Yürü nedir, Yürü ne demek

Yürü; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de argo olarak kullanılır.

  • “devam et, git” anlamında kullanılan bir söz

Yerel Türkçe'deki anlamı:

[Bakınız: yürüyş].

Teknik terim anlamı:

Haydi.

Yürü ile ilgili Cümleler

  • Yürüdü.
  • Yürü git lan!
  • “Ticareti yolunda gidiyordu.”
  • Ali ve Mary yan yana yürüdü.
  • “Saman altından su yürüten, ürkek, kaypak görünüşlü insanoğlunu tanımışlığı var.”
  • “Ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen ... antlaşmalar ... yayımlanma ile yürürlüğe konabilir.”
  • “Görevlilerin edalı ve dıbır dıbır yürüyüşleri bir geçit töreni izlenimini verir.”
  • “Bu kasıt tertibi, aramızı bozabilecek bir cinayet davasının alıp yürümesine, dallanıp budaklanmasına yol açtı.”
  • Askerler yürüyüşe geçti.
  • “Öte yandan, dünyadaki sorunların çokluğu da uykuyu yürürlükten kaldırmaya yetmez.”
  • “Kimse, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz...”
  • Burak gece yalnız yürüme hakkında Tuğba'yı uyardı.
  • Yürüyebilir misin?
  • Yürüyüşe gidelim.
  • “Kimi zaman da her şeyin tıkırında gittiğini düşünüp, haydi bir gece daha yaşasınlar, diyorum.”
  • Ben yürüyüşten sonra tamamen bitkin düştüm.
  • “Hani biz bir çayırda arabayla geçerken bir boğa çıkageldi, köylü korkudan nasıl badi badi koşmaya başlamıştı?”
  • “Bir doksan boyu, doksan beş, belki de yüz kilosuyla kaldırımda tok tok yürüyordu.”
  • Yürüyelim.
  • Yürüyüşe çıkalım.
  • “Toplantı ve gösteri yürüyüşünü düzenleme hakkını kullanmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanununda gösterilir.”
  • “Ne doğan güne hükmüm geçer / Ne hâlden anlayan bulunur”
  • “Ferit bu aralık kendi kendine muhakemeler yürütmüş...”
  • Sadece bir süre burada dinlenelim, ayaklarım o kadar çok ağrıyor ki yürüyemiyorum.
  • “Yuva kurma, yuvayı yürütme sorumluluğu yine benim üstümdeydi.”
  • Yürüyüşe gitmek ister misin?
  • “Bir gün Küplüce arkalarında uzun bir yürüyüş yapmış.”
  • Ali her sabah yürüyüşe gider.
  • Soğukların hükmü geçti.
  • “Karda yürüyüp izini belli etmemek, cümlesiyle tarif edilen bu sinsilik, hedefine asla varamayan adi bir hiledir.”
  • Jale bandonun önünde yürüyen bir kızdı.
 

Yürü ile ilgili Atasözü veya Deyim

acele yürüyen yolda kalır : “iş yaparken acele eden şaşırır, işini bitiremez” anlamında kullanılan bir söz.

ahkam yürütmek : bir sözden kendi anlayışına göre sonuçlar çıkarmak.

alıp yürümek : az zamanda çok ilerlemek, yayılmak, çoğalmak, artmak.

arpa verilmeyen at, kamçı zoruyla yürümez : “bir kişinin verimli olarak iş görmesi, onun geçiminin sağlanmasına bağlıdır” anlamında kullanılan bir söz.

 

aşağı yukarı yürümek : bir baştan bir başa yürümek.

at, adımına göre değil adamına göre yürür : “atın yürüyüşü binicisinin yönetimine bağlı olduğu gibi bir işin gidişi de iş başındakinin bilgisine ve çabasına bağlıdır” anlamında kullanılan bir söz.

ayağı yürüten baştır : “halkın düzen içinde çalışmasını baştakiler sağlar” anlamında kullanılan bir söz.

badi badi yürümek (veya gitmek veya koşmak) : ördek gibi iki yana sallanarak yürümek (gitmek, koşmak).

(birinin) izinden yürümek : birine içten bağlanarak onun başladığı işi aynı anlayışla sürdürmek.

dağ yürümezse abdal yürür : “büyüklük taslayan birinde bitecek bir işimiz varsa biz onun ayağına gidip işimizi görmeliyiz” anlamında kullanılan bir söz.

dıbır dıbır yürümek : hafif ve düzenli biçimde ses çıkararak yürümek.

fikir yürütmek : bir konu üzerine düşüncesini söylemek.

gemisini yürütmek : bir işi hiçbir engel tanımadan sürdürmek.

hükmü geçmek (veya hüküm yürütmek) : gücü yetmek, sözü geçmek geçerli, etkili durumunu yitirmek.

it kağnı gölgesinde yürür de kendi gölgesi sanırmış : “başkasının korumasıyla iş yapan akılsız kişi, desteklendiğini unutarak kendi gücüne inanır” anlamında kullanılan bir söz.

it ürür, kervan yürür : “gerçekleşmesi doğal olan işler engellenemez” anlamında kullanılan bir söz.

kan yürümek : bir organda aşırı kan birikmek.

karda yürüyüp (veya gezip) izini belli etmemek : kimsenin sezemeyeceği biçimde gizli iş çevirmek.

karga kekliği taklit edeyim derken kendi yürüyüşünü şaşırmış : “görgüsüz kişi, görgülü kişinin yaptığını yapmaya kalkışırsa beceremez, kendisinin doğal davranışını da yitirir, gülünç duruma düşer” anlamında kullanılan bir söz.

lafla peynir gemisi yürümez : “şöyle yaparım, böyle yaparım demekle yapılması gereken iş yapılmaz” anlamında kullanılan bir söz.

muhakeme yürütmek : düşünmek, soruna bir çözüm aramak.

mütalaa yürütmek : herhangi bir görüş üzerinde ayrıntılarıyla düşünce üretmek.

ortak (veya kuma) gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş : “bir erkeğin karıları birbirleriyle anlaşabilirler ancak kardeşlerin karıları geçinemezler” anlamında kullanılan bir söz.

peşinden yürümek : birinin arkasından yürümek, gitmek Mecaz anlamı bir kimseye her konuda uymak.

saman altından su yürütmek : belli etmeden iş çevirmek, ortalığı karıştırmak.

su yürümek : Ağaçlar yeşermek, canlanmak.

tıkırında gitmek (veya olmak veya yürümek) : işler yolunda ve düzenli gitmek.

tıpış tıpış yürümek : kısa adımlarla çabuk yürümek Mecaz anlamı ister istemez bir yere gitmek veya bir yerden ayrılmak.

tok tok yürümek : kendinden emin, heybetli bir biçimde yürümek.

üzerine yürümek : üstüne yürümek.

yol yürümek : yolda gitmek.

yolunda gitmek (veya yürümek) : olumlu gelişme göstermek.

yuvayı yürütmek : evlilik birliğini sürdürmek.

yürü ense tıraşını göreyim (veya görelim) : görüştüğü kimseye gitmesini söylemek veya görüşmeyi kısa kesmek için kullanılan bir söz.

yürürlüğe girmek : bir kanun, bir karar, bir iş uygulanır, yapılır duruma gelmek.

yürürlüğe konmak : bir kanun veya bir karar uygulama alanına konulmak.

yürürlükte bulunmak : bir kanun veya bir karar uygulama alanında olmak.

yürürlükte kalmak : bir kanun veya karar geçerli olmaya devam etmek.

yürürlükte olmak : kanun, karar, iş yapılmakta, uygulanmakta olmak.

yürürlükten kaldırmak : uygulanmaz duruma getirmek.

yürüyüş düzenlemek : bir olayı protesto etmek veya bir konuya dikkat çekmek amacıyla toplu yürüyüş tertip etmek.

yürüyüş yapmak : spor amacıyla yürümek bir olayı protesto etmek veya bir konuya dikkati çekmek amacıyla topluca yürümek.

yürüyüşe çıkmak : dolaşmaya, gezintiye çıkmak.

yürüyüşe geçmek : bir yerden başka bir yere gitmek için yürümeye başlamak bir yeri almak için o yöne doğru ilerlemek.

Yürü anlamı, kısaca tanımı

Abaz abaz yürümek : Büyük adımlar atarak, sallapati yürümek

Abcal abcal yürümek : İki yana çokça eğilerek yürümek, çocuk gibi, ördek gibi yürümek.

Abıl abıl yürümek : İki yana çokça eğilerek yürümek, çocuk gibi, ördek gibi yürümek.

Abşal abşal yürümek : İki yana çokça eğilerek yürümek, çocuk gibi, ördek gibi yürümek.

Ağdır çöğdür yürümek : Topallıyarak yürümek.

Ağır adi yürüyüş : Bacak hareketleri çapraz sıra ileri olan, hareketin art bacakların birinin itmesiyle başladığı, her an üç bacağın yerde bir bacağın havada olduğu, beden ağırlığını daima üç bacağın taşıdığı, atların bir yürüyüş şekli.

Alup yürümek : İlerlemek, yükselmek.

Apul apul yürümek : İki yana sallana sallana yürümek.

Atılım yürüyüşü : Geniş adımla ve ağırlığı öndeki bükük diz üzerine vererek yürüme.

Ayağın yürümek : Yürümek, hareket halinde bulunmak.

Ayak uçlarında yürüyüş : Vücudun ağırlığını salt ayak uçlarına vererek bu dar dayanak yüzeyinde yürüme.

Buyruğu yürümek : Hükmü câri olmak, emri tutulmak.

Bükük yürüyüş : Bacaklar dizden bükük, gövde öne eğik tam taban basarak yürüme.

Büyük yürüyüş : (Çin).

Çalgın yürümek : Şuraya buraya çarparak, intizamsız, delice yürümek.

Çalık yürümek : Delice çırpınarak yürümek.

Çalış yürüyen : Öncü.

Çıngıllı yürüyüş : Titiz yürüyüş.

Dabal dabal yürümek : Hastalıktan kalkan bir kimse ya da yeni yürümeye başlayan çocuk sallanarak ve sendeleyerek yürümek.

Dıvrak yürüyüş : Derli toplu, düzgün yürüyüş.

Dört ayak yürüyüş : Elleri ve ayakları kullanarak yapılan yürüyüş.

Durma ve yürüme güçsüzlüğü : Dönüşümceli nedenlerle kol ve bacakları, ayakta durma ve yürümede kullanma gücünü yitirme durumu. (Kötürümlük söz konusu değildir; kol ve bacaklar başka işlerde kullanılır.).

Dübez dübez yürümek : Karanlıkta körler gibi şaşkın hareketler yaparak, sendeleyerek yürümek. [Bakınız: debezlemek]. Ayakları dolanarak yürümek: Bizim çocuk dübez dübez yürüyor.

El arabası yürüyüşü : Cephe duruşunda bulunan birinin eşi tarafından ayak bileklerinden kaldırılarak eller üzerinde ileri geri (öne-arkaya) yürütülmesi, sıçratılmasıyla yapılan bir çeşit alıştırma.

Elüstü yürüme : Elüstü dikey duruşta ellerle yürüme.

Engelli denge yürüyüşü : Üstünde aşılması gereken türlü engeller bulunan sınırlı dayanak yüzeylerinde yürüme.

Geriye yürüme : Türk cambazının bir becerisi: eğik ip üzerine geri geri yukarı çıkma ve yine geri geri aşağıya yürüme.

Geriye yürümek : Öncesini kapsamak.

Gımıl gımıl yürümek : Kısa adımlarla, ağır ağır yürümek.

Gıvrak yürümek : Çabuk yürümek.

Gıygıy yürümek : Tek ayakla atlaya atlaya yürümek.

Gön yürütmek : Büyücülük etmek.

Gözleri bağlı yürüme : Türk cambazının bir becerisi: ip üstünde gözleri bağlı yürüme ustalığı.

Hömbül hömbül yürümek : İri kimseler, deve gibi yürümek.

Höngül höngül yürümek : İri kimseler, deve gibi yürümek.

İçi yürütmek : Liynet vermek, ishal vermek.

Karşu yürümek : İstikbal etmek, ona doğru yürümek.

Kayık yürütme : Türk cambazının becerilerinden biri : ip üzerinde kayık yürütme ve bu kayıkla yapılan tehlikeli numaraların tümü.

Kertenkele yürüyüşü : Cephe duruşunda, ellere dayanıp bacakları sürükleyerek yürüme.

Kılıç yürütmek : Kılıçtan geçirmek.

Kılıçla yürüme : Türk cambazının becerilerinden biri : Her bacağına ikişer kılıç bağlayıp ip üzerinde yürüme ve dört kılıçla direği kavrayıp baş aşağı çarkıfelek gibi dönme.

Kır yürüyüşü : Soluğu açmak, direnmeyi çoğaltmak için giyinik olarak kırda yapılan yürüyüş.

Kolayına yürümek : İstediği gibi hareket etmek.

Kort kort yürümek : Çalımlı, kurumlu yürümek.

Koskos yürümek : Caka satarak yürümek.

Maymun yürüyüşü : Dizler gergin durumda eller ve ayaklarla (dört ayak) yürüme.

Öcül öcül yürümek : Paytak paytak yürümek.

Öğüt yürümek : İlkbaharda kaynak ve çeşme suları çoğalmak.

Öre yürümek : Sebzeler tohuma kaçmak : Bizim turplar öre yürümüş.

Rasgele yürüyüş : [Bakınız: toplanır süreç].

Rassal yürüyüş kuramı : Etkin bir piyasada, hisse senetleri fiyatlarındaki değişmenin birbirinden bağımsız ve aynı dağılıma sahip olduğu varsayımından hareketle hisse senetleri fiyatlarının geçmiş hareket veya eğilimlerininin gelecekteki fiyat öngörülerinde kullanılamayacağını ileri süren kuram.

Sabunla yürüme : Türk cambazının becerilerinden biri : Ayaklara sabun bağlayıp ip üstünde yürüme.

Sağ esen yürümek : Sıhhat ve selâmetle ömür sürmek.

Salını yürümek : Naz ü eda ile yürümek, hıraman olmak.

Savaş yürütmek : Harekâta geçmek, hücuma geçmek.

Sebe sebe yürümek : Salına salına yürümek, seke seke yürümek.

Seğirdi yürümek : Koşarak gitmek.

Serbest yürüyüş : Yumruklaşma çalışmaları arasında serbest, ileri, geri dolaşma ya da yemeklerden sonra yapılan gezinti.

Sidiği yürütmek : İdrar söktürmek, bol idrar vermek.

Süngüyle yürüme : Türk cambazının becerilerinden biri : Ayaklara süngü bağlayıp süngü ucunda tel üstünde yürüme.

Süratli adi yürüyüş : Ağır adi yürüyüşün daha kısa zamanlarda yapılan, daha hızlı biçimi.

Terazisiz yürüme : Türk cambazının bir becerisi : Terazi olmadan dengeyi bularak ip ya da tel üzerinde yürüme.

Teti yürümek : Yeni yürüyen çocuk yavaş yavaş yürümek.

Topuk yürüyüşü : Yalnız topuklara basarak yürüme.

Tüketimin rassal yürüyüşü : Sürekli gelir önsavını rasyonel beklentiler çerçevesinde ele alarak tüketimdeki değişmeleri öngörmenin mümkün olmadığını ve tüketimdeki değişmelerin yalnızca gelir ve servetteki beklenmeyen değişmelerden kaynaklandığını ileri süren ve Robert Hall tarafından ulaşılan sonuç.

Yanın yürümek : Yan yan yürümek.

Yel yürümek : Yel esmek.

Yükle yürüme : Türk cambazının bir gösterisi : Cambazın sırtına ağır bir yük (insan, dana, merkep, iki çocuk) alıp ip ya da tel üzerinde yürümesi.

Yürücek : Kırşehir şehrinde, Mucur ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Yürücekler : Bursa şehri, Orhaneli ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Yürüdüm : Davar üretmek için alınan damızlık yavru.

Yürüğen : Keskin. Hızlı yürüyen. Ustura. Cilâlı.

Yürüğenlenmek : Tıraş edilmek, cilâlanmak.

Yürüğenlik : Yürüyüşe dayanıklı olma, çok yol yürür olma.

Yürük bayrağı : Savaşta düşmana saldırmak için ayrılan asker birliğinin bayrağı.

Yürük çekmek : Aşermek.

Yürük defterleri : Toprak yazımı yapılırken ilgili bölgede oturan yürüklerin yazıldığı defterler.

Yürükakçayır : Eskişehir şehrinde, merkez ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Yürükali : Bursa ilinde, Mudanya ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Yürükatlı : Erzurum şehrinde, Horasan ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Yürükbayırı : Kırıkkale şehrinde, merkez ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Yürükbeyi : Yürük askerinin komutanı.

Yürükböreği : Bir börek türü. (Yayla, İnönü Eskişehir).

Yürükcamili : Konya şehri, Çumra ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Yürükçal : Samsun şehri, Vezirköprü ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.

Yürükçepni : Bilecik şehri, Bozüyük ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.

Yürüker : Hızlı giden, koşan kimse.

Yürükkaracaören : Afyon ili, Bolvadin belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Eskişehir ilinde, merkez ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.

Yürükkeçidere : Balıkesir şehri, Gönen ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Yürükken : Çevik yürüyüşlü.

Yürükkırka : Eskişehir ili, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Yürükler : Aydın kenti, Çine belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Bursa ili, İznik ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Yürükmek : Zorla yürümek.

Yürükmezarı : Afyon ilinde, Sincanlı ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Yürükoğlu : Muğla ilinde, merkez ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Yürükyayla : Eskişehir ili, İnönü ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Yürükyenicesi : Bursa şehrinde, Zeytinbağı nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Yürülmek : Çiftleşmek, çiftleşme isteği göstermek (hayvan için).

Yürülük : Döl tutmuş keçi.

Yürüme bacakları : Eklem bacaklı hayvanlarda göğüs bölgesinde bulunan ve yürümeye yarayan bacaklar. Eklembacaklı hayvanlarda göğüs bölgesinde bulunan ve yürümeye yarayan bacaklar.

Yürüme sanatı : Oyuncunun yürümede karakteri ortaya çıkarabilmek için temrinle ulaşılabilen özel yürüyüş. Stanislavski yönteminden.

Yürüme uzaklığı : Bir kent, özellikle bir komşuluk birimi içinde, okul, pazar, bakkal, manav ve benzerleri kent kolaylıklarına yürüyerek varılabilecek uzaklık.

Yürümeler : Yarışmacıların aradaki uzaklığı korumak için, ileri ya da geri giderek değişik biçim ve çabuklukta yaptıkları yürüme devinimi.

Yürümlü : Çevik, iyi yürüyen (at için).

Yürür kirişli fırın : Parçaları, sürekli olarak dönen kirişlerle taşıyan fırın.

Yürür köprü : Alıcıyla birlikte birkaç kişiyi de kaldıran ve çok çeşitli, çapraşık devinimleri gerçekleştirebilen en büyük işlik vinci.

Yürür sınır yöntemi : Karışmayan iki sıvı arasındaki sınırın yürümesine bakılarak, yükünlerin hızlarını, iletkenliklerini ölçmeye yarayan yöntem.

Yürürkü : Çağın, dünyanın gidişi.

Yürürlükteki bildirmelik : Yürürlükte bulunan gümrük bildirmeliği ya da belli bir mala ilişkin gümrük vergisi oranı.

Yürüş : Yürüyüş.

Yürütebilme : Yürütebilmek işi.

Yürütebilmek : Yürütme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Yürüten : Yürüteç.

Yürütme çalışması : Bir işletmede yapılan yürütme işlemleri.

Yürütme gecikmesi : İç gecikmenin üçüncü aşaması olup iktisat politikası yapıcılarının yeni bir politika uygulamaya karar vermelerinden politika araçlarını değiştirmelerine kadar geçen süre. karşılığı algılama gecikmesi, yasama gecikmesi, veri gecikmesi.

Yürütme yeteneği : Bir kişinin bir işi çekip çevirmede gösterdiği yetenek.

Yürütmeyi erteleme : Vergilerde temyiz dilekçesiyle ya da dilekçe verildikten sonra yazı ile istenilmek koşulu ile Temyiz kurulunca inanca karşılığı yürütmenin ertelenmesi.

Yürüttürme : Yürüttürmek işi.

Yürüttürmek : Yürütme işini yaptırmak.

Yürütücü doku : Diğer organ ya da hücrelerin faaliyet oranını belirleyen hücre ya da organ kısmı. Yürekteki normal yürek çarpmasını başlatan ve devam ettiren sinoatriyal ve sinoaurikular düğüm. Dışarıdan bir uyan olmaksızın ritmik faaliyetin başlaması ve devamını sağlayan nöronlar. Hareketi başlatan, hareket hızını kontrol eden odak, peysmeyker, önder odak. Kalbin peysmeykeri sino-atriyal düğümdür.

Yürütülebilme : Yürütülebilmek işi.

Yürütülebilmek : Yürütülme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Yürüyebilme : Yürüyebilmek işi.

Yürüyebilmek : Yürüme imkânı veya olasılığı bulunmak. Yürümeyi becermek.

Yürüyecek : Yeni yürümeye başlayan çocukların çabuk yürümelerini sağlayan ağaç araç.

Yürüyecekleyin : Hareket etmesine, yürümesine elverişli.

Yürüyen ağırlıklar : Zamanla değişen ağırlıklar kümesi, bk. ağırlık.

Yürüyen hesap : Cari hesâb.

Yürüyen mevsimlik değişim : Zamanla değişen mevsimlik bir değişim örüntüsü. Örüntü, genellikle ardı ardına gelen k sayıdaki yılı, yürüyen ortalamalarda olduğu gibi, k sayılı kümeler biçiminde zaman dizisi boyunca ilerleterek elde edilir.

Yürüyen ortalama süreci : [Bakınız: yürüyen toplama süreci].

Yürüyen toplamlar : Sıralanmış dizi için, (...)biçimindeki toplamlar. Bu toplamlar, k ile bölündükleri zaman eşit ağırlıklı yürüyen ortalamalar elde edilir.

Yürüyen yıllık toplam : (Zaman dizileri) Terimleri, gözlenmiş bir zaman dizisinin ardı ardına gelen terimlerinin yıllık toplamından oluşan zaman dizisi, örneğin bir aylık dizinin yürüyen yıllık toplamı, ardı ardına gelen on iki aylık değerin toplamlarından oluşur.

Yürüyü : Yürüyerek.

Yürüyücü yıldız : Gezeğen yıldız, seyyare.

Yürüyüş etmek : Saldırmak, hücum etmek.

Yürüyüş kurulu : Yürüyüşlerin kurallara uygunluğunu denetleyip, tartışmalı durumları çözümlemekle yükümlü bir başkan ile ayrı uluslu on üyeden oluşan kurul.

Zorla yürütme : Tecimde borcunu ödemesi için alınmış bir karar olduğu halde buna uymayan kişi için bu kararın yerine getirilmesi amacıyla ve yetkili örgütlerce zor kullanarak yapılan yürütme.

Ayı yürüyüşü : Kol ve bacakları açıp gererek yürüme.

Cebri yürüyüş : Bir yere kuvvet yetiştirmek veya düşmandan önce varmak için yapılmış olan hızlı yürüyüş.

Doğa yürüyüşü : Belli kurallar ve grup anlayışı içinde doğada yapılmış olan uzun yürüyüşler.

Fil yürüyüşü : Ellerin ve ayakların gergin bir biçimde birbirine çok yakın basarak yapılmış olan bir yürüyüş biçimi.

Gösteri yürüyüşü : Bir topluluğun duygularını dile getirmek için ana yollar ve alanlarda yürüyerek yapılmış olan gösteri.

Hatalı yürüme : Basketbolda bir oyuncunun top elindeyken yerde zıplatmadan bir adımdan fazla yürümesi, step (II).

Kaplumbağa yürüyüşü : Çok ağır yürüyüş.

Karga yürüyüşü : Çömelmiş durumda, çift ayakla sıçrayarak yapılmış olan yürüyüş.

Mehter yürüyüşü : İki adım ileri, bir adım geri yapılmış olan yürüyüş. Ağır aksak giden iş.

Ördek yürüyüşü : Ördek gibi badi badi yürüme.

Sessiz yürüyüş : Bir düşünce, davranış veya uygulamayı, yersiz bularak karşı çıkmak amacıyla sessiz olarak yapılmış olan toplu yürüyüş.

Yürük : Göçebe olan. Osmanlı Devleti'nde otuzar kişilik ocaklar olarak Rumeli'ye yerleştirilen ve savaş zamanlarında geri hizmetlerde çalıştırılan tımarlı asker.

Yürük aksak : Aksak usulünün en hareketlisi.

Yürük semai : Türk müziği usullerinden biri, sengin semai.

Yürüklük : Yürük olma durumu.

Yürüme : Yürümek işi.

Yürümek : Adım atarak ilerlemek, gitmek. Yol almak. Faiz, hesap edilmek, işlemek. Karada ya da suda, herhangi bir yöne doğru sürekli olarak yer değiştirmek. Bir yere gelmek, bir yere ulaşmak, kaplamak. Geçmek, ilerlemek, değişmek. Çocuk ayakları üzerinde gezecek duruma gelmek. Yayan gezmek, yayan gitmek. Gereği gibi yapılmak veya ilerlemek. Ölmek. Bir işte ileri gitmek. Üzerine doğru gitmek, akın etmek, saldırmak, hücum etmek.

Yürünme : Yürünmek işi.

Yürünmek : Yürüme işi yapılmak.

Yürürçalar : Pille çalışan kulaklık aracılığıyla müzik dinlemeye yarayan, insanın üzerinde taşıyabileceği teyp.

Yürürlük : Gereğinin yapılır olması durumu, meriyet.

Yürüteç : Yeni yürümeye başlayan çocukların çabuk yürümelerini sağlayan araç, örümcek, yürüten. Yürüme sorunu olan kimselerin kullandığı araç, yürüten.

Yürütme : Yürütmek işi. Uygulama işi, icra. Merkezî yönetim ve yerinden yönetim kuruluşlarının hepsi.

Yürütme gücü : Kanunları uygulama yetkisi, icra kuvveti.

Yürütme kurulu : Bir kuruluşta kanun, tüzük, yönetmelik ve alınan kararları uygulamakla görevli kurul.

Yürütmek : Yürüme işini yaptırmak, yürümesini sağlamak. Bir yargıyı yerine getirmek, uygulamak. Gerektiği gibi yapmak, uygulamak. Habersiz olarak almak, çalmak. Kabul edilmesi ya da tartışılması için bildirmek, açıklamak, öne sürmek. İşinden veya bulunduğu yerden çıkarmak.

Yürütmeyi durdurma : Bir mahkemece verilen bir kararın yerine getirilmesinin geçici olarak geri bırakılması.

Yürütücü : Yürütme yetkisini kullanan (kimse).

Yürütücülük : Yürütücü olma durumu.

Yürütülme : Yürütülmek işi.

Yürütülmek : Yürütme işi yapılmak veya yürütme işine konu olmak.

Yürütülüş : Yürütülme işi.

Yürütüm : Yürütme işi. İnfaz.

Yürüyen merdiven : Basamakları sürekli olarak dönen bir düzenek üzerine yerleştirilmiş, elektrikle çalışan merdiven.

Yürüyüş : Yürüme işi. Bir olayı protesto etmek, bir konuya dikkati çekmek amacıyla topluca yürüme. Birliklerin bir yerden başka bir yere gitmesi. Spor amacıyla yapılmış olan yürüme.

Yürüyüş bandı : Koşu bandı.

Yürüyüş kolu : Belli bir bölgeye ulaşmak veya bulunulan bir bölgeden ayrılmak amacıyla bir kumanda altında, düzenli yürüyüş yapan piyade, zırhlı veya motorlu birliklerin tümü. Bir amaç doğrultusunda bir yöne veya yere giden topluluk.

Diğer dillerde Yürekyüz üslubu anlamı nedir?

İngilizce'de Yürekyüz üslubu ne demek ? : heart-shaped face