"Yemek" ile ilgili cümleler

  • "Yemekten sonra gocuğuna sarar yatırırdı beni." - N. Cumalı
  • "Bu dert beni yiyor."
  • "Pek protokolcü olduğu için yemek sessiz geçiyordu." - F. R. Atay
  • "Bu adam benim yüz bin liramı yedi."
  • "Neclâ onun böyle kendinden geçercesine çalıştığını gördükçe üzüntüden tırnaklarını yiyor." - H. Taner
  • "Sivrisinekler çocuğun kollarını yemiş."
  • "Yemekten sonra lokantalı vagondan birer de kahve getirttiler." - M. Ş. Esendal
  • "Bizi yemek, sana mı kaldı."
  • "Dalkavuklar çok parasını yemişler."
  • "Adam o kadar çabuk yiyor ki hizmetçi ekmek yetiştiremiyor." - B. Felek
  • "Haram yemek. Rüşvet yemek."
  • "Yapımına başlanan bu yapı günde 5 ton çimento yiyor."
  • "Mirası sen yedin, zahmeti ben çekiyorum diye latife ediyordu." - M. Ş. Esendal
  • "Kendini topladı ama fena yerinden gagayı yedi sanırım..." - M. Ş. Esendal

Yerel Türkçe anlamı:

Aş, yemek

Bir şey yemek

Öldürmek.

Yemek // yemek içmek: işret etmek

Yemek

Ölü yemeği.

Yemek (bk. yimek)

Fransızca'da Yemek ne demek?:

manger

Yemek hakkında bilgiler

Bakınız: gıda

Yemek anlamı, kısaca tanımı:

Yemek seçmek : Bazı yemekleri sevmemek.

Yemek vermek : Konukları yemeğe çağırmak.

Yemek yemek : Karın doyurmak.

Ye kürküm ye : Gösterilen saygının kişiliğe değil, giyim kuşam düzgünlüğüne olduğunu belirtmek için kullanılan bir söz.

Yediği naneye bak : "yaptığı yersiz, uygunsuz işe bakın" anlamında kullanılan bir söz.

Yedikleri içtikleri ayrı gitmemek : Her zaman bir arada olmak ve sıkı ilişki içinde bulunmak.

Yedirip içirmek : Beslemek.

Yeme de yanında yat : Çok lezzetli veya çok hoş olan şeyler için söylenen bir söz.

Yemeden içmeden : Vakit geçirmeden, hemen.

Yiyip bitirmek : Sürekli olarak tedirgin etmek, üzmek, hırpalamak. tüketmek. onmaz duruma getirmek, yıkımına sebep olmak.

Yiyip içmek : Karın doyurmak, beslenmek.

Yemekaltı : Yemekten önce sofraya getirilen soğuk yiyecekler, ordövr.

Yemek borusu : Besinleri ağızdan mideye ulaştıran, kasla çevrili, içi mukoza ile kaplı kanal. Yemek vaktini bildirmek için çalınan boru.

Yemek dolabı : Yemeğin saklandığı dolap.

Yemek duası : Yemek yedikten sonra Allah'a şükretmek için edilen dua.

Yemekhane : Okul, fabrika vb. kuruluşlarda yemek yenilen büyük salon.

Yemek hizmeti : Bir kuruluş tarafından yemeğin hazırlanması ve dağıtılması işi.

Yemek listesi : Yemek yenilecek yerlerde mevcut yemekleri gösteren liste, menü.

Yemek masası : Üzerinde yemek yemek amacıyla kullanılan masa.

Yemek odası : Yemek yenilen oda, yemek salonu, salamanje.

Yemek salonu : Yemek odası.

Yemek tablası : Büyük konaklarda yemekleri taşımaya yarayan büyük tahta tepsi.

Yemek takımı : Sofrada yeme ve içme için kullanılan tabak, bardak, tuzluk vb.nden oluşan takım, servis takımı.

Alaminüt yemek : Kolayca hazırlanıp tüketilebilen yemek.

Ana yemek : Geleneksel Türk mutfağında çorbadan sonra gelen en önemli yemek, başyemek.

Başyemek : Ana yemek.

Hazır yemek : Kısa sürede hazırlanan ve yemek için az zaman harcanan hafif yiyecek.

Seçmeli yemek : Yemek listesinden seçilen, fiyatları ayrı ayrı hesaplanan yemek, alakart.

Seçmesiz yemek : Lokanta ve otellerde belirli bir para karşılığında verilen birkaç kap yemek, tabildot.

Sulu yemek : Tencerede ve kendi suyu içerisinde pişirilen yemek türü, tencere yemeği.

Ev yemeği : Evde yapılmış olan yemek.

Güveyi yemeği : Erkekevi tarafından düğün akşamı akraba ve yakınlara verilen yemek.

İftar yemeği : Ramazanda oruç açmak için hazırlanan yiyecek ve içeceklerin tümü.

Kuşluk yemeği : Kuşluk vakti yenilen yemek.

Orospu yemeği : Domates, yeşilbiber, soğan, maydanoz vb. sebzelerin düzensiz doğranması ile yağda acele pişirilen bir yemek türü.

Öğle yemeği : Öğle saatlerinde yenen yemek.

Ölü yemeği : Ölü adına verilen yemek. Ölüevine komşu veya akrabalar tarafından hazırlanıp getirilen yemek.

Sahur yemeği : Sahur zamanı yenen yemek, er ekmeği.

Tencere yemeği : Sulu yemek.

Mirasyedi : Çok savurgan kimse. Kendisine önemli bir miras kalan, mirasa konan kimse.

Otyiyenler : Bitki yiyerek beslenenler.

Balyemez : Kara ve deniz savaşlarında kullanılan, orta çapta, uzun menzilli, tunçtan top.

Etyemez : Genellikle et ve et türevlerini yemeyen kimse, vejetaryen.

Hüryemez : Bir tür elma.

Varyemez : Cimri.

Karıncayiyen : Karıncayiyengillerden, Avustralya'da yaşayan, karıncayla beslenen bir tür memeli, karıncakuşu (Echidna acule ata).

Yemekçilik : Yemekçi olma durumu. Yemekçinin yaptığı iş.

Yemekli : Yemek de yenilen. Yemek de verilen.

Yemekli vagon : Trenlerde yolculara yemek servisi yapılmış olan vagon.

Yemeklik : Yemek için ayrılan. Yiyecek şey, yiyecek maddesi. Yemek yapmakta kullanılan.

Yemeksiz : Yemeği olmayan. Yemek verilmeyen.

Aklını peynir ekmekle yemek : Akılsızca ve düşüncesizce davranışta bulunmak.

Alabandayı yemek : Adamakıllı azarlanmak.

Altıdan yemek : Hastanelerde perhizi olmayan hastalara verilen tam yemek.

Ayvayı yemek : Kötü duruma düşmek, işi bozulmak.

Bıçak yemek : Bıçaklanmak.

Birbirini yemek : İki veya daha çok kimse birbiriyle uğraşmak, birbirine kötülük etmek.

Bok yemek : Yakışıksız bir iş yapmak.

Bok yemek düşer : "birinin bir işe karışmaması, burnunu sokmaması gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Borç yemek : Sürekli borç alarak yaşamak.

Çalım yemek : Futbolda çalım ile geçilmek.

Cepten yemek : Bir ticarette kâra geçemeden para harcamak.

Çerez gibi yemek : Gereğinden çok ve hızlı yemek.

Ceza yemek : Cezalandırılmak.

Çifte yemek : Hayvanın çiftesine maruz kalmak.

Çok baharın otunu yemek : Hayatı dolu dolu yaşamış olmak.

Damga yemek : Biri kötü bir yargıya veya nitelenmeye uğramak.

Darbe yemek : Gücü sarsılmak. kötü, olumsuz bir duruma maruz kalmak.

Dayak yemek : Dövülmek.

Ekmeğini yemek : Geçim yönünden birisinin yardımından yararlanmak. birisinin işinde çalışarak kendi geçimini sağlamak.

Emek olmadan yemek olmaz : "yaşayabilmek, harcayabilmek için çalışıp kazanmak gerekir" anlamında kullanılan bir söz.

Feleğin sillesini yemek : Büyük bir yıkıma uğramak.

Fırça yemek : Paylanmak.

Gol yemek : Topun kendi kalesine girmesine engel olamamak.

Gözle yemek : Bir şeye çok istekle ve dik dik bakmak. göz değdirmek.

Gün yemek : Hapis cezası almak.

Hak yemek : Başkalarının hakkını vermemek.

Halt yemek : Halt etmek.

Haraç yemek : Başkasının sırtından geçinmek.

Haram yemek : Toplumun gelenek ve göreneklerine veya dinî kurallarına aykırı olarak bir şeyi kendi yararına kullanmak, sahiplenmek.

Hatır için çiğ tavuk yemek : Bir kişiyi gücendirmemek için yapılması güç olan şeyleri bile yapmak.

Hazırdan yemek : Çalışıp kazanmaksızın elindekini harcamak.

Herze yemek : Yersiz söz söylemek. gereksiz davranışta bulunmak.

Hüküm yemek : Mahkûm olmak.

İçi içini yemek : Dert etmek. istediğini yapamama yüzünden üzülmek.

İçini kurt yemek : Sürekli bir kaygı içinde bulunmak.

İçini yemek : Şüphe içinde kıvranarak çok üzülmek.

İğne yemek : İğne olmak.

İnsan eti yemek : Birini çekiştirmek.

Kaç baharın yoğurdunu yemek : Çok yaşamak, ömrü uzun olmak.

Kafasının etini yemek : Başının etini yemek.

Kafayı yemek : Aşırı yorgunluktan bunalıma düşmek.

Karavanadan yemek : Aynı kaptan topluca yemek.

Kazık yemek : Aldatılmak, kazıklanmak.

Kendi kendini yemek : Açığa vurmadan içten içe üzülmek.

Kendini yemek : Açığa vurmadan gizli gizli üzülmek.

Keseden yemek : Herhangi bir üretim yapmadan, kâr elde etmeden, hazırda bulunan veya el altında olan varlığı harcamak.

Kıtlıktan çıkmış gibi yemek : Doymak bilmezcesine yemek.

Kötek yemek : Dövülmek, dayak yemek.

Küfür yemek : Kendisine küfredilmek.

Kurşun yemek : Vurulmak.

Kuş gibi yemek : Çok az yemek.

Lafını yemek : Verdiği sözden, söylediği sözden vazgeçmek.

Manda gibi yemek : Çok fazla yemek.

Meydan dayağı yemek : Kalabalık içinde iyice dayak yemek.

Miras yemek : Kendine kalan mirası tüketmek. kendine miras kalmak.

Nane yemek : Yakışıksız bir davranışta bulunmak, uygunsuz bir iş yapmak.

Oruç yemek : Oruç tutmamak.

Osmanlı tokadı yemek : Sert ve etkili bir biçimde uyarılmak. bir kimsenin üstünlüğünü kabul etmek. sert ve etkili bir biçimde tokat atılmak.

Papara yemek : Azar işitmek.

Para yemek : Görevli bulunduğu yerin imkânlarından yararlanarak para çalmak, rüşvet almak. gereksiz olarak çok para harcamak. çok para harcatmak.

Parasını yemek : Çalışmadan bedavadan geçinmek, birinin sırtından geçinmek.

Parmaklarını yemek : Yemeği çok beğenmek.

Rüşvet yemek : Bir işi yapmak için birinden rüşvet almak.

Saparta yemek : Azarlanmak, terslenmek.

Sopa yemek : Dövülmek, dayak yemek.

Sözünü yemek : Lafını yemek.

Tavuk ayağı yemek : Gevezelik etmek, dedikodu yapmak.

Tekme yemek : Yarı yolda bırakılmak. terk edilmek. ihanete uğramak. birinin ayağından darbe almak.

Temiz bir dayak yemek : Adamakıllı dayak yemek.

Tencerede pişirip kapağında yemek : Geçinme konusunda var olanla yetinmek.

Tıka basa yemek : Mideye sıkıntı verecek kadar çok yemek.

Tokat yemek : Kendine tokat vurulmak. dolandırılmak. yenilgiye uğramak.

Veto yemek : Engellenmek, reddedilmek.

Vurgun yemek : Vurgun sonucu ölmek veya sakat kalmak.

Yağmur yemek : Yağmurda iyice ıslanmak, sırılsıklam olmak.

Zılgıt yemek : Azar işitmek.

Karın : Ahlaki açıdan kabul edilemeyen şeyleri kabullenme. Döl yatağı. Gelen ve yansımış dalgaların girişimiyle oluşan duraklı dalgalarda en büyük genlikte titreşen noktalar. Mide. Bazı şeylerde şiş ve içi boş bölüm. İnsan ve hayvanlarda gövdenin kaburga kenarlarından kasıklara kadar olan ön bölgesi. İç, gönül, akıl, kafa.

Doyurma : Doyurmak işi.

Yenmek : Aşınmak. Kazanmak, ütmek. Savaş veya yarışmada üstünlük sağlamak, üstün gelmek. Tutmak, bastırmak. Yemek işine konu olmak.

Yiyecek : Yenebilen. Yenmeye elverişli olan her şey.

Taam : Yemek, yiyecek.

Ekmek : İnsanı geçindirecek iş, kazanç. Yemek, aş. Bir şeyin başlamasına yol açacak sebepleri hazırlamak. Serpmek. Yarışta geçmek. Birini uydurma bir sebeple bırakıp gitmek, savuşmak, atlatmak. Parayı boşuna harcamak, ziyan etmek. Toprağı ekip biçmek için kullanmak. Tahıl unundan yapılmış hamurun fırında, sacda veya tandırda pişirilmesiyle yapılmış olan yiyecek, nan, nanıaziz. Bir bitkiyi üretmek için toprağa tohum atmak veya gömmek.

Besin : Yaşamak, varlığını sürdürmek için gerekli şey. Yenilebilir, beslenmeye elverişli her tür madde, azık, gıda.

Gıda : Besin.

Yemek : Yemek yeme, karın doyurma işi. Günün belli saatlerinde yenilen besin. Aşındırmak, kemirmek, oymak, delmek. Hakkı olmayan ve kendisine yasak edilmiş bulunan bir şeyi kabul etmek. Ağızda çiğneyerek yutmak. Başkasının parasını harcamak. Batmak, çizmek, kaşındırmak, dalamak. Isırmak. Hoşa gitmeyen kötü bir duruma uğramak, tutulmak. Yasal yoldan cezalandırılmak. Sürekli üzmek, tedirgin etmek. Gücünü kırmak, perişan etmek, mahvetmek. Konuklara yiyecek verilerek yapılmış olan ağırlama. Kandırmak. Yenmek için pişirilip hazırlanmış yiyecek, aş, taam, ekmek. Harcanmak, kullanılmak, sarf edilmek. Harcamak, tüketmek, bitirmek. Birine alacağını vermemek, ödememek.

Yeme : Yemek işi. Yiyecek.

Belli : Bilinmedik bir yanı olmayan, malum. Belirli, muayyen. Gizli olmayan, ortada olan, anlaşılan, bedihi, zahir, aşikâr. Beli olan.

Ağırlama : Ağırlamak işi, ikram, izaz. Gelin veya güveyi karşılanırken çalınan kıvrak bir hava.

Yutmak : İnanmak, aldanmak, kanmak. Oyunda bir şey kazanmak. Tam ve doğru söylememek. İyice, eksiksiz olarak öğrenmek. Söylemek istediği bir sözü kendini tutarak söylememek. Ağızda bulunan bir şeyi yutağa geçirmek. Haksız olarak kendine mal etmek, zorbalıkla elinden almak. Işık, ses gücünü, parlaklığını azaltmak. Dayanıp sesini çıkarmamak, katlanmak.

Aşındırmak : Aşınmasına yol açmak. Cisimlerin aşınmasına yol açmak. Bir yere çok gidip gelmek.

Kemirmek : Sert bir şeyi dişleriyle azar azar koparmak. Aşındırmak, yemek.

Oymak : Bıçaklayarak yaralamak. Kumaş vb.ni girintili bir biçimde kesmek. Kazıklamak. Hemen hemen benzer veya aynı tür yıldızlardan oluşmuş, Samanyolu'nun seyrek yapılı genç kümelerinden her biri. Keskin, sivri uçlu bir cisimle bir şeyi yontarak veya delerek çukur oluşturmak. Aşiret. İzcilikte küçük birlik.

Delmek : Delik açmak, delik duruma getirmek. İncitmek, kırmak.

Isırmak : Dişleriyle koparmak. Kumaş dalamak, kaşındırmak. Dişleri arasına alıp sıkmak. Rüzgâr sert esmek, keskin bir biçimde etkilemek.

Batmak : Yok olmak. Kirlenmek. Dünya'nın dönüşü dolayısıyla Güneş, Ay ve yıldız ufkun altına inmek. Çökmek. Dokunmak, incitmek. Tedirgin etmemesi gereken şeyler tedirgin etmek. Yıkılmak, egemenliği sona ermek. Hoşa gitmeyen bir duruma uğramak. Daha kötü bir duruma uğramak. İflas etmek. Saplanmak. Bir sıvının üstündeyken içine gömülmek.

Çizmek : Geçersiz kılmak için üzerine çizgi çekmek. Çizgi biçiminde yaralamak. Kişiyle ilgiyi kesmek, bağı koparmak. Resmini yapmak, resmetmek. Çizgi çekmek. Çizgiler hâlinde belirtmek, desenini yapmak.

Kaşındırmak : Kaşınmasına yol açmak, kaşıntı vermek.

Dalamak : Zehirli böcek, ısırgan otu, sert kumaş dokunarak teni acıtmak veya kaşındırmak. Köpek, kurt vb. hayvanlar dişlemek, ısırmak.

Harcamak : Bir şey yapmak için kullanmak, tüketmek. Birinin değer ve onurunu kırıcı bir durum yaratmak. Bir iş görmek veya bir şey satın almak için parayı elden çıkarmak, sarf etmek. Yok olmasına, ölmesine sebep olmak. Manevi yönden kötü duruma düşürmek, feda etmek.

Tüketmek : Kullanarak, harcayarak yok etmek, bitirmek, yoğaltmak. Güçsüzleştirmek, bezdirmek. Yürüyerek aşmak, bitirmek.

Bitirmek : Güçsüz düşürmek, bitkin duruma getirmek, yormak. Bitmesini sağlamak, sona erdirmek, tüketmek, tamamlamak, sonuçlandırmak. Onulmaz duruma getirmek, mahvetmek.

Yasal : Yasanın, dinin ve kamu vicdanının doğru bulduğu, yasalara uygun, kanuni, meşru, legal.

Cezalandırılmak : Cezaya çarptırılmak, ceza verilmek, tecziye edilmek.

Harcanmak : Harcama işi yapılmak, harcama işine konu olmak.

Kullanılmak : Kullanma işine konu olmak.

Sarf : Harcama, tüketme, kullanma. Dil bilgisi, yapı bilgisi.

Edilmek : Etme işine konu olmak, yapılmak.

Sürekli : Yumuşak. Kesintisiz olarak süren, kalıcı, devamlı, baki, daimî. Uzun süreli olarak, daima.

Üzmek : Bir şeyi gerip çekerek gevşetmek, sürterek aşındırmak. Üzüntü vermek.

Tedirgin : Rahatı, huzuru kaçmış, bizar.

Etmek : Bulmak, erişmek. Herhangi bir değerde olmak. Küçük veya büyük abdestini yapmak. Kötülükte bulunmak. Demek, söylemek. Bir işi yapmak. "İyi, kötü" zarflarıyla birlikte davranmak. Eşit değer kazanmak. Birini bir şeyden yoksun bırakmak.

Kırmak : İri parçalara ayırmak. Yok etmek. Vücut kemiklerinden birini parçalamak. Dileğini kabul etmeyerek veya beklenmeyen bir davranış karşısında bırakarak gücendirmek, incitmek. Tavlada karşı oyuncunun pulunu oyun dışında bırakmak. Belirli bir biçimde katlamak. Kaçmak, uzaklaşmak. Bir şeyin fiyatını azaltmak, indirmek. Hareket durumundaki canlının veya taşıtın yönünü değiştirmek, çevirmek, döndürmek. Tahılı iri ve kaba öğütmek. Değerinden düşük fiyata almak. Öldürmek, yok olmasına neden olmak. Gücünü, etkisini azaltmak. Sert şeyleri vurarak veya ezerek parçalamak.

Perişan : Dağınık, düzensiz, karmakarışık. Acınacak durumda olan, zavallı.

Mahvetmek : Onmaz duruma getirmek. Boşa gitmesine sebep olmak, heba etmek. Bozup işe yaramaz duruma getirmek. Yok etmek.

Kandırmak : İçme, yeme isteğini karşılamak. Aldatmak. Kanmasını sağlamak, inandırmak, ikna etmek.

Yemek borusu bölütsel aplazisi : Yemek borusunun üst bölümünün yerel ve doğuştan şekillenmemiş olması. Kör bir kese tarzında yutağa açılan üst kısım, normal yapıdaki alt bölüme ince fibröz bir bantla bağlanır.

Yemek borusu çöküntüsü : Karaciğerin margo dorsalis’i üzerinde yemek borusunun oluşturduğu iz, impresyo özofagea.

Yemek borusu daralması : Nervus vagus’un uyarımlarına veya fonksiyon azalmasına bağlı olarak yemek borusu boşluğunun daralması, özofagus daralması, stenozis özofagi, özofagus stenozu.

Yemek borusu divertikülümü : Yemek borusu mukozasının, doğuştan veya kazanılmış nedenlerle, yerel kese tarzında genişlemesi, özofagus divertikülümü, özofagus divertikülü.

Yemek borusu duplikasyonu : Gerçek yemek borusu yanında ve onunla ilişkili kistik tüp şeklinde yapının oluşması. İçerisinde hücresel artıklar ve salgı birikir. Klinik bir bozukluk oluşturmaz.

Yemek borusu ektazisi : Yemek borusu kaslarında tonus kaybı, yumuşama ve gevşemeye bağlı olarak yemek borusunun tümünde oluşan genişleme.

Yemek borusu felci : Yemek borusu istemli hareketlerinin kaybolması.

Yemek borusu fistülü : Yemek borusunun trake, bronşlar, akciğer parenkimi veya az olarak da deriyle olan anormal bağlantısı, özofagus fistülü.

Yemek borusu genişlemesi : Yemek borusu lümeninin daralmasını takiben, daralan bölgenin ön bölümünde meydana gelen genişleme, özofagus dilatasyonu, dilatasyo özofagi.

Yemek borusu osteosarkomu : Spirocerca lupi’ye bağlı olarak kimi köpeklerde yemek borusundaki granülomların duvarından gelişen mezenkimal kökenli kötücül kemik tümörü. Yerel olarak yayılabildiği gibi çoğu olguda akciğerlere metastaz yapar.

Yemek ile ilgili Cümleler

  • Yemek alanı oldukça yoğun
  • Henüz yemek yeme zamanı değil.
  • Ben genellikle dışarıda yemek yerim.
  • Birçok kişi, Asya yemeklerini sever.
  • Yemek arabası nerede?
  • Yemek alanı her zaman yoğun.
  • O yemek tarifi kitabını Tom'a kim verdi.
  • Bütün öğrenciler yemek odasındaydı.
  • Gerçekten yemek yerken haber izlemek zorunda mıyız?
  • Yemek artıklarını ne yapacağını bilmiyordu.
  • Yemek Almanya'da ucuzdur.
  • Yemek arıyorum.
  • Ali ve ben nadiren birlikte yemek yeriz.
  • Yemek alacak bir yer yoktu.

Diğer dillerde Yemek anlamı nedir?

İngilizce'de Yemek ne demek? : n. chow, dinner, dish, food, grub, meal, repast, scoff, scran; peck

v. crop, eat, ingest, dine off, dine on

Fransızca'da Yemek : manger; repas [le], mets [le]

Almanca'da Yemek : n. Diner, Essen, Gericht, Mahl, Mahlzeit, Speise, Tisch

v. anfressen, einnehmen, genießen, knabbern, nehmen

Rusça'da Yemek : n. еда (F), кушанье (N), блюдо (N), обед (M), яства (PL), жратва (F)

v. есть, кушать, съедать, кормиться, угощаться, разъедать, проедать, стирать, уничтожать, разрушать, расточать, проматывать, подвергаться, переносить, кусать, грызть, получать, съесть, съесть, угоститься, проес

 

Yemek ile ilgili Resimler

Yemek ile ilgili resimler
Yemek ile ilgili resimler
Yemek ile ilgili resimler
Yemek ile ilgili resimler
Yemek ile ilgili yorumlar  

Bu kısımda Yemek nedir? Yemek ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Yemek tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Yemek hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.

Popüler Konular

En Son Yorumlar

  • Kasko: merhaba burçin hanım, mutlaka bir hukuk bürosu ile anlaşın ve hakkınızı arayın. başta masraf yapmış olacaksınız ama dav...
  • Kasko: merabalararacımla kaza yaptım aracım perte çıktı yanımda bi arkadaşımla ifade felan verdik kasko şirketine gitti araç sonu...
  • Görevsizlik kararı: görevsizlik kararının kaldırılması ne demek yada ne anlama geliyor...
  • 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı: 29 ekim ile ilgili şiir arıyordum ama bu yazı da çok işime yarayacak. ödevim için çok faklı bir makale oldu. çok teşekkür...
  • Elektron yakalama: Her nasıl ki yıldırımın oluşmasına mani olamıyorsak, onun toprağa akması için onu engellememeli, binalara ve eşyalara zar...