Yetenek nedir, Yetenek ne demek

  • Bir kimsenin bir şeyi anlama veya yapabilme niteliği, kabiliyet, istidat.
  • Dışarıdan gelen etkiyi alabilme gücü.
  • Bir duruma uyma konusunda organizmada bulunan ve doğuştan gelen güç, kapasite.
  • Kişinin kalıtıma dayanan ve öğrenmesini çerçeveleyen sınır

"Yetenek" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Her bir dönemin incelenmesi, sonuçlarının değerlendirilmesi ulusal yeteneklerimizi, eksiklerimizi anlamak bakımından uyarıcıdır." - M. And

Yerel Türkçe anlamı:

Tutum.

Doğal süresinde alınmış üründen sonra, yeniden biten tahıl, ot, meyve ve benzeri

Yeni yetme, taze.

Eğitim alanındaki sözlük anlamı:

Dışarıdan gelen bir etkiyi alabilme gücü.

Kişinin kalıtımsal olarak öğrenmesini çerçeveleyen sınır.

Herhangi bir şeyi öğrenmek, bir işi yapmak ve tamamlamak ya da bir duruma başarıyla uymak konusunda organizmada bulunan ve doğuştan gelen güç.

Hukuki terim anlamı:

ehliyyet.

Bilimsel terim anlamı:

Öğrenme olmaksızın kişinin anlık ve devim alanlarındaki doğal iş başarma gücü.

Öğrenilmeden kazanılan ve kişinin ansal yeterlik ya da edim ve eylem konularında iş başarma gücü.

İngilizce'de Yetenek ne demek? Yetenek ingilizcesi nedir?:

capability, ability

Fransızca'da Yetenek ne demek?:

capacité

Yetenek anlamı, tanımı:

 

Genel yetenek : Bilim, teknik ve sanata ait herhangi bir alanda kişinin bilgi ve becerisini gösteren birikim.

Zeka yeteneği : Bir kimsenin zihin gücü ve kabiliyeti.

Yetenekli : Yeteneği olan, kabiliyetli, istidatlı.

Yeteneklilik : Yetenekli olma durumu, kabiliyetlilik, istidatlılık.

Yeteneksiz : Yeteneği olmayan, kabiliyetsiz, istidatsız.

Yeteneksizlik : Yeteneksiz olma durumu, kabiliyetsizlik, istidatsızlık.

Kimse : Herhangi bir kişi, kim olduğu bilinmeyen kişi.

Anlama : Bir olay veya önermenin daha önce bilinen bir kanunun veya formülün sonucu olduğunu görme. Anlamak işi, anlamaklık, derk, fehim, intikal, tefehhüm, vukuf.

Nitel : Nitelik bakımından, nitelikle ilgili, kalitatif.

Kabiliyet : Yetenek.

İstidat : Yetenek.

Durum : Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri. Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Duruş biçimi, konum, tavır.

Organizma : Canlı bir varlığı oluşturan organların bütünü, uzviyet. Herhangi bir canlı varlık.

Gelen : Bir ışık kaynağından çıkıp bir aynanın yüzüne veya saydam bir cismin yüzeyine düşen (ışın). Gelme işini yapan (kimse veya nesne).

 

Gücü : Bez tezgâhında ipliği ayarlayan tezgâh tarağı.

Yetenek ölçeri : Bireylerin herhangi bir eğitim ve uygulamada gösterecekleri başarı düzeyini kestirmek üzere kavrama ve iş başarma sığasını ölçüye vuran ölçer.

Yetenek rantı : Özel yeteneklere sahip olan kişilerin üretime katkılarının üstünde elde ettikleri kazanç fazlası. krş. kıtlık rantı

Yetenek yaklaşımı : Bireyin kendi yeteneklerini farkederek, bu yeteneğini kullanarak kendisi için en yüksek doyumu elde edeceği alanı özgürce seçmesine olanak sağlayan böylece bireysel gönenci iktisadi gelişmenin merkezine oturtan ve Amartya Sen tarafından geliştirilen kalkınma yaklaşımı.

Yetenek-sapmalı teknolojik değişme : Yetenekli işgücünün göreli ücret oranlarının yükselmesine rağmen, yetenekli işgücünün toplam işgücüne oranındaki ve işgücü kalitesindeki artışın teknolojik değişmeyi hızlandırmasına dayanan ve İlk kez E. Berman, J. Bound ve S. Machin tarafından sanayi düzeyinde görgül çalışmayla saptanan teknolojik değişme.

Yetenekler : Geniş anlamında, bireyin, davranışlarını düzenleyen, etkinliklerini koşullandıran ve dirimbilimsel-toplumsal olarak belirlenen özellikleri. Dar anlamında, bireyi belli bir uğraşsal etkinliğe uygun kılan bir dizi ruhsal özellikleri.

Yetenekli işçi : Belirli bir becerisi ve yeteneği olmakla beraber usta durumuna gelemeyen işçi.

Yeteneklice : Yetenekli bir biçimde.

Yeteneksiz işçi : Başladığı işte henüz bir yeteneği olmayan ve beceri göstermeyen işçi.

Yeteneksizce : Yeteneksiz bir biçimde.

Yetenek ile ilgili Cümleler

  • Ali yetenekli bir gitarist ama o korkunç bir şarkıcıdır.
  • Yetenek çalışanları teşvik etmede düşünülen tek faktördür.
  • Yeteneklerin var.
  • Özür dilerim. Yeteneklerim abartıldı.
  • Yetenek farkını onlara gösterdim.
  • Yeteneklerime güveniyorum.
  • O yetenekli bir şarkıcı.
  • Tom'un benzersiz yetenekleri vardır.
  • Yeteneklerinden bir kez bile şüphe etmedim.
  • Ali çok yetenekliydi.
  • Yetenek ve performans iki farklı şeydir.
  • Yetenek gösterisi ne zaman başlar?
  • O yetenekli ve zekiydi.
  • Ali tamamen yeteneksizdi.

Diğer dillerde Yetenek anlamı nedir?

İngilizce'de Yetenek ne demek? : n. ability, accomplishments, accomplishment, parts, aptitude, aptness, artistry, bent, caliber, calibre, capability, capacity, competence, competency, disposition, dower, dowry, efficiency, facility, faculty, fitness, flair, gift, hand, instinct

Fransızca'da Yetenek : capacité [la], aptitude [la], compétence [la], don [le], portée [la], talent [le]

Almanca'da Yetenek : n. Anlage, Befähigung, Begabung, Fähigkeit, Gabe, Geschick, Geschicklichkeit, Ingenium, Können, Stärke, Talent, Veranlagung

Rusça'da Yetenek : n. способность (F), дар (M), дарование (N), данные (PL), талант (M), умение (N), склонность (F), жилка (F), восприимчивость (F), дееспособность (F)