Uzak nedir, Uzak ne demek

Uzak; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Uzak" ile ilgili cümle

  • "Ne iyi! Sizinle birlikte uzak şeylerden bahsedebileceğiz." - P. Safa
  • "Sevgililerin birbirine kavuşması gerçekleşmeyecek bir uzak umut olarak gözükür." - M. And
  • "Uzak bir gelecekte neler olacağı bilinmez."
  • "O böyle işlerden pek uzaktır."
  • "Muallâ, uzaklardan bir ses duyar gibi oldu." - P. Safa
  • "Fazla uzağa gitme."

İngilizce'de Uzak ne demek? Uzak ingilizcesi nedir?:

remote

Uzak anlamı, tanımı:

Uzak durmak : Yaklaşmamak, karışmamak.

Uzak düşmek : Uzak olmak, uzak bulunmak.

Uzak kalmak : Uzakta bulunmak.

Uzak tutmak : Uzakta kalmasını sağlamak.

Uzağı görmek : İleride ne olacağını kestirmek.

Uzaklara gitmek : Gözleri dalmak, dalıp gitmek. konudan ayrılmak.

Uzak akraba : Yakınlığı, ilgi derecesi az olan akraba, uzaktan akraba, dış kapının manadalı.

Uzak ara : Yarışta aradaki mesafeyi uzun tutarak.

Uzak benzeşme : Bir kelimede bir sesin uzakta bulunan başka bir sesi etkilemesi: Etmek ekmek, tepme tekme gibi.

Uzak benzeşmezlik : Bir kelimede yan yana bulunmayan iki aynı sesten birinin değişikliğe uğraması: Kehribar kehlibar, fincan filcan gibi.

 

Uzak doğu : Asya'nın doğu ve güneydoğusu.

Uzak göçüşme : Yan yana bulunmayan ünsüzlerin yer değiştirmesi, uzak metatez: ödünç öndüç, lanet nalet, zerdali zeldari vb.

Uzak görüş : İleride olabilecekleri düşünme ve sezme.

Uzak metatez : Uzak göçüşme.

Uzak yol kaptanı : Her türlü büyüklükteki gemiyi Kızıldeniz ve Cebelitarık dışında kullanma, çalıştırma yetkisine sahip kaptan.

Yedi gömlek uzak : Soyca veya yakınlık bakımından bir hayli uzak.

Uzak görüşlü : Uzak görüş sahibi olan (kimse).

Uzak görüşlülük : İleride, gelecekte olabilecekleri düşünme ve sezme gücü.

Uzaklanma : Uzaklanmak durumu veya biçimi.

Uzaklanmak : Nazlanmak.

Uzaklaşılma : Uzaklaşılmak durumu.

Uzaklaşılmak : Uzaklaşma işi yapılmak.

Uzaklaşma : Uzaklaşmak durumu.

Uzaklaşmak : Bir şeyden, bir yerden veya kimseden ayrılıp uzağa gitmek. Yabancılaşmak, ilgisi azalmak.

Uzaklaştırılma : Uzaklaştırılmak işi.

Uzaklaştırılmak : Görevden alınmasını sağlamak. Uzaklaşması sağlanmak.

Uzaklaştırma : Uzaklaştırmak işi.

Uzaklaştırmak : Çıkarmak, ayırmak. Uzağa götürmek. Yabancılaştırmak, ilgisiz bırakmak.

Uzaklık : İki nokta arasındaki uzay ölçümü, mesafe. Uzak olma durumu, ıraklık.

 

Uzaksama : Uzaksamak işi, istibat.

Uzaksamak : Uzak saymak, istibat etmek.

Uzaktan akraba : Uzak akraba.

Uzaktan eğitim : Öğrenci ile öğretmenin yüz yüze olmadan çeşitli iletişim araçları kullanılarak belli bir merkezden yapılmış olan eğitim biçimi.

Uzaktan kumanda : Televizyon, müzik seti vb. aletleri, otomobil, oyuncak otomobil vb. araçları belli bir uzaklıktan çalıştırmaya yarayan kablosuz alet. Kişiyi veya grubu dışarıdan yönlendirme.

Uzaktan kumanda etmek : Kişiyi veya grubu dışarıdan yönlendirmek.

Uzaktan merhaba : Yakın ahbaplık bulunmadığını veya istenmediğini anlatan bir söz.

Uzaktan uzağa : Birazcık, az buçuk, tam olmayarak. İlgisi az olan. Çok uzakta.

Uzaktan yakından : Herhangi bir bakımdan.

Açısal uzaklık : İki cismi gözlemciye birleştiren doğrular arasındaki açı.

Başucu uzaklığı : Gökyüzünde verilen bir nokta veya yıldızın başucu noktasından açısal uzaklığı.

Davulun sesi uzaktan hoş gelir : "işin içinde olmayanlar o işi kolay veya kârlı sanırlar" anlamında kullanılan bir söz.

Görevden uzaklaştırmak : Yapmakta olduğu görevi üzerinden almak, el çektirmek.

Gözden uzak tutmak : Önem vermemek, arka plana itmek.

Gözden uzaklaşmak : Ayrılıp başka yere gitmek, görünmez olmak.

Karı koca bir sözle yakın bir sözle uzaktır : "bir kadınla bir erkek, birbirlerine bağlandıklarını bildiren bir sözle karı koca olurlar, böyle bir bağın kalmadığını bildiren bir sözle de yabancı olurlar" anlamında kullanılan bir söz.

Gidilme : Gidilmek işi.

Irak : Uzak. Klasik Türk müziğinde, aynı adla anılan ve kalın fa diyez notasını andıran perdedeki makamlardan biri.

Yakın : Az bir ara ile ayrılmış olan (zaman veya yer), uzak karşıtı. Uzak olmadan. Aralarında sıkı ilgi bulunan. Benzeyen, andıran, yaklaşan. Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan. Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba. Uzak olmayan yer. Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Zaman : Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Belirlenmiş olan an. Çağ, mevsim. Dönem, devir. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri.

Yetişme : Yetişmek işi.

Çok : Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı. Aşırı bir biçimde.

Gücü : Bez tezgâhında ipliği ayarlayan tezgâh tarağı.

Veya : Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz. Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut.

Az : Azot elementinin simgesi. Alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik olarak. Nicelik, nitelik, güç, süre, sayı bakımından eksik, çok karşıtı.

Ayrı : Aynı yerde kalan. Yalnız, tek başına. Başka, başka türlü.

Yer : Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Önem. Ülke. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. İz. Gezinilen, ayakla basılan taban. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Görev, makam. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Durum, konum. Durum, konum, vaziyet. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Yerküre.

Uzak açıklama : Ayrı kara parçaları arasında saptanan benzer halkbilim ürün ve olaylarının aynı kaynaktan geldiğini savunan görüş. bk. yayılım, değişi.

Uzak belirti : Hastalığın yerleştiği organdan uzakta lezyonla ilgili olarak biçimlenen bozukluklar.

Uzak çekim : Bir yerin kule, tepe, uçak, vb. yüksek noktalardan ve çok uzaktan alınmış çekimi.

Uzak duruş : Bir savunma oyuncusunun, tuttuğu karşı takım oyuncusunu, daha elverişli yerde bulunan birine pas vermesini engellemek için, uzaktan izlemesi.

Uzak görmez : miyop (biyoloji, fizik)

Uzak ışıtacı : Aracın önünde bulunan, yolu uzakça bir bölümüne değin aydınlatan ışıtaç.

Uzak lehçe : Bir dilin ana gövdesinden, metinlerle izlenemeyen çok eski devirlerde ayrılan ve öteki lehçelerle aralarında büyük oranda ses ve şekil bilgisi ayrılıkları bulunan lehçe. Yakut ve Çuvaş lehçeleri, Türkçenin uzak lehçeleri durumundadır. Karşıtı yakın lehçe’dir. bk. lehçe.

Uzak olan : (karşılık: distal), (Lat. distare=uzak durmak) Bir organizmanın, orta eksenine ya da bir parçasının bir bağlanma noktasına göre uzak olan parçası.

Uzak uçlu manyetik : Genellikle hareketli köprüye sahip gitarlarda kullanılan ve manyetik kutupları birbiriyle normalden daha aralıklı manyetik türü.

Uzak uçmak : Az zamanda uzun mesafe almak.

Uzak ile ilgili Cümleler

  • Benim evim uzak.
  • Biz muhtemelen bir kaç gün uzakta olacağız.
  • New York, Londra'dan ne kadar uzaklıktadır?
  • Uzak bir yerde yaşıyorum.
  • O, uzak dağa tırmanmaya çalıştı.
  • Uzak bölgeleri keşfetmekten hoşlanır.
  • Mümkün olduğunca ondan uzak durmaya çalıştım.
  • Uzak bir yere gidelim.
  • Tom'dan uzak kalman daha iyi.
  • Tomdan uzak durmalısın.
  • Uzak dur.
  • Uzak bilgisayarlarıma erişmek için sık sık SSH'ı kullanırım.
  • Uzak dur benden.
  • Uzak batıda neredeyse hiç demir yolu yoktu.

Diğer dillerde Uzak anlamı nedir?

İngilizce'de Uzak ne demek? : [Uzak] adj. far, distant, remote, out of the way, faraway, off, back, far off, outlandish, outlying, recluse, standoffish

adv. away, far away, far, afar, aloof, far off, insofar, off, a long way off

Fransızca'da Uzak : distent/e, éloigné/e, lointain/e, reculé/e, retiré/e, libre de, à l'abri de

Almanca'da Uzak : adj. einsam, entfernt, entlegen, fern

adv. abseits, weit

Rusça'da Uzak : n. отдаление (N)

adj. далекий, дальний, отдаленный, удаленный, крайний, глубинный, глубокий, маловероятный, сомнительный, чуждый

adv. далеко