Yol nedir, Yol ne demek

  • Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik.
  • Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem.
  • Kumaşta bulunan çizgi.
  • Kez, defa
  • Karada insanların ve hayvanların geçmesi için açılan veya kendi kendine oluşmuş, yürümeye uygun yer.
  • İçinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer.
  • Hile, tuzak.
  • Düğünde, oğlanevinin kızevine verdiği para, mal veya armağan.
  • Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi.
  • Uyulan ilke, sistem, usul, tarz, tarik.
  • Yolculuk.
  • Genellikle yerleşim alanlarını birbirine bağlamak için düzeltilerek açılmış ulaşım şeridi.
  • Gaye, uğur, maksat.
  • Gidiş çabukluğu, hız.

"Yol" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Yola çıkmak. Yoldan kalmak."
  • "Su yolu. Sel yolu."
  • "Bahçeleri bahçelere toprak yollar bağlardı." - Ç. Altan
  • "Celâl Bey'i sakal bırakma yolunda, kim, hangi örnek özendirdi diye çok düşünmüşümdür." - H. Taner
  • "Bu yolda çok emek harcandı."
  • "Bu vapurun yolu az."
  • "Yolda oynayan çocuklara ne olduğunu sordu." - Ö. Seyfettin
  • "Duyguların eğitimi de en iyi, sanat yoluyla olur."
  • "Bu işi yapmanın bir yolu vardır."

Yerel Türkçe anlamı:

Kez, defa

Yol.

Elverişli durum, olanak.

Düğüne, çağırılının götürdüğü armağan.

Düğünde, oğlan evinin kız evine, kıza verdiği para, mal, armağan.

 

Kez.

Düğünde, kız evinin oğlan ve yakınlarına verdiği armağan.

Düğün sahibinin, çağırılıya gön derdiği armağan.

Geçiş yeri, giriş kapısı // yol yordam: usul yol // yol almak: yol kat etmek, yol kesmek // yol tutmak: derhâl yola Çıkmak // yola vurmak: uğurlamak // yola vurulmak: bir işe azm ederek yola çıkmak

Gitar terimi olarak anlamı:

Kolcuğun veya anahtarın konumlarından her biri.

Hukuki terim anlamı:

tarz, sûret.

Kimya'daki anlamı:

Elektronlar, iyonlar veya moleküller gibi taneciklerin hareket ettiği iz, patika.

Matematik terimi olarak kelime anlamı:

Başlangıç noktası p ve bitiş noktası q için, [0,1] kapalı aralığından X topolojik uzayına giden ve a(0) = p ve a(l) = q olacak biçimde sürekli bir a fonksiyonu.

X iligesel uzayı verildiğinde a, (…) noktalan için, f(0)=a ve f(1) =b olacak biçimde (…)sürekli gönderimi.

Diğer sözlük anlamları:

Müsaade, izin.

Âdap, erkân, âdet, meslek, usûl, kaide.

Bilimsel terim anlamı:

İnsanların, bir yerden başka bir yere gitmek üzere üzerinden ya da içinden geçtikleri, yerleşim yerlerinin gelişme doğrultusunu yakından etkileyen ve düzentasarlarda önemli bir öge oluşturan yerler.

Çözümleyici çizelgede, bir arada doğru olduğu varsayılıp, başlangıç önermelerinden başlayarak alt alta gelen önermelerden oluşan dizi.

 

İngilizce'de Yol ne demek? Yol ingilizcesi nedir?:

path, way, road, branch

Osmanlıca Yol ne demek? Yol Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

tarîk, mecrâ

Yol hakkında bilgiler

Yol; ulaşımda kullanılan, uzun bir şerit şeklindeki sert yüzey. Doğal nedenlerle oluşmuş veya insan eliyle hazırlanmış olabilir. İnsan, hayvan ve taşıt trafiğinin hızla, kolayca ve emniyetle ilerlemesine yardımcı olur. Yollar, engebeli arazilerde ayak izleri nedeniyle oluşmuş patikalardan çok şeritli otobanlara kadar, büyük çeşitlilik gösterir.

Yol sözcüğü Eski Türkçe "yolak" (patika, yol) sözcüğünden gelir. Muhtemelen "yürü-" anlamındaki "yori-" sözcüğü ile de kökteştir.

Tarihteki ilk yollar, hayvanlar tarafından kullanılan güzergâhlarda kendiliğinden oluşan patikalardı. Zamanla bu yollar insanlar tarafından kullanılmaya başlandı. Bu şekilde oluşmuş ve MÖ 6000 yıllarından kalma yollara, Jericho yakınlarındaki su kaynakları civarında rastlanır. Günümüz Irak'ında bulunan Ur şehrindeki taş döşeli sokaklar ve günümüz İngiltere'sinin Glastonbury kasabasındaki kalas döşeli yollar ise yaklaşık MÖ 4000 yıllarına aittir ve yol yapımının en eski örneklerindendir.

Yol ile ilgili Cümleler

  • Yol aç.
  • Yol açık mı?
  • Sana geri ödemek için bir yol bulacağım.
  • Bu muhtemelen başlamak için kötü bir yol.
  • Bu en iyi yol.
  • En son ne zaman paralı bir yol kullandın?
  • Oraya paralı bir yol kullanmadan varmanın herhangi kolay yolu var mı?
  • Onlar kestirme bir yol bulmaya çalışırken haritayı incelediler.
  • Yol açıktı.
  • Müzik dinlemek rahatlamak için harika bir yol.

Yol kısaca anlamı, tanımı:

Yol açmak : Kalabalık bir yerde genellikle saygıdeğer bir kişinin geçmesi için insanları kenara çekip yol vermek. davranışlarıyla başkalarına örnek olmak. bir olayın sebebi olmak. kapanmış olan yolu geçilir duruma getirmek. yol yapmak.

Yol almak : Yolda ilerlemek.

Yol aramak : Çare bulmaya çalışmak.

Yol bulmak : Çare bulmak.

Yol çizmek : Bir konuda plan yapmak.

Yol etmek : O yere sık sık gitmek.

Yol gitmek : Yolda ilerlemek.

Yol görünmek : Gitmek gerekmek.

Yol göstermek : Ne yapılacağını, nasıl davranılacağını öğretmek. kılavuzluk etmek, yolu bilmeyene anlatmak, tarif etmek.

Yol gözlemek : Bir kimsenin gelmesini beklemek. bir şeyin olmasını ummak.

Yol iz bilmek : Görgülü davranmak. gideceği yolu ve yeri bilmek.

Yol kesmek : Geçmesine engel olmak, durdurmak. motor vb. hızını azaltmak, devrini düşürmek. ıssız yerlerde soygunculuk yapmak.

Yol şaşmak : Yol çatallaşıp karışmak.

Yol tepmek : Çok uzun bir süre yürümek.

Yol tutmak : Bir yoldan kimseyi geçirmeyecek biçimde düzen kurmak.

Yol vermek : Geçmesine izin vermek. hızını artırmak. işten çıkarmak, işine son vermek.

Yol vurmak : Yol kesmek.

Yol yakınken : Sezilen veya beliren kötü duruma düşmeden.

Yol yapmak : Kandırmaya çalışmak, avutmak. yol oluşturmak.

Yol yürümek : Yolda gitmek.

Yola çıkmak : Bir yere varmak için bulunduğu yerden ayrılarak yolculuğa başlamak, harekete geçmek. herhangi bir şeyi esas almak, oradan başlamak. araca binmek üzere yolüstünde durmak.

Yola dizilmek : Yol kenarında sıralanmak.

Yola düşmek : Yola çıkmak, yol almaya başlamak.

Yola düzülmek : Gidilecek yere doğru yola çıkmak.

Yola gelmek : İstenilen biçimde davranışı kabullenmek, düzelmek, uslanmak.

Yola getirmek : Birinin bir konudaki ters tutumunu düzeltmek.

Yola gitmek : Yolculuğa çıkmak.

Yola koyulmak : Yola düzülmek.

Yola revan olmak : Yola çıkmak.

Yola vurmak : Yolcu etmek, uğurlamak. yola koyulmak.

Yolda kalmak : Kaza, doğal afet vb. sebeplerden olayı yolda ilerleyememek, gideceği yere varamamak.

Yoldan çevirmek : Gideni durdurmak, gitmesine engel olmak.

Yoldan çıkmak : Belli bir yol izleyen taşıtlar herhangi bir sebeple yolundan ayrılmak, gitmez olmak. doğru yoldan ayrılmak.

Yoldan kalmak : Gidilmek istenen yere gidememek.

Yollara dökülmek : Kalabalık hâlde yolda olmak.

Yolları ayrılmak : İki kişi veya topluluk arasında görüş, düşünce ayrılığı ortaya çıkmak, ayrı görüş ve düşünceleri benimsemek.

Yolları tutmak : Geçecek kimselere engel olmak, bırakmamak.

Yolu açmak : Yolda geçişi önleyen engelleri kaldırmak.

Yolu almak : Yolun sonuna varmak.

Yolu düşmek : Bir yerden geçmesi gerekmek.

Yolu şaşırmak : Yanlış yola sapmak.

Yolu açık olmak : Bir iş, önünde engel olmamak.

Yolun açık olsun : "yolda bir engelle, bir kazayla karşılaşmamanı dilerim" anlamında yolculara söylenen bir iyi dilek sözü.

Yoluna bakmak : Beklemek.

Yoluna baş koymak : Bir amaca yönelmek, bütün varlığıyla kendini vermek.

Yoluna can vermek : Birinin uğruna ölmek.

Yoluna çıkmak : Yolda karşısına çıkmak. karşılamaya gitmek.

Yoluna girmek : İstenilen, gerekli olan biçimde gelişmeye başlamak.

Yoluna koymak : İstenilen biçime getirmek, düzene koymak.

Yoluna sapmak : Başvurmak.

Yolunda gitmek : Olumlu gelişme göstermek.

Yolunda görünmek : Sorunsuz olduğu anlaşılmak.

Yolunu beklemek : Gelmesini beklemek.

Yolunu bilmek : Yöntemini biliyor olmak.

Yolunu bulmak : Yasal olmayan yollardan kazanç sağlamak.

Yolunu değiştirmek : Gittiği yoldan ayrılarak başka yola geçmek.

Yolunu kaybetmek : Hangi yoldan gideceğini bilememek.

Yolunu kesmek : Engel olmak, engellemek.

Yolunu sapıtmak : Doğru yoldan ayrılmak, kötü yola sapmak.

Yolunu tutmak : O yere doğru gitmeye başlamak.

Yolunu yapmak : Bir işin istediği gibi olması için uygun zemin hazırlamak.

Yol ağzı : Bir yolun başka yollarla kesiştiği yer. Bir yolun başlangıcı.

Yol ayrımı : Yolların birbirinden ayrıldığı yer.

Yol azığı : Yolluk.

Yol bel : Geçilen yer, yol.

Yolbil : Taşıtlarda belirlenen noktaya ulaşmak için yön bulmayı sağlayan aygıt, navigatör.

Yolbul : Yol ve belirlenen yeri bulma işi, navigasyon.

Yol boyu : Yolculuk süresi. Kara yolunda kenar.

Yoldüzler : Dozer.

Yol erkan : Usul, yöntem, davranış bilgisi.

Yol evladı : Yolculuk sırasında arkadaşlık eden kimse.

Yolgeçen hanı : "Girip çıkanı, geleni gideni çok ve belirsiz olan yer" anlamında kullanılan yolgeçen hanı gibi deyiminde geçer.

Yol halısı : Yolluk.

Yol haritası : Belirli bir konuda amaca ulaşmak için yapılması gereken işler bütünü.

Yol harçlığı : Yolculuk sırasında kullanılacak para. Bir kimseye yolculuk sırasında kullanması için verilen para.

Yol işareti : Yarış yolunda, yol gösteren oklar veya levhalar.

Yol kardeşi : Yol kardeşliği kuran iki ailenin fertlerinden her biri, musahip.

Yolkesen : Yolda engelleme yapıp soygun düzenleyen.

Yol kilimi : Dar ve uzun olarak dokunmuş kilim türü.

Yol parası : Yolculuk sırasında harcanmak için ayrılmış para.

Yol uğrağı : Geçerken uğranılan, yanından yol geçen yer, uğrak, çiğnek.

Yolüstü : Yolun hemen kenarı.

Yol yol : Çizgiler biçiminde, iplik iplik.

Yol yordam : Uygun olan davranış biçimi, adap, adap erkân.

Yol yorgunu : Yoldan geldiği için yorulmuş kimse.

Açık yol : Liman giriş ve çıkışlarında teknelerin kullanabilecekleri, sancak ve iskele şamandıralarıyla işaretlenmiş serbest yol veya kanal.

Açısal yol : Hareket eden cismin birim zamanda gözlemciye göre aldığı yol.

Altı yol : Altı yolun birleştiği yer.

Ana yol : Çevredeki yolların kendisine açıldığı geniş yol, cadde, ana hat.

Bir yol : Bir kez, bir defa.

Bölünmüş yol : Gidiş ve geliş yönü bariyerlerle ayrılmış yol, duble yol.

Çakıl yol : Çakıl taşı ile döşenmiş yol.

Çıkar yol : Güç durumlarda insanı başarıya ulaştıran, kurtaran davranış, çözüm yolu, çare.

Dikenli yol : Zorluk, sıkıntı ve üzüntü ile dolu olan süreç.

Diplomatik yol : Diplomasi alanında tutulan yöntem, belirlenen tarz.

Doğru yol : Her türlü kötülükten uzak olan tutum, hak yolu.

Dört yol : Dört yönden gelen yolların birleştiği yer.

Duble yol : Bölünmüş yol.

Ekspres yol : Taşıtların hızlarını kesmeden gidebileceği genişlikte, gidiş ve geliş yönleri bölünmüş yol.

Kaçamak yol : Kişinin bir sorundan kendisini kurtarmak için gelişigüzel ileri sürdüğü özür.

Kısayol : Bilgisayarda herhangi bir programa kestirmeden ulaşmayı sağlayan komutu içeren simge.

Köprü yol : Vadi veya ırmak üstünden demir yolu veya kara yolunun geçişini sağlayan, ayaklar üzerine oturtulmuş, yüksek ve uzun köprü, viyadük.

Kötü yol : Yanlışlık, uygunsuzluk. Yasa dışılık.

Orta yol : Çözüme açık, herkes tarafından kabul edilebilir olan davranış ve tutum.

Otoyol : Hızlı bir trafik akımı sağlamak amacıyla yapılan, çok şeritli, çift yönlü, geniş yol, otoban.

Stabilize yol : Kum, çakıl veya mucur ve bağlayıcı olarak kil karışımıyla yapılan, silindirle sıkıştırılan yol.

Tahsisli yol : Belediyece görevlendirilmiş toplu taşıma araçları için kentin ana caddelerinde ayrılmış yol şeridi.

Tali yol : Ana yola bağlanan ve trafik bakımından daha az yoğunluğu olan yol.

Tam yol : Çok çabuk, yüksek hızda, süratli.

Tek yönlü yol : Üzerinde trafiğin yalnız bir yönde hareket edebildiği kara yolu.

Tercihli yol : Trafikte ana yolların kenarında veya ortasında bulunan, belirli araçlara ayrılmış özel yol.

Uzak yol kaptanı : Her türlü büyüklükteki gemiyi Kızıldeniz ve Cebelitarık dışında kullanma, çalıştırma yetkisine sahip kaptan.

Uzun yol sürücüsü : Uzun mesafeli yollarda ağır vasıta kullanan sürücü, uzun yol şoförü.

Uzun yol şoförü : Uzun yol sürücüsü.

Yan yol : Otoyolların kenarında, yerleşim alanları arasında gidiş gelişi sağlayan, ayrılmış özel yol.

Gözü yolda : Sürekli bir şeyi bekleyen (kimse).

O yolda : Öyle, o gidiş ve düzenle.

Kısa yoldan : Uzatmadan, süreyi geçirmeden. Kesin bir biçimde.

Ayakyolu : Tuvalet.

Bisiklet yolu : Trafikte bisikletlerin gitmesine ayrılmış, dar yol.

Boru yolu : Boru hattı.

Cinyolu : Tarlaların arasında görülen verimsiz topraklar.

Çevre yolu : Şehir trafiğini aksatmamak amacıyla yerleşim yerinin dışından geçen ve şehir yollarına bağlanan ana yol.

Çıkış yolu : Çözüm.

Çözüm yolu : Bir güçlüğü giderme çaresi, hal çaresi.

Demir yolu : Bu yolla yapılmış olan taşımacılık sistemi. Lokomotif, vagon vb. demir tekerlekli taşıtların üzerinde hareket ettiği, paralel iki ray döşenerek yapılmış olan bir yol türü, tren yolu, demir hat.

Deniz yolu : Deniz taşıtlarının izlemek zorunda oldukları yol.

Döl yolu : Döl yatağının ağzından dışarıya doğru uzanan yol, vajina.

Geçim yolu : Yaşamak için gereken kazancı sağlama aracı veya çaresi.

Gökyolu : Samanyolu.

Hacılaryolu : Samanyolu.

Hacıyolu : Samanyolu.

Hak yolu : Doğru yol.

Harezmi yolu : Algoritma.

Hava yolu : Hava taşıtlarının uçuş sırasında izlemeye zorunlu oldukları yol.

İdrar yolu : İdrar torbaları ve siyeğin ortak adı.

Kara yolu : Yerleşim merkezlerini birbirine karadan bağlayan yol.

Keçi yolu : Patika.

Koşu yolu : Sağlıklı yaşam için orman içlerinde veya yol kenarlarında özel olarak düzenlenmiş, şerit hâlinde toprak yol.

Samanyolu : Açık gecelerde gökyüzünde boydan boya görülen uzun, bol yıldızlı, ışıklı şerit, Gökyolu, Hacılaryolu, Hacıyolu, Kehkeşan, Samanuğrusu.

Seğirdim yolu : Kale bedenlerinde korunmalı yol. Han odaları önündeki dar yol.

Ses yolu : Sesin oluşması için akciğerlerden gelen havanın gırtlak, burun veya ağızda izlediği yol. Bir ses kuşağında yer alan, ses titreşimlerinin görüntülerini taşıyan bir veya birkaç dar yol.

Sıçan yolu : Lağım yolu veya buna benzer yer altı yolu.

Sidik yolu : İdrar yolu.

Suyolu : Bazı kâğıtların dokusunda bulunan, ışığa tutulduğunda görülebilen çizgi, resim veya yazı, filigran. Sutaş. Kâğıt üzerine konulan noktaların aralarını çizgilerle birleştirerek oynanan bir çocuk oyunu.

Su yolu : Künk veya demir boru ile yapılmış oluk.

Yargı yolu : Mahkemeye başvurma hakkı, muhakeme usulü.

Yaya yolu : Sadece yayaların kullanmasına ayrılan yol.

Keyfi yolunda : Keyfi yerinde.

Tıngırı yolunda : Kazancı iyi.

Yolculuk : Ülkeden ülkeye veya bir ülke içinde bir yerden bir yere gidiş veya geliş, gezi, seyahat, sefer. Herhangi bir taşıtla bir yere gidip gelme. Bu gidiş gelişte geçen süre.

Gidiş : Gitme işi. Gitme biçimi, tempo. Tutum, durum, davranış.

Hız : Çaba, güç, gayret, takat. Bir hareketten doğan güç, şiddet. Alınan yolun harcanan zamana oranı, sürat. Çabukluk, sürat.

Çizgi : Yüz ve vücut hatlarının her biri. Temel. Bir noktanın yürütülmesiyle oluşan biçim. Çizilerek veya çeşitli yollarla oluşmuş iz, çizi, hat, tahril. Bir durumdan başka bir duruma atlanan, geçilen yer, sınır.

Kez : Bazı sayı sıfatlarıyla birlikte kullanılarak bir olayın ve olgunun her bir tekrarlanışını bildiren söz, defa, kere, sefer.

Defa : Kez, kere.

Hile : Çıkar sağlamak için bir şeye değersiz bir şey katma. Birini aldatmak, yanıltmak için yapılmış olan düzen, dolap, oyun, ayak oyunu, alavere dalavere, desise, entrika.

Tuzak : Kuş veya yaban hayvanlarını yakalamaya yarayan araç veya düzenek. Birini güç ve tehlikeli bir duruma düşürmek için kurulan düzen, komplo.

Gaye : Elde edilmesi gereken, ulaşılmak istenen şey, amaç.

Uğur : Bu nitelikte olduğuna inanılan şey. Talih, şans. İyi nitelik, meymenet, kadem. Hedef, amaç, erek, gaye, yol. Ön veya yan. Bazı olaylarda görülen ve insana iyilik getirdiğine inanılan belirti veya bazı nesnelerde var olduğuna inanılan iyilik kaynağı.

Maksat : İstenilen şey, amaç, gaye, erek.

Yol ağı : Bir kentin anayollarından, toplayıcı yollarından ve ikincil yollarından oluşan ve toprak kullanımına biçim veren yol düzeni.

Yol ayırdı : İki yolun ayrıldığı nokta.

Yol ayırdımı : Yol ayrımı, dört yol ağzı

Yol ayrımına gelmek : yolların birbirinden ayrıldığı yerde bulunmak; mec. farklı düşünce, görüş ve ülkü yüzünden birbirinden ayrılmak. İlgili cümle: "“Seksen iki yılı birlikte yürümüş, yol ayrımına gelmişlerdi nihayet.”" A. Kulin.

Yol azmak : Yolunu şaşırmak, doğru yoldan sapmak, yanlış yola gitmek.

Yol bacı : Geçit vergisi (şaka): Yol bacını vir de geç.

Yol bağlantılı küme : X ilingesel uzayı verildiğinde dilemsel iki a, (…) öğesi için a noktasından b noktasına giden ve (…)kapsamasını gerçekleyen bir (…) yolu varlayan A altkümesi.

Yol bağlantılı uzay : Kendisi bir yol bağlantılı küme olan ilingesel uzay.

Yol basan : Yol kesen, kutta-ı tarik, rehzen.

Yol basmak : Yol kesmek.

Diğer dillerde Yol anlamı nedir?

İngilizce'de Yol ne demek? : [Yol] n. yawl, sailboat, schooner

n. road, route, track, path, angle, approach, avenue, channel, cutting, expedient, gateway, handle, itinerary, journey, meatus, tack, outlet, thoroughfare, trail, via, walk, way, wise

v. pick, pluck, pull, rive, tear, flake

Fransızca'da Yol : voie [la], chemin [le], route [la], chaussée [la], expédient [le], formule [la], ligne [la], mode [le], ordre [le], passage [le], procédé [le], recette [la], ressource [la], tactique [la], trajet [le], truc [le], tube [le]

Almanca'da Yol : n. Bahn, Geleise, Lauf, Mittel, Passage, Route, Strecke, Weg

Rusça'da Yol : n. дорога (F), путь (M), ход (M), маршрут (M), курс (M), шоссе (N), трасса (F), перегон (M), дистанция (F), порядок (M), подход (M), доступ (M), гичка (F)

adj. дорожный, ходовой, походный, путевой, маршрутный