Yakın nedir, Yakın ne demek

Yakın; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

  • Az bir ara ile ayrılmış olan (zaman veya yer), uzak karşıtı.
  • Erişmesi, olması zaman bakımından yaklaşmış olan.
  • Uzak olmadan.
  • Aralarında sıkı ilgi bulunan.
  • Aralarında sıkı ilişki olan arkadaş, dost veya akraba.
  • Benzeyen, andıran, yaklaşan.
  • Uzak olmayan yer
  • Küçük, önemsiz değişikliklerle birbirinden ayrılan.

"Yakın" ile ilgili cümle

  • "Beş dönüme yakın bahçesi bir ormanı andırırdı." - Ö. Seyfettin
  • "İklim ile toprağın bereketi ve insanın faaliyeti arasında yakın bir münasebet vardır." - C. Meriç
  • "Gelin, bana yakın oturun lütfen."
  • "En yakınlarından başlayarak herkese hayatı cehennem ettiği de doğrudur." - M. Mungan
  • "Her birinin muhakkak bir yakın arkadaşı vardır." - E. Şafak
  • "Yakınımızda otururlar."
  • "Elli yaşında adam, ellisine yakın kadın..." - S. F. Abasıyanık

Yerel Türkçe anlamı:

Yakın olanlar

Fransızca'da Yakın ne demek?:

prochain

Yakın kısaca anlamı, tanımı:

Yakın akraba : Birinci derecede yakınlığı olan akraba.

Yakın anlamlı : Anlamları arasındaki ayrım çok az olan (kelimeler).

Yakın benzeşme : Kelimede yan yana düşen iki ünsüzün birbirine etkisi: sütcü sütçü, yurtdaş yurttaş gibi.

Yakın benzeşmezlik : Bir kelimede yan yana bulunan aynı veya benzer iki sesten birinin değişikliğe uğraması: attar aktar, aşçı ahçı gibi.

 

Yakın çağ : Fransız İhtilali (1789)'nden zamanımıza kadar olan süre.

Yakın doğu : Akdeniz'in doğu kıyısında, Suriye, Mısır, Lübnan, İsrail, Ürdün'ün oluşturduğu bölge, Yakın Şark.

Yakın dost : İçten, samimi kimse.

Yakın göçüşme : Kelimede birbirine yakın olan ünsüzlerin yer değiştirmesi: köprü körpü vb.

Yakın koruma : Önemli kişi, kurum veya kuruluşları her türlü saldırıya karşı koruma işi. Önemli kişileri her türlü saldırıya karşı korumakla görevli kimse.

Yakın sesli : Benzer sesli.

Yakın şark : Yakın Doğu.

Yakın takip : Birini her bakımdan incelemek için izleme.

Akla yakın : Aklın benimseyebileceği, aklın kabul edebileceği nitelikte olan.

Cana yakın : Sevimli.

Fırtınaya yakın rüzgar : Rüzgâr çizelgesinde hızı 28-33 deniz mili olan ve kuvveti 7 ile gösterilen rüzgâr.

Yakın anlamlılık : Yakın anlamlı olma durumu.

Yakın takibe almak : Yakın takip işini yapmak.

Yakında : Yakın bir yerde. Son günlerde. Çok geçmeden.

Yakından : Çok dikkatli, titiz bir biçimde. Yakın bir yerden, yakın olarak.

Yakından bilmek : Bir kimseyi, bir şeyi bütün özellikleriyle bilmek veya tanımak.

 

Yakınış : Yakınma işi.

Yakınlarda : Yakın yerlerde, çevrede. Son zamanlarda.

Yakınlaşma : Yakınlaşmak işi.

Yakınlaşmak : Yakın bir duruma gelmek, yaklaşmak. Aralarındaki ilgi, sevgi daha güçlü bir duruma gelmek.

Yakınlaştırma : Yakınlaştırmak işi.

Yakınlaştırmak : Aralarında sıkı ilgi veya duygusal bağ oluşturmak. Yakın bir duruma getirmek, yaklaştırmak.

Yakınlık : Yakın olma durumu. Duygusal bağ veya akrabalık ilişkisi.

Yakınlık derecesi : Sosyal grup içinde kişileri bir merkez etrafında toplama, kohezyon. Akrabalık ilişkisi içindeki sıra.

Yakınlık duymak : Birine karşı sevgi veya ilgi duymak.

Yakınlık eylemi : Yakınlık fiili.

Yakınlık fiili : Bir fiile -e zarf-fiil ekiyle yazmak fiili getirilerek oluşturulan ve kavramda olayın çok yaklaştığını, neredeyse gerçekleşeceğini gösteren birleşik fiil, yaklaşma eylemi, yakınlık eylemi, yaklaşma fiili: Düşeyazmak, öleyazmak gibi.

Yakınlık görmek : İlgi, sevgi görmek.

Yakınlık göstermek : Biriyle ilgilenmek, sevgiyle davranmak.

Yakınlık kurmak : Sıkı ilişki içinde bulunmak, ilgi ve destek vermek.

Yakınma : Yakınmak (II) işi, şikâyet. Yakınmak (I) işi.

Yakınma kutusu : Şikâyet kutusu.

Yakınmak : Kına, yakı vb.ni vücudun bir yerine sürmek, koymak. Sızlanmak, sızlanarak anlatmak, şikâyet etmek.

Yakınsak : Birbirine gittikçe yaklaşarak uzanan, bir noktaya doğru yönelen (çizgi). Işıkları aynı noktaya doğru yöneltme özelliği taşıyan (mercek vb.). Tek bir noktaya doğru yönelen (ışın).

Yakınsaklık : Yakınsak olma durumu.

Yakınsama : Yakınsamak işi. Aradaki açıklık sonsuz küçülerek fakat kesişmeden bir noktaya, bir sınıra doğru yaklaşma.

Yakınsamak : Bir şeyin yakın zamanda olacağını düşünmek, olmasını yakın görmek.

Yakıntı : Şikâyet. Yakılan bir şeyin kalıntısı.

Ağızdan burun yakın kardeşten karın yakın : "insanın kendi yararı her şeyden önemlidir" anlamında kullanılan bir söz.

Akla yakınlık : Akla yakın olma durumu.

Cana yakınlık : Cana yakın olma durumu.

Gem almayan atın ölümü yakındır : "söz dinlemeyen hırçın kişi, davranışının büyük zararını görür" anlamında kullanılan bir söz.

Karı koca bir sözle yakın bir sözle uzaktır : "bir kadınla bir erkek, birbirlerine bağlandıklarını bildiren bir sözle karı koca olurlar, böyle bir bağın kalmadığını bildiren bir sözle de yabancı olurlar" anlamında kullanılan bir söz.

Uzaktan yakından : Herhangi bir bakımdan.

Yol yakınken : Sezilen veya beliren kötü duruma düşmeden.

Uzak : Arada çok zaman bulunan. Ayrı, birbiriyle yakın ilgisi olmayan. Eli, gücü veya hükmü yetişmez. Gidilmesi çok süren, çok ötelerde bulunan, ırak, yakın karşıtı. Yakın olmayan yer. İhtimali az olan.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Küçük : Küçük abdest. Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Geri aşamada. Niceliği az olan. Değersiz, önemsiz. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Niteliği aşağı olan, bayağı. Kısık, parlak olmayan (ses). Yaşı daha az olan.

Önemsiz : Önemi olmayan, ehemmiyetsiz.

Değişiklik : Farklılık. Bir bütünün bir bölümünün değişmesiyle ortaya çıkan yeni durum. Amaca uygun biçime getirmek için yapılmış olan değiştirme, tadil. Değişik olma durumu.

Erişme : Erişmek işi.

Zaman : Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Belirlenmiş olan an. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı. Dönem, devir. Çağ, mevsim. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit.

Sıkı : Disiplin. Sıkıca, iyice. Cimri. Dar. Yoğun. Ağızdan dolma ateşli silahlarda, barut ve kurşunun üstünden namluya sokulup bastırılan bez ve kâğıt parçaları vb. şeylerin tümü. İyice sıkıştırılmış, doldurulmuş, tıkız, gevşek olmayan. Zorlayıcı durum. Güçlü ve çabuk, hızlı. İlkelerine çok bağlı, hoşgörüsü olmayan, katı. Dikkatli, titiz ve göz yummadan uygulanan. Zorlu, güçlü ve etkili.

İlgi : Belirli bir olay veya etkinliğe yakınlık duyma, ondan hoşlanma ve ona öncelik tanıma. Dikkati öncelikle belirli bir şey üzerinde toplama eğilimi. Kimyasal şartlar eş veya birbirine çok yakın olduğunda ögelerin birbirleriyle birleşmede gösterdiği seçicilik. İki şey arasında bulunan herhangi bir bağlılık, ilişki, alaka, taalluk, aidiyet.

Yer : Ülke. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Durum, konum, vaziyet. Görev, makam. Gezinilen, ayakla basılan taban. Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Önem. İz. Yerküre. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal. Durum, konum.

Yakın alan artifaktı : Yineleme artifaktı.

Yakın anlamlı : Gösterdikleri kavram ve taşıdıkları anlam bakımından birbirine yakın olan kelimeler: anlaşmak / uyuşmak; bıkmak / usanmak / bezmek; devirmek / dökmek; çevirmek / aktarmak / döndürmek; güç / kuvvet; deprem / sarsıntı; göndermek / yollamak; akıllı / kafalı; darılmak / küsmek / gücenmek / incinmek vb. bk. ve krş. eş anlamlı (kelime)

Yakın bellek : Çok kısa bir zaman önce öğrenilmiş olanı anımsamak.

Yakın bölüm : Dördüncü zamanın iki bölümünden en eskisi. (Buzulların bıraktığı tortulları kapsadığı için buna buzul çağı da denir.)

Yakın çevre : Çevrenin belirli bir tür varlık için anlamlı ve etkili olan parçası.

Yakın doğu at ensefalomiyelitisi : Borna hastalığı.

Yakın etki : (Goldstein) Yersel yakın etki: Uyaranın uygulandığı noktaya olan uzaklığına göre ilişkili sinir dizgesinin uyarılma derecesi. Görevsel yakın etki ilişkili sinir bölgesine uygun düşüp düşmemesi açısından bir uyaranın ayaklandırılabildiği uyarma gücü.

Yakın gelecek : "Hemen şimdi geleceğim" anlamına kullanılan "Geliyorum" gibi şimdiki zaman şekline denir.

Yakın getürmek : Yaklaştırmak.

Yakın gitmek : Cinsel ilişkide bulunmak.

Yakın ile ilgili Cümleler

  • Yakın bir gelecekte, Japonya'da büyük bir deprem olabilir.
  • Ali ne hakkında yakınıyordu?
  • Yakın arkadaşların bile arkaşlıklarını devam ettirebilmek için gayret göstermeleri gerekir.
  • Başka otobüs yakında burada olacak.
  • Ağaçlar yakında yapraksız olacak.
  • Cadılar bayramı yakında.
  • Biz çok fazla yakınıyoruz.
  • Yakın bir ortaokulda Fransızca öğretirim.
  • Şimdi kendimi Tom'a çok yakın hissediyorum.
  • Yakın bir zamanda Paris'te bizi ziyaret etmeye gel.
  • Yakın bir komşu, uzak bir akrabadan daha iyidir.
  • Yakın bir gelecekte senin ziyaret etmen için ileriye bakıyorum.
  • Çok yakında, senin de bunu yapman mümkün olacak.
  • Yakın bir zamanda geleceksen gidebilirsin.

Diğer dillerde Yakın anlamı nedir?

İngilizce'de Yakın ne demek? : [Yakin] v. bite, burn, cauterize, fire, flash, ignite, incinerate, kindle, light, light up, turn on, scathe, scorch, sear, set on fire

n. blister, cataplasm, plaster

adj. adjacent, akin, akin to, approximate, close, close range, connate, connected, contiguous, convenient, familiar, handy, immediate, imminent, inseparable, intimate, near, not far, pending, proximate, within reach

Fransızca'da Yakın : proche, approchant/e, avoisinant/e, prochain/e, rapproché/e, récent/e, voisin/e

Almanca'da Yakın : adj. baldig, benachbart, eng, liebenswürdig, nah, nahe

prep. unfern

Rusça'da Yakın : adj. близкий, ближайший, короткий, скорый, тесный, недавний, недалекий, сходный, приблизительный

adv. близко, коротко, около, подле

prep. под