Tutulmak nedir, Tutulmak ne demek

  • Tutma işi yapılmak veya tutma işine konu olmak.
  • Birine tutkun olmak, sevmek.
  • Tutuk duruma gelmek.
  • Ay ve Güneş, tutulma olayına uğramak.
  • Bir organ veya bir şey hareket edemez olmak
  • Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncu yakından izlenmek, tutulmak, markaja alınmak.
  • Yakalanmak.
  • Ünlü olmak, meşhur olmak.
  • Kapatılmak, sarılmak.

"Tutulmak" ile ilgili cümle

  • "Hastalığa tutulduğu sıralarda bir sabun fabrikasında çalışıyordu." - N. Cumalı
  • "Barba Manol kafayı iyice dumanladıktan sonra, iki bacağının nasıl tutulduğunu anlattı." - Halikarnas Balıkçısı
  • "Ömer Abit Hanı'nda bir yazıhane kiralanmış, aylıkla bir otomobil tutulmuştu." - E. E. Talu
  • "Kaçmayı düşündüklerinde sokağın iki çıkışının da tutulduğunu gördüler." - İ. O. Anar

Yerel Türkçe anlamı:

1.Âşık olmak. 2.Felç olmak.

Tiyatro'daki terim anlamı:

Oyuncunun söyleyeceklerini unutması.

Diğer sözlük anlamları:

[Bakınız: dutulmak]

İngilizce'de Tutulmak ne demek? Tutulmak ingilizcesi nedir?:

dry-up

Tutulmak tanımı, anlamı:

Tutulma : Halk tarafından sevilme, ünlü olma, iyi tanınma, popülarite. Tutulmak işi. Bir gök cisminin, araya başka bir cismin girmesiyle bütününün veya bir bölümünün görünmez duruma gelmesi olayı.

Ağzı dili tutulmak : Konuşamamak. beklenmedik bir durum karşısında heyecanlanmak, hayranlık duymak.

 

Buhrana tutulmak : Buhran geçirmek.

Cezbeye tutulmak : Bir duygu veya bir inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçmek.

Dili tutulmak : Sevinç, korku, şaşkınlık vb. sebeplerle birdenbire söz söyleyemez olmak.

Diliyle tutulmak : Suçunu, kendi konuşması ile açığa vurmak.

Gözden ırak tutulmak : Önem verilmemek, değersiz bulmak.

Ispazmoza tutulmak : Aşırı derecede titremeye başlamak.

Kendi ağzıyla tutulmak : Suçu, yalanı veya iddiasının yanlışlığı kendi sözüyle ortaya çıkmak.

Nutku tutulmak : Korkudan, şaşkınlıktan ve öfkeden konuşamaz olmak.

Sinir buhranına tutulmak : Bunalım geçirmek.

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak : Güç bir durumdan kurtulayım derken daha kötüsüyle karşılaşmak.

Tutma : Bazı takım oyunlarında ayakla veya vücutla karşı takım oyuncusunun hareketine engel olma, markaj. Yanaşma. Tutmak işi. Destekleme.

Yapılmak : Gerçekleştirilmek, ortaya çıkarılmak. Yapma işine konu olmak.

Güneş : Güneş ışınlarının ve ısısının etkilediği ortam. Gezegenlere ve yer yuvarlağına ışık ve ısı veren büyük gök cismi.

Olay : Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka. Önemli tarihsel olgu, fenomen.

 

Uğramak : Yola devam etmek üzere, bir yerde kısa bir süre kalmak. Yaklaşmak. Fırlayarak çıkmak, hızla çıkmak. Kötü duruma konu olmak. Cin, peri çarpmak. Bir yerin yanından, yakınından, içinden geçmek.

Ünlü : Ses yolunda bir engele çarpmadan çıkan ses, sesli, sesli harf, vokal: a, e, ı, i, o, ö, u, ü. Ün salmış olan, şöhretli, meşhur, şanlı, namlı, namdar, anlı şanlı.

Meşhur : Ünlü, tanınmış, herkesçe bilinen, angın (kimse).

Olmak : Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Sarhoş olmak. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Yol açmak. Gerçekleşmek veya yapılmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Herhangi bir durumda bulunmak. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Yitirmek, elinden kaçırmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Uymak, tam gelmek. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Geçmek, tamamlanmak. Sürdürmek, yürütmek. Bulunmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak.

Tutuk : Durgun, çekingen, sıkılgan. Sıkıntılı. Olması gereken gibi olmayan. Kapalı, tıkalı. Eski işlevini göremez duruma gelmiş. Tutuklu. Bir organ hareket edemez olmuş. Akıcı, rahat konuşamayan. Kısılmış, kesik.

Gelmek : Akmak. Başlamak, ortaya çıkmak. Biriyle birlikte gitmek. Ortaya çıkmak, doğmak. Belli bir süre dolmak. Olmak, -e uğramak. Kadar olmak. Düşmek, rast gelmek. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. İzlemek, takip etmek. Uymak. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Türemek. Dayanmak, tahammül etmek. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Ulaşmak, varmak. Belli bir zamana ulaşmak. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Görünmek, sanılmak. Kazanılmak, sağlanılmak. Getirmek. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Mal olmak. Oturmaya, ziyarete gitmek. Herhangi bir sırada bulunmak. Katılmak, eklenmek. İsabet etmek. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Uygun düşmek. Sonuç çıkmak. Çıkmak, yönelmek. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil.

Kapatılmak : Bir yerde tutulmak, hapsedilmek. Ortadan kaldırılmak, feshedilmek. Kapatma işine konu olmak veya kapatma işi yapılmak.

Sarılmak : Büyük bir istekle kendini vermek, benimsemek. Hemen yapmaya koyulmak, girişmek. Bir şeyin üzerine bir veya birkaç kez dolanmak. Bütün gücü ile ele almak. Sarma işi yapılmak. Kollarını dolamak, kucaklamak.

Tutkun : Bir şeye alışmış, bağlanmış, düşkün. Gönül vermiş, meftun, meclup.

Sevmek : Okşamak. Yerini, şartlarını uygun bulmak. Sevgi ve bağlılık duymak. Çok hoşlanmak. Birine sevgiyle bağlanmak, gönül vermek.

Yakalanmak : Karşılaşmak istenilmeyen birine veya kötü bir duruma tutulmak. Birinin kendisini zor duruma düşürecek bir şeyi, bir suçu ortaya çıkmak. Bir hastalığa tutulmak. Yakalama işi yapılmak, ele geçirilmek.

Tutulmak ile ilgili Cümleler

  • Olağandışı düşük ısılar bu yıl düşük kaliteli pirinç hasatından sorumlu tutulmaktadır.
  • Birisi sorumlu tutulmak zorunda.
  • Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak gibi.

Diğer dillerde Tutulmak anlamı nedir?

İngilizce'de Tutulmak ne demek? : n. have a crush on smb.

v. be held, be taken, be at a premium, be in a request, make a hit, attack, attaint, catch on, come in, come up, drop, be enamored of, go into, incur, indulge, smite, be smitten with, stiffen, be stuck, be stuck on, be taken with

Fransızca'da Tutulmak : être saisi; être arrête, être tenu; être paralysé; se formaliser, se vexer, s'éprendre

Almanca'da Tutulmak : adj. befallen

Rusça'da Tutulmak : v. попадать, затрагиваться, преграждаться, заражаться, влюбляться, попасть, заразиться, влюбиться