Uğramak nedir, Uğramak ne demek

  • Yola devam etmek üzere, bir yerde kısa bir süre kalmak.
  • Cin, peri çarpmak.
  • Fırlayarak çıkmak, hızla çıkmak
  • Kötü duruma konu olmak.
  • Yaklaşmak.
  • Bir yerin yanından, yakınından, içinden geçmek.

"Uğramak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Zelzele çığlığıyla beraber hepsi evden dışarı uğradılar." - M. Ş. Esendal
  • "Karaya uğramak, her denizci gibi cinine gidiyordu." - Halikarnas Balıkçısı
  • "Öldüreceğiz diyenlere karşı, ölmeyeceğiz diye harbe girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye uğramadıkça harp bir cinayettir." - Atatürk
  • "Erkek misafir geldiği zaman Despina'dan başka kimse salona, kapının yanına uğramayacaktı." - Ö. Seyfettin
  • "Ona kapıdan şöyle bir uğramak isterdim." - H. Taner

Yerel Türkçe anlamı:

Yerinden fırlayıp çıkmak: Gözleri dışarıya uğradı.

Hastalığa tutulmak: Çocuk sarılığa uğradı.

Cine, şeytana çarpılmak.

Diğer sözlük anlamları:

Karşılaşıp geçmek, uzaklaşmak.

Üstüne varmak, birden hücum etmek, saldırmak.

Tesadüf etmek, raslamak, rast gelmek.

Uğramak kısaca anlamı, tanımı:

Uğrama : Uğramak işi.

Affa uğramak : Bağışlanmak.

Ağır kayba uğramak : Maddi ve manevi büyük zarar görmek.

Akamete uğramak : Başarısız olmak, sonuçsuz kalmak.

Akıbetine uğramak : Birinin içinde bulunduğu kötü duruma benzer bir duruma düşmek.

 

Başarısızlığa uğramak : Başarısız olmak.

Baskına uğramak : Düşmanın beklenmedik bir saldırısıyla karşılaşmak. beklenmedik bir zamanda konuklar gelmek. bir yerde suçüstü yakalanmak.

Batkıya uğramak : Hüsranla karşılaşmak.

Bozguna uğramak : Yenilip perişan olmak, dağılmak, hezimete uğramak.

Bozuntuya uğramak : Şaşkınlığa kapılmak.

Damlaya uğramak : Yüreğine inmek, felç olmak.

Değer düşümüne uğramak : Değersizleşmek.

Dumura uğramak : Körelmek.

Düş kırıklığına uğramak : Beklediği sonucu alamamak.

Erozyona uğramak : Değer veya saygınlık kaybetmek. aşınmak.

Felce uğramak : Bir iş yarım kalmak, yürümez duruma gelmek, tam olarak durmak.

Gadre uğramak : Haksız davranışlarla karşı karşıya gelmek.

Gazaba uğramak : Güçlü bir kimsenin hışmına uğramak.

Haksızlığa uğramak : Adalete aykırı bir duruma düşmek, haksızlıkla karşılaşmak.

Hasara uğramak : Yıkılmak. zarar görmek, harap olmak.

Hayal kırıklığına uğramak : Çok istenilen veya umulan bir şeyin gerçekleşmemesinden üzüntü duymak.

Hezimete uğramak : Bozguna veya büyük bir yenilgiye uğramak.

Hüsrana uğramak : Beklenilen sonucun elde edilememesi sebebiyle çok üzülmek, acı çekmek.

İftiraya uğramak : Kasıtlı ve asılsız suç yüklenmek.

İhanete uğramak : Aldatılmak, sadakatsizlik görmek.

İnkıraza uğramak : Batmak, dağılmak, çökmek, yok olmak.

İnkıtaya uğramak : Kesilmek.

Kahır yüzünden lütfa uğramak : Birine kötülük olsun diye yapılmış olan iş, onun iyiliğine olmak.

Kazaya uğramak : Kaza geçirmek.

Kesintiye uğramak : Bir süre için durmak.

Korktuğuna uğramak : Korktuğu başına gelmek.

 

Mide fesadına uğramak : Çok ve çeşitli yiyecekler yemekten midesi bozulmak.

Muzipliğine uğramak : Aldatılmak, şakaya hedef olmak.

Saldırıya uğramak : Saldırı karşısında kalmak, tecavüze uğramak.

Sekteye uğramak : Kesilmek, kesintiye uğramak.

Tahkire uğramak : Hakaret görmek.

Tecavüze uğramak : Tecavüzle karşı karşıya kalmak.

Yenilgiye uğramak : Yenilmek, mağlup olmak.

Zaafa uğramak : Eksikliği, yetersizliği belli olmak.

Zarara uğramak : Parasal kayba uğramak. kötü bir durumla karşılaşmak.

Devam : Bir yere belli bir amaçla, gereken zamanlarda gitme. "Kesme, sürdür" anlamında kullanılan bir söz. Ek, parça. Sürme, sürüp gitme, kesilmeme, bitmeme.

Yakın : Aralarında sıkı ilgi bulunan. Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan. Benzeyen, andıran, yaklaşan. Uzak olmayan yer. Uzak olmadan. Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba. Az bir ara ile ayrılmış olan (zaman veya yer), uzak karşıtı. Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan.

Geçmek : Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak. Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak. Kullanımda olmak, tedavülde olmak. Sürümü olmak, satılmak. Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek. Etki yapmak, işlemek. Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. Bir duruma uğramak, konu olmak. Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak. Zamanı aşmak, geride bırakmak. Yaşamak. Kabul edilemez olmak. Hastalık bulaşmak, sirayet etmek. Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek. Üstünlük sağlamak. Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek. Bırakmak, vazgeçmek. Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak. Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek. Geride bırakmak, aşmak. Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak. Görev almak. Bir yerden başka bir yere gitmek. Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak. Söylemeden veya bitirmeden atlamak. Bir yere gidip oturmak. Kalmak, devrolmak. Sönmek. Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek. Yerini bırakıp başka yer almak. Yazılmak, girmek. Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek. Harcamak. Birinden meşk etmek. Tükenmek, bitmek, sona ermek. Çekiştirmek, yermek. Bir yandan girip diğer yandan çıkmak. Okulda, sınavda başarı göstermek.

Çıkmak : Eksilmek. Meydana gelmek. Olmak, bulunmak, var olmak. Büyük abdest bozmak. Niteliği sonradan anlaşılmak. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. Ay, Güneş görünmek. Sıyrılmak, ayrılmak. Bir yere ulaşmak, varmak. Bulaşmak. Yayılmak, duyulmak. Gelmek. Yayımlanmak. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. Yetişecek ölçüde olmak. Karaya ayak basmak. Vermeye katlanmak. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. Erişmek, görmek. Binaya kat eklemek. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. Süresi dolduğunda ayrılmak. Oluşmak, olmak. Yapılmak, yürümek. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak. Gerçekleşmek. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. Belirmek, tanınmak. Verilmek. Yayılmak. Giderilmek, yok olmak. Bitmek, büyümek, sürmek. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. Unutmak. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. İçeriden dışarıya varmak, gitmek. Harcamak zorunda kalmak. Mal olmak. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. Artırmak, fiyatı yükseltmek. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. Ay veya mevsim geçmek. Sesini yükseltmek. Yeni yetişip satışa sunulmak. Yerinden oynamak. Yükselmek, artmak. Piyasaya sürülmek. Flört etmek.

Durum : Duruş biçimi, konum, tavır. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl.

Yaklaşmak : Arada az bir aralık kalacak biçimde ilerlemek, aradaki uzaklığı azaltmak veya büsbütün ortadan kaldırmak için ileri gitmek. Bir konuyu, bir sorunu ele alarak değerlendirmek. Yakınlaşmak. Benzemek, andırmak, uygun olmak.

Peri : Doğaüstü güçleri olduğuna inanılan, hayal ürünü varlık. Çok güzel, alımlı, becerikli kadın.

Hızla : Çabucak.

Kötü : Aşırı, çok. Zararlı, tehlikeli. Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. Korku, endişe veren. İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı. Kaba ve kırıcı.

Konu : Konuşmada, yazıda, eserde ele alınan düşünce, olay veya durum, mevzu, süje. Üzerinde konuşulan şey, bahis.

Olmak : Yitirmek, elinden kaçırmak. Sarhoş olmak. Bir kuruluşla, örgütle ilgili bulunmak, mensup olmak. Uymak, tam gelmek. Yol açmak. Meydana gelmek, varlık kazanmak, vuku bulmak. Bir olayla karşılaşmak, başına kötü bir şey gelmek. Gerçekleşmek veya yapılmak. Sürdürmek, yürütmek. Bir ad veya sıfatın belirttiği durumu almak. Yetişmek, olgunlaşmak. Bir şeyi elde etmek, edinmek. Bulunmak. Yaklaşmak, gelip çatmak. Bir görev, makam, san veya nitelik kazanmak. Bir şey, birinin mülkiyetine geçmek. Hazırlanmak, hazır duruma gelmek. Sıfat-fiil eki almış kelimelerle birlikte başlama, bitirme vb. bildiren fiilleri oluşturur. Bir yerde doğmuş, yaşamış olmak. Ek fiilin geniş zamanı olan -dır (-dir) anlamında kullanılan bir söz. Geçmek, tamamlanmak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Herhangi bir durumda bulunmak. Hastalığa yakalanmak, tutulmak. Uygun düşmek, yerinde görülmek.

Cin : Masallarda göze görünmeyen, türlü biçimlere girebilen, iyilik de kötülük de yapabilen yaratık. Akıllı, zeki, uyanık kimse. Dinî inanışa göre duyularla kavranamayan, insanlar gibi irade ve anlama yeteneğine sahip, ilahi emirlere uymakla yükümlü tutulan yaratık. Pamuklu, kalın kumaştan giysi veya pantolon. Buğday, arpa, yulaf vb.nden elde edilen ve ardıçla kokulandırılan bir alkollü içki türü, ardıç rakısı.

Çarpmak : Kalp, hızlı hızlı vurmak. Etkisiyle birdenbire hasta etmek. Biri çarpılan, öbürü çarpan denilen iki sayı verildiğinde çarpanı çarpılandaki birim kadar çoğaltarak çarpım adı verilen bir üçüncü sayıyı elde etmek, darp etmek. Hızla değmek, vurmak. Varlığına inanılan bir gücün öfkesine uğramak. El çabukluğu ile çalmak, dolandırarak elde etmek. Kurnazlıkla ele geçirmek. Çekiciliğiyle etkilemek, şaşırtmak.

Uğramak ile ilgili Cümleler

  • Uğramak zorunda olmadığını sana söyledim.
  • Ali ve Mary uğramak istiyor.
  • Sadece selam vermek için uğramak istedim.
  • Uğramak ve nasıl olduğunu görmek istiyordum.
  • Tom'un bir ziyaret için uğramak isteyip istemediğini göreceğiz.
  • Geç olduğunu biliyorum ama uğramak ister misin?
  • Tom'a bu gece uğramak için çok yorgun olduğumuzu söyle.
  • Uğramak ve oynamak ister misin?
  • Ali Boston'da iken bazı eski arkadaşlara uğramak istediğini söyledi.
  • İş için değişime uğramak zorundayım.

Diğer dillerde Uğramak anlamı nedir?

İngilizce'de Uğramak ne demek? : v. stop by, visit, call on, call upon, come by, drop in, drop in on, put in an appearance, experience, fall into, meet, receive, undergo, call at, come over, come round, drop around, incur, look up, run against, run in, stop in, sustain

Fransızca'da Uğramak : essuyer, subir, passer, prendre, être saisi, s'arrêter, s'exposer, (gemi) faire relâche, (ta

Almanca'da Uğramak : v. vorbeigehen, widerfahren

Rusça'da Uğramak : v. заходить, заглядывать, заворачивать, забег`ать, заезжать, заскакивать, забредать, проходить, подвергаться, претерпевать, терпеть, выбегать, выскакивать, ходить, зайти, заглянуть, завернуть, заехать, заскочить, пройти, подвергнуться, претерпеть, вытерпеть, потерпеть, выбежать, выскочи