Yerel nedir, Yerel ne demek

Yerel; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

Fiziksel Kimya alanındaki anlamı:

Özellikleri, uzayın tek tek noktaları ile ilgili olan.

Bir fizik terimi olarak tanımı:

Bir yere, bir bölgeye ilişkin olan.

Gök bilimleri ve Uzay alanındaki anlamı:

Gözlem yerine ya da gözlemcinin bulunduğu yere ilişkin.

Hukuki terim anlamı:

mahallî.

Yerel isminin anlamı, Yerel ne demek:

Erkek ismi olarak; Belirli bir yer ile ilgili olan.

İngilizce'de Yerel ne demek? Yerel ingilizcesi nedir?:

local

Osmanlıca Yerel ne demek? Yerel Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

mahallî, mevziî

Yerel anlamı, tanımı:

Yerel ağ : Bilgisayar ağlarının birbirine bağlanması sonucu ortaya çıkan, sınırlaması ve yöneticisi olan sadece kurum veya iş yeri içinde kullanılan bilgi iletişim ağı, iç ağ.

Yerel korozyon : Anot ve katot bölgeleri birbirinden tam olarak ayrılmış hâldeki paslanma.

Yerel radyo : Belli bir bölgeye yayın yapan düşük frekanslı radyo istasyonu.

Yerel saat : Güneş'in 0 meridyen noktasından geçmekte olduğu anda ayarlanan saat.

Yerel televizyon : Belirli bir bölgeye yayın yapan televizyon kanalı.

Yerel yayın : Belli bir bölgeye radyo ve televizyon aracılığıyla yayın yapma.

 

Yerel yönetim : İl, belediye veya köy halkının oradaki ortak yerel gereksinimlerini karşılayan ve genel karar organları oradaki halk tarafından seçilen kamu tüzel kişisi, mahallî idare.

Yerelleşme : Yerelleşmek işi, yöreselleşme, mahallîleşme.

Yerelleşmek : Yerel bir özellik kazanmak, yöreselleşmek, mahallîleşmek.

Yerelleştirme : Yerelleştirmek işi.

Yerelleştirmek : Yerel duruma getirmek.

Yöresel : Belli bir yöreye özgü. Belli bir yöre ile ilgili, yerel, mahallî, mevzii, lokal.

Gözlem : Çeşitli araç ve gereçlerin yardımıyla olayların sebeplerini bilmek için uygulanan bilimsel yöntem. Bir nesnenin, olayın veya bir gerçeğin, niteliklerinin bilinmesi amacıyla, dikkatli ve planlı olarak ele alınıp incelenmesi, müşahede. Bir yazı veya eseri yazmaya başlamadan önce konusuyla ilgili gerekli bilgi, deney, inceleme ve araştırma yapma işi. İnceleme sonucu elde edilen değer, müşahede. Bir gök cismini, bir gök olayını çıplak gözle veya bir araç yardımıyla izleyerek görülen değerleri tespit etme işlemi, rasat.

Gözlemci : Bir karşılaşmayı izleyip kurallara uyulup uyulmadığını bildiren rapor yazmakla görevli kimse. Teleskop. Bir konferans, kongre vb.ne katılan, genellikle söz alma ve önerge verme hakkı olmayan, toplantıları kendi veya başkası adına izleyen kimse, müşahit. Dikkatle, eleştirici bir gözle gözlem yapan kimse, müşahit. Gözlemevinde gözlem yapan kimse, rasıt.

 

Tanım : Bir kavramın niteliklerini eksiksiz olarak belirtme veya açıklama, tarif.

Sınırlı : Az sayıda. Sınırı olan, bir sınırla ayrılmış olan, hudutlu. Sınırlanmış, belirlenmiş, belirli, limitet.

Lokal : Yerel. Dernekevi. Yöresel. Müzikli eğlencelerin yapıldığı yer.

Yerel akın :

Yerel alan : Yalnız uzaydaki tek tek noktaların konumlarıyla belirlenen birkaç noktanın, birbirine etkisini içermeyen fiziksel kuvvet alanı ya da nicemsel alan.

Yerel alan ağı : (YAA)

Yerel amiloidozis : Bir organ veya dokuda sınırlı bir alanda amiloid maddesinin hücre dışı birikimi. Kedilerde şeker hastalığında pankreasın Langerhans adacıklarında, medullar tiroit adenokarsinomu ve feokromositom gibi tümörlerde görülür.

Yerel anestezi : Yalnız operasyon yapılacak bölgenin dokularındaki sinir uçlarının geçici olarak duyarsız duruma getirilmesi, lokal anestezi.

Yerel anestezik : Belirli bölgelerde sinir lifleriyle uygun konsantrasyonlarda temasa geldiklerinde bu liflerdeki uyarı iletimini geriye dönüşümlü olarak bloke eden ilaç.

Yerel bağlantılı uzay : Her bir noktasının bağlantılı kümelerden oluşan bir temel yöreler dizgesi var olan ilingesel uzay.

Yerel balad : Belli bir yerle ilgili olarak söylenen balad.

Yerel belirtiler : Vücudun belli bir bölgesine, bir organ veya organ parçasında görülen ve saptanabilen belirtiler.

Yerel bellek : Bilgisayar donanım birimlerinin, işlevlerini görmek üzere kullandıkları kendilerine özgü bellekleri.

Yerel ile ilgili Cümleler

  • Burak eski kütüphanesini iyileştirmek için yerel vakıflardan fon aldı.
  • Ali yerel pizzacıda bir iş buldu.
  • Kütlesel sel, yerel ulaşım ağını felç etti.
  • Yerel kahve dükkanında çalışmak istiyorum.
  • Yerel bir hastanede bir hemşire olarak çalışıyor.
  • Yerel geleneklere saygı duymak zorundayız.
  • Elbette yerel hastaneler olmalı.
  • Yerel politikacılarıyla temas ettiler.
  • Ali yerel bir bardaydı.
  • Burak yerel bir gazetede bir iş buldu.
  • O yerel bir kuyumcudan çaldığı bir yüzükle kız arkadaşına evlenme teklif etti.
  • Yerel hükümetin evsizlere yardım etmesine acil bir ihtiyaç var.
  • Yerel eko sistemler tehdit ediliyor.
  • Yerel mağazalar turistlerle iyi iş yapar.

Diğer dillerde Yerel anlamı nedir?

İngilizce'de Yerel ne demek? : adj. local, regional, territorial, topical, vernacular

Fransızca'da Yerel : local/e

Almanca'da Yerel : adj. kommunal, lokal

Rusça'da Yerel : adj. местный, локальный