Yumuşak nedir, Yumuşak ne demek

Yumuşak; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır.

  • Dokunulduğunda veya üzerine basıldığında çukurlaşan, eski biçimini kaybeden, katı karşıtı.
  • Kolay çiğnenen, kolay kesilen.
  • Kaba, hırçın, sert olmayan, kolay yola gelen, uysal.
  • Ilıman (iklim), sert karşıtı.
  • Dokunulduğunda hoş bir duygu uyandıran.
  • Okşayıcı, tatlı, hoş.
  • Ciğerlerden gelen havanın ses yolundaki sivrilmiş ve gerilmiş kapalı bir engele çarpmasıyla oluşan (ünsüz), titreşimli, sürekli, ötümlü, tonlu, sedalı.
  • Kolaylıkla işlenebilen.
  • Sessiz, hafif
  • Kolaylıkla bükülen, buruşmayan, sert karşıtı.

"Yumuşak" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Yerde yumuşak kilimler serili geniş odasına bağdaş kurup yerleşiriz." - A. Erhat
  • "Gözleri yan aralık, kirpiklerinin arasından bana her zamanki yumuşak, tatlı, sonsuz şefkatiyle bakıyor." - Y. Z. Ortaç
  • "Pamuk yumuşaktır."
  • "Kadife gibi ince ve yumuşak olan bu arakiyeler de çok iyi saklanmıştır." - A. H. Çelebi
  • "Yumuşak iklim. Yumuşak hava."
  • "Uzun gagasını yumuşak topraklara sokar, otların kökündeki yaşlığı emerek yaşarmış." - M. Ş. Esendal
  • "Yumuşak ekmek."
  • "Onun içinde mutlaka sönüp yanan gizli yumuşak ışıklarla fosforlu bir parıldayış vardır." - A. Ş. Hisar

Sinema ve Televizyon dünyasındaki anlamı:

 

Görüntünün karanlık bölümlerinden aydınlık bölümlerine geçişin keskin olmaması, sertlik ile yavanlık arası.

Bilimsel terim anlamı:

Yumuşaklık özelliği olan.

İngilizce'de Yumuşak ne demek? Yumuşak ingilizcesi nedir?:

soft

Yumuşak kısaca anlamı, tanımı:

Yumuşak ağızlı : Kolay gem alan (hayvan).

Yumuşak başlı : Uysal, kolay yola gelen (kimse).

Yumuşak buğday : Kırma ve öğütmeye karşı direnci daha az olan, öğütüldüğünde genel olarak daha ince un meydana getiren ve tane kesiti unsu yapıda, beyaz renkte ve mat görünüşlü olan buğday.

Yumuşak damak : Damağın boğaza yakın bölümü.

Yumuşak iniş : Uzay araçlarının ve uçakların ustalıkla, yolcuları rahatsız olmayacak bir biçimde yere inişi.

Yumuşak karın : Bir kimsenin veya bir ülkenin saldırıya en uygun yeri. Kişilerin, kurumların, ülkelerin konuşulmasından, gündeme getirilmesinden rahatsız olduğu durumlar, konular.

Yumuşak su : Az kireçli su.

Yumuşak ünsüz : Ciğerlerden gelen havanın ses yolundaki sivrilmiş ve gerilmiş kapalı bir engele çarpmasıyla oluşan, titreşimli ses veren ünsüz, titreşimli ünsüz, sürekli ünsüz, ötümlü ünsüz, tonlu ünsüz, sedalı ünsüz: b, c, d, g, ğ, j, l, m, n, v, y, z.

Yumuşak yüzlü : Kendisinden istenilen bir şeyi geri çeviremeyen, hayır diyemeyen (kimse).

 

Başı yumuşak : Uysal, söz dinler (kimse).

Yüzü yumuşak : Kendisinden istenilenleri geri çeviremeyen (kimse).

Yumuşak yüzlülük : Yumuşak yüzlü olma durumu.

Yumuşakça : (yumuşa'kça) Yumuşak bir biçimde. Biraz yumuşak. Yumuşak vücutlu, omurgasız hayvan.

Yumuşakçalar : Çoğu suda yaşayan, omurgasız, yumuşak olan vücutları kabuk denilen sert, kalkerli bir örtü ile kaplı hayvanlar dalı.

Yumuşaklaşma : Yumuşaklaşmak durumu.

Yumuşaklaşmak : Yumuşak bir duruma gelmek, yumuşamak.

Yumuşaklık : Yumuşak olma durumu, mülayemet.

Başı yumuşaklık : Başı yumuşak olma durumu.

Yüzü yumuşaklık : Yüzü yumuşak olma durumu.

Çukur : Çevresine göre aşağı çökmüş olan yer. Çene ve yanaktaki gamze. Mezar.

Biçim : Yakışık alan şekil, uygun şekil. Sanat ve edebiyat eserlerinde dış görünüş, form. Biçme işi. Tarz. Disket vb.nin bilgisayarda kullanılabilir durumu. Yazı ve simgelerin bilgisayarda kullanılmaya elverişli çerçevesi, düzeni, format. Şiirlerin kuruluş ve uyak düzenlerine göre olan dış görünüşü, şekil. Herhangi bir şeyin benzeri. Bir nesnenin dış çizgileri bakımından niteliği, dıştan görünüşü, şekil, eşkâl.

Karşıt : Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt, kontrast.

Kolaylık : İşlerin kolayca yapılmasını sağlayan şey. Kolay duruma getiren. Kolay olma durumu. Bir işi yapabilme durumu veya imkânı.

Sert : Hırçın, öfkeli, hiddetli. Esnekliği az olan, kolayca eğilip bükülmeyen. Gönül kırıcı, katı, ters. Kolay dayanılmayan, zor katlanılan, etkili, yumuşak karşıtı. Gönül kırıcı, katı, ters bir biçimde. Sarsıcı niteliği olan, çarpıcı, keskin, hafif karşıtı. Çizilmesi, kırılması, buruşması, kesilmesi veya çiğnenmesi güç olan, pek, katı, yumuşak karşıtı. Bağışlaması, hoşgörüsü olmayan. Ciğerlerden gelen havanın ağız boşluğundaki tam kapalı veya yarı kapalı engellere çarpmasıyla oluşan (ünsüz), titreşimsiz, süreksiz, ötümsüz, tonsuz, sedasız. Güçlü kuvvetli. Titizlikle uygulanan, sıkı.

Duygu : Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim. Duyularla algılama, his. Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik. Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği. Önsezi.

Kola : Kolalama. Gömlek, örtü vb. şeyleri kolalamakta kullanılan özel nişasta. Kolagillerden, Afrika'nın sıcak bölgelerinde yetişen ve kola cevizi adıyla anılan, çekirdekleri kahveden daha uyarıcı olan bazı içeceklerde ve hekimlikte kullanılan bir bitki (Cola acuminata). Bu bitkinin yaprağından çıkarılan kokulu bir maddeyle kokulandırılan ve içine şeker, karbonat katılarak yapılmış olan içecek. Kâğıt veya bez yapıştırmakta kullanılan kaynatılmış nişasta bulamacı.

Kolaylıkla : Sıkıntı çekmeden, güçlüklere uğramadan, kolayca.

Hoş : Beğenilen, duyguları okşayan, zevk veren. Beğenilen, duyguları okşayan bir biçimde. Bununla birlikte.

Bir : Eş, aynı, bir boyda. Aynı, benzer. Bir kez. Sayıların ilki. Değer, önem bakımlarından birbirinden farksız, birbirine eşit, birbirine benzer. Sadece. Bu sayıyı gösteren 1 ve I rakamlarının adı. Bu sayı kadar olan. Tek. Ancak, yalnız. Herhangi bir varlığı belirsiz olarak gösteren (sayı). Beraber. Ortaklaşa olan, birleşik, müşterek.

Kolay : Kolayca, sıkıntısız bir biçimde, basitçe. Sıkıntı çekmeden, yorulmadan yapılabilen, emeksiz, zahmetsiz, güç ve zor karşıtı. Kolaylık.

Ilıman : Sıcaklığı çok yüksek veya çok düşük olmayan (yer, iklim), mutedil.

Tatlı : Şeker tadında olan. Şekerle veya şekerli şeylerle yapılmış olan yiyecek. Sevimli, hoş. Hoşa gidecek bir biçimde, tatlılıkla. İnsanı çeken, göze, kulağa hoş gelen, rahatlatan, dinlendiren, sevindiren. Acı olmayan, acı karşıtı.

Sessiz : Sesi olmayan, ses çıkarmayan. Yumuşak huylu, kendi hâlinde ve sakin (kimse). Ünsüz. Ses, gürültü çıkarmadan yapılan. Ses olmayan. Ses ve gürültü çıkarmadan. Az konuşan, suskun.

Hafif : Tartıda ağırlığı az gelen, yeğni, ağır karşıtı. Önemli olmayan. Kalınlığı veya yoğunluğu az olan. Etkisi az olan, sert karşıtı. Sıkıntısız, ferah, rahat olarak. Gücü az olan, belli belirsiz. Miktarı az, sindirimi kolay (yiyecek). Ağırbaşlı olmayan, ciddi olmayan, hoppa. Çok dik olmayan (sırt, yokuş). Güç veya yorucu olmayan, kolay.

Yumuşak aydınlatma : Sinema salonunda gösterim sırasındaki aydınlatma. TV. Televizyon izlenirken göz sağlığı için gerekli oda aydınlatması.

Yumuşak böbrek hastalığı : Geviş getirenlerin ince bağırsaklarındaki Clostridium perfiringes tip D’nin salgıladığı bağırsak zehirlerince oluşturulan, özellikle karbonhidrattan zengin yemlerin aşırı miktarlarda tüketilmesi sonucu biçimlenen, çabuk oluşan otoliz nedeniyle böbreklerin yumuşaması ve yarı sıvı görünümüyle belirgin perakut ve yüksek oranda ölümlerle seyreden toksemik bir hastalık, aşırı yeme hastalığı.

Yumuşak civciv hastalığı : Sarı kese enfeksiyonu.

Yumuşak çelik : Az karbon içeren, kaba, kırılabilen bir çelik türü. Bileşiminde, en çok % 0,25 karbon bulunan çelik.

Yumuşak deri : Kalıtsal kollajen displazisi.

Yumuşak doğum kanalı : Doğum sırasında yavrunun içinden geçmek zorunda olduğu uterus, serviks, vajina ve vulvadan oluşan genital kanal.

Yumuşak eğitim : Hayvanların eğitiminde gereken durumlarda uygulanan yumuşak eğitim biçimi.

Yumuşak fibrom : Akrokordon.

Yumuşak ge uzunluğu : (Derleme.. ğ uzunluğu, büzülme uzunluğu) Türkçe bir sözcükte bulunan ğ ünsüzünün, kendinden önceki veya sonraki ünlüyü uzatması: Yağmur (yâğmur> yamur) , ağlamak (ağla-mak> alamak) , dağ (dağ> da) ,, bağ (bağ> bâ) , sağ> (sa) , çiğ (çiğ> çiğ) ; ağır (ağar>âr) , ağız (ağaz>az) vb.

Yumuşak ışık : Konunun dağınık ışık kaynaklarıyla aydınlatılmasından dolayı gölge ile ışığın birbirine karıştığı durum. Çiğ ışık karşıtı.

Yumuşak ile ilgili Cümleler

  • Ölüm çok güzel olmalı. Kafanın üzerinde sallanan yeşil otları olan yumuşak kahverengi toprakta uzanmak ve sessizliği dinlemek. Dünü ve yarını olmamak. Zamanı unutmak, hayatı bağışlamak, barışık olmak.
  • Hava ılık ve yumuşaktı.
  • Yumuşak ellerin var.
  • Kızın yumuşak bir kalbi var.
  • Toprak yumuşaktı.
  • Yumuşak başlıyım.
  • Cildim yumuşaktır.
  • Sadece güzel yumuşak bir yatakta uyumak istiyorum.
  • Yünü uzun ve yumuşaktı.
  • Yumuşak bir rüzgar esiyor.

Diğer dillerde Yumuşak anlamı nedir?

İngilizce'de Yumuşak ne demek? : adj. benignant, bland, ductile, easygoing, effeminate, flabby, flaccid, floppy, gentle, kid glove, kindly, lax, lenient, light, limp, malleable, mellow, mild, pulpy, smooth, soft, soft boiled, spongy, supple, tender, velvet, yielding

Fransızca'da Yumuşak : mou/molle, tendre, doux/douce, maniable, liant/e, efféminé/e, malléable

Almanca'da Yumuşak : adj. anschmiegsam, elastisch, flexibel, gelinde, geschmeidig, indulgent, lind, lyrisch, mild, mollig, mürbe, nachgiebig, plastisch, quabbelig, sacht, sachte, sanft, schwammig, weich, weichlich, zart

Rusça'da Yumuşak : adj. мягкий, нетвердый, палатализованный, рыхлый, дряблый, нежный, кроткий, податливый