The whole türkçesi The whole nedir

The whole ile ilgili cümleler

English: Ali and Mary ate the whole cake by themselves.
Turkish: Ali ve Mary tek başlarına bütün pastayı yediler.

English: "I'm taking the whole day off today." "Really? The whole day?"
Turkish: "Bugün bütün gün izne çıkıyorum." "Gerçekten mi? Bütün gün mü?"

English: Ali ate the whole pizza by himself.
Turkish: Ali bütün pizayı tek başına yedi.

English: Ali and only Ali knows the whole truth.
Turkish: Ali ve sadece Ali bütün gerçeği biliyor.

English: Ali ate the whole apple in less than three minutes.
Turkish: Ali üç dakikadan daha az sürede bütün elmayı yedi.

The whole ingilizcede ne demek, The whole nerede nasıl kullanılır?

The : Belirli veya spesifik bir kimse veya şeyi ifade etmek veya tanımlamak için kullanılan betimleyici (gramer). Belli bir objeyi veya kişiyi veya yeri nitelemek için kullanılır. Belirli durumlarda isimden önce kullanılır. Belgili tanımlık.

Whole : Tüm. Yarasız beresiz. Bütün. Sağlığı yerinde. Öz. Toplu. Tek parça. Sağlam. Tam. Sağlıklı.

The whole bag of tricks : Ne var ne yok. Tüm imkanlar. Tüm mevcut olanaklar. Ne lazımsa.

The whole ball of wax : Bütün şeyler. Bütünü. Tamamı. Tüm balmumu topu. Herşey. Bütün herşey. Her şey.

 

The whole caboodle : Cümbürcemaat. Herkes. Cümbür cemaat.

The whole kit and caboodle : Her şey veya her şeyi. Cümbür cemaat. Takım taklavat. Tümü birlikte. Hepsi. Hepsini. Tüm miktar. Hepsi birden. Tümünü. Hepsi veya tümü birden.

The whole issue : Bütün sorun. Bütün mesele.

İngilizce The whole Türkçe anlamı, The whole eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak The whole ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Entires : Bütünlüklü. Katışıksız. Hepsi. Tam. Yekpare. Tüm.

Done : Çok yorgun. Yapılı. Yapılmış. Olmuş. Bitkin. Bıkmış. Pişmiş. İyi pişmiş. Kabul edilebilir. Yorgun.

Continuum : Sürem. Bölünmemiş şey. Doğadaki bütün nesnelerin içinde yer aldığı sürekli uzay-zaman ortamı. Sürey. Sürekli ortam. Kontinuum. Uzay-zaman. Özellikleri, kesiksiz olarak bir yerden bir yere değişen ya da aynı kalan ortam. Fizik, kimya alanlarında kullanılır.

Fairly good : Az çok yeterli. İyice. Bayağı iyi.

Completest : Eksiksiz. İyice. Mükemmel. Tamamlanmış. Tam. Tamamı.

Entire : Tam. Yekpare. Katışıksız. Hepsi. Saf. Tutuş. Bütünlüklü. İğdiş edilmemiş.

Entirely : Tümüyle. Büsbütün. Külliyen. Tamamen. Bütünüyle. Bütün yanlarıyla. Tümden. Bütünlük. Baştan sona.

Alls : Ne var ne yoksa. Tümü. Herkes. Hepsi. Her şey. Tüm. Katışıksız. Tümünü.

Complement : Normal serumda bulunan, enzim etkinliği gösteren, bağışıklık sistemi içerisinde yapısal ve düzenleyici görevleri olan birtakım proteinler. komplement sistemi dokuz fonksiyonel bileşen taşır ve bunlar c1’den c9 ‘a kadar sembollerle gösterilir. Tamamlayıcı şey. Tam kadro. Tümleyici. Kompleman. Tamlık. Tamamlayıcı. Mürettebat. Tümleç. Bilgisayar, gramer, veterinerlik alanlarında kullanılır.

The whole synonyms : all the, completes, agreed, all out, according to hoyle, complete, k, mature, all, all right, aggregate, alright, diametric, clearest, finished, exactly, klar, all over the, a hundred percent.