Yüksek nedir, Yüksek ne demek

Yüksek; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Yüksek" ile ilgili cümle

  • "Vatana gözyaşı döktünse eğer / Varlığın bu yüksek gururu anlar" - E. B. Koryürek
  • "Yüksek kurul."
  • "Yüksekten avluya açılmış iki pencereden aydınlık alıyordu." - M. Ş. Esendal
  • "Yüksek sosyete."
  • "Yüksek basınç. Yüksek gerilim."
  • "Türk milletinin karakteri yüksektir." - Atatürk
  • "Gönlünün matemiyle mağrur olan kimseye / Cihanın acep hangi sevinci yüksek gelir?" - E. B. Koryürek
  • "Mekik dokuduğu yüksek bez tezgâhından kalktı." - Ö. Seyfettin

Bilimsel terim anlamı:

Bir dilin, yayılış alanı içinde denizden en uzak yerlerdeki şekline sıfat olur.

İngilizce'de Yüksek ne demek? Yüksek ingilizcesi nedir?:

high

Fransızca'da Yüksek ne demek?:

haut

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Diyarbakır şehrinde, merkez ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Yüksek tanımı, anlamı:

Yüksek perdeden konuşmak : Yapılması güç şeyleri gerçekleştirebilecekmiş gibi abartmalı konuşmak. meydan okurcasına sert konuşmak. yüksek sesle konuşmak.

 

Yüksek oynamak : Kumar ve şans oyunlarına çok para ile katılmak.

Yükseklerde dolaşmak : Elde edilmesi güç şeyler istemek.

Yüksekten almak : Olduğundan fazla böbürlenmek, abartılı davranmak.

Yüksekten atmak : Yapamayacağı şeyleri yapabilirmiş gibi söylemek.

Yüksekten bakmak : Kendini karşısındakinden üstün görmek.

Yüksekten konuşmak : Kendini çevresindekilere kabul ettirebilmek için övünerek konuşmak.

Yüksekten uçmak : Yükseklerde dolaşmak. palavra atmak, çok abartmak.

Yüksek atlama : Vücudu, bacakların sıçrama gücü ile yerden keserek bir engelin öte yanına geçirmeye dayanan bir spor dalı.

Yüksek basınç : Basınçölçerde 760 milimetre üstünde bulunan ve güzel havayı belirten hava durumu.

Yüksek fırın : Sanayide kullanılan, ham demir madeninin eritildiği, ısı derecesi yüksek olan fırın.

Yüksek fiyat : Değerinden fazla olan fiyat. Değeri fazla olan fiyat.

Yüksek gerilim : Otuz üç bin kilovattan elli dört bin kilovata kadar olan gerilim.

Yüksek kan basıncı : Hipertansiyon.

Yüksek lisans : Lisans diplomasıyla doktora arasındaki akademik derece.

Yüksekokul : Üst düzeyde uygulayıcı meslek elemanı yetiştiren yükseköğretim kurumu, akademi.

 

Yükseköğrenim : Ortaöğrenim düzeyi üstündeki öğrenim, yüksek tahsil.

Yükseköğretim : Ortaöğretimi bitirenlere, üniversite, akademi vb. eğitim kurumları tarafından planlanıp uygulanan öğretim. Üniversiteleri yönetmek görevini ve sorumluluğunu taşıyan birimlerden oluşan kuruluş.

Yüksek ses : Uzaktan işitilecek nitelikte ses. İnce ses. Kuvvetli ses.

Yüksek sosyete : Sosyetenin önde gelenleri, yüksek tabaka, cemiyet, kibarlar âlemi.

Yüksek tabaka : Yüksek sosyete.

Yüksek tahsil : Yükseköğrenim.

Yüksek teknoloji : Yüksek düzeyde uygulanan teknoloji, ileri teknoloji.

Yüksek yaylak : Orman sınırının üzerinde, en az 1600 metre yükseklikte bulunan otlak.

Gözü yüksekte : Bulunduğu durumdan çok üstün olan bir duruma ulaşma amacı güden (kimse).

Yükseklik : Bir yıldızdan gelen ışın ile ufuk düzlemi arasındaki açı. Yüksek olma durumu. Geometrik biçimlerde, tabandan tepeye olan uzaklık. Yükselti.

Yükseklik korkusu : Yüksek yerlerde duyulan aşırı korku, akrofobi.

Yükseklikölçer : Bulunulan yerin yüksekliğini gösteren aygıt, altimetre.

Yüksekova : Hakkâri iline bağlı ilçelerden biri.

Aksak eşekle yüksek dağa çıkılmaz : "eksik aletle sağlıklı iş yapılmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Alçak yerde yatma sel alır yüksek yerde yatma yel alır : "insan kendi durumuna göre bir yaşam tarzı benimsemeli, arkadaşlarını da ona göre seçmelidir" anlamında kullanılan bir söz.

Dalga yüksekliği : Denizlerde dalga çukuru ile dalga tepesi arasındaki düşey mesafe.

Deniz yüksekliği : Yeryüzünün bir noktasının deniz yüzeyine olan dikine uzaklığı.

Deveci ile görüşen kapısını yüksek açmalı : "yüksek makam sahibi kimselerle ilgisi olanlar durumlarının gerektirdiği özveriyi göze almalıdırlar" anlamında kullanılan bir söz.

Gözü yüksekte olmak : Bulunduğu durumdan çok üstün olan bir duruma ulaşma amacını gütmek.

Sırıkla yüksek atlama : Atletizmde, eldeki sırıktan güç kazanarak belirli yükseklikteki çıtayı aşmak için yapılmış olan bir yarışma türü, sırıkla atlama.

Uzaklık : Uzak olma durumu, ıraklık. İki nokta arasındaki uzay ölçümü, mesafe.

Alçak : Bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan, aşağılık, soysuz, namert, rezil, hain. Kısa (boy). Yerden uzaklığı az olan, yüksek karşıtı. Aşağıda olan, yüksek olmayan (yer).

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Güçlü : Gücü olan, kuvvetli, yavuz. Nitelikleri ile etki yaratan, etkili. Etkisi, önemi büyük olan, sözü geçer, forslu. Şiddeti çok olan.

Şiddetli : Aşırı bir biçimde. Aşırı. Etkisi çok olan, zorlu. Hızlı.

Etki : Bir etken veya bir sebebin sonucu, yardım. Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir. Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim.

Derece : Sıcaklıkölçer. Ölçü aletlerinin ölçeğinde belirtilmiş bulunan başlıca bölümlerden her biri. Başarı gösterme. Bir süreç içindeki durumlardan her biri, basamak, aşama, rütbe, mertebe. Bir çemberin üç yüz altmışta birine eşit olan açı birimi. Bir çözeltinin yoğunluğunu ölçmede kullanılan birim. Denli, kadar.

Etkili : Etkisi olan, tesirli, müessir, patetik.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Bakımından : Bakış veya görüş açısı yönünden, değerlendirme açısından. -e göre.

Üstün : Benzerlerine göre daha yüksek bir düzeyde olan, onları geride bırakan. Birine veya bir şeye göre nitelik bakımından daha yüksek, daha elverişli olan, faik. Arap harfli metinlerde bir ünsüzün a, e seslerinden biriyle okunacağını gösteren işaret, fetha.

Normal : Bir eğrinin bir teğetine değme noktasından çizilen dikme. Kurala uygun, alışılagelen, olağan, düzgülü, aşırılığı olmayan, uygun. Aşırılığı, eksikliği ve taşkınlığı olmama, ortalama durum.

Üst : Artan, geriye kalan bölüm. Vücut, beden. Bir şeyin görülen yanı, yüzü. Birine göre yüksek aşamada olan kimse, mafevk. Giyecek, giysi. Öte, arka. Bir şeyin dış yüzü, yüzey. Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı, üzeri, fevk, alt karşıtı. Sınıflamalarda temel olarak alınan bir tipe göre ileri derecede olan. Birkaç şeyden birbirine göre yukarıda olan.

Yer : Yerküre. Görev, makam. İz. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Durum, konum. Durum, konum, vaziyet. Ülke. Gezinilen, ayakla basılan taban. Önem. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal.

Erdemli : Mersin iline bağlı ilçelerden biri. Erdemi olan, faziletli, faziletkâr.

Faziletli : Erdemli.

Yüksek açınık : Dil yüksekte tutularak söylenen açınık. [Bakınız: Açınık]

Yüksek alaşım çeliği : Özel uygulamalar için kullanılan, bileşimindeki alaşım elementi yüksek olan çelik.

Yüksek anlıksal süreçler : Duyum ve imgelere karşıt olarak yaratıcı imge ile birlikte bütün yapıcı düşünme süreçleri.

Yüksek arazi vaşağı : Amerikan kısa kuyruklu kedisi

Yüksek basamak mantığı : Bireysel olmayan değişkenleri olan mantık dizgesi.

Yüksek basınç bölgesi : Üzerindeki hava basıncı çevresine göre yüksek ve genellikle 1015 milibardan çok olan bölge.

Yüksek basınç özeği : Bir yüksek basınç bölgesinde, basıncın en yüksek değere ulaştığı orta kesim. bk. yüksek basınç bölgesi.

Yüksek basınçlı : (botanik)

Yüksek basınçlı buharlı döşem : Buhar basıncının 0.5 kg/cm2 den yüksek olduğu ısıtma döşemi.

Yüksek basınçlı cıva buharlı lamba : İçinde, çalışma sırasında yaklaşık olarak bir atmosfer basınç olan, flüorışıl maddeyle kaplanmış (bazen da kaplanmamış) cıva buharlı lamba.

Yüksek ile ilgili Cümleler

  • Yüksek ateşi vardı ama müdahale ettik.
  • Polisin iğrençliği yüzünden kentin suç oranı yüksektir.
  • Orta yaşlı kadınlar yol boyunca yüksek sesle konuşmaya devam ettiler.
  • Daha yüksek gaz fiyatları enflasyona neden oluyor.
  • Yüksek bir maaş almasam bile, bu şekilde para kazanmaktan vazgeçmeye istekli değilim.
  • Yüksek atlamada benden çok daha iyi.
  • İsrail, dünyadaki en önemli yüksek teknoloji merkezlerinden biri haline gelmiştir.
  • Yüksek C'ye ulaşabilir misin?
  • Yüksek bir yapıdan atlamak ekstrem bir spordur.
  • Yüksek bir pencereden atlayarak intihar etti.
  • Lütfen böyle yüksek sesle şarkı söylemeyi bırakır mısın? Bu ucuz bir içki içme yeri değil.
  • Yüksek ateşim var.
  • Lütfen yüksek sesle konuş, böylece seni duyabilirim.
  • Fiyatlar fazla yüksek.

Diğer dillerde Yüksek anlamı nedir?

İngilizce'de Yüksek ne demek? : adj. raised high, elevated, exalted, high, highrise, lofty, loud, spheric, stately, superior, tall; buoyant, penetrating, penetrative

pref. acro, hyper

prep. above, over

Fransızca'da Yüksek : élevé/e, haut/e

Almanca'da Yüksek : adj. erhaben, erlaucht, gehoben, hell, hoch, ober

Rusça'da Yüksek : adj. высокий, верхний, высший, верховный, высотный, возвышенный, громкий, громогласный, высокогорный

adv. высоко