Yabancı nedir, Yabancı ne demek

Yabancı; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

"Yabancı" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Ben, yabancı bir adam, neme lazım, hiç sesimi çıkarmadım." - M. Ş. Esendal
  • "Bu uygulamanın yabancısıyım."
  • "Yabancı arabalar buraya park edemez."
  • "Yabancı müşteri giremezdi kapısından. Gelenler hep edebiyat adamlarıydı." - Y. Z. Ortaç
  • "Hiçbir millet, milletimizden daha çok yabancı unsurların inanç ve âdetlerine riayet etmemiştir." - Atatürk
  • "Bu toprak bizimdir, içinde yabancının işi yok." - R. E. Ünaydın
  • "Yağın içinde yabancı maddeler var."

Jeoloji ve yer bilimleri alanındaki anlamı:

Bulunduğu yere başka bir yerden getirilmiş, taşınmış kayaç ya da maden.

İngilizce'de Yabancı ne demek? Yabancı ingilizcesi nedir?:

allochthonous

Fransızca'da Yabancı ne demek?:

allochtone

Yabancı kısaca anlamı, tanımı:

Yabancı gelmek : Tanımamak.

Yabancı gibi durmak : Bir işe karışmamak, ilgi göstermemek, çekinmek.

Yabancı saymak : Yabancı gibi görmek, yabancı olarak benimsemek.

 

Yabancısı olmamak : Tanıdık, bildik olmak.

Yabancı çıta : Kirişli birleştirmelerde iki tarafa açılan yuvaya uygun ölçü ve biçimde hazırlanmış ince, dar parça.

Yabancı dil : Ana dilin dışında öğrenilen uzmanlık dili. Ana dilin dışında olan dillerden her biri.

Yabancı saha : Dış saha.

Yaban : Issız. Kendi kendine yetişen bitki. Vahşi olan, evcil olmayan canlı. İnsan yaşamayan ıssız yer. Aile ocağından uzak olan yer. Yabancı, el, yerli halktan olmayan kimse.

Yabancıl : Uzak, yabancı ülkelerle ilgili, bu ülkelerden getirilmiş, egzotik.

Yabancılama : Yabancılamak işi.

Yabancılamak : Yabancı gibi görmek, kendinden saymamak, yadırgamak.

Yabancılaşma : Belli tarihsel şartlarda insan ve toplum etkinlikleri ürünlerinin, bu etkinliklerden bağımsız ve bunlara egemen olan ögelerin değişik biçimde kavranması. Yabancılaşmak işi.

Yabancılaşmak : Alışamamak, yadırgamak, yabancılık çekmek. Tanımaz, bilmez duruma gelmek, yabancı olmak, bigâne düşmek.

Yabancılaştırma : Yabancılaştırmak işi.

Yabancılaştırmak : Yabancı duruma getirmek.

Yabancılık : Yabancı olma durumu, bigânelik.

Yabancılık çekmek : Bir iş veya çevrede yabancı olmaktan doğan güçlüklere uğramak.

 

Yabancılık duymak : Bir kimseye, bir şeye alışamamak.

Yabancıllık : Bir eserde uzak, yabancı ülkelerle ilgili olayları, kişileri, yöresel görüşleri yansıtma, egzotizm, egzotiklik.

Millet : Benzer özellikleri olan topluluk. Bir yerde bulunan kimselerin bütünü, herkes. Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu, ulus.

Devlet : Talih. Büyüklük, mevki. Mutluluk. Bu tüzel varlığın yönetim organları. Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık.

Ecnebi : Yabancı.

Aile : Birlikte oturan hısım ve yakınların tümü. Temel niteliği bir olan dil, hayvan veya bitki topluluğu, familya. Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik. Aynı gaye üzerinde anlaşan ve birlikte çalışan kimselerin bütünü. Eş, karı. Aynı soydan gelen veya aralarında akrabalık ilişkileri bulunan kimselerin tümü.

Çevre : Bir şeyin yakını, dolayı, etraf, periferi. Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar, muhit. Yağlık. Bir birimden önce veya sonra gelen aynı türden birimlerin tümü, bunların oluşturduğu küçük grup, kontekst. Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi. Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam. Hayatın gelişmesinde etkili olan doğal, toplumsal, kültürel dış faktörlerin bütünlüğü. Aynı konu ile ilgisi bulunan kimselerin tümü, muhit.

Özge : Başka.

Tanınma : Tanınmak işi.

Başka : "Ayrıca, üstelik, bir yana" anlamlarında -den başka biçiminde kullanılan bir söz. Bilinenden ayrı, değişik, farklı, özge. Nitelik yönünden alışılmışın dışında bir üstünlüğü olan.

Bir : Tek. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Beraber. Bu sayı kadar olan. Sadece. Ancak, yalnız. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek. Bir kez. Aynı, benzer. Sayıların ilki. Eş, aynı, bir boyda.

İlgili : İlgilenmiş olan, ilgisi bulunan, alakalı, alakadar, müteallik.

Bilinmeyen : Değeri belli olmayan, bilinmedik (nicelik), bilinmez, meçhul.

Yad : Yabancı.

Aynı : Aralarında ayrım olmayan. Eski durumunda kalmış, değişmemiş. Başkası değil, yine o. Benzer.

Yabancı anamal : Yabancı kişilerin ya da yabancı ülkelerin getirdiği anamal.

Yabancı asalak : Yerli olmayan asalak. (Akciğer kelebeği, Türkiye'ye yabancı asalaklardan biridir.)

Yabancı ayrıcalığı : Avrupa, Asya ya da Amerika'daki bütün yabancı devletler yararına Doğu ve Yakın Doğu devletlerince tanınan çeşitli ayrıcalıklar.

Yabancı banka : Sermayesinin en az yüzde elli biri ülkede yerleşik olmayan yabancılara ait olan banka.

Yabancı birmanya kedisi : Avrupalı Birmanya kedisi.

Yabancı boyalar : Kimi fizyolojik değerlendirmeler için veya seyrek olarak tedavi amacıyla vücuda enjekte edilen, Evans mavisi, indosiyanin yeşili, metilen mavisi ve bromsulfatein gibi boyalar.

Yabancı cisim ağrı deneyleri : Özellikle ineklerde retiküloperitonitis travmatikanın tanısı amacıyla yapılan ve ağrının olup olmadığını anlamaya yarayan sopa, yumruk, çimdikleme, peristaltiklerin enjeksiyonu vb. deneyler.

Yabancı cisim dev hücresi : Biçimsiz, oldukça iri ve bir örnek sitoplazmalı, 2-200 arasında çekirdek içeren, makrofajların birleşmesiyle oluşan, toz, kolesterin, ürik asit kristalleri, odun veya maden kıymıkları, katgüt ve pamuk kalıntıları gibi genellikle yabancı cisimlere karşı oluşan dev hücresi.

Yabancı cisim öksürüğü : Solunum sistemi mukozasına yabancı cisimlerin etkisiyle oluşan öksürük.

Yabancı cisim pnömonisi : Fazla miktarda yabancı maddelerin, özellikle sıvıların akciğerlere kaçması sonucu oluşan ve kangrenle sonuçlanabilen akciğer yangısı, aspirasyon pnömonisi, ilaç pnömonisi, lipit pnömonisi ve medikamatöz pnömoni, yutma pnömonisi, inhalasyon pnömonisi. Akciğerlere kaçan lokmalar, ilaç ve yabancı cisimler bu hastalığa neden olur.

Yabancı ile ilgili Cümleler

  • Neden yalnızca yabancıları durdurdunuz?
  • Jale iki yabancı dil konuşuyor.
  • O, korkuya yabancıdır.
  • Yabancı bana doğru geldi.
  • Yabancı bir dil öğrenmek ilginçtir.
  • İngilizce'den başka yabancı diller öğrenmenin anlamı nedir?
  • Yabancı bir dil öğrenen bir çok kişi bir yerli gibi asla konuşanaz.
  • Ali yabancıya kim olduğunu sordu.
  • Yabancı bir dil öğrenmek için en iyi yol nedir?
  • Yabancı bir dil öğrenirken, hata yapmaktan korkmamalısın.
  • Yabancı bir dil öğrenmek ilgi çekicidir.
  • "Bugün annem öldü." Albert Camus tarafından yazılan "Yabancı" adlı kitap işte bu şekilde başlar.
  • İngilizceden başka bir yabancı dili öğrenerek ne kazanacaksın?
  • Yabancı aksan sendromu henüz açıklanamayan, hastanın anadilini daha fazla düzgün şekilde telaffuz edemeyip yabancı bir aksanla konuşmaya başlamasıyla vuku bulan tıbbi bir durumdur.

Diğer dillerde Yabancı anlamı nedir?

İngilizce'de Yabancı ne demek? : adj. alien, exotic, foreign, outlandish, peregrine, strange, tramontane, unfamiliar, unknown

n. alien, foreigner, gook, gringo, outsider, stranger, unknown, xeno

Fransızca'da Yabancı : allogène, étranger/ère

Almanca'da Yabancı : n. Ausländer, Barbar, Fremde, Fremdling

adj. ausländisch, äußere, auswärtig, extern, fremd, fremdartig, fremdländisch, obskur, wesensfremd

pref. hetero-

Rusça'da Yabancı : n. незнакомец (M), иностранец (M), иноземец (M), чужеземец (M), пришелец (M)

adj. чужой, посторонний, иностранный, иноземный, чужеземный, заграничный, зарубежный, инородный, чужеродный, чуждый, непривычный, неизвестный