Yalak nedir, Yalak ne demek

  • Hayvanların su içtikleri taş veya ağaçtan oyma kap.
  • Akan suyun çevreye sıçramasını veya akıp gitmesini önlemek için çeşme, musluk vb.nin altına konulan delikli taş tekne
  • Buz yalağı.
  • Boşboğaz, söz taşıyan.

"Yalak" ile ilgili cümleler

  • "Bir de hayvanları sulamak için yalak vardı." - Halikarnas Balıkçısı
  • "Az ileride yolun solunda, küçük bir çeşmenin suyu, önündeki yalağa dökülüyordu." - N. Cumalı

Yerel Türkçe anlamı:

ikiyüzlü, tutarsız kimse.

Köpeklere yem ve su verilen taştan, ağaçtan oyularak yapılmış olan kap.

Geveze.

Çeşme oluğu.

Musluk.

Tavukların su içtikleri kap.

Şımarık.

Tarım alanında kullanılan kelime anlamı:

[Bakınız: suluk]

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Koyunların içinden tuz yedikleri oyuk ağaç. (*Pasinler -Erzurum)

Köpek yemek kabı. (Bozalan -Bilecik; Dereyalak, İnönü -Eskişehir; Bölükbaşı *Selim -Kars)

Ağaç su oluğu. (Yassıören *Senirkent -Isparta)

Hayvanlara su verilen oyuk ağaç ya da taş. (Kandilli, Akpınar *Bozüyük, Cihangazi -Bilecik; Başkışla *Karaman -Konya; Adalıkuzu; Afşar *Güdül -Ankara)

Osmanlıca Yalak ne demek? Yalak Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

suluk

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Adana şehri, Kösreli nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Çorum şehrinde, İskilip ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

 

Yalak kısaca anlamı, tanımı:

Buz yalağı : Yüksek dağlarda kalıcı kar ve buzulun birlikte oluşturduğu, arkası ve yanları dik, önü açık, çember biçimli çukurluk, yalak.

Yalaka : Dalkavuk. Arsız, sırnaşık.

Yalaka olmak : Arsızlaşmak. dalkavuklaşmak.

Hayvan : Kızılan bir kimseye söylenen bir söz. Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse). At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık. Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık.

Ağaç : Meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitki. Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dallarından yapılan. Tahta, kereste.

Çevre : Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam. Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar, muhit. Bir şeyin yakını, dolayı, etraf, periferi. Hayatın gelişmesinde etkili olan doğal, toplumsal, kültürel dış faktörlerin bütünlüğü. Aynı konu ile ilgisi bulunan kimselerin tümü, muhit. Bir birimden önce veya sonra gelen aynı türden birimlerin tümü, bunların oluşturduğu küçük grup, kontekst. Yağlık. Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi.

Sıçrama : Ayaklarla, birdenbire yeri teperek kısa süre havaya yükselme. Sıçramak işi.

 

Önlemek : Ortaya çıkan veya çıkacağı düşünülen bir tehlikeyi durdurmak, önüne geçmek. Bir şeyin olmasına veya yapılmasına engel olmak.

Çeşme : Genellikle yol kenarlarında herkesin yararlanması için yapılan, borularla gelen suyun bir oluktan veya musluktan aktığı, yalaklı su hazinesi veya yapısı, pınar. İzmir iline bağlı ilçelerden biri.

Musluk : Takıldığı boru veya kabın içindeki akışkanı, istenildiğinde akıtabilecek bir düzende yapılmış açılır kapanır alet. El yıkamaya yarayan yer, lavabo.

Buz : Donarak katı duruma gelmiş su. Çok soğuk bir etki uyandıran (şey veya kimse).

Boşboğaz : Saklanması gereken şeyleri söyleyiveren, sır saklayamayan, geveze, ayran ağızlı. Yerli yersiz konuşan.

Söz : Bir işi yapacağını kesin olarak vadetme. Bir veya birkaç heceden oluşan ve anlamı olan ses birliği, kelime, sözcük. Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi. Müzik parçalarının yazılı metni, güfte. Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelam, laf, kavil. Kesinlik kazanmayan haber, söylenti.

Yalak açmak : Bağ kütüklerinin dibini açmak. Meyva ağaçlarının dibini açmak. Ağaç diplerine su gitmesi için küçük yollar açmak. Lağım yolu açmak.

Yalak içi : İki dağ arasındaki dar boğaz.

Yalakacı : Bulduğu şeyi, bulduğu yerde yiyen, pisboğaz köpek.

Yalakalık : Dalkavukluk. Dalkavukluk. Sürtüklük.

Yalakalık etmek : yaranmak amacıyla aşırı derecede dalkavukluk etmek. Gevezelik etmek. Dalkavukluk etmek.

Yalakçay : Çorum kenti, İskilip ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Yalakçı : Sırnaşık, eğitimsiz Dalkavuk. Açgözlü, bedavacı, asalak, arsız. bk. yalah, yalak (II)- bk. yalah, yalak (II)- bk. yalah, yalak (II)- 4.Hizmetçi. Çıkarcı

Yalakçukurören : Çankırı ilinde, Çerkeş belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Yalakdere : Kocaeli ilinde, Yalakdere nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Yalakköy : Kahramanmaraş ili, Gücük bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Yalak ile ilgili Cümleler

  • İlk hastalandığım zamanları hatırlıyor musun, bana yalakalık yapanlar yalamalar etrafımda çoktu.
  • Ali Mary'nin odaya doğru yürüdüğünü gördüğünde yalakalık yaptı.
  • Bu bana yalakalık yaptırdı.
  • O yalaka ve sahtekar komutanın yanında ağlamamalıydım.

Diğer dillerde Yalak anlamı nedir?

İngilizce'de Yalak ne demek? : n. basin, trough

Fransızca'da Yalak : auge [la], abreuvoir [le], évier [le], vasque [la]

Almanca'da Yalak : n. Schwemme, Tränke, Wassertrog

Rusça'da Yalak : n. колода (F), корыто (N), желоб (M), унитаз (M)