Tutma nedir, Tutma ne demek

"Tutma" ile ilgili cümle

  • "Daha çatal ve bıçağı tutmasına eli yatmamıştı, ikide bir düşürürdü." - R. H. Karay

Yerel Türkçe anlamı:

Konukların götürüldüğü düğün hamamı.

1.Hizmetçi, uşak, işçi. 2.Metres, dost.

Bir yıl anlaşmalı çiftlik işçisi.

İşçi, hizmetçi.

Kesilmiş ayran.

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

Bir resmi, kendinden önceki ya da sonraki resmin durumuna tıpatıp uygun duruma yerleştirme.

Bilimsel terim anlamı:

Herhangi bir vücut bölümünü belli bir duruşta, ölçülü olmak koşuluyla bir süre devinimsiz bırakma.

Metalbilimsel bir süreç sonucu, bir metal yüzeyin bir başka yüzeyle birleşmesi olayı.

Canlının davranışlarını, nesnel engellerle ya da herhangi bir biçimde karşı gelerek önleme.

Karşı takımın bir oyuncusunun kımıldamasına engel olacak şekilde, bedenle yapılmış olan abanma hareketi.

Yönetmeliğe aykırı olarak topun uzun bir süre oyuncunun ellerinde kalması.

[Bakınız: yapışma]

İngilizce'de Tutma ne demek? Tutma ingilizcesi nedir?:

adhesion, restraint, holding, registration

Almanca'da Tutma ne demek?:

halten

Tutma kısaca anlamı, tanımı:

Aktutma : Albümin işeme.

 

Deniz tutması : Dalgaların etkisiyle sallantıların insanda yarattığı baş dönmesi ve kusma biçiminde kendini gösteren rahatsızlık.

Taşıt tutması : Hareket hastalığı.

Tutmaç : Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarından yapılmış olan yoğurtlu çorba.

Tutmak : Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Bir şey düşünmek. Bir şeyi kullanması için uzatmak. İş görebilmek. Bırakmamak. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Hedef olarak almak. Alacağa veya vereceğe saymak. Beklenen sonucu vermek. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Biriktirmek, tasarruf etmek. Benimsemek, beğenmek. Kaplamak. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. Uğramak. Sarmak, bürümek. Hizmetine almak veya kiralamak. Kapatmak, sarmak. Avlamak. Başlamak. Varsaymak, farz etmek. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. İşgal etmek. Kullanmak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Sürmek, zaman almak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Ele geçirmek, yakalamak. Herhangi bir durumda bulundurmak. Ulaşmak, varmak. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Sunmak. Bağlamak. Bir kimsenin yerini almak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. İzlemek. Elde bulundurmak, ele almak. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Denetimi ve yetkisi altına almak. Yaklaştırmak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek.

 

Tutmalık : Tutmaya yarayan nesne. Krampon.

Abluka altında tutmak : Kuşatmayı sürdürmek.

Açık tutmak : Bir iş yerinin çalışır durumunu sürdürmek.

Ağrısı tutmak : Hasta bir organ ağrımaya başlamak. gebe kadının doğum sancıları başlamak.

Ağzını sıkı tutmak : Sır vermemek.

Ağzını tutmak : Kötü söz söylememek. bir konuda arzu edilmeyen düşüncelerin açığa çıkmasını susarak önlemek. boşboğazlık etmemek.

Ahı tutmak : Birinin ilenmeleri gerçekleşmek.

Akarsu pislik tutmaz : "bir insan ne kadar çok çalışırsa o kadar kötü düşünceden ve kötülük yapmaktan uzak olur" anlamında kullanılan bir söz.

Akılda tutmak : Unutmamak.

Aklında tutmak : Unutmamak. bellemek.

Aksiliği tutmak : Güçlük çıkarmak, inadında direnmek.

Alesta tutmak : Hemen kullanılabilecek durumda bulundurmak.

Alkış tutmak : Topluca el çırparak yüksek sesle "yaşa, var ol" vb. sözler söyleyerek birini alkışlamak. taraftar olmak, belli bir görüşten yana olmak.

Almadığın hayvanın kuyruğunu tutma : "almayacağın bir şeye alacakmışsın gibi yakın ilgi gösterme, işinde çalıştırmayacağın kimseye çalıştıracakmışsın gibi umut verme" anlamında kullanılan bir söz.

Altı tutmak : Pişirilirken yiyecek hafifçe yanmak.

Altın pas tutmaz : "şerefli, temiz insana hiç kimse leke süremez" anlamında kullanılan bir söz.

Atalar sözünü tutmayanı yabana atarlar : "büyüklerinin sözünü tutmayıp onların gösterdikleri yoldan gitmeyenler toplum içinde ziyan olup giderler" anlamında kullanılan bir söz.

Ateşe tutmak : Az ısıtmak. üzerine ateşli silahla mermi atmak.

Atıp tutmak : Bir kimse veya bir şey için kötü konuşmak. abartmalı konuşmak.

Avucunun içinde tutmak : Ona istediğini yaptıracak güçte olmak.

Avukat tutmak : Adli işlemleri gereğince yerine getirmek için bir avukata vekâletname verip onu yetkili kılmak.

Ayak tutmak : Mâni yarışmalarında karşısındakine uyması gereken uyağı vermek. söz açmak. ileride söylenecek bir söze önceden zemin hazırlamak. öncülük etmek.

Ayakta tutmak : Bozulmasına, yıkılmasına, çökmesine engel olmak. oturtmak gerekirken oturtmamak. o şeyin sürekliliğini sağlamak. oyalamak. bir kuruluşun yaşamasını sağlamak.

Ayrı tutmak : Farklı davranmak.

Bacakları tutmaz olmak : Yürüyemeyecek duruma gelmek.

Bar tutmak : Bar oynamak için hazırlanmak ve oyuna başlamak.

Bas tutmak : İnce sesli çalgılara tek perdeden eşlik etmek.

Baskı altında tutmak : Özgürlüğünü engellemek, kısıtlamak.

Başlangıç tutmak : Bir işi, bir dönemin, başladığı nokta veya tarih olarak kabul etmek, belirtmek.

Bedduası tutmak : İlenci yerine gelmek.

Bedel tutmak : Kendi yerine askerlik yapması için birini para ile tutmak.

Bir dediği bir dediğini tutmamak : Söyledikleri birbirine uymamak, tutarsız konuşmak.

Bir tutmak : Eşit saymak, eşit görmek.

Birbirini tutmamak : Birbiriyle ilgisi olmamak, tutarsız olmak.

Boş atıp dolu tutmak : Umutsuz olarak girişilen bir iş, iyi sonuç vermek.

Boya tutmak : Bir şey iyi boyanır olmak.

Burusu tutmak : Sancılanmak.

Buz tutmak : Sıvının üstünde buz oluşmak, buzla kaplanmak.

Caddeyi tutmak : Korkulu bir durumda başını alıp gitmek, uzaklaşmak. herhangi bir sebeple bir yoldan geçişi engellemek, kapamak.

Çanak tutmak : Davranışları veya sözleriyle kötü bir sonuca yol açmak.

Çarpıntısı tutmak : Heyecan, korku veya üzüntüden çarpıntı nöbeti gelmek.

Çenesini tutmak : Ağzını tutmak.

Çeşni tutmak : Ekmekçilikte una karıştırılacak suyun oranını belirtmek.

Cihanı tutmak : Her tarafa yayılmak, dünyayı tutmak.

Cin tutmak : Bir inanışa göre cinlerin etkisiyle delirmek.

Cini tutmak : Çok sinirlenmek.

Çocukluğu tutmak : Çocuksu davranışlarda bulunmak.

Çürük tahta çivi tutmaz : "aslında yaramaz olan veya sonradan o duruma getirilen şeyi, ne kadar uğraşsanız da işe yarar duruma getiremezsiniz" anlamında kullanılan bir söz.

Damarı tutmak : Kötü huyu, aksiliği depreşmek, inatlaşmak.

Defter tutmak : İşlem veya hesapları düzenli olarak bir deftere geçirmek.

Deliliği tutmak : Delice davranmak.

Dem tutmak : Bir çalgıya başka bir çalgı veya sesle eşlik etmek.

Deniz tutmak : Deniz taşıtlarında sallantıdan etkilenmek.

Devre dışı tutmak : Konudan uzaklaştırmak, ilgilenmemesini sağlamak.

Dibini tutmak : Yemek pişerken tencerenin dibine yapışmak.

Dil tutmak : Sorguya çekmek için düşman askeri yakalamak.

Dilini tutmak : Sonunu düşünmeden gelişigüzel konuşmaktan sakınmak.

Don tutmak : Buz tutmak, donmak.

Dost tutmak : Erkek veya kadın evlilik dışı ilişki kurmak.

Duası tutmak : Duası gerçekleşmek. etkili olmak.

Dulda tutmak : Örtünmek, koruyacak biçimde sarınmak.

Dümen tutmak : Teknenin gideceği yolu gözleyerek dümeni yönetmek.

Dümeni elinde tutmak : Yönlendirici durumda olmak.

Dümenini elinde tutmak : Yönetmek, istediği yöne doğru götürmek.

Dümtek tutmak : Tempo tutmak.

Dünyayı tutmak : Çok yayılmak, her yere dağılmak.

Düşük tutmak : Az olarak belirlemek.

El etek tutmak : Tarikata girmek, derviş olmak.

El tutmak : Bir iş uzun süre uğraştırmak, vakit kaybettirmek.

El üstünde tutmak : Bir kimseye çok saygı ve sevgi göstermek.

Elde tutmak : Sahibi olsun olmasın, bir malı mülkiyeti altında bulundurmak, zilyet olmak.

Eli ayağı tutmak : Beden gücü yerinde olmak.

Eli ekmek tutmak : Geçimini kendi emeğiyle sağlayacak duruma gelmek.

Eli kalem tutmak : Yazı yazmayı bilmek. düşündüğünü güzel bir anlatımla yazmak.

Eli silah tutmak : Silah kullanabilmek.

Elinde tutmak : Kendi tekelinde bulundurmak, başkalarına kaptırmamak. bir malı satmayıp bekletmek.

Elinden tutmak : Kayırmak. yardım etmek.

Elini çabuk tutmak : Gerekli önlemi zamanında almak. bir şeyi hemen yapmak.

Et tutmak : Et bağlamak.

Eteğini tutmak : Yardım istemek.

Ev tutmak : Ev kiralamak.

Ferah tutmak : İç rahatlığını, huzurunu korumak.

Fişini tutmak : Bir kimsenin davranışlarını fiş üzerinde belirlemek.

Frekansı tutmamak : Bir konuda anlaşamamak. ortak yönleri olmamak.

Gelinliği tutmak : Gelinlik etmek.

Gemiyi tutmak : Gemiyi belirli bir yerde bir süre bekletmek, çalışmadan durmak.

Gıcık tutmak : Bir süre boğaz gıcıklamasına yakalanmak.

Gizli tutmak : Bir şeyi başkalarına duyurmamak, saklamak.

Gönlünü serin tutmak : Sakin, soğukkanlı olmak, hemen heyecanlanmamak.

Gözaltında tutmak : Gözetlemek. güvenlik kuvvetleri birini belli bir süre, belli bir yerde tutmak.

Gözden ırak tutmak : Görmek istememek.

Gözden uzak tutmak : Önem vermemek, arka plana itmek.

Gözetim altında tutmak : Göz önünden ayırmamak.

Gözü tutmak : Güvenmek, beğenmek.

Gözü uyku tutmamak : Uyuyamamak.

Günlük tutmak : Her gün yaşananları, olayları ve anıları bir deftere yazmak.

Hamur tutmak : Hamur hazırlamak.

Hatırında tutmak : Unutmamak.

Hesap tutmak : Alışverişle ilgili sayıları bir yere yazmak.

Heyheyleri tutmak : Çok sinirlenmek.

Hıçkırık tutmak : Sürekli olarak hıçkırmak.

Hık tutmak : Hıçkırık tutmak.

Hor tutmak : Birine karşı küçümseyici, incitici davranışlarda bulunmak.

Hoş tutmak : Birine iyi ve sevecenlikle davranmak.

İç tutmak : Yemişin içi oluşmak.

İnadı tutmak : Çok direnmek.

İnkisarı tutmak : İlenci gerçekleşmek.

İpotek altında tutmak : Tutuda tutmak. baskı altına almak.

İş tutmak : Cinsel ilişkide bulunmak. iş yapmak, çalışmak.

İse tutmak : Dumana tutup karartmak.

Işık tutmak : Bir yeri ışıkla aydınlatmak. düşüncesiyle kılavuzluk etmek, konuyu aydınlatıcı düşünceler söylemek, tutacağı yolu göstermek.

İslim tutmak : Gerekli koşulların olgunlaşmasını beklemek.

Jigolo tutmak : Yaşlı, zengin bir kadın genç bir erkekle ilişki kurmak.

Kafa tutmak : Boyun eğmemek, karşı gelmek, diklenmek.

Kafasında tutmak : Bir şeyi unutmamak, aklında tutmak.

Kan tutmak : Kan gördüğünde bayılmak. şok geçirmek.

Kapıları açık tutmak : Herhangi bir konuda ilişkiyi kesmeden anlaşma ortamını sürdürmeye çalışmak.

Kaynayan kazan kapak tutmaz : "içten içe, gizlice gelişen olaylar veya duygular bir yerde patlak verir" anlamında kullanılan bir söz.

Kefeki tutmak : Küflenmek.

Kendini tutmak : Kendine hâkim olmak. dayanmak, sabretmek.

Kibarlığı tutmak : Bir olay karşısında genel davranışları dışında incelik göstermek.

Kısa tutmak : Bir şeyi gerektiği kadar uzun yapmamak. bir konuyu geniş ve ayrıntılı bir biçimde vermemek.

Kocakarılığı tutmak : Geçimsiz, inatçı, şirret yaşlı bir kadın gibi davranmak.

Kontrol altında tutmak : Denetlemek.

Köprübaşını tutmak : Çok önemli bir mevkiyi ele geçirmek.

Kulak tutmak : Dinlemek, işitmek istemek.

Kurşun tutmak : Kurşuna hedef olmak, kurşun değecek gibi olmak.

Kurşun yağmuruna tutmak : Çok sayıda ve sürekli kurşun atmak.

Laf tutmak : Söz dinlemek.

Lafa tutmak : Yersiz, zamansız ve sürekli konuşarak meşgul etmek, oyalamak.

Lakırtıya tutmak : Konuşarak oyalamak.

Maneviyatı kuvvetli tutmak : Karşılaşılan zorluklara dayanabilmek için güçlü olabilmek.

Matem tutmak : Yas tutmak.

Mayasız yoğurt tutmaz : "çok para kazanabilmek için az da olsa elde bir sermaye olması gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Mecbur tutmak : Zorlamak, yükümlü saymak, mecbur etmek.

Mesken tutmak : Yerleşmek.

Mesul tutmak : Sorumlu görmek.

Metres tutmak : Metresle yaşamak.

Muaf tutmak : Bir ödevi, bir görevi bağışlamak, ayrıcalık tanımak.

Nabzını tutmak : Düşüncesini, niyetini, eğilimini anlamaya çalışmak. nabzını saymak için bileğini tutmak.

Niyet tutmak : Fala bakılırken olması istenilen şeyi aklından geçirmek.

Not tutmak : Biri söz söylerken başkası onun söylediklerini yazmak.

Nüfuzu altında tutmak : Söz geçirme gücünü üstün kılmak, egemenliği altında bulundurmak.

Öksürük tutmak : Sürekli ve şiddetli öksürmek.

Oruç tutmak : Oruç ibadetini yerine getirmek.

Para pul tutmamak : Hesabını bilmemek, birikim yapmamak.

Para tutmak : Para biriktirmek.

Pas tutmak : Çalışamaz duruma gelmek. paslı duruma gelmek, paslanmak.

Projeksiyon tutmak : Bir konuyu aydınlatmak, açıklığa kavuşturmak.

Pul tutmak : Para kazanmaya başlamak.

Romatizması tutmak : Romatizma ağrıları başlamak.

Ruzname tutmak : Günlük olayları bir deftere yazıp toplamak.

Saat tutmak : Saate bakarak bir işin ne kadar sürdüğünü hesaplamak.

Saf tutmak : Saf bağlamak. belli bir gruba katılmak.

Şahit tutmak : Birini tanık olarak göstermek.

Sancısı tutmak : Tedirgin olmak. birdenbire ve şiddetli bir ağrı gelmek.

Serin tutmak : Sıcaktan etkilenmeden daha soğuk bir durumda bulundurmak.

Sıkı tutmak : Bir işte disiplinli olmak. sürekli olarak denetlemek, kontrol altında bulundurmak. önem vermek.

Sır tutmak : Bir sırrı açığa vurmamak, başkasına söylememek.

Sıtma tutmak : Ateş ve ter nöbetleriyle titremeye başlamak.

Şöhreti dünyayı tutmak : Çok tanınmak.

Sorumlu tutmak : Sorumlu saymak, mesul olarak görmek.

Söz tutmak : Söz dinlemek.

Sözünü tutmak : Öğüdüne uymak.

Tabi tutmak : Tabi kılmak.

Takım tutmak : Spor takımlarından birine gönül vermek, onun taraftarı olmak.

Taraf tutmak : Birinden yana olmak, birinin görüş ve düşüncesini desteklemek.

Tembelliği tutmak : Tembelleşmek.

Temel tutmak : Temelin kazılacağı zemin sağlam olmak. sürüp gidecek bir duruma gelmek, kökleşmek, yerleşmek.

Temiz tutmak : Bir şeyi kirletmeden, bozmadan kullanmak, temiz olmasına özen göstermek.

Tempo tutmak : El çırparak veya el ve ayaklarını bir yere vurarak bir müziğe eşlik etmek.

Tıraşa tutmak : Birini bıkkınlık verici uzun konuşmalarla oyalamak.

Tok tutmak : Açlığı uzun süre giderme veya doyurma özelliği olmak.

Topa tutmak : Kötü eleştiri amaçlı saldırmak. üzerine topla ateş etmek.

Tutarağı tutmak : Huysuzluğu depreşmek, aşırı istekte bulunmak.

Ucundan tutmak : Bir işi yeterince ilgilenmeden, önemsemeden yapmak. bir şeyle meşgul olmak, katkı sağlamak, yardımcı olmak.

Üstün tutmak : Bir kimseye, bir şeye başkasından daha çok değer vermek.

Usul tutmak : Dümtekle tempo tutmak.

Üvey evlat gibi tutmak : Horlamak, haksızlık etmek, iyi davranmamak.

Uyku tutmamak : Uyuyamamak.

Uzak tutmak : Uzakta kalmasını sağlamak.

Vaadini tutmak : Verdiği sözü yerine getirmek.

Vareste tutmak : Bir şeyi yapıp yapmamakta özgür bırakmak.

Vatan tutmak : Yurt edinmek.

Yan tutmak : Taraflardan yalnızca birini desteklemek, yansız davranmamak.

Yas tutmak : Duyulan acı ve üzüntüyü bazı davranışlarla belli etmek. çok üzülmek, yasa bürünmek, matem tutmak.

Yasını tutmak : Kötü bir olay sonunda acı ve üzüntü duymak.

Yeğ tutmak : Yeğlemek.

Yer tutmak : Yer ayırmak. işlevi ve etkisi olmak. yer kaplamak. önemli sayılmak, önemi olmak.

Yeri göğü tutmak : Her tarafı ele geçirmek, denetim altında bulundurmak.

Yerini tutmak : Bulunmayan bir nesnenin yerini almak, onu aratmamak. görevinden ayrılan birinin yaptığı işi yapabilmek.

Yol tutmak : Bir yoldan kimseyi geçirmeyecek biçimde düzen kurmak.

Yolları tutmak : Geçecek kimselere engel olmak, bırakmamak.

Yolunu tutmak : O yere doğru gitmeye başlamak.

Yom tutmak : Uğurlu saymak.

Yuhaya tutmak : Yuh çekmek.

Yükünü tutmak : Çok zengin olmak, zenginleşmek.

Yüreğini pek tutmak : Kendini korkuya kaptırmamak.

Yuvarlanan taş yosun tutmaz : "sürekli olarak iş değiştiren bir kimse başarı kazanamaz" anlamında kullanılan bir söz.

Yüz tutmak : Yönelmek. giderek biçim ve renk değiştirmek.

Yüzü tutmamak : Utanmak. haklı da olsa karşısındakini kıracak bir davranışta bulunmaktan çekinmek.

Zabıt tutmak : Tutanak düzenlemek.

Zar tutmak : İstediği sayıyı getirmek için zarı, atmadan önce parmaklar arasında düzene sokmak.

Zevale yüz tutmak : Bozulmaya, alçalmaya, yok olmaya başlamak.

Zinde tutmak : Genç ve diri kalmasını sağlamak.

Destekleme : Devletçe yapılmış olan para yardımı, sübvansiyon. Desteklemek işi.

Yanaşma : Genellikle bir çiftçi yanında çalışan işçi, tutma. Yanaşmak işi.

Takım : Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı, ekipman. Sigara ağızlığı. Bir oyunda sahaya çıkan belli kuruluşlara bağlı oyuncular topluluğundan her biri. Takım elbise. Bölüğü oluşturan birliklerden her biri. Bir filmin çevriminde görüntüleri alma, aydınlatma, ses alma gibi belli başlı çalışmaları yapmak için gerekli en küçük teknikçiler topluluğu. Canlıların bölümlendirilmesinde familya ile sınıf arasında yer alan, yakın benzerlikler gösteren organizmaların oluşturduğu birlik. Meslek, davranış, durum vb. yönlerden birbirine uyan kimselerin oluşturduğu topluluk. Aşağılayıcı ve küçümseyici anlamda topluluk. Birlikte oynayan, kazanmak için birlikte çalışan sporcu topluluğu. Birbirini tamamlayan şeylerin tümü. Hayvanlarda yemek borusu, akciğer ve karaciğere genel olarak verilen ad. Görev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu, grup, ekip, trup.

Oyun : Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç. Hile, düzen, desise, entrika. Müzik eşliğinde yapılmış olan hareketlerin bütünü. Şaşkınlık uyandırıcı hüner. Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. Güreşte rakibini yenmek için yapılmış olan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma. Kumar. Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence. Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes.

Ayak : Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Halk edebiyatında uyak. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Bacak. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Vücudun belden aşağı bölümü. Göl ayağı. Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Basamak. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut. Altılı ganyanda yer alan her bir koşu.

Vücut : İnsan veya hayvan gövdesi, beden. Var olma, varlık.

Oyuncu : Düzenci, hileci. Oyunu seven. Çok oyun yapan, oyundan oyuna geçen (kimse). Herhangi bir oyunda oynayan kimse. Sinema, perde veya bir gösteride rol alan sanatçı, aktör, aktris.

Tutma deneyi : Örtülerin tutma sağlamlıklarını saptamak için yapılan özel bir deney.

Tutma sepeti : Isıl işlem uygulanacak parçaların yunağa daldırılmak üzere içine konduğu, ısıya dirençli çelikten yapılmış tel.

Tutmaç aşı : Üstüne kavrulmuş kıkırdak dökülerek yenilen bir çeşit hamur çorbası.

Tutmaçbayındır : Çankırı kenti, Orta ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Tutmağa vermek : Emanet bırakmak, iğreti olarak vermek.

Tutmak kapmak : Atıp tutmak.

Tutmalık değeri : Bir taşınmaz malın, tutmanlığa verildiği varsayılarak yılda getireceği gelire göre hesaplanan satış değeri.

Tutmalık konut : İyeliğini elde etmek için değil, belli bir tutmalık karşılığında oturulmak için yaptırılıp pazara sürülen konut türü. bk. iyelik konut.

Tutmalık ödeneği : Kimi ülkelerde, dar gelirli ya da yoksul aileleri konut bunalımlarının etkisinden bir ölçüde korumak amacıyla, her ay ödemekte oldukları tutmalık paralarının devlet ya da kent yönetimi gibi kamu kuruluşlarınca üstlenilen bir bölümü.

Tutmalık öğeleri : Tutmalık parası içinde, ısıtmanın, aydınlatmanın, içme ve kullanma suyunun, genel giderlerin ve taşınmaz iyesinin payları.

Tutma ile ilgili Cümleler

  • Sana kapıyı kapalı tutmanı söylediğimi düşündüm.
  • Bana söz verdin ve onu tutmadın.
  • Ali hava güzelse pazar günleri sıklıkla balık tutmaya gider.
  • Bir sürü işim yok ama bu hafta beni ofiste tutmak için yeterli.
  • Harcamayı kontrol altında tutmamız gerekir.
  • İki gün önce onu bir daha yapmayacağına söz vermiştin, ama bugün onu yaparak sözünü tutmadın.
  • Ben bir çocukken babamla balık tutmaya giderdim.
  • Tutman lazım.
  • Tutmasaydım düşmüştün!

Diğer dillerde Tutma anlamı nedir?

İngilizce'de Tutma ne demek? : adj. gripping

n. holding, hold, seizure, catch, grasp, containment, inhibition, interception, prehension, repression, restraint, retention, suppression, tackle, take, vogue

Fransızca'da Tutma : préhension [la], prise [la], rétention [la], inhibition [la]

Almanca'da Tutma : n. Fang, Griff, Verhalten, Verhaltung

Rusça'da Tutma : n. держание (N), вед`ение (N), удержание (N), сдерживание (N), хватание (N), содержание (N), наем (M), прислуга (F)