Yara nedir, Yara ne demek

"Yara" ile ilgili cümle

  • "Geminin omurgasındaki yara."
  • "Yaranı tımar ettiler mi?" - N. Hikmet
  • "Bu yarayı deşmeyin."

Yerel Türkçe anlamı:

Yara. || yara vermek: yara açmak

İlik.

Veterinerlik alanındaki anlamları:

Yumuşak dokuları oluşturan ögelerin kesici, yaralayıcı veya bunlara benzer araç veya gereçlerle birbirinden ayrılması. Ateşli silah yarası, ısırık yarası, septik ve aseptik yara gibi değişik yara tipleri vardır.

Zanaat Ticaret alanındaki sözlük anlamı:

Düğme deliği. (*Güdül -Ankara)

İngilizce'de Yara ne demek? Yara ingilizcesi nedir?:

wound

Fransızca'da Yara ne demek?:

blessure, plaie

Yara hakkında bilgiler

Yara, fiziksel veya kimyasal bir etkenin vücut bütünlüğünü bozacak şekilde oluşturduğu her türlü hasara denir. Biyolojik, fiziksel ve kimyasal nedenlerle deri ya da mukoz membran bütünlüğünün bozulması, tahrip olması, dokuların kesilmesi sonucu, dokuların fizyolojik özelliklerinin geçici veya tamamen kaybolmasına yara adı verilir. Sadece cilt bütünlüğünün bozulması anlamına gelmez; örneğin, künt bir darbeyle ciltte bozukluk gözlenmeyebilir ancak kemik kırığı veya iç organ yırtığı oluşabilir.

 

Yara ile ilgili Cümleler

  • Tenis oynamak için iyi havadan yararlandık.
  • Yara enfekte oldu.
  • O ağır yaralandı.
  • Yara iyileşiyor.
  • Yara henüz iyileşmedi.
  • Aslında, balın yaratıcıları çiçeklerdir.
  • John Dalton, atom teorisinin yaratıcısıydı.
  • Yara atletin büyük acı çekmesine sebep oldu.
  • Burak Tuğba'nın köpeğini yaraladı.
  • Ali savaşta yaralandı.
  • Yara iyileşti.
  • Yara izimi görmek ister misin?
  • Yara izimi ne zaman gördün?
  • Onun yaraları et yiyen kurtçuklarla istila edildi.

Yara kısaca anlamı, tanımı:

Vücut : İnsan veya hayvan gövdesi, beden. Var olma, varlık.

Yara açmak : Büyük üzüntü vermek. vücutta veya bir şeyin yüzünde yara oluşmasına sebep olmak.

Yara almak : Yaralanmak. itibar kaybetmek.

Yara işlemek : Üzücü bir olayın etkisi bitmemek. yara kapanmayıp akıntı sürmek.

Yara kapanmak : Yara iyi olup geçmek.

Yarası olan gocunur : "bir işte sorumlu aranırken kusuru olan kimse telaşa düşer" anlamında kullanılan bir söz.

Yarasını deşmek : Acıyı, üzüntüyü hatırlatmak, tazelemek.

Yaraya merhem olmak : Zorunlu ihtiyacı karşılamak.

Yaraya tuz biber ekmek : Bir derdin acısını çoğaltmak.

Yarayı tazelemek : Üzüntüyü, sıkıntıyı, acıyı hatırlatmak, yeniden ortaya çıkarmak.

 

Yara bandı : Yara üzerine yapıştırılan, özel olarak hazırlanmış, ilaçlı, küçük şerit.

Yara bere : Vurma ve incitme sonucu vücudun herhangi bir yerinde oluşan çürük. Herhangi bir şeyde görülen çizik, ezik.

Yara otu : Halk arasında yaralara iyi geldiğine inanılan bitki.

Açık yara : Kapanmamış yara.

Ağır yara : Bir olay sonunda varılan olumsuz durum. Bedendeki derin ve ciddi yara.

Kızılyara : Şirpençe.

Ciğer yarası : Evlat acısı.

Dil yarası : Acı sözün yarattığı kırgınlık. Gönül yarası.

Gönül yarası : Bir kimseyi derin üzüntü içinde bırakan acı, dil yarası.

Kalp yarası : Yürek yarası.

Yatak yarası : Genellikle yatağa bağımlı hastalarda hareketsizlik, basınç ve duyu kusuruna bağlı olarak deri veya deri altı dokularda oluşan yara.

Yürek yarası : Aşktan, özlemden, başarısızlıktan duyulan büyük keder, aşırı üzüntü, kalp yarası.

Yaradan : Tanrı.

Yaradılış : Bir kimsede doğuştan bulunan vücut ve ruh özelliklerinin tümü, mizaç, huy, tıynet, cibilliyet. Bir şeyin yaratılırken kazanmış olduğu özellikler bakımından durumu, fıtrat, hilkat.

Yaradılışlı : Doğuştan vücut ve ruh özelliklerinin tümünü üzerinde taşıyan.

Yaradılıştan : Doğumla beraber, yaradılıştan beri, doğuştan, kudretten, fıtraten, hilkaten.

Yarak : Erkeklik organı. Silah.

Yaralama : Yaralamak işi.

Yaralamak : Silah, bıçak vb. bir araçla yara açmak. Gücendirmek, incitmek, kırmak.

Yaralanış : Yaralanma işi.

Yaralanma : Yaralanmak işi.

Yaralanmak : Yaralama işi yapılmak.

Yaralı : Yarası olan, yaralanmış (kimse), mecruh. Dertli, üzüntülü.

Yaralı kuşa kurşun sıkılmaz : "birinin düşkünlüğünden yararlanarak ondan öç almak doğru değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Yaralı parmağa işememek : En küçük bir yardımı bile esirgemek.

Yarama : Yaramak işi.

Yaramak : İşine gelmek. Bir şey yararlı olmak, yarar sağlamak. Bir iş için uygun olmak, kullanılır olmak. Sağlık bakımından elverişli olmak.

Yaramamak : Gereksiz olmak, boşuna yapılmış olmak.

Yaramaz : Söz dinlemeyen, uslu durmayan, yasaklanan şeyleri yapmakta ayak direyen, haşarı (çocuk), uslu karşıtı. Çapkın. Uygun ve yararlı olmayan, bir işe yaramayan.

Yaramaz olmak : Yaramazlaşmak.

Yaramazca : Yaramaz bir biçimde.

Yaramazlaşma : Yaramazlaşmak işi.

Yaramazlaşmak : Çocuk söz dinlememek, rahat durmamak, yasak edilen şeyleri yapmakta ayak diremek.

Yaramazlık : Yaramaz olma durumu. Kötü, uygunsuz durum veya haber. Yaramazca davranış.

Yaramazlık etmek : Yaramazca davranmak.

Yaranış : Yaranma işi.

Yaranma : Yaranmak işi.

Yaranmak : İçten olmayan davranışlarla birini memnun etmeye, gözüne girmeye çalışmak. Bir davranışla birini memnun etmek.

Yarar : Çıkar. Bir işten elde edilen iyi sonuç, fayda, avantaj. Yarayan, elverişli, uygun.

Yararcı : Yarar peşinde koşan, faydacı, pragmatik.

Yararcılık : Ahlaki iş ve davranışlarda yararın ilke edinilmesi. Doğruluğu ve gerçekliği tek yanlı olarak yalnızca hareketlerin sonuçları ve başarıları ile değerlendiren öğreti, faydacılık, pragmatizm, pragmatiklik.

Yararı dokunmak : Yararlı olmak, kâr sağlamak.

Yararı olmak : Yararlı olmak, olumlu etki yapmak.

Yararlanılma : Yararlanılmak durumu, faydalanılma.

Yararlanılmak : Yararlanma işi yapılmak, faydalanılmak.

Yararlanma : Yararlanmak işi, faydalanma.

Yararlanmak : Kendine yarar sağlamak, faydalanmak, istifade etmek.

Yararlı : Yarar sağlayan, yararı olan, yarayışlı, faydalı, nafi, avantajlı.

Yararlı kılmak : Fayda sağlayan ve üretken duruma getirmek.

Yararlı olmak : Yarar sağlamak, faydalı olmak.

Yararlık : Yararlılık.

Yararsız : Yarar sağlamayan, yararı olmayan, işe yaramayan, yarayışsız, faydasız, nafile, avantajsız.

Yararsızlık : Yararsız olma durumu, faydasızlık, yarayışsızlık.

Yaraş : Girişken (kimse).

Yarasa : Yarasalardan, ön ayakları perdeli kanat biçiminde gelişmiş, vücudu yumuşak sık kıllarla kaplı, iskeletleri hafif yapılı, uçabilen memeli hayvan (Vespertilio).

Yarasalar : Yarasa türlerini içine alan memeliler takımı.

Yaraşık : Yaraşma, uyma, uygunluk.

Yaraşık almak : Yaraşmak.

Yaraşıklı : Yaraşan, uygun, yakışır.

Yaraşıksız : Yaraşık olmayan, yaraşmayan, yakışmayan.

Yarasın : "afiyet olsun" anlamında kullanılan bir söz.

Yaraşır : Layık, uygun.

Yaraşma : Yaraşmak işi.

Yaraşmak : Yakışmak, uymak. Yatkın olmak.

Yaraştırma : Yaraştırmak işi, tensip.

Yaraştırmak : Uygun görmek, yakıştırmak, tensip etmek.

Yaratı : Yaratım.

Yaratıcı : Zekâ, düşünce ve hayal gücünden yararlanarak görülmeyen yeni bir şey ortaya koyan, yapan, kreatif. Yaratma yeteneği olan, kreatif.

Yaratıcılık : Yaratma yeteneği. Her bireyde var olduğu kabul edilen, bir şeyi yaratmaya iten farazi yatkınlık. Yaratıcı olma durumu.

Yaratık : Yaratılmış canlı varlık, mahluk.

Yaratılış : Tanrı tarafından yoktan var edilme işi. Yaratılma işi.

Yaratılma : Yaratılmak işi.

Yaratılmak : Yaratma işine konu olmak.

Yaratım : Özel yetenekle ortaya konulan eser veya nesne, yaratı, kreasyon.

Yaratımcı : Özel yetenekle bir nesne veya eser ortaya koyan kimse, kreatör.

Yaratış : Yaratma işi.

Yaratma : Yaratmak işi.

Yaratmak : Zekâ, düşünce ve hayal gücünden yararlanarak o zamana kadar görülmeyen yeni bir şey ortaya koymak, yapmak. Allah, olmayan bir şeyi var etmek. Olmasına, ortaya çıkmasına yol açmak, sebep olmak.

Yarayışlı : Yararlı.

Yarayışsız : Yararsız.

Açık yaraya tuz ekilmez : "acısı henüz taze olan bir kimsenin üzüntüsü, birtakım söz ve davranışlarla artırılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Ağır yara almak : Bir olayda beklenmeyen sıkıntılı ve olumsuz bir duruma düşmek. kavgada veya savaşta önemli ölçüde zarar görmek.

Al kaşağıyı gir ahıra yarası olan gocunur : "bir yolsuzluğun suçluları aranırken o işte kusuru olan kişi telaşlanır" anlamında kullanılan bir söz.

Alçacık dağları ben yarattım demek : Çok kurumlu olmak, kendini çok beğenmek.

Bir boka yaramamak : Hiçbir şeye elverişli olmamak.

Birbiri için yaratılmış olmak : Birbiriyle çok iyi anlaşmak.

Deliye taş atma başını yarar : "davranışlarında çılgınlık bulunan kimseye dokunma yoksa sana öyle çılgınca saldırır ki yaptığına pişman olursun" anlamında kullanılan bir söz.

Dünyayı ben yarattım demek : Aşırı mağrur olmak, büyüklenmek.

Düş kırıklığı yaratmak : Beklentileri karşılayamamaktan dolayı burukluğa yol açmak.

El yarası onulur dil yarası onulmaz : "silahla açılan el yarası çabukça iyi olur ama kötü sözle açılan gönül yarası kolay kolay kapanmaz" anlamında kullanılan bir söz.

Eldeki yara yarasıza duvar deliği : "bir kimsenin acı ve sıkıntısı başkasına dert gibi görünmez" anlamında kullanılan bir söz.

Eme seme yaramamak : İşe yaradığı kabul edilmemek, makbule geçmemek, takdir edilmemek.

Eme yaramak : İşe yaramak, yararlı olmak.

Erkek koyun kasap dükkanına yaraşır : "miskin erkek, yaşamaya layık değildir" anlamında kullanılan bir söz.

Et ne kadar arık olsa üstüne ekmek yaraşır : "bilgili ve görgülü kişi, iş başında ve zengin olmasa da bilgisiz ve görgüsüz kişilerin üstünde yer alır" anlamında kullanılan bir söz.

Faydasız baş mezara yaraşır : "yaşayan kimse bir işe yaramalıdır, bir işe yaramayan kimsenin ölüden farkı yoktur" anlamında kullanılan bir söz.

Gerginlik yaratmak : Gergin duruma getirmek.

Gönlü yaralı : Aşkta karşılık görmeyen (kimse).

Gönlünü yaralamak : İncitmek, kırmak, üzmek.

Harikalar yaratmak : Hayranlık uyandıracak başarılar kazanmak.

İşe yaramak : Elverişli olmak.

Kamu yararı : Devletin gereksinimlerine cevap veren ve bu ihtiyaçları karşılayan, topluma yarar sağlayan değerler bütünü, menafiiumumiye.

Kanayan yara olmak : Sürekli sıkıntı, üzüntü ve zarar veren bir durumda olmak.

Kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse gelinin başını yarar : "kaynana ne kadar yumuşak huylu, ne kadar iyi davranışlı olursa olsun, her hâli gelini rahatsız eder" anlamında kullanılan bir söz.

Küçük dağları ben yarattım demek : Çok böbürlenmek, kibirlenmek.

Olay yaratmak : Ortada herhangi bir sebep yokken bir olaya yol açmak.

Ortam yaratmak : İmkân sağlamak.

Panik yaratmak : Korku, dehşet uyandırmak.

Parmağını yaranın üzerine basmak : Asıl derdi veya bir derdin asıl sebebini göstermek.

Şaheser yaratmak : Üstün, kalıcı niteliği olan bir eser ortaya koymak, çok önemli bir şey yapmak.

Sansasyon yaratmak : Büyük bir ilgi ve heyecan yaratmak.

Sinerji yaratmak : Bir sonuca katkısı olabilecek birkaç etkeni bir arada harekete geçirerek güç elde etmek.

Tanrı yarattı dememek : Allah yarattı dememek.

Tehlike yaratmak : Tehlike oluşturmak.

Ummadığın taş baş yarar : "elinden bir şey gelmez sanılan kişi kendisinden beklenilmeyen önemli işler yapabilir" anlamında kullanılan bir söz. "küçük veya önemsiz şeyler de çoğu kez büyük etkiler yapabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Yeri göğü ben yarattım demek : Çok gururlu olmak.

Yüreği yaralı : Felakete uğramış (kimse), yüreği dağlı. Gönlü yaralı, âşık, tutkun (kimse), yüreği dağlı.

Keskin : Etkili, sert. Tiz (ses). Dikkatli. Zampara. Çok kesici, iyi kesen. Kırıkkale iline bağlı ilçelerden biri. Kırıcı, incitici. Kıvrak. Hassas.

Vuruş : Bir kuvvetin etkileme süresi ile şiddetinin çarpımından çıkarılan nicelik. Bir ölçüyü oluşturan eşit sürelerden her biri, darp. Vurma işi. Tempo.

Derin : Ayrıntılı. Uzun süren. Kendi türünde çok gelişmiş, en ileri durumda olan. İçten gelen. Dip. Yoğun. Yüzeyden içeri inen. Dibi yüzeyinden veya ağzından uzak olan.

Kesik : Parası olmayan. Takım kadrosuna alınmamış (oyuncu). Kısa. Gazete, dergi vb.nden kesilmiş yazı, kupür. Aralıklı. Çiğ sütten yapılmış olan yağsız peynir, çökelek, ekşimik. Kesilerek bozulmuş olan. Kesilmiş olan yer. Tarla, bağ ve bahçe çevresine açılan hendek. Kesilmiş olan. Tutkun, hayran.

Etki : Bir kimse üzerinde bırakılan izlenim. Bir etken veya bir sebebin sonucu, yardım. Bir kimse veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki gücü, tesir.

Tehlikeli : Tehlikesi olan, korkulu, muhataralı.

Oyuk : Oyulmuş, içi boş ve çukur olan yer.

Fiziksel : Fizikle ilgili olan. Genel olarak doğaya, maddeye, nesnelere ilişkin olan, fiziki.

Çıban : Vücudun herhangi bir yerinde oluşan ve çoğu, deride veya deri altında şişkinlik, kızartı, ağrı ve ateş ile kendini gösteren irin birikimi.

Dert : Ur. Üzüntü. Sorun, kaygı. Ağrı. Hastalık.

Üzüntü : Olması istenilmeyen olaylardan doğan ruh tedirginliği, teessür.

Acı : Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ızdırap. Tadı bu nitelikte olan. Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü. Keskin, şiddetli. Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı. Çarpıcı, göz alıcı (renk). Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem.

Yara bere içinde olmak : vücudunda çokça yara, ezik, sıyrık, çürük bulunmak. İlgili cümle: "“Üstü başı parça parça, vücudu yara bere içinde.”" Y. K. Karaosmanoğlu.

Yara hormonları : (Yun. nekros: ölü; hormaein: uyarmak) Yaralanmış bitki hücrelerinin meydana getirdiği ve yara civarındaki dokuyu uyararak yeniden büyümeyi sağlayan maddeler. Nekrohormon.

Yara hormonu : Trefon.

Yara izi : Yara yeri iyileştikten sonra kalan bağ dokusu, kabuk tabakası, nedbe, skatriks, skar. Yara veya benzeri patolojik bir değişimin iyileşmesini takiben doku üzerinde bıraktığı, bağ dokusundan ibaret iz, nedbe, sikatriks, skar, eskar.

Yara kabuğu : Yaralarda iyileşme sürecinde yırtılan damarlardan akan ve pıhtılaşan kan, eksudat ve lökositlerden oluşan yaranın enfekte olmasını önleyen örtü veya kabuk.

Yara kabuğu akarı : ailesinde bulunan akar cinsi. Bu cinste bulunan türlerin erkekleri 410-564 x 260-460 mikron, dişileri 405-820x350-500 mikron büyüklükte oval ve büyük, deri üzerinde gözle kolayca görülebilen, kapitulumları uzun ve ince, ayakları kalın ve uzun, dorsalden bakıldığında görülebilen, erkeklerin birinci, ikinci ve üçüncü çift ayaklarının, dişilerin ise birinci, ikinci ve dördüncü çift ayaklarının sonunda uzun ve üç eklemli saplar üzerinde vantuzlar bulunan, dişilerin üçüncü çift ayaklarının sonunda ikişer adet uzun kıl bulunan, derisi düz, anüs terminalde, erkeklerinin arka nihayetinde çiftleşmede görev alan genital vantuzlar bulunan en büyük uyuz etkenleri, Psoroptes.

Yara kanalı : Fistül.

Yara miyazisi : Travmatik miyazis.

Yara suyu : Cerahat, irin.

Yara tümör virüsü : Çok çeşitli bitkilerin hastalanmasına sebep olan çift iplikli RNA içeren bir bitki virüsü.

Diğer dillerde Yara anlamı nedir?

İngilizce'de Yara ne demek? : [Yara] n. cliff, love, precipice, scarp

n. bruise, canker, cut, hurt, injury, lesion, raw, sore, trauma, ulcer, wound

v. agree, agree with, avail, benefit, correspond, do for, lend itself to, profit, serve, be of service to, suit

Fransızca'da Yara : blessure [la], balafre [la], casse [la], plaie [la]

Almanca'da Yara : n. Geschwür, Wunde

Rusça'da Yara : n. рана (F), порез (M), болячка (F), травма (F), язва (F), отверстие (N), пробоина (F)