlerdi. Bu terim bugün de tulûata kaçan, ucuz araçlarla seyirciyi güldürmeye kalkanlara uygulanır.

Tenekeci el makası : İnce sacların kesilmesine yarayan el makası.

Tenekeciörsü : Tenekelerdeki eğrilikleri düzeltmekte kullanılan kısa uçlu kazmaya benzeyen araç. (Aksaray Niğde).

Tenekesaçak : Dam ve çatılardaki su oluğu. (Yalvaç Isparta).

Tenekteplaz : Fibrine özgül trombolitik bir ilaç.

Tenektomi : Tendodan bir parçanın çıkarılması.

Tenel : Kuru dal : Oğlum ağaca çık da tenellerini kır. Defne.

Tenelek : Bulgur pilavı.

Teneleme : Tanelere ayırma, taneleme. Ufalamak: Ekmeği teneleyip durmasana.

Tenelemek : Hayvanlar çok tahıl yiyerek şişmek, hastalanmak. Taneli şeylerin tanelerini ayırmak, tanelemek : Üzümleri teneleme. İyice olgunlaşmamış üzüm tanelerinin olmuşlarını yemek.

Tenelik : Bulgur.

Tenelmek : Nemlenmek, ıslanmak. Nemlenmek: Tuz tenelmiş.

Tenem : Tiftikle kıl keçinin çiftleşmesinden doğan melez keçi yavrusu.

Tenem saç : İnce ince örülmüş saç.

Tenemek : Gözetlemek.

Teneral : Yeni ortaya çıkan, yumuşak ve zayıf erişkin eklem bacaklı.

Tenerife köpeği : Bişon frize köpeği.

Tenesirmek : Yorgunluktan ya da sıcaktan bayılacak gibi olmak.

Tenesmus : Ağrılı ıkınma.

Teneşir horazı : Çok zayıf kişi : Gılığına bakmaz da bir de çapkınlığa yellenir bizim teneşir horazı.

Tenet : İdrar torbasındaki taşları tutup çıkarmaya yarayan, uçlarının iç yüzü kaşık biçiminde ve dişli, gerektiğinde bu taşları parçalayabilen aygıt.

Tenetmek : Gözetlemek.

Tenevvüs : Teneffüs.

Teneyh : Üzüm kütüğü.

Tenezimek : Zayıflamak, güçsüzleşmek.

Z tenetomi : Kontrakte olmuş tendoları uzatmak amacıyla tendoya Z biçiminde ensizyon yapılarak uç kısımlarının dikilmesi.

Çöp tenekesi : Sokaklarda çöplerin içinde toplandığı büyük kap. Çöplük. İşe yaramayan, kötü, berbat.

Suni teneffüs : Yapay solunum.

Teneffüs : Solunum. Temiz hava almak, dinlenmek için verilen ara.

Teneffüs zili : Okullarda dersin bittiğini bildiren zil sesi.

Teneffüshane : Genellikle okullarda, ders aralarında dinlenmek için öğrencilerin çıktığı salon veya bahçe.

Teneke : Yumuşak çelikten yapılmış üzeri kalay kaplı ince sac. Bu sacdan yapılmış. Bu sacdan yapılan, yaklaşık yirmi litre hacmindeki kap. Bu kabın aldığı miktarda olan.

Teneke caz : Kötü çalan orkestra veya müzik topluluğu.

Teneke mahallesi : Damlarının çoğu teneke kaplı, derme çatma evlerden oluşan mahalle.

Tenekeci : Tenekeden kap ve öteberi yapan, tenekeden yapılmış malzemeyi onaran kimse.

Tenekecilik : Tenekecinin yaptığı iş.

Tenekeleme : Tenekelemek işi.

Tenekelemek : Teneke kutuya doldurmak.

Teneşir : Üzerinde ölü yıkanan ayaklı tahta, salacak, teneşir tahtası.

Teneşir horozu : Çok zayıf kimse, teneşir kargası.

Teneşir kargası : Teneşir horozu.

Teneşir tahtası : Teneşir.

Teneşirlik : Cami avlularında teneşir ve tabut konulan yer. Teneşir yapmaya yarayan tahta. Ölmek üzere olan (hasta). Kötü huyunu ölünceye kadar sürdüren (kimse).

Tenevvü : Çeşitlilik.

Tenevvür : Aydınlanma.

Tenezzüh : Gezinti.

Tenezzül : Kendi durumundan daha aşağıdaki bir işi, bir durumu kabul etme. Alçak gönüllü gösterme.

Diğer dillerde Tendovaginitis anlamı nedir?

İngilizce'de Tendovaginitis ne demek ? : tendovaginitis