Tutmak nedir, Tutmak ne demek

 

"Tutmak" ile ilgili cümleler

  • "Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu."
  • "Yapıyı geniş tuttu."
  • "On bin lirayı borcunuza tuttum."
  • "Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır." - T. Buğra
  • "Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar." - A. Ş. Hisar
  • "Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları." - S. F. Abasıyanık
  • "Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir." - T. Buğra
  • "Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş." - P. Safa
  • "Konuklara şeker tutmak."
  • "Hayvanlar, Bağdat Caddesi'ni tutmuş, çalakamçı ilerliyor." - S. M. Alus
  • "Kapıyı açık tutmayın."
  • "Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti."
  • "Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak." - M. Ş. Esendal
  • "Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir." - S. F. Abasıyanık
  • "Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona." - T. Buğra
  • "Yaşmak tutmak. Ustura tutmak."
  • "Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene." - M. Ş. Esendal
  • "Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi." - F. R. Atay
  • "Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu." - P. Safa
  • "Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır." - T. Buğra
  • "Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız." - R. H. Karay
  • "Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim." - P. Safa
  • "Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim." - C. Uçuk
  • "Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam." - Y. K. Karaosmanoğlu
  • "Vapur İzmir'i tutmayacakmış."
  • "Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım!"
  • "Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu." - Ö. Seyfettin
  • "Taşa tutmak."
  • "Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor." - H. Taner
  • "Bu iş iki saat tuttu."
  • "Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz." - R. H. Karay
  • "Hey başları duman tutmuş dağlar, hey!" - Halk türküsü
  • "Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez." - Ş. Rado
  • "Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti." - M. Ş. Esendal
  • "Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı." - Ö. Seyfettin
  • "Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu." - R. N. Güntekin
  • "Aldığım şeyler bin lira tuttu."
  • "Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım." - B. S. Erdoğan
  • "Herkes aklından bir sayı tutsun."
 

Yerel Türkçe anlamı:

1.Çiftleşmek isteyen inek ve benzeri hayvanları iple bağlayarak boğaya çekmek : İneği tutmaya götürdükse de tosun bulamadık. 2.Dişi hayvan gebe kalmak.

Nişan alınan yere değmek, vurmak : Tetiğe dokundum tutmadı.

Yeni bir şeyi ilk kez kullanmak : Yeni aldığım tencereyi tuttum.

Bilgisayar Terimi olarak kelime anlamı:

[Bakınız: yakalamak]

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

[Bakınız: tutak]

Diğer sözlük anlamları:

[Bakınız: dutmak]

İngilizce'de Tutmak ne demek? Tutmak ingilizcesi nedir?:

hold

Tutmak kısaca anlamı, tanımı:

Tut kelin perçeminden : Çözümü güçlük gösteren bir durum karşısında söylenen bir söz.

Tut ki : Varsay ki.

Tuttuğu altın olsun : "her işin olumlu gitsin, refah içinde yaşa" anlamında kullanılan bir söz.

Tuttuğu dal elinde kalmak : Dayandığı, güvendiği kimse veya şey önemini yitirerek işe yaramaz duruma gelmek.

Tuttuğunu koparmak : Becerikli olmak, giriştiği her işte başarı sağlamak.

Tutçek : Doğacak çocuğu ana rahminden çekmeye yarayan alet, lavta, forseps.

Vurtut : Uzun uzun çekişerek, sıkı pazarlık ederek. Silahla yaratılan kargaşalık.

Çultutmaz : Giysi ve mal değeri bilmeyen, derbeder, serseri, avare (kimse).

Yantutmaz : Tarafsız, yandaş olmayan.

Tutma : Yanaşma. Tutmak işi. Bazı takım oyunlarında ayakla veya vücutla karşı takım oyuncusunun hareketine engel olma, markaj. Destekleme.

Abluka altında tutmak : Kuşatmayı sürdürmek.

Açık tutmak : Bir iş yerinin çalışır durumunu sürdürmek.

Ağrısı tutmak : Hasta bir organ ağrımaya başlamak. gebe kadının doğum sancıları başlamak.

Ağzını sıkı tutmak : Sır vermemek.

Ağzını tutmak : Boşboğazlık etmemek. bir konuda arzu edilmeyen düşüncelerin açığa çıkmasını susarak önlemek. kötü söz söylememek.

Ahı tutmak : Birinin ilenmeleri gerçekleşmek.

Akılda tutmak : Unutmamak.

Aklında tutmak : Bellemek. unutmamak.

Aksiliği tutmak : Güçlük çıkarmak, inadında direnmek.

Alesta tutmak : Hemen kullanılabilecek durumda bulundurmak.

Alkış tutmak : Taraftar olmak, belli bir görüşten yana olmak. topluca el çırparak yüksek sesle "yaşa, var ol" vb. sözler söyleyerek birini alkışlamak.

Altı tutmak : Pişirilirken yiyecek hafifçe yanmak.

Ateşe tutmak : Üzerine ateşli silahla mermi atmak. az ısıtmak.

Atıp tutmak : Abartmalı konuşmak. bir kimse veya bir şey için kötü konuşmak.

Avucunun içinde tutmak : Ona istediğini yaptıracak güçte olmak.

Avukat tutmak : Adli işlemleri gereğince yerine getirmek için bir avukata vekâletname verip onu yetkili kılmak.

Ayak tutmak : Söz açmak. öncülük etmek. mâni yarışmalarında karşısındakine uyması gereken uyağı vermek. ileride söylenecek bir söze önceden zemin hazırlamak.

Ayakta tutmak : Oturtmak gerekirken oturtmamak. o şeyin sürekliliğini sağlamak. oyalamak. bir kuruluşun yaşamasını sağlamak. bozulmasına, yıkılmasına, çökmesine engel olmak.

Ayrı tutmak : Farklı davranmak.

Bar tutmak : Bar oynamak için hazırlanmak ve oyuna başlamak.

Bas tutmak : İnce sesli çalgılara tek perdeden eşlik etmek.

Baskı altında tutmak : Özgürlüğünü engellemek, kısıtlamak.

Başlangıç tutmak : Bir işi, bir dönemin, başladığı nokta veya tarih olarak kabul etmek, belirtmek.

Bedduası tutmak : İlenci yerine gelmek.

Bedel tutmak : Kendi yerine askerlik yapması için birini para ile tutmak.

Bir tutmak : Eşit saymak, eşit görmek.

Boş atıp dolu tutmak : Umutsuz olarak girişilen bir iş, iyi sonuç vermek.

Boya tutmak : Bir şey iyi boyanır olmak.

Burusu tutmak : Sancılanmak.

Buz tutmak : Sıvının üstünde buz oluşmak, buzla kaplanmak.

Caddeyi tutmak : Herhangi bir sebeple bir yoldan geçişi engellemek, kapamak. korkulu bir durumda başını alıp gitmek, uzaklaşmak.

Çanak tutmak : Davranışları veya sözleriyle kötü bir sonuca yol açmak.

Çarpıntısı tutmak : Heyecan, korku veya üzüntüden çarpıntı nöbeti gelmek.

Çenesini tutmak : Ağzını tutmak.

Çeşni tutmak : Ekmekçilikte una karıştırılacak suyun oranını belirtmek.

Cihanı tutmak : Her tarafa yayılmak, dünyayı tutmak.

Cin tutmak : Bir inanışa göre cinlerin etkisiyle delirmek.

Cini tutmak : Çok sinirlenmek.

Çocukluğu tutmak : Çocuksu davranışlarda bulunmak.

Damarı tutmak : Kötü huyu, aksiliği depreşmek, inatlaşmak.

Defter tutmak : İşlem veya hesapları düzenli olarak bir deftere geçirmek.

Deliliği tutmak : Delice davranmak.

Dem tutmak : Bir çalgıya başka bir çalgı veya sesle eşlik etmek.

Deniz tutmak : Deniz taşıtlarında sallantıdan etkilenmek.

Devre dışı tutmak : Konudan uzaklaştırmak, ilgilenmemesini sağlamak.

Dibini tutmak : Yemek pişerken tencerenin dibine yapışmak.

Dil tutmak : Sorguya çekmek için düşman askeri yakalamak.

Dilini tutmak : Sonunu düşünmeden gelişigüzel konuşmaktan sakınmak.

Don tutmak : Buz tutmak, donmak.

Dost tutmak : Erkek veya kadın evlilik dışı ilişki kurmak.

Duası tutmak : Duası gerçekleşmek. etkili olmak.

Dulda tutmak : Örtünmek, koruyacak biçimde sarınmak.

Dümen tutmak : Teknenin gideceği yolu gözleyerek dümeni yönetmek.

Dümeni elinde tutmak : Yönlendirici durumda olmak.

Dümenini elinde tutmak : Yönetmek, istediği yöne doğru götürmek.

Dümtek tutmak : Tempo tutmak.

Dünyayı tutmak : Çok yayılmak, her yere dağılmak.

Düşük tutmak : Az olarak belirlemek.

El etek tutmak : Tarikata girmek, derviş olmak.

El tutmak : Bir iş uzun süre uğraştırmak, vakit kaybettirmek.

El üstünde tutmak : Bir kimseye çok saygı ve sevgi göstermek.

Elde tutmak : Sahibi olsun olmasın, bir malı mülkiyeti altında bulundurmak, zilyet olmak.

Eli ayağı tutmak : Beden gücü yerinde olmak.

Eli ekmek tutmak : Geçimini kendi emeğiyle sağlayacak duruma gelmek.

Eli kalem tutmak : Yazı yazmayı bilmek. düşündüğünü güzel bir anlatımla yazmak.

Eli silah tutmak : Silah kullanabilmek.

Elinde tutmak : Kendi tekelinde bulundurmak, başkalarına kaptırmamak. bir malı satmayıp bekletmek.

Elinden tutmak : Kayırmak. yardım etmek.

Elini çabuk tutmak : Gerekli önlemi zamanında almak. bir şeyi hemen yapmak.

Et tutmak : Et bağlamak.

Eteğini tutmak : Yardım istemek.

Ev tutmak : Ev kiralamak.

Ferah tutmak : İç rahatlığını, huzurunu korumak.

Fişini tutmak : Bir kimsenin davranışlarını fiş üzerinde belirlemek.

Gelinliği tutmak : Gelinlik etmek.

Gemiyi tutmak : Gemiyi belirli bir yerde bir süre bekletmek, çalışmadan durmak.

Gıcık tutmak : Bir süre boğaz gıcıklamasına yakalanmak.

Gizli tutmak : Bir şeyi başkalarına duyurmamak, saklamak.

Gönlünü serin tutmak : Sakin, soğukkanlı olmak, hemen heyecanlanmamak.

Gözaltında tutmak : Güvenlik kuvvetleri birini belli bir süre, belli bir yerde tutmak. gözetlemek.

Gözden ırak tutmak : Görmek istememek.

Gözden uzak tutmak : Önem vermemek, arka plana itmek.

Gözetim altında tutmak : Göz önünden ayırmamak.

Gözü tutmak : Güvenmek, beğenmek.

Günlük tutmak : Her gün yaşananları, olayları ve anıları bir deftere yazmak.

Hamur tutmak : Hamur hazırlamak.

Hatırında tutmak : Unutmamak.

Hesap tutmak : Alışverişle ilgili sayıları bir yere yazmak.

Heyheyleri tutmak : Çok sinirlenmek.

Hıçkırık tutmak : Sürekli olarak hıçkırmak.

Hık tutmak : Hıçkırık tutmak.

Hor tutmak : Birine karşı küçümseyici, incitici davranışlarda bulunmak.

Hoş tutmak : Birine iyi ve sevecenlikle davranmak.

İç tutmak : Yemişin içi oluşmak.

İnadı tutmak : Çok direnmek.

İnkisarı tutmak : İlenci gerçekleşmek.

İpotek altında tutmak : Baskı altına almak. tutuda tutmak.

İş tutmak : İş yapmak, çalışmak. cinsel ilişkide bulunmak.

İse tutmak : Dumana tutup karartmak.

Işık tutmak : Bir yeri ışıkla aydınlatmak. düşüncesiyle kılavuzluk etmek, konuyu aydınlatıcı düşünceler söylemek, tutacağı yolu göstermek.

İslim tutmak : Gerekli koşulların olgunlaşmasını beklemek.

Jigolo tutmak : Yaşlı, zengin bir kadın genç bir erkekle ilişki kurmak.

Kafa tutmak : Boyun eğmemek, karşı gelmek, diklenmek.

Kafasında tutmak : Bir şeyi unutmamak, aklında tutmak.

Kan tutmak : Kan gördüğünde bayılmak. şok geçirmek.

Kapıları açık tutmak : Herhangi bir konuda ilişkiyi kesmeden anlaşma ortamını sürdürmeye çalışmak.

Kefeki tutmak : Küflenmek.

Kendini tutmak : Dayanmak, sabretmek. kendine hâkim olmak.

Kibarlığı tutmak : Bir olay karşısında genel davranışları dışında incelik göstermek.

Kısa tutmak : Bir konuyu geniş ve ayrıntılı bir biçimde vermemek. bir şeyi gerektiği kadar uzun yapmamak.

Kocakarılığı tutmak : Geçimsiz, inatçı, şirret yaşlı bir kadın gibi davranmak.

Kontrol altında tutmak : Denetlemek.

Köprübaşını tutmak : Çok önemli bir mevkiyi ele geçirmek.

Kulak tutmak : Dinlemek, işitmek istemek.

Kurşun tutmak : Kurşuna hedef olmak, kurşun değecek gibi olmak.

Kurşun yağmuruna tutmak : Çok sayıda ve sürekli kurşun atmak.

Laf tutmak : Söz dinlemek.

Lafa tutmak : Yersiz, zamansız ve sürekli konuşarak meşgul etmek, oyalamak.

Lakırtıya tutmak : Konuşarak oyalamak.

Maneviyatı kuvvetli tutmak : Karşılaşılan zorluklara dayanabilmek için güçlü olabilmek.

Matem tutmak : Yas tutmak.

Mecbur tutmak : Zorlamak, yükümlü saymak, mecbur etmek.

Mesken tutmak : Yerleşmek.

Mesul tutmak : Sorumlu görmek.

Metres tutmak : Metresle yaşamak.

Muaf tutmak : Bir ödevi, bir görevi bağışlamak, ayrıcalık tanımak.

Nabzını tutmak : Nabzını saymak için bileğini tutmak. düşüncesini, niyetini, eğilimini anlamaya çalışmak.

Niyet tutmak : Fala bakılırken olması istenilen şeyi aklından geçirmek.

Not tutmak : Biri söz söylerken başkası onun söylediklerini yazmak.

Nüfuzu altında tutmak : Söz geçirme gücünü üstün kılmak, egemenliği altında bulundurmak.

Öksürük tutmak : Sürekli ve şiddetli öksürmek.

Oruç tutmak : Oruç ibadetini yerine getirmek.

Para tutmak : Para biriktirmek.

Pas tutmak : Paslı duruma gelmek, paslanmak. çalışamaz duruma gelmek.

Projeksiyon tutmak : Bir konuyu aydınlatmak, açıklığa kavuşturmak.

Pul tutmak : Para kazanmaya başlamak.

Romatizması tutmak : Romatizma ağrıları başlamak.

Ruzname tutmak : Günlük olayları bir deftere yazıp toplamak.

Saat tutmak : Saate bakarak bir işin ne kadar sürdüğünü hesaplamak.

Saf tutmak : Belli bir gruba katılmak. saf bağlamak.

Şahit tutmak : Birini tanık olarak göstermek.

Sancısı tutmak : Tedirgin olmak. birdenbire ve şiddetli bir ağrı gelmek.

Serin tutmak : Sıcaktan etkilenmeden daha soğuk bir durumda bulundurmak.

Sıkı tutmak : Bir işte disiplinli olmak. önem vermek. sürekli olarak denetlemek, kontrol altında bulundurmak.

Sır tutmak : Bir sırrı açığa vurmamak, başkasına söylememek.

Sıtma tutmak : Ateş ve ter nöbetleriyle titremeye başlamak.

Şöhreti dünyayı tutmak : Çok tanınmak.

Sorumlu tutmak : Sorumlu saymak, mesul olarak görmek.

Söz tutmak : Söz dinlemek.

Sözünü tutmak : Öğüdüne uymak.

Tabi tutmak : Tabi kılmak.

Takım tutmak : Spor takımlarından birine gönül vermek, onun taraftarı olmak.

Taraf tutmak : Birinden yana olmak, birinin görüş ve düşüncesini desteklemek.

Tembelliği tutmak : Tembelleşmek.

Temel tutmak : Sürüp gidecek bir duruma gelmek, kökleşmek, yerleşmek. temelin kazılacağı zemin sağlam olmak.

Temiz tutmak : Bir şeyi kirletmeden, bozmadan kullanmak, temiz olmasına özen göstermek.

Tempo tutmak : El çırparak veya el ve ayaklarını bir yere vurarak bir müziğe eşlik etmek.

Tıraşa tutmak : Birini bıkkınlık verici uzun konuşmalarla oyalamak.

Tok tutmak : Açlığı uzun süre giderme veya doyurma özelliği olmak.

Topa tutmak : Üzerine topla ateş etmek. kötü eleştiri amaçlı saldırmak.

Tutarağı tutmak : Huysuzluğu depreşmek, aşırı istekte bulunmak.

Ucundan tutmak : Bir şeyle meşgul olmak, katkı sağlamak, yardımcı olmak. bir işi yeterince ilgilenmeden, önemsemeden yapmak.

Üstün tutmak : Bir kimseye, bir şeye başkasından daha çok değer vermek.

Usul tutmak : Dümtekle tempo tutmak.

Üvey evlat gibi tutmak : Horlamak, haksızlık etmek, iyi davranmamak.

Uzak tutmak : Uzakta kalmasını sağlamak.

Vaadini tutmak : Verdiği sözü yerine getirmek.

Vareste tutmak : Bir şeyi yapıp yapmamakta özgür bırakmak.

Vatan tutmak : Yurt edinmek.

Yan tutmak : Taraflardan yalnızca birini desteklemek, yansız davranmamak.

Yas tutmak : Duyulan acı ve üzüntüyü bazı davranışlarla belli etmek. çok üzülmek, yasa bürünmek, matem tutmak.

Yasını tutmak : Kötü bir olay sonunda acı ve üzüntü duymak.

Yeğ tutmak : Yeğlemek.

Yer tutmak : Yer kaplamak. önemli sayılmak, önemi olmak. yer ayırmak. işlevi ve etkisi olmak.

Yeri göğü tutmak : Her tarafı ele geçirmek, denetim altında bulundurmak.

Yerini tutmak : Bulunmayan bir nesnenin yerini almak, onu aratmamak. görevinden ayrılan birinin yaptığı işi yapabilmek.

Yol tutmak : Bir yoldan kimseyi geçirmeyecek biçimde düzen kurmak.

Yolları tutmak : Geçecek kimselere engel olmak, bırakmamak.

Yolunu tutmak : O yere doğru gitmeye başlamak.

Yom tutmak : Uğurlu saymak.

Yuhaya tutmak : Yuh çekmek.

Yükünü tutmak : Çok zengin olmak, zenginleşmek.

Yüreğini pek tutmak : Kendini korkuya kaptırmamak.

Yüz tutmak : Giderek biçim ve renk değiştirmek. yönelmek.

Zabıt tutmak : Tutanak düzenlemek.

Zar tutmak : İstediği sayıyı getirmek için zarı, atmadan önce parmaklar arasında düzene sokmak.

Zevale yüz tutmak : Bozulmaya, alçalmaya, yok olmaya başlamak.

Zinde tutmak : Genç ve diri kalmasını sağlamak.

Bulundurmak : Eksik etmemek. Var olmasını, hazır bulunmasını sağlamak.

Geçirmek : Bir gereksinimi eldeki imkânla karşılamak. Alışverişte aldatmak, kötü mal satmak, kazıklamak. Bir şeyi kendisine ayrılmış olan yere yerleştirmek, takmak. Etmek, yapmak. Tespit etmek, yazmak, kaydetmek. Birine kötü söz söylemek. Bir süre yaşamak, oturmak, kalmak. Bir işi birden çok kişi üzerinde uygulamak. Bir şeyi bir yerden başka yere taşımak, nakletmek. Hastalık bulaştırmak. Bir şeyi bir yandan öbür yana götürmek. Yola çıkan birini uğurlamaya gitmek, selametlemek, teşyi etmek. Giymek, giyinmek. Geçme işini yaptırmak, geçmesini sağlamak. Vurmak. Zaman harcamak. Herhangi bir durumu yaşamış olmak.

Yakalamak : Birdenbire etkisi altına almak. Söz, bakış veya işareti fark etmek. Bir kimseyi veya bir şeyi elle tutmak. Bir kimsenin gitmesini engellemek, durdurmak. Kaçan kimseyi ele geçirmek, derdest etmek. Tutturmak. Aynı düzeye gelmek. Bir kimseyi hoşa gitmeyecek bir durumda bulmak, bir kimsenin suçu ortaya çıkmak. Arayarak veya rastlantı sonucu bulup bağlantı kurmak. Avlamak, tuzakla ele geçirmek.

Avlamak : Tuzağa düşürmek, kurnazlıkla kandırmak. Bir avı diri veya ölü olarak ele geçirmek.

Alıkoymak : Yoksun bırakmak. Bir süre için bir yerde tutmak. Ayırıp saklamak. Mâni olmak, engel olmak. Birini, yapmakta olduğu veya yapmak istediği işten geri tutmak.

Hürriyet : Özgürlük.

Yoksun : Belli bir şeyden kendisinde olmayan, belli bir şeyin yokluğunu çeken, mahrum.

Elde : Çarpma ve toplama işlemlerinde bir sonraki sıranın rakamlarına katılacak olan sayı.

Almak : Temizlemek. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. İçine sığmak. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. Göreve, işe başlatmak. Tat veya koku duymak. Kazanmak, elde etmek. Kabul etmek. Örtmek, koymak. Çalmak. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Birlikte götürmek. Kısaltmak, eksiltmek. Başlamak. Yer değiştirmek. Soldurmak. Satın almak. Yutmak, kullanmak. Yol gitmek, mesafe katetmek. İçeri sızmak, içine çekmek. İçecek veya sigara içmek. Yolmak, koparmak. Ele geçirmek, fethetmek. Erkek, kadınla evlenmek. Sürükleyip götürmek. Kazanç sağlamak. Gidermek, yok etmek. Görevden, işten çekmek. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Bürümek, sarmak, kaplamak. İçeri girmesini sağlamak.

Yanında : Bir şeye, bir kimseye göre, nispetle.

Kaplamak : Her yanını örtmek, istila etmek. Kaplama adı verilen ince ağaç levhaları, değişik yöntemlerle hazırlanmış yüzeylere yapıştırmak. Doldurmak. Yayılıp doldurmak, etkisinde bırakmak. Çepeçevre sarmak, kuşatmak. Bir yüzeyi döşemek, başka bir nesne ile örtmek. Bir kabın, bir kılıfın, bir örtünün içine almak. Bir madeni bir başka madenle kimyasal bir yöntemle örtmek. Doldurmak. Bir kimsenin veya bir şeyin nitelikleri herkesçe bilinir olmak.

Ve : İki kelime veya iki cümle arasına girerek aralarında bir bağ olduğunu anlatan söz. Türk alfabesinin yirmi yedinci harfinin adı, okunuşu.

Desteklemek : Destek koymak. Bir kimse veya kuruluşa yardım sağlamak, müzaheret etmek. Arka olmak, arka çıkmak.

Çıkmak : Oluşmak, olmak. Yayılmak, duyulmak. Binaya kat eklemek. Ay, Güneş görünmek. Yükselmek, artmak. Artırmak, fiyatı yükseltmek. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. Büyük abdest bozmak. Süresi dolduğunda ayrılmak. Sesini yükseltmek. Meydana gelmek. Yayılmak. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. Olmak, bulunmak, var olmak. Piyasaya sürülmek. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. Verilmek. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. İçeriden dışarıya varmak, gitmek. Belirmek, tanınmak. Erişmek, görmek. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. Bitmek, büyümek, sürmek. Mal olmak. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. Gelmek. Yeni yetişip satışa sunulmak. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. Bulaşmak. Yetişecek ölçüde olmak. Harcamak zorunda kalmak. Unutmak. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. Flört etmek. Eksilmek. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. Yayımlanmak. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak. Sıyrılmak, ayrılmak. Gerçekleşmek. Vermeye katlanmak. Niteliği sonradan anlaşılmak. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. Yapılmak, yürümek. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. Giderilmek, yok olmak. Yerinden oynamak. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. Karaya ayak basmak. Bir yere ulaşmak, varmak. Ay veya mevsim geçmek.

Benimsemek : Bir şeyi kendine mal etmek, sahip çıkmak, kabullenmek, tesahup etmek. Bir şeye, birine bağlanmak, ısınmak.

Beğenmek : Benzerleri arasından birini seçip ayırmak. Onaylamak, kabul etmek, tasvip etmek. İyi veya güzel bulmak.

Yapmak : Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. Edinmek, sahip olmak. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. Dışkı çıkarmak. Bir durum yaratmak. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. Davranmak, hareket etmek. Olmak. Evlendirmek. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. Onarmak, tamir etmek. Gerçekleştirmek. Düzenli bir duruma getirmek. Olmasına yol açmak. Yol almak. Salgılamak, çıkarmak. Üretmek. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak.

Yerine : Başkasının adına. Bir şeyin veya bir kimsenin yerini almak üzere. Alegori.

Getirmek : Bir makama atamak veya seçmek. İletmek, bildirmek. Sebep olmak, ortaya çıkarmak. Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. Gelmesini sağlamak. Bir şeyi yanında veya üstünde bulundurmak. İleri sürmek. Sağlamak. Erişmek veya eriştiğini sanmak.

Uygun : Elverişli, yarar, müsait, muvafık. Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip. Orantılı, oranlı.

Gelmek : Dayanmak, tahammül etmek. Kazanılmak, sağlanılmak. Görünmek, sanılmak. Ortaya çıkmak, doğmak. İsabet etmek. İzlemek, takip etmek. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Katılmak, eklenmek. Oturmaya, ziyarete gitmek. Uymak. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Başlamak, ortaya çıkmak. Çıkmak, yönelmek. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Düşmek, rast gelmek. Belli bir zamana ulaşmak. Herhangi bir sırada bulunmak. Sonuç çıkmak. Belli bir süre dolmak. Türemek. Ulaşmak, varmak. Getirmek. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Uygun düşmek. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Akmak. Biriyle birlikte gitmek. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Kadar olmak. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Mal olmak. Olmak, -e uğramak. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil.

Olmak : Bir şeyi elde etmek, edinmek. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bulunmak. Sürdürmek, yürütmek. Yol açmak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Uymak, tam gelmek. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Geçmek, tamamlanmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Sarhoş olmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Gerçekleşmek veya yapılmak.

Kapatmak : Yayımını yasak etmek, yayımına son vermek. Herhangi bir yerin bütün masraflarını üstlenip başkalarını içeri almadan isteği doğrultusunda eğlenmek. Bir malı değerinden aşağı bir karşılıkla elde etmek. Bir kadınla nikâhsız yaşamak. Kapamak. Bitirmek, unutturmak, söz edilmesini engellemek.

Sarmak : Kucaklamak. Yumak yapmak. Hoşuna gitmek, zevkini okşamak. Sarılıp tırmanmak. Bir şeyi başka bir şeyin içine koyup onunla kaplamak. Bir görev veya işin yerine getirilmesini başkasına yüklemek. Kuşatmak, çevirmek, ihata etmek. Yayılıp etkisi altına almak, kaplamak. Dolayında yer almak. Çevresini çevirmek, çepeçevre dolanmak, çevrelemek. Örtmek. Saldırmak, hücum etmek. Şerit, ip vb. şeyler dolaşmak. Taşıt tırmanmak, yükseğe doğru çıkmak. Kâğıt veya bir bitki yaprağıyla dürmek. Sözle saldırmak, tedirgin etmek.

Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.

Kiralamak : Kiraya vermek. Kira ile tutmak. Birini belli bir ücretle belirli bir süre çalıştırmak.

Ulaşmak : Varmak, gelmek. Yetişmek. Birbirine katılmak, dökülmek. Elde etmek, erişmek.

Varmak : Hoş olmayan bir sona ermek. Acımadan, çekinmeden yapmak. Bir şeyi iyice anlamak veya duymak. Belli bir duruma veya düzeye gelmek. Bir durumdan başka duruma geçmek. Kadın, evlenmek. Erişilmek istenen yere ayak basmak, ulaşmak, vasıl olmak.

Uğramak : Kötü duruma konu olmak. Cin, peri çarpmak. Yola devam etmek üzere, bir yerde kısa bir süre kalmak. Bir yerin yanından, yakınından, içinden geçmek. Yaklaşmak. Fırlayarak çıkmak, hızla çıkmak.

Herhangi : Belli olmayan, özellikleri iyice bilinmeyen, rastgele.

Bir : Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Aynı, benzer. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Beraber. Tek. Bir kez. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Eş, aynı, bir boyda. Sayıların ilki. Sadece. Bu sayı kadar olan. Ancak, yalnız.

Varsaymak : Bir olgunun sonuçlarından yararlanabilmek, bu sonuçlar üzerine düşünce üretebilmek için onu olmuş veya olacak saymak, farz etmek.

Farz : Müslümanlıkta, özür olmadıkça yapılması zorunlu, yapılmaması günah sayılan ibadet. Yapmak zorunda kalınan şey, boyun borcu.

Etmek : Demek, söylemek. Kötülükte bulunmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak. Bulmak, erişmek. Eşit değer kazanmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Bir işi yapmak. Herhangi bir değerde olmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak.

Hedef : Yapılması tasarlanan iş, amaç. Nişan alınacak yer, nişangâh. Varılacak yer, ulaşılacak son nokta.

Saymak : Herhangi bir sıraya koymak, herhangi bir sırada yer aldığını kabul etmek. Geçer tutmak. Önemsemek. Herhangi bir şey, yerine koymak veya herhangi bir şey gözüyle bakmak, addetmek. Varsaymak, tutmak, farz etmek. Gibi görmek, kabul etmek. Bir şeyin kaç tane olduğunu anlamak için bunları birer birer elden veya gözden geçirmek, sayısını bulmak. Arka arkaya söylemek, sıralamak. Sayıları arka arkaya söylemek. Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı dolayısıyla bir kimseye değer vermek, hürmet etmek. Hesaba katmak, dikkate almak. Ödemek, peşin vermek.

Yaklaştırmak : İki şeyi birbirine yakın duruma getirmek. Aralarında sıkı ilgi veya duygusal bağın oluşmasına sebep olmak. Bir şeyi kendine yakın duruma getirmek.

Kullanmak : Giymek, takmak. Amacına ulaşmak için birinden veya bir şeyden yararlanmak, onu amacına alet etmek, sömürmek, istismar etmek. Harcamak, sarf etmek. Araç veya aleti işletmek, yönetmek. Kelimeyi yazmak, söylemek. Bir şeyden belli bir amaçla yararlanmak. Bir kimseyi bir hizmette bulundurmak, çalıştırmak. Bir şeyin gereklerini yerine getirmek. İşletmek, değerlendirmek. Sigara, içki vb. şeylere alışmış olmak, içmek.

Bağlamak : Geçişi engellemek. Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak. Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. Anlaşma yapmak. Gönlünü kazanmak. Uyulması zorunlu olmak. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak. Düğümlemek. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. Birini söz veya yazı ile bağlamak, taahhüt etmek, angaje etmek. Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek. Bir şeyi bir yere veya bir şeye tutturmak. Denk yapmak, paket yapmak.

Vermek : Doğurmak. Bırakmak veya bağışlamak. Ondan bilmek, atfetmek. Dayamak. Kazandırmak, katmak. Yaymak. Sahip olmasını sağlamak. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. Bitki ve ağaç, ürün üretmek. Satmak. Herhangi bir duruma yol açmak. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. Tespit etmek. Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek. Ayırmak, harcamak. Hepsini herhangi bir duruma sokmak. Ödemek. Cinsel yönden kendisini kullandırmak.

İş : Dumanın değdiği yerde bıraktığı kara leke. Sürme. Yakıtın tam yanmamasından oluşan, dumanla yükselen kömürleşmiş tanecikler.

Sürmek : Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak. Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek. Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak. Devam etmek. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek, nefyetmek. Olmaya devam etmek. Zaman geçmek. Herhangi bir durum içinde bulunmak. Önüne katıp götürmek. Uzatmak, ileri doğru itmek. Zaman almak. Pulluk veya sabanla toprağı işlemek. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek. Yönetip yürütmek, sevk etmek. Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak. Dokundurmak, değdirmek.

Zaman : Dönem, devir. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Çağ, mevsim. Belirlenmiş olan an. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri.

Çıkmaz : Çözüme ulaşmayan, çözüm yolu olmayan. Sonu kapalı, çıkış yeri olmayan, hiçbir yere ulaşamayan yol, sokak.

İçin : Özgü, ayrılmış. Süre belirten bir söz. Uğruna, yoluna. -den dolayı, -den ötürü. Ant deyimleri yapan bir söz. Neden ve sonuç belirten bir söz. Hakkında. Amacıyla, maksadıyla. Oranla, göz önünde tutulursa. Karşılığında, karşılık olarak. Düşüncesince, kendince, göre.

Uzatmak : Süreyi artırmak, temdit etmek. Germek. Bir şeyi vermek için birine yöneltmek. Vermek, göndermek. Başı, kolları veya bacakları bir yere yöneltmek. Uzamasına sebep olmak, uzamasını sağlamak. Konuşmayı, tartışmayı sürdürmek.

Sunmak : Bir büyüğe veya nezaket gereğince bir kimseye bir şeyi vermek, arz etmek, yollamak, göndermek, takdim etmek. Tanıtmak, bilgi vermek amacıyla çeşitli yöntemler kullanarak bir konuyu dinleyenlere aktarmak. Radyoda, televizyonda, bir eğlence yerinde programı takdim etmek.

İşgal etmek : İşten alıkoymak, oyalamak. uğraştırmak. bir yeri ele geçirmek.

İşgal : Bir kimseyi işten alıkoyma, engelleme, oyalama. Bir yeri geçici bir süre için ele geçirme. Uğraştırma. Bir yeri ele geçirme.

İzlemek : Birinin veya bir şeyin arkasından gitmek, takip etmek. Zaman, süre, sıra vb. bakımından gelmek, arkasından gelmek, arkasında olmak. Bir şeye uymak, bağlı olmak. Belirli bir yönde gitmek. Gözlemek, incelemek. Belirli bir tutum, davranış veya düşünceyi benimsemek. Eğlenmek, görmek, öğrenmek için bakmak, seyretmek. Herhangi bir olayla ilgilenmek. Bir olayın gelişimini gözden geçirmek.

Bürümek : Sarmak, kaplamak, örtmek, basmak, istila etmek. Çok, güçlü etkilemek.

Asılmak : Hızla eline almak. Bir yere tutunup sarkmak. Karşı cinsin ilgisini çekmek için rahatsız edici davranışlarda bulunmak. Asma işi yapılmak veya asma işine konu olmak. Sonuna kadar mücadele etmek. Bir şey isterken karşısındakini tedirgin edecek derecede üstelemek, ısrar etmek, ileri gitmek. Boynuna ip geçirip sallandırılarak öldürülmek, idam edilmek. Tutup çekmek.

Kuvvetlice : (kuvvetli'ce) Güçlü bir biçimde. Oldukça güçlü, kuvvetli.

Sarılmak : Bütün gücü ile ele almak. Hemen yapmaya koyulmak, girişmek. Bir şeyin üzerine bir veya birkaç kez dolanmak. Büyük bir istekle kendini vermek, benimsemek. Sarma işi yapılmak. Kollarını dolamak, kucaklamak.

Sağlamak : Elde etmek, sahip olmak. Öndeki aracın sağından ilerleyerek önüne geçmek. Bir işlemin doğruluğunu ortaya koymak. Bir işin olması için gerekli durumu, şartları hazırlamak, temin etmek.

Biriktirmek : Öğrenme, yarar sağlama vb. sebeplerle bazı nesneleri bir araya getirmek, koleksiyon yapmak. Bir şeyi ölçülü kullanarak artırmak, tasarruf etmek. Toplayıp yığmak.

Tasarruf : Bir şeyi istediği gibi kullanma yetkisi, kullanım. Tutum. Para biriktirme, artırım.

Durdurmak : Durmasını sağlamak.

Blokaj : Bankacılıkta bir varlığın yetkili otoritelerin izni olmadan sahibi tarafından kullanılamaması durumu. Sivri taşların toprak zemine dikine çakılarak üzerine beton dökülmesiyle yapılmış olan dolgu. Bir şeyin hareketine engel olma, hareketini durdurma. Bloke etme işi.

Başlamak : Çalışır, işler, yürür duruma girmek. Olmak, oluşmak, ortaya çıkmak, doğmak. Görünmek. Bir işe girişmek, harekete geçmek. Etkisini göstermek.

Şey : Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, belirsiz anlamda bir söz. Nesne, madde.

Düşünmek : Tasarlamak. Bir şeye karşı ilgili ve titiz davranmak. Tasalanmak, kaygılanmak. Farz etmek. Bir sonuca varmak amacıyla bilgileri incelemek, karşılaştırmak ve aradaki ilgilerden yararlanarak düşünce üretmek, zihinsel yetiler oluşturmak, muhakeme etmek. Aklından geçirmek, göz önüne getirmek. Akıl etmek, ne olabileceğini önceden kestirmek. Zihniyle arayıp bulmak.

Tutmak kapmak : Atıp tutmak.

Tutmak ile ilgili Cümleler

  • Onu temiz kokulu tutmak için buzdolabında bir kutu kabartma tozu tut.
  • Bir sürü işim yok ama bu hafta beni ofiste tutmak için yeterli.
  • Önemli olan bunu akılda tutmak.
  • Polisin Tom'u tutmak için yeri yok.
  • Ali bisikletini garajımda tutmak istedi.
  • Tom'un bütün yapmak istediği balık tutmak.
  • Ali şeyleri oldukları gibi tutmak istiyor.

Diğer dillerde Tutmak anlamı nedir?

İngilizce'de Tutmak ne demek? : v. hold, hold up, get hold of, seize, catch, keep, take, favor, favour [Brit.], support, stick to, affect, abide by, add up to, bespeak, bind, book, charter, check, choke, choke back, choke down, choke off, claw hold of, clench, clutch, cog, cohere

Fransızca'da Tutmak : tenir, attraper, saisir, retenir, (yerzaman) occuper, arrêter, soutenir, engager, mettre la main sur qn, aborder, appréhender, atteindre, intercepter, plaider, porter, prendre

Almanca'da Tutmak : v. anfassen, angreifen, anhalten, ankleben, anpacken, aufgreifen, belegen, besetzen, betragen, einfangen, erfassen, ergreifen, erhaschen, fangen, fassen, festhalten, greifen, halten, kaschen, packen, verhalten, zurückhalten

adj. befallen

Rusça'da Tutmak : v. держать, удерживать, сдерживать, занимать, брать, держаться, хватать, схватывать, ловить, вылавливать, выуживать, задерживать, застигать, дотрагиваться, нанимать, снимать, вербовать, заполнять, составлять, присоединять, предполагать, соблюдать, хранить, поддерживать, преграждать, начинат