Zama nedir, Zama ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Üzengi kayışı.

Çarkta bükülürken iki kazık arasında birbirine eklenerek katlanan kıl ipi katlarından her birinin boy ölçüsü.

Enişte.

Güvey.

Zama ile ilgili Cümleler

  • Zamanla değiştirmen gerek.
  • “Kaybolmuş şeyleri bulurum ama sen zamanı geçirmişsin, saatini bulamadım.”
  • O sana resimlerini ne zaman gönderdi?
  • En son ne zaman oruç tuttun?
  • “Gel zaman git zaman bu kadının bir kızı olmuş.”
  • Zamanımızı boşa harcamak demek hayatımızı boşa harcıyoruz demektir.
  • Zamanında oraya gitmek zorunda değiliz.
  • Kalp krizi geçirmenin her zaman doğanın senin öldüğünü anlatma şekli olduğunu düşündüm.
  • Ne zaman ulaşacağımı bilmiyorum.
  • Ben ona her zaman hayranlık duydum.
  • Zaman zaman tenis oynamaktan hala zevk alıyorum.
  • O, Moğolistan'a ne zaman gitti?
  • Her zaman Türkiye'yi ziyaret etmek istemişimdir.
  • Dünyanın sonu ne zaman gelecek?
  • “Nihayet yalnız kaldığım bir zamanı avlayarak yanıma yaklaşıyor.”
  • Zamanla, şartlar yalnızca kötüleşti.

Zama ile ilgili Atasözü veya Deyim

aman zaman bilmemek : fırsat vermemek.

aman zaman dedirtmemek : aman vermemek.

(bir şeyin) zamanı geçmek : o şey artık gerekli ve yerinde olmaktan çıkmak mevsimi geçmek.

evvel zaman içinde, kalbur saman içinde : “çok zaman önce” anlamında bir tekerleme.

 

gel zaman git zaman : “aradan oldukça uzun bir zaman geçtikten sonra” anlamında kullanılan bir söz.

her zaman eşek ölmez, on köfte on paraya olmaz : “istenilen şeyi kolayca elde etme imkânı ortaya çıkınca fırsat kaçırılmamalıdır” anlamında kullanılan bir söz.

her zaman gemicinin istediği rüzgar esmez : “olaylar herkesin istediği biçimde meydana gelmez” anlamında kullanılan bir söz.

kaç zamandır : “belirsiz fakat çok zamandan beri, çoktan beri” anlamında kullanılan bir söz.

sakla samanı, gelir zamanı : “gereksiz görülen şey ileride gerekli olabilir” anlamında kullanılan bir söz.

üstünden (şu kadar zaman) geçmek : aradan herhangi bir zaman geçmek.

zaman almak : sürmek, devam edip zamanı geçirmek.

zaman bırakmak : bir iş için süre ayırmak.

zaman ile yarışmak : hızlı hareket etmek.

zaman kazanmak : vakit kazanmak.

zaman kollamak : bir işin sırasını beklemek uygun bir fırsat beklemek.

zaman öldürmek : boş şeylerle vakit geçirmek.

zaman tanımak : bir iş için yeterli zaman vermek bitmeyen bir iş için süreyi uzatmak.

zaman vermek : bir iş için belli bir süre ayırmak.

zamana uymak : davranışlarını içinde bulunulan günün şartlarına uydurmak.

zamanı avlamak : uygun zamanı bulmak.

zamanı dolmak : bir iş için ayrılan süre sona ermek.

 

zamanı geçirmek : oyalanmak.

zemin ve zamana uygun : konuya, içinde bulunulan şartlara uygun.

Zama kısaca anlamı, tanımı

Aman zaman vermemek : Fırsat vermemek, birdenbire bastırmak: Aman zaman vermeden yakaladılar

Ara zamanlar : Çekimli fiillerde iki ana zaman arasında kalan ve gösterdiği ana zamana göreceli olarak daha yakın veya daha uzak olan zaman kesiti veya kesitleri. Geçmiş zamanın “yakın geçmiş”, “uzak geçmiş” gelecek zamanın “yakın gelecek”, “uzak gelecek” ara zamanlarının bulunması gibi. Türkiye Türkçesinde aldı, getir-di örneklerindeki, -DI / -DU ekiyle kurulan geçmiş zaman genellikle yakın geçmişi karşıladığı hâlde; al-mış, getir-miş örneklerinde yer alan -mış’lı duyulan geçmiş zaman, daha uzak bir geçmişi de karşılamaktadır. Aynı zaman dilimi içindeki bir ara zaman kesitinin yakın veya uzağı göstermesi, yanındaki yönlendirici zarflar ile de ayarlanır. Nitekim, çocuklarımız şimdi geldi örneğinde tam bir yakın geçmiş söz konusu iken, bu hikâyeyi geçen yıl da dinledim (veya dinlemiştim) cümlesinde, uzak geçmiş zaman söz konusudur. Bunun gibi Kazak lehçesinde bardık “vardık” yakın geçmişi gösterirken, -gAn eki ile kurulan bar-gan-bız şekli daha eski bir geçmişi karşılamaktadır. Ara zaman örneklerine yer yer eski metinlerimizde de rastlanır. Kutadgu Bilig’deki yime yakşı aymış bilgili bügü / tükel bolsa ni‘met bulmaz yigü (R.R. Arat, 1047) “bilgili, akıllı kimse yine iyi söylemiş. Nimet tam olursa insanın ömrü tükenir, demiş” beytindeki ay-mış fiili uzak geçmişteki bir olayın hikâyesidir. Yine Kutadgu Bilig’de al-gay, ol-gay, sözle-gey çekimli fiilleri olağan gelecek zamanı gösterdiği hâlde, -gAlI eki ile kurulan al-galı “almak üzeredir”, kal-galı “kalmak üzeredir” gibi biçimler, gerçekleşmek üzere olan bir oluş ve kılışı, yani yakın geleceği karşılarlar.

Art zamanlı anlam bilimi : Anlam biliminin bir dildeki çeşitli anlam olaylarını geçmişteki değişme ve gelişme süreçleri ile karşılıklı etkileşme koşulları içinde inceleyen alt dalı. bk. anlam bilimi.

Art zamanlı ses bilgisi : Bir dilin seslerini ve o dildeki ses olaylarını tarihi gelişme süreci içinde inceleyen ses bilgisi. ET. d sesinin tarihi gelişme sürecinden geçerek lehçelerde d > y, t, r, z sesine dönüşmesinin incelenmesi gibi. bk. ses bilgisi (görevsel ses bilgisi).

Art zamanlı yöntem : Herhangi bir dil olayı ve bir kelime içindeki ses değişmelerini tarihi gelişme koşulları içinde inceleme yöntemi. Söz gelişi VIII-XI. yüzyıl metinlerindeki yapırgak kelimesinin bugün yaprak, tabışkan kelimesinin tavşan biçimine dönüşmelerinin tespiti gibi. Bunun karşıtı eş zamanlı yöntem’dir.

Art zamanlılık : Değişik zaman ve evrim açısından incelenen dil olaylarının özelliği, diyakroni.

Arteryo kapiller damarların yeniden dolma zamanı : Özellikle etçillerde, dudak iç yüzünde mukoza üzerine parmakla basınç yapılarak iskemi sağlandıktan sonra parmak basıncı kaldırılınca, mukozanın pembe renginin iki saniyede yeniden oluşmasıyla perifer dolaşımın fizyolojik sınırlar içinde olduğunu kanıtlayan durum, kapiller dolum zamanı.

Aşım zamanında besleme : Özellikle damızlık dişi koyunlarda uygulanan, koç katımından 3 hafta önce ve koç katımından 2 hafta sonrayı içine alan ve günde. 2 -. 5 kilogram düzeyinde enerjice zengin (arpa, mısır, yulaf) yemler vererek kızgınlıklarını hızlandırmak, ovulasyon oranlarını ve döl verimini artırmaya yönelik bir uygulama, koç katımı yemlemesi, flaşing.

Atom zamanı : Atom titreşimlerine göre işleyen saatlerin belirttiği zaman.

Avlama zamanı : Günün veya avlama sezonunun zamanı ve süresi.

Berk geniş zaman : Yunancada -s- katılmadan yapılan geniş geçmelik zamanı.

Berk geri zaman : Almancada -t- katılmadan yapılan geri zaman.

Beslenme zamanı : Balığın gün içerisinde besin almada aktif olduğu zaman.

Bileşik zaman : Birtakım dillerde, örnekleyin Hint-Avrupa dillerinde yardımcı fiil kullanılmadan yapılmış YALIN (Simple) şekillere karşı olarak, YARDIMCI ([Fran. avoir, être) ile yapılan zaman şekillerine BİLEŞİK ZAMAN denir. Bu zamanların (J'ai vu gibi) bazıları şekil bakımından Bileşik olmakla kalmayıp (J'avais vu gibi) geçmişte geçmişlik (geçmiş öncesi) suretinde zaman içinde zaman anlattıklarından GÖRELİ ZAMAN (T. relatif) adıyla anılırlar. Bizde şekil bakımından bileşik, olan zamanlar aynı zamanda görelidir de. Onun için ötedenberi gramerimizde alışılmış bulunan Bileşik zaman teriminin Türkçe için "göreli zaman" anlamdaşı olarak kalması uygun olur. Bileşik zamanların çeşitleri şunlardır. GEÇMİŞ ÖNCESİ (Plus-que-parfait): Görmüştüm, (1) Miş'li geçmiş öncesi.Gördü idim (2). GEÇMİŞTE ŞİMDİLİK (Imparfait duratif) ; Görüyordum, görmekte idim. GEÇMİŞTE GELECEK (Futur imparfait): Görecektim. GEÇMİŞTE GENİŞ ZAMAN (Imparfait atemporel): Görürdüm. GELECEK ÖNCESİ Futur imparfait ou antérieur : Görmüş olacağım. GELECEKTE ŞİMDİKİLÎK (Futur duratif) Görür olacağım Görmekte olacağım.

Birincil zamanlar : Hint-Avrupa dillerinde şimdiki ve gelecek zaman şekillerine denir.

Birleşik zamanlı kip : Bildirme ve tasarlama kiplerinin. şah. teklik çekimi üzerine i- ek fiilinin hikâye, rivayet ve şart kiplerinin eklenmesi ile oluşan kipler. Çekimde şahıs ekleri i- ek-fiilinden sonra gelen hikâye, rivayet ve şart eklerine eklenir: bil-ir-di, oku-du-y-du-m, oku-muş-tu-m, oku-y-acak-tı-m, oku-y-acak-sa, gel-se-y-di-niz, gel-ecek-ler-se gibi. Kavram bakımından birleşik kip terimine koşuttur. Karşıtı basit kip’tir.

Boş zaman : Uyumak, yemek ve çalışmak için ayrılan zamanın dışında kalan zaman. Dinlenmeye, gezmeye ve eğlenmeye ayrılan zaman. İşçinin çalışma süresinin dışında kalan zamanı.

Boş zaman etkinliği : Kişinin boş zamanlarında isteyerek uğraştığı ve ruhça, bedence dinlenip gevşemesine yardım eden etkinlikler. Bireylerin ya da. toplumsal kümelerin, boş zamanlarında gönüllü olarak yaptıkları dinlendirici ve eğlendirici etkinliklere verilen ad.

Boş zaman ilgisi : Okuma, pul biriktirme yüzme ve benzerleri gibi çalışma ve dinlenme dışında boş zamanların değerlendirilmesi amacıyla geliştirilen herhangi bir ilgi.

Catlığ zamanı : Sığırların tavlandığı, tüylerinin döküldüğü zaman.

Derişik zaman : Herhangi bir görünçlük çevrilirken, gereği olmayan zaman parçalarının atılıp zamanda kısaltma yapılmasını, filmsel zamanın oluşmasını sağlayan işlem.

Desimal redüksiyon zamanı : Belirli sıcaklıkta bakteri populasyonunun %90' ının ölmesi için gerekli zaman.

Döküm zamanı : Meyve ve sebzelerin çok bol bulunduğu günler.

Döl düşme zamanı : Koyun, keçi ve benzerleri hayvanların yavrulama zamanı.

Dördüncü zaman : Bugünü de kapsayan en yeni yerbilim dönemi.

Durak zamanı : Bir oyunun gerekli yerlerinde susma süresi.

Duyulan geçmiş zaman : [Bakınız: duyulan geçmiş zaman kipi].

Duyulan geçmiş zaman eki : Duyulan geçmiş zamanda yapılan bir işi, bir hareketi haber veren şekil ve zaman eki: -mIş/-mUş: bil-miş, çalış-mış, oku-muş, gül-müş ve benzerleri Resmine bakmış bakmış sonra da tanıyamadığını söylemişsin. Bu tertemiz bahar havasında uyuyakalmışız ağaçların altında. Gitmiş kaybolmuş uzakta / Rüya sona ermeden şafakta… (Yahya Kemal, Kendi Gök Kubbemiz, s. 38) ve benzerleri Karşıtı görülen geçmiş zaman eki’dir.

Duyulan geçmiş zaman kipi : Fiilin karşıladığı oluş ve kılışı, kişinin başkasından duyduğunu, sonradan gördüğünü veya farkında olmadan işlediğini anlatan, içinde şekil ve zaman kavramı taşıyan kip. Türkçede -mIş/-mUş ekleriyle kurulur: || tek. şah. uyumuşum (<uyu-muş-um) tek. şah. uyumuşsun (<uyu-muş-sun) tek. şah. uyumuş (<uyu-muş) çokl. şah. uyumuşuz (<uyu-muş-uz) çokl. şah. uyumuşsunuz (<uyu-muş-sunuz) çokl. şah. uyumuşlar (<uyu-muş-lar) Örnekler: Bütün bir milletin muhayyelesidir ki ona, asırlarca süren bir murakabe sonunda nihayet bu sureti vermiş (Y.K. Karaosmanoğlu, Erenlerin Bağından: Muradiye, s. 91). Yüzünü ekşitmiş ve Aman Yarabbi Galiba sen onu yemeden methetmişsin, demiş (A.Ş. Hisar, Geçmiş Zaman Fıkraları, s. 12). Kitap okurken uyuyakalmışsın. Bahar gelmiş, ağaçlar yeşil fistanlarını giymiş de onlar kendilerini hâlâ uyuşukluktan kurtaramamışlar ve benzerleri Karşıtı görülen geçmiş zaman kipi’dir.

Duyulan geçmiş zaman kipinin hikayesi : Duyulan geçmiş zamana ilişkin bir oluş ve kılışı yine geçmiş zamana aktararak anlatan kip. Esas fiile -mIş/-mUş kip eki ile i- ek-fiili ve -DI/-DU hikaye + şahıs eklerinin getirilmesi ile kurulur: almıştın, vermiştin, getirmişti, okumuştuk, okumuştunuz, yorulmuşlardı gibi. Ancak, bu çekim kalıbında, -mIş/-mUş ekindeki duyuma, rivayete dayanan geçmiş zamanlık işlevi iyiden iyiye zayıflamış ve görülen, bilinen bir geçmiş zaman işlevine dönüşmüştür: Daha o zamanlardan genç kadının bu yazı bir istisna gibi kabul ettiğine inanmıştı(A. H. Tanpınar, H, 190); Kendini senden, seni benden kopmaya hazırlamadığım için, giderken yakınmıştım, hatırlıyor musun? (E. Işınsu, KDA, 202); geçen yıl bu aylarda sen geziye çıkmış mıydın? o vakte kadar büyük annemizi görmemiştiniz, çünkü büyük Hanımefendi damadıyla altı sene dargın durdu (P. Safa, FH, 74); Birçok aileler şehri daha evvelden terketmişlerdi (A.H. Tanpınar, H. 19) vb.

Duyulan geçmiş zaman kipinin rivayeti : Duyulan geçmiş zaman eki -mIş/-mUş ile, rivayet eki i-miş>-miş’in arka arkaya getirilmesiyle oluşturulan birleşik kip. Geçmiş zamanda gerçekleşmiş bir oluş ve kılışın duyuma dayanan anlatımıdır: gör-müş-müş-üm, gör-müş-müş-sün, gör-müş-müş ve benzerleri Dün akşam kardeşim beni evlerine beklemişmiş. Dışarda ay çıkmışmış, ay ışığı denize vurmuşmuş, arka taraça püfür püfür esiyormuş (H. Taner, Şişhaneye Yağmur Yağıyordu, s. 194). Meğer siyah renkli ağalar: “Günün birinde satılıp da bu esircinin eline düşersek bizden büyük hınç çıkarır” diye ürkmüşlermiş (S. Birsel, Boğaziçi Şıngır Mıngır, s. 182) vb.

Düşük sıcaklık uzun zaman pastörizasyonu : Yavaş pastörizasyon.

Elle zamanlama : Eski kıvılcım ateşlemeli motorlarda ateşleme zamanının elle düzenlenmesi.

Emek zaman : Bir malın üretimi için harcanan emek süresi. karşılığı gerekli emek zamanı.

Eş zaman deprem eğrisi : Deprem dalgalarının, yeryüzüne eşit zamanlarda gelmiş oldukları noktaları birbirlerine bağlayan çizgiler.

Eş zamanlı anlam bilimi : Dilin belirli bir zaman dilimindeki kesitini tarihi değişme ve gelişmelere girmeden inceleyen anlam bilim dalı. bk. anlam bilimi.

Eş zamanlı bilgisayar : Hesaplamanın gerektirdiği yolda birbirlerine bağlanan birimleri kapsayan, böylece tüm hesaplamanın eşzamanlı olarak yürütülebildiği bir bilgisayar. Bir hesaplamanın yürütülmesinde, bir değişkenin değişik zamanlardaki değişik değerlerini gösteren imleri belli bir bağlantı taşır. örn. bir türevsel çözümleyici.

Eş zamanlı dekor : Aynı oyun alanı üzerinde değişik yerleri gösteren dekor.

Eş zamanlı denklemler örnekbiçimi : Değişkenler arasındaki ilişkilerin eşzamanlı denklemler kümesi ile açıklandığı olasılıksal örnekbiçim.

Eş zamanlı hücre kültürleri : Belirli bir zamanda, hepsi hücre devrinin aynı safhasında olan hücreleri içeren homojen populasyonlar. Senkron hücre kültürleri.

Eş zamanlı sahne : İlk kez ortaçağ'ın dinsel oyunlarıyla ortaya çıkan, seyirciye göre solda cennet, sağda cehennem olmak üzere, bu iki uç kavram arasındaki yerleri aynı oyun alanı üzerinde, yerleşik biçimde kapsayan sahne türü.

Eş zamanlı ses bilgisi : Bir dilin seslerini ve ses olaylarını tarihi gelişme ve değişme seyrine bakmadan belirli bir zaman süreci içinde inceleyen ses bilgisi dalı. bk. ses bilgisi.

Eş zamanlı tepkime : Yan tepkime İkincil tepkime. Aynı tepkime sisteminde aynı anda meydana gelen 2 veya daha fazla tepkimeden biri.

Eş zamanlı yöntem : Dil olaylarını belirli bir süre içinde ve tarihi değişme ve gelişmelere bağlı olmadan durağan (statique) olarak inceleme yöntemi. Söz gelişi Türkiye Türkçesindeki ünlü ve ünsüz uyumu olaylarının tespiti gibi. Art zamanlı yöntemin karşıtıdır.

Eş zamanlılık : Belli bir evrede görülen dil bilimi olgularının, olaylarının özelliği, senkroni, senkronizm. Bir dil olayının, bir dil konusunun incelenmesinde, tarihi devirlerdeki değişme ve gelişmeleri dikkate almadan, tasvirci bir yöntemle belirli bir zaman kesiti içinde durumunu ortaya koyma. Türkiye Türkçesindeki sıfat-fiillerin görev ve kullanılışlarını ele alan bir araştırma eş zamanlılık yöntemine uygun bir araştırmadır. Bunların tarihi gelişmelerini ele alan bir araştırma ise art zamanlılık (buna bk) yöntemine girer.

Eş zamansal yöntem : Belirli bir zaman içinde olguları bütünüyle ele alan yaklaşım yolu.

Evresel zaman : Greenwich gözlemevinin öğlen düzlemine ilişkin ortalama bölge zamanı. Türkiyenin kullandığı zaman evrensel zamandan iki saat ileridir (Doğu Avrupa zamanı).

Fiilde zaman : Bir oluş ve kılışın hangi zamanda geçtiğini bildirmek üzere, zaman ekleri almış bulunan fiil şekli; sor-du (görülen geçmiş zaman), sor-u-yor (şimdiki zaman), sor-acak (gelecek zaman), soracaktı (gelecek zamanın hikâyesi) vb.

Fiilde zaman kayması : Yazılı ve sözlü anlatımda, çekimli bir fiilin, aldığı zaman ekine göre bildirmesi gereken zaman dışında bir zamanı göstermesi ve bundan doğan anlam kayması: Yarın İstanbul’dan Ankara’ya geliyor (gelecek anlamında); iki gün sonra da Trabzon’a uçuyor (uçacak anlamında). || Eski bir sevdadan kurtulmuşum (kurtuldum). || Artık bütün kadınlar güzel; || Gömleğim yeni, || Yıkanmışım (yıkandım), || Traş olmuşum(traş oldum Güneş açmış || Sokağa çıkmışım (çıktım) insanlar rahat. Ben de rahatım (O.V. Kanık, Bütün Şiirleri, s. 86). || Ertesi sabah sal ortasında uyandık. Artık ne şehir, ne ağaç, ne köy, saatler saati, ancak bir kuyu ve bir telgraf odasından ibaret istasyon yapılarına rastlıyoruz (rastladık) (F.R. Atay, Zeytindağı, s. 59). || Çok değil iki yıl sonra matbaa baskına uğruyor (uğradı), tahrip ediliyor (edildi), gazete kapatılıyor (kapatıldı) (E. Işınsu, Çiçekler Büyür, s. 15) ve benzerleri Ayrıca bk. görünüş.

Filmsel zaman : Bir filmde kurgu yoluyla yaratılan, çekimler arasındaki ilişkiden doğan, yalnız görüntülerde var olan, filme özgü zaman. (Sinemacı, zamanı doğal akışıyla yansıtabileceği gibi, bu akışı hızlandırabilir, yavaşlatabilir, alt üst edebilir, tersine döndürebilir, zaman içinde atlamalar yapabilir, gerçek yaşamda bir araya gelmesi olanaksız zaman bölümlerini (geçmiş zaman, gelecek zaman, şimdiki zaman) yan yana getirebilir).

Geçmiş zaman kipi : [Bakınız: görülen geçmiş zaman kipi ve duyulan geçmiş zaman kipi].

Geçmişte geniş zaman : Görürdüm şeklindeki fiil zamanı.

Gelecek zaman kipinin hikayesi : İleride gerçekleşecek bir oluş ve kılışı geçmişe aktararak bildiren bileşik kip türü. -AcAk gelecek zaman kipi üzerine i-di hikâye ekinin getirilmesi ile kurulur. Çekimi de. şah. çokluk çekimi dışında şah. ekleri hikâye ekinden sonra gelir: gelecektim, okuyacaktım, görüşecektik, bulacaktınız, gideceklerdi gibi. Bu birleşik kipte ileride gerçekleşecek bir oluş ve kılış geçmişe aktarılarak anlatıldığı için anlamda gerçekleşmemiş bir oluş ve kılış söz konusudur: Bu aptallık bukağılarını söküp atacaktı; gidecekti; gerçek hayata ve hayatının gerçeklerine dönecekti (T. Buğra, Yalnızlar, s. 145). Eğer kendini hülya dediğin o vahşi cazibeye kaptırmamış olsaydın, demin önümüzden geçen genç kıza bakacaktın, o da sana bakacaktı, gülümseyecektin, o da sana gülümseyecekti (Y. K. Karaosmanoğlu, Erenlerin Bağından: Bir gence Nasihatler, s. 98). Ömrümde bir kere zafer kazanacaktım (A. H. Tanpınar, Huzur, s. 11). Muhakkak ki şimdi içeri gireceklerdi (P. Safa, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, s. 151) vb.

Gelecek zaman kipinin rivayeti : Gelecek zamanda gerçekleşecek bir oluş ve kılışı duyuma dayanarak anlatan birleşik kip türü. -(y)-AcAk gelecek zaman eki üzerine -i-miş hikâye ekinin getirilmesi ile kurulur. Şahıs ekleri. şah. çokluk çekimi dışında, hikâye ekinden sonra gelir. Hikâye eki fiildeki dil ve dudak benzeşmelerine uyar: alacakmışım, bilecekmişsin, bulacakmış, dolduracakmışız, emecekmişsiniz, diyeceklermiş ve benzerleri Aaa… Ben neye gelecekmişim? (R. N. Güntekin, Kızılcık Dalları, s. 135). Meğer, ben için için onlara hak verecek, sadık kalacakmışım ve onları içimde bütün hülyalarımla hissedecekmişim (A. Ş. Hisar, Boğaziçi Mehtapları, Bizimle Birlikte Yaşayan Hatıralarımız, s. 226). Her kader gerçek benliğimin kurtuluşu uğruna verilmiş bir fidye olduğu için mi üzülecekmişim? (T. Buğra, Yalnızlar, s. 34) vb.

Gelecek zaman kipinin şartı : Bir oluş ve kılışın gelecekte gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini şarta bağlı olarak bildiren bileşik kip türü. -AcAk gelecek zaman ekine i- ek-fiilinin şart biçimi olan -i-se ekinin eklenmesiyle kurulur. Şahıs ekleri. şah. çokluk çekimi dışında şart ekinden sonra gelir: alacak isem>alacaksam, alacaksan, alacaksa, alacaksak, alacaksanız, alacaklarsa ve benzerleri Sevdiklerimin yanında uzun uzun kalmaya katlanamıyorum… sevgimi söyleyemeyeceksem (T. Buğra, Yalnızlar, s. 21). Eğer bu konuda bir açık oturum düzenlenecekse ilgilileri şimdiden duyurunuz. Yarın pişman olocaksan bu işe hiç girişme. Gitmeyeceklerse haber versinler vb.

Geniş zaman eki : Fiilin gösterdiği hareketin geniş zamanda olduğunu gösteren, fiile geniş zaman kavramı veren ek. Türkçede geniş zaman eki -r, -Ar, (I)r/-Ur’dur: ağla-r, bak-ar, gül-er, çalış-ır, getir-ir, otur-ur, güldür-ür. bk. geniş zaman.

Geniş zaman kipi : Fiilin sürekli olarak yapıldığını, hâlen yapılmakta olduğunu veya yapılacağını belirten zaman ve kip. Türkçede bu kip -Ar, (I)r/-(U)r ekleri ile kurulur: ||. tek. şah. yaz-ar-ım, ver-ir-im, ||. tek. şah. yaz-ar-sın, ver-ir-sin, ||. tek. şah. yaz-ar, ver-ir, ||. çokl. şah. yaz-ar-ız, ver-ir-iz, ||. çokl. şah. yaz-ar-sınız, ver-ir-siniz, ||. çokl. şah. yaz-ar-lar, ver-ir-ler; || oku-r-um, oku-r-sun, oku-r, oku-r-uz, oku-r-sun-uz, oku-r-lar gibi.

Geniş zaman kipinin hikayesi : Geçmişten geleceğe uzanan geniş bir zaman kesitini içine alan, fiilin sürekli olarak yapıldığını bildiren oluş ve kılışları geçmiş zamana aktararak veren birleşik kip: -r, -Ar, -Ir/-Ur geniş zaman eklerine i-di hikâye ekinin eklenmesi ile kurulur: gelirdim, otururdu, söyleşirdi, anlatırdınız, görürlerdi gibi. || Bu birleşik kipin olumsuzu -mazdı ekiyle kurulur: almazdım, gelmezdim, oturmazdı, konuşmazdık, görmezlerdi ve benzerleri Kalfa büyük hanımla hiç geçinemezdi (R. N. Güntekin, Kızılcık Dalları, s. 90). Bunların yanında, her zaman küçük, fakir kulübeler de göze çarpardı (H. N. Zorlutuna, Aydınlık Kapı, s. 110). Cuma ve pazarları Küçüksu, Göksu, Kalender, Çubuklu gibi incesaz yerlerine, mesirelere gidilirdi (. Ş. Hisar, Boğaziçi mehtapları, I. Boğaziçi medeniyeti, s. 9). Dünyada hiç bir güzelliğin kalmayacağından korkardım (T. Buğra, Yalnızlar, s. 161). O bu yolu ötedenberi severdi (A. H. Tanpınar, Huzur, s. 37). Katılsaydınız ne kadar verimli bir toplantı yapıldığını görürdünüz. Onlar hiç yazlığa gitmezlerdi vb.

Geniş zaman kipinin rivayeti : Geniş bir zaman kesiminde gerçekleşen oluş ve kılışları dyuma (rivayete) dayanarak anlatan birleşik kip türü: -r, -Ar, -Ir/-Ur geniş zaman eklerinden sonra i-miş rivayet ekinin getirilmesi ile kurulur. şah. çokluk çekimi dışında kalan şahıs ekleri rivayet ekinden sonra gelir. Rivayet eki, eklendiği fiilin dil ve dudak benzeşmelerine uyar: alırmışım, başlarmışsın, çalarmış, dokunurmuşuz, ellermişsiniz, içerlermiş ve benzerleri O, bazı sabahları, uykusu kaçarmış da bir türlü uyuyamazmış (A. Ş. Hisar, Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği, s. 220). O otururken, vücudu uzun boylu, ayağa kalkınca bacakları kısa görünürmüş (A. Ş. Hisar, Geçmiş Zaman Fıkraları; Sultan Aziz’e Dair, s. 71). Ahmet Vefik Paşa Paris’te elçimiz bulunurken, beyaz bir araba ile gezinirmiş (A. Ş. Hisar, Geçmiş Zaman Fıkraları, Ahmet Vefik Paşaya Dair, s. 116). Eski hatıralarını anlata anlata bitiremezmiş. O zaman böyle fenerler yanmazmıştır. Karanlık, buradan, perde perde helezonlar hâlinde yayılır, gidermiştir (S. F. Abasıyanık, Bütün Eserleri 3, Medarı Maişet Motoru: Birtakım İnsanlar, s. 194) vb.

Geniş zaman kipinin şartı : Geniş bir zaman kesiminde gerçekleşen oluş ve kılışları şarta bağlı olarak anlatan birleşik kip türü. -r, -Ar, -Ir/-Ur geniş zaman eklerine, i- ek- fiilinin şart biçimi olan -i-se ekinin getirilmesi ile kurulur. şah. çokluk çekimi dışında şah. ekleri şart ekinden sonra gelir: verir isem>verirsem, verirsen, verirse, verirsek, verirseniz, verirler ise, verirlerse ve benzerleri Teklifimi getirirsen üzerinde görüşebiliriz. Bu düşünceden vazgeçmezse zararlı çıkar. Bana kalırsa, biraz da haşlamalısınız… birazcık ama. (T. Buğra, Yalnızlar, s. 243). Maazallah suyun sesini duymaz olursam… (Y. K. Karaosmanoğlu, Erenlerin Bağından: İki Amânın Sözleri, s. 108). Ev halkı üstüne üşüşerek onu yakalar, içeriye çeker ya kandırmazsa, ya tehdit etmeğe kalkarlarsa? (P. Safa, Mahşer, s. 130) ve benzerleri bk. şart kipi.

Geniş zamanlı : Bütün zamanları kapsıyan veya böyle olduğu için belli bir zamanla ilgisi olmıyan fiil şekli. "Dünya dönüyor" sözünde "dönüyor" fiili geniş zamanlı sayılır.

Gerçek güneş zamanı : Gerçek güneş merkezinin devimine göre belirlenen zaman.

Gerçek yıldız zamanı : Gözlenen ilkbahar noktasına ilişkin günlük devime göre belirlenmiş zaman.

Gerçek zamanlı çıkış : Bir veri işlem dizgesince, dış koşulların belirlediği anlarda ya da zaman aralıklarında dizgeden dışarıya gönderilen çıkış verisi.

Gerçek zamanlı giriş : Bir veri işlem dizgesince, dış koşulların belirlediği anlarda ya da zaman aralıklarında alınan giriş verisi.

Gerçek zamanlı ultrasonografi : Organ veya vücut bölümünün hareketinin anlık ultrasonografik görüntülerinin video görüntüsü durumuna çevirip gösterilmesi, real-time ultrasonografi.

Gerekli emek zamanı : Marksist emek değer kuramında, toplumun o dönemdeki ortalama beceri düzeyi ve yoğunluğuna bağlı olarak bir malı üretmek için toplumsal olarak harcanması gereken emek süresi.

Gökbilim zamanı : Yıldızlara göre belirlenen zaman.

Gökgünlüğü zamanı : Gökgünlüğü hesaplarında kullanılan zaman.

Görülen geçmiş zaman : [Bakınız: görülen geçmiş zaman kipi].

Görülen geçmiş zaman eki : Bir oluş ve kılışın görülen geçmiş zamanda ortaya çıktığını haber veren şekil ve zaman eki: -DI/-DU/ : bil-di, yaz-dı, gül-dü, oku-du, geliş-ti, çalış-tı, görüş-tü, konuş-tu vb.

Görülen geçmiş zaman kipi : Fiilin karşıladığı oluş ve kılışın geçmişte kişinin görgüsü ve bilgisi altında olup bittiğini anlatan zaman. Türkçede görülen geçmiş zaman -DI/-DU ekiyle kurulur. ||. tek. şah. geldim (<gel-di-m), ||. tek. şah. geldin (<gel-di-n), ||. tek. şah. geldi (<gel-di), ||. çokl. şah. geldik (<gel-dik), ||. çokl. şah. geldiniz (<gel-di-niz), ||. çokl. şah. geldiler (<gel,di-ler) ve benzerleri örnekler: Ayna ona, cesaret ve güven veren çizgilerle gülümsedi (T. Buğra, Yalnızlar, s. 113). Ben aldım. Okuyup da ne olacaktı sanki… okuyanları da gördük. İkiz mi doğurdular, yoksa ilkleri hep oğlan mı oldu? (T. Buğra, Yalnızlar, s. 182). Umduk, bekledik, düşündük. Hangi şey umduğumuza uygun düştü (Y. K. Karaosmanoğlu, Erenlerin Bağından I, s. 13). Hayretimi görerek güldü. Çok dalgındın. Geldim, yanına oturdum. Haber almadım, dedi ve gözleri örtülü öne bakarak devam etti (Y. K. Karaosmanoğlu, göst. e., III, s. 21) vb.

Görülen geçmiş zaman kipinin hikayesi : Geçmiş zamanda gerçekleşmiş bulunan ve tarz bildiren bir oluş ve kılışın yine geçmiş zamana aktarılarak anlatılması. Eki -DI/-DU’dur. Bu birleşik kip, çekimde iyelik kökenli şahıs ekleri alır: bildi-y-di-m, bildi-y-di-n, bildi-y-di, bildi-y-di-k, bildi-y-din-iz, bildi-y-di-ler gibi. Ben… şey bundan yirmi beş gün önceydi. Bir gece Niko’ların hani şeyine meyhanesine gittiydim (T. Buğra, Küçük Ağa, s. 138). Mühim diyeceklerim var dediydin(….) Dediydim. Var (T. Buğra, göst. e. s. 137). Barka: “sormayın kardeşler” dedi: “Çocuk dalgıçlığa girişeli bir ay ya oldu ya olmadıydı (H. Balıkçısı, Deniz Gurbetçileri, s. 48). Bu imansızın arkasından birbirimize nasıl bakıştık (F. R. Atay, Zeytindağı, s. 30) vb.

Görülen geçmiş zaman kipinin şartı : Gerçekleştiği kesin olarak görülen veya bilinen bir oluş ve kılışı şarta bağlayan birleşik kip türü. Eki -DI ise>-DI-y-sA/-DU-y-sA’dır: yaz-dı-m-sa, yaz-dı-n-sa, yaz-dı-y-sa, yaz-dı-k-sa, yaz-dı-nız-sa, yaz-dılar-sa gibi. Duydumsa da zevk almadım. İslav kederimden (Y. K. Beyatlı, Kendi Gök Kubbemiz, s. 43). Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!/Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı (F. N. Çamlıbel, Han Duvarları, s. 15). Nereye gittiysek, nerede konakladıysak hep onu hatırladık vb.

Güneş zamanı : Güneş'in görünürdeki günlük deyimine dayanan zaman.

Günlük zaman : Ortalama güneş'in alt geçiş anını zaman başlangıcı alan ortalama güneş zamanı; bu tanımda gün ortasında saat 12 dir.

Hasat zamanı : Bitkilerin en uygun biçilme zamanı.

Heşür meşür teneşür zamanı : Haşır neşir ölüm zamanı.

İkincil zamanlar : Hint-Avrupa, dillerinde Geçmiştelik ve Aorist zamanlarına denir.

İlerü zaman : Eski zaman, geçmiş zaman.

İlkel zaman : Fiillerde, başka zamanların kuruluşuna temel olan zaman.

Kapaç zamanlaması : Kapaçların açılma ve kapanma sürelerinin denetimi.

Karşı zaman vuruşu : Karşı yarışmacının bir engelleme eylemi (dürtüş ya da vuruş) üzerine, saldıran oyuncunun yaptığı saldırıların tümü.

Kılcal damar dolum zamanı : Arteryo-kapiller damarların yeniden dolma zamanı.

Kılıçoyunu zamanı : Yalın bir kılıçoyunu eyleminin yapılabilmesi için geçmesi gereken süre.

Kırhım zamanı : Koyunların yünlerini kesine zamanı.

Kısa zamanlı çalışma : Hizmet sözleşmesinde belirtilmek koşuluyla haftalık ölçünlü çalışma saatinden daha az süreli çalışma.

Ortalama güneş zamanı : Ortalama güneşe göre belirlenen zaman.

Ortalama yıldız zamanı : İlkbahar noktasının bir yıl içindeki ortalama yerine göre belirlenen zaman.

Ortalama zaman saati : Ortalama güneşin devinme hızına göre işleyen , yani dönme hızı değişmeyen ve bir ortalama güneş gününde iki dönüş yapan saat.

Özdevingen zamanlama : Motorun yük ve hız durumuna göre ateşleme zamanının kendi kendine düzenlenmesi.

Patlama zamanı : Bir hücreye bakteriyofajın girmesinden serbestleşmesine kadar geçen zaman.

Sağsözlük zaman : Sağsöz (cümlei hikemiye) niteliğinde olan deyimlerde, her dile göre kullanılan zaman ki, dilimizde en çok geniş zamandan ibarettir. Çok bilen çok yanılır gibi.

Şimdiki zaman : Fiilin gösterdiği oluş ve kılışın içinde bulunulan zamanda yapıldığını ve süregelmekte olduğunu gösteren zaman. bk. şimdiki zaman kipi.

Şimdiki zaman kipi : Şimdiki zaman kipinin hikâye, rivayet ve şart birleşik türleri için bunlara bk.. || Fiilin gösterdiği oluş ve kılışın içinde bulunulan zamanda başladığını ve sürmekte olduğunu bildiren kip. Bu kip. -(I) yor /-(u)yor. -mAktA ekleriyle kurulur. ||. şahıs teklik tak-ı-yor-um, oku-yor-um) (bil-mekte-yim. ||. şahıs teklik tak-ı-yor-sun, oku-yor-sun) (bil-mekte-sin. ||. şahıs teklik tak-ı-yor, oku-yor) (bil-mekte-dir. ||. şahıs çokluk tak-ı-yor-uz, oku-yor-uz) (bil-mekte-y-iz. ||. şahıs çokluk tak-yor-sunuz, oku-yor-sunuz) (bil-mekte-siniz. ||. şahıs çokluk tak-ı-yor-lar, oku-yor-lar) (bil-mekte-dirler. || Hiç layık olmadığım bir teveccühte bulunuyorsunuz, beyefendi (T. Buğra, Yağmuru Beklerken, s.205). Şimdi iki kurban oturmuş ortak dertlerine yanmaktan başka bir şey yapamıyorlar (Y. K. Karaosmanoğlu, Ergenekon, s. 95). Hava o kadar sıcak, o kadar sıcak ki, ceketle oturamıyorum (Ö. Seyfettin, Bomba, s.122). Yavrum, biliyorsun ya- dedi- şimdi muharebe var. Annenle biz artık bütün bütüne ayrılıyoruz (Ö. Seyfettin, Bomba: Primo Türk Çocuğu, s.39). Bütün hareketlerinde abesle makul, nizamla kargaşalık aynı kıymetleri alıyor (P. Safa, Bir Tereddüdün Romanı, s. 92). Sabahleyin, gün doğmadan gözlerini açıyor) (odanın hazin belirsiz aydınlığı içinde gözlerini etrafa çeviriyor (P.Safa, Şimşek, s. 212). Ben bu kez Çudaroğlu’ndan hilelenmekteyim (K. Tahir Devlet Ana, s 245). Yanılmaktasın Çudaroğlu (göst.e., s.252). Bir yerde irenmekteyiz ki, tekerlendik mi gidiceğimiz yer cehennemin dibidir (göst.e., s.138).

Şimdiki zaman kipinin hikayesi : -Iyor ve -mAktA ekleri ile karşılanan ve içinde bulunulan zamanda sürmekte olan bir oluş ve kılışı geçmişe aktararak anlatan birleşik kip: al-ıyor-du-m, al-ıyor-du-n, al-ı-yor-du; al-makta-y-dı-m, al-makta-y-dınız, al-maktay-dı-lar gibi. || Gidiyordum, gurbeti gönlümde duya duya / Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya (F. N. Çamlıbel, Han Duvarları, s.11). Suyun yüzüne bakmıyordum, doğrudan içine, canına, cennetine bakıyordum (H. Balıkçısı, Deniz Gurbetçileri, s. 47). Bunu Âbidin de söylüyordu geçende (O.V.Kanık, Bütün Şiirleri s.65). Evet, ne demekteydi? (....) olaydı, ayak kapana kaptırılmayaydı Kerim Can (K. Tahir Devlet Ana, s. 484). O ne yapılması gerektiğini daha şimdiden bilmekte idi. Kadının içi titremekteydi (O.Kemal, Hanımın Çiftliği s.337-338) vb.

Şimdiki zaman kipinin rivayeti : Hâlen sürmekte olan bir oluş ve kılışı, duyuma veya sonradan farketmeye dayanarak anlatan kip. -Iyor-muş (<-Iyor-imiş) ve -mAktA-y-mış (<-mAktA imiş) ekleriyle karşılanır: gel-iyor-muş-um, gel-iyor-muş-sun, gel-iyor-muş; uyumakta-y-mış-ım, uyu-makta-y-mış-sınız, uyu-makta-y-mışlar gibi. || Evvelce burasının bir yatak odası olduğunu sanırdım, aldanıyormuşum (M.Ş. Esendal, İhtiyar Çilingir, s. 32). Meger herif su satıyormuş. Ceplerimi karıştırdım; bozuk para bulamadım (F. R. Atay. Zeytindağı, s. 62). Biliyormuymuş? Ne biliyormuş ki (T. Buğra, Küçük Ağa, s. 124). — Napmaktaymış ki, arkadan vurulmuş? – Çimmekteymiş bana kalırsa (K. Tahir. Devlet Ana, s. 166). Duyduğum olağansa, hayırlık yapmaktaymışlar şimdiden. Çeri düzüp kumandanları almağa çalışmaktaymışlar (K. Tahir, göst.e, s. 180) vb.

Şimdiki zaman kipinin şartı : İçinde bulunulan zamanda gerçekleşmekte olan bir oluş ve kılışı şarta bağlayan birleşik kip. -Iyor ise > -Iyor-sa / -UyorsA ekiyle karşılanır: bil-iyor-sa-m, bil-iyor-sa-n, bil-iyor-sa, bil-iyor-sa-k, bil-iyor-sa-nız, bil-iyor-lar-sa gibi. || Eğer bunda aldanıyorsam o zat bu mektuba karşılık olarak buraya ilâve ettiğim adrese bir mektup gönderecek (M. Ş. Esendal, İhtiyar Çilingir, s. 12); — Sıkılmadan atayımmış… Kuzum niçin atayım? / İnanıyorsan eğer olur ki ben de anlatayım… (M.A. Ersoy, Safahat, s. 209). Eğer türlü sıkıntılara göğüs gererek dağ köylerine kadar uzanabiliyorsak, bu, ülke ve insan sevgisinden kaynaklanıyor demektir vb.

Şimdikilik veya şimdiki zaman : Konuşulduğu sırada yapılmakta olan bir işi anlatmak üzere fiile verilen şekil: geliyorum (Geniş şimdikilik), gelmekteyim (Tam şimdikilik). bk. Alışkı şimdikiliği, Hikâye şimdikiliği ve Sürekli şimdikilik.

Tam zamanında stoklama yöntemi : Tam zamanında üretim koşullarında kullanılan stoklama yöntemi.

Tam zamanında üretim : Aramallarının tam gerekli olduğu zamanda stoklamaya gerek kalmaksızın üretime sokulduğu esnek üretimin temel ögelerinden biri. karşılığı kalite kontrol çemberleri, sıfır hatalı üretim.

Tepki zamanı : Uyaranın uygulandığı anla, deneğin karşılığını göstermeye başladığı an arasında geçen süre.

Tiyatro zamanı : Tiyatro yapıtına özgü zaman. Bu süre genel olarak bir olayın gerçekteki süresinden daha kısa ve yoğun olur. Bazen sıçramalar, atlamalar yapılabilir. Kimi kez de olayın gerçek süresiyle eşit olabilir.

Tohumlama zamanı : En fazla gebelik oranı elde edebilmek amacıyla, kızgınlıkta tohumlama yapılması için en uygun zaman.

Ulaçlı birleşik zaman : Zarf-fiil eki almış fiille “bilmek, durmak, görmek, kalmak, vermek, yazmak” fiillerinin oluşturduğu birleşik fiil: gidebilmek, yazadurmak, yapmayagörmek, bakakalmak, söyleyivermek, düşeyazmak gibi.

Uzay zaman : Görelilik kuramı uyarınca üçboyutlu uzay ile zaman arasındaki ayrımın kalkmasıyla oluşan dört-boyutlu sürem.

Ücret zaman aşımı : Ücret isteme hakkının yasalarına göre düşeceği zaman süresi.

Vergilerde zaman aşımı : Vergi yöntemi yasasına göre vergi alacağının doğduğu takvim yılından sonra gelen yılın başından başlayarak doğal vergilerde 3 yıl kaçakçılık nedeni ile 5 yıl sonra verginin gerçekleştirilerek yükümlüye bildirilememesi. Zaman aşımına uğraması.

Yakın zaman : Pleistosen'den sonra gelen, 10000 yıl önce başlamış olan yakın jeolojik çağ. Holosen.

Yanlış zamanlama : Belli bir zamanda geçmiş olay, olgu ya da durumları geçtiği zamandan önce ya da sonra geçirme.

Yarı zamanlı çalışma : İşyerlerinde yasalara göre belirlenip sınırlandırılan günlük veya haftalık çalışma saatlerinden daha kısa süreli çalışma.

Yat zamanı : Uyku vakti.

Yerbilim zamanı : Bir çağkuşağındaki katmanlı kayaçların oluş süresi.

Yerel zaman : Gözlem yerine, daha doğrusu gözlem yapılan noktaya ilişkin zaman.

Yıldız zamanı yz : Güneş yerine ilkbahar noktasına bağlı olan zaman. Burada birim 1 yıldız günüdür.

Yüksek sıcaklık kısa zaman pastörizasyonu : Çabuk pastörizasyon.

Zama guşağı : Mencik sarılan ip.

Zamah : Eğlenti, şenlik. Oyun, şenlik meydanı. Düğün yemeği, şölen. Düğünde topluca oturulan yer. Oyun, al.

Zaman adamı : Çağına uyan adam.

Zaman algısı : Ruhsal bir sürecin hızı, zaman içindeki yeri, görünüş düzeyi açılarından süresini kavramak.

Zaman aralığı : Ölçülen iki zaman arasında geçen süre.

Zaman aralıklı çekim düzeni : Canlı olarak incelenen örneklerde, olayı izlemek için düzenli aralıklarla fotoğraf çekilmesi.

Zaman aşımı başlangıcı : Yasalarda işin gereği, konunun çeşidi ve yapılacak işlemin özelliği bakımından bilimsel yönleri ile incelenilerek temel yargılara bağlanan süre aşımı başlangıçları.

Zaman aşımı süreleri : Yasalarında belirtilen temel yargılara göre yükümlülere başvurulmaması nedeni ile alacak hakkını ortadan kaldıran yasal süreler.

Zaman belirlenmesi : Güneş ve yıldızların günlük ve yıllık devimlerine göre tanımlanan birimler (gün, ay, yıl), başlangıç zamanına (Greenwich öğelerinden geçiş) dayanarak, Güneş ve yıldız gözlemlerinden zaman bulunması ve belirtilmesi.

Zaman bildirimi : Gözlemevlerinin saat ayarı için saniye ve dakika başlarında verdikleri kesik seslerden her biri.

Zaman birliği : Bir sahne eserinde olguların bir gün içinde olmasını gerekli gösteren eski Yunan tiyatro kuralı. [Bakınız: üç birlik kuralı].

Zaman bölüşüm : Bir bilgisayar ortamını oluşturan kaynakların, birçok kullanıcının tanımladığı işler arasında, her kullanıcının yalnız kendi işi yapılıyormuş gibi görebileceği biçimde, zaman bölüştürülerek kullanıldığı bilgisayar işletim düzeni.

Zaman büyümesi : Bağlılık kuramına göre devinmeden ileri gelen, hıza bağlı olarak artan zaman genişlemesi.

Zaman çalışması : Bir işçinin, bir işi belli koşullar altında ve belli bir başarım düzeyinde tamamlaması için gerekli olan zaman süresinin ölçülmesine yönelik, özellikle Taylorculukta kullanılan araştırmalar.

Zaman çizgesi : Gözlemlerin zaman içindeki değişimlerini göstermek üzere kullanılan ve eksenlerinden biri zamanı gösteren çizge.

Zaman dakikası : Bir saatlik zamanın altmışta biri.

Zaman denemesi : Belirli bir zamanda, ne denli yol alınacağını anlamak için, yarışlıklarda yapılan deneme yarışı.

Zaman denklemi : Gerçel güneş zamanı ile ortalama güneş zamanı arasındaki fark: E (t) = So - Sm Burada So gerçel güneşin, Sm de ortalama güneşin saat açısıdır.

Zaman dizisi : (Zaman dizileri) Bir olgunun nicel bir özelliğine ilişkin, zamanın değişik noktalarında alman sıralı gözlemler kümesi. Bir zaman dizisi, eğilim, salınım ve rasgele bileşenlerden oluşur. Gözlem değerlerini zaman bölümlerine göre sıralayan dizi.

Zaman dizisinin bileşenleri : Bir zaman dizisinin ayrıtsal devinimlerini oluşturan dört bileşen: a. Uzun dönem yönlencesi, b. Evresel devinimler, c. Dönce devinimleri, d . Düzensiz ya da rastlantılı devinimler.

Zaman dönüşümü : Ortalama zamandan yıldız zamanına geçme hesabı ve karşıtı. Genel olarak bir çeşit zamandan öbürüne geçme.

Zaman farkı : İki olaya ilişkin zamanlar arasındaki fark.

Zaman faydası : Gereksinimlerin kendilerini tekrarlama özelliği nedeniyle bir ürünün depolanarak gereksinim duyulduğu zamanda piyasaya sürülmesi yoluyla gerçekleştirilen üretim.

Zaman hakemi : Bir yumrukoyunu karşılaşmasında dönemlerin süresini ve dönemler arasındaki araları anölçer ile saptayıp çanı bildiren kişi.

Zaman kurumu : Zamanı belirleyen, saklayan ve doğru zaman yayınlayan kurum.

Zaman kuşağı : Mencik sarılan ip.

Zaman makinesi : H. G. WelIs'in ortaya çıkardığı bir deyim. Gerçek zaman sırasını bozmak, geçmişi gelecekle, geleceği şimdiki zamanla karşıtlamak. Priestley'in oyunları bu düzeni gösterir. Örn. Conway'ler ve Zaman.

Zaman ölçülmesi : Bir zaman aracıyla zamana ilişkin ölçü yapılması.

Zaman önceliği : Belli bir hisse senedine ilişkin verilen alım ya da satım emirlerinin farklı borsa oyuncuları tarafından aynı fiyatlardan verilmesi durumunda, sisteme zaman açısından daha önce kaydedilen emirlerin öncelikli olarak karşılanması.

Zaman saklanması : Sarkaçlı saatler, kuvars ya da atom saatleri yardımıyla gözlemlerinden belirlenen zamanın sürdürülmesi.

Zaman saniyesi : Zaman dakikasının altmışta biri.

Zaman uğraşı : Zamanı belirleme, saklama ve doğru zaman yayınlama işi.

Zaman uygunluğu : Bazı dillerde uyrumlu tümce fiilinin zaman bakımından baştümcenin fiiline uyması gerekliği ; örnekleyin, dilimizde "Baktı ki iş yürümüyor" denilebildiği halde bu cümle o dillerde "Baktı ki iş vürümüyordu" şeklinde söylenir. Buna ZAMANLARIN ARDIŞMASI (Consecutio temporum) da denir.

Zaman uyumlama damgası : Zamanuyumlu veri gönderim dizgelerinde kullanılan ve yarattığı bir imle, veri uç donanımları arasında, özellikle gönderilen herhangi bir başka damga bulunmadığında, zamanuyumunu ya da zamanuyum düzeltimini sağlayan bir gönderim güdüm damgası.

Zaman virmek : Zaman ayırmak. Zaman bırakmak.

Zaman yasağı : Yıl içerisinde başlangıç ve bitim tarihleri belli olan su ürünleri avcılığının yasak olduğu zaman aralığı.

Zaman yayını : Radyo vericisiyle zaman vuruşlarının gönderilrilmesi.

Zamana : Zamane, devir.

Zamana göre ücret : Ücretin çalışma süresine göre belirlendiği sistem. karşılığı akord ücret sistemi.

Zamanaşımı : Iskati mürûr- ı zaman. Yasalarda belirtilen konular gerçekleştikten ve sınırları çizilen süreler geçirildikten sonra bir yükümlülükten kurtulmuş olma.

Zamanbilimi : Olayların tarihini araştıran ve sıralayan bilim.

Zamanca özümleme : Zaman uygunluğunun başka bir adı.

Zamandaş eylemler : İki yarışmacının aynı zamanda birden yaptıkları eylemler.

Zamandaş gelişim : Birbiriyle ilişkili iki ya da daha çok olgunun ve parçalarının aynı zamanda ortaya çıktıklarını belirtecek yolda anlatılması yöntemi.

Zamandaş renk işlemi : Alt taşıyıcının her an iki ayrı renklilik bilgisi taşıyacak biçimde değiştirime uğramasıyla ortaya çıkan renkli televizyon işlemi. Almaşık renk işleminin karşıtı.

Zamandaş saldırı : Bir raslantı olarak, aynı zamanda karşılıklı başlatılıp bitirilen saldırı.

Zamandaşçılık : Sahnede aynı zamanda iki olayın gösterilmesi veya kişilerin açık konuşmalarından başka, gizli düşüncelerini de ayrı bir tarzda anlatmaları temeline dayanan yeni tekniğe göre eser yazma çığırı.

Zamandışı : Şekilce zamanlı olduğu halde sınırlanmış bir zaman göstermiyen fiiller için kullanılır: Dünya dönüyor gibi.

Zamandizi : Tarihsel olayların zaman açısından sırası.

Zamandizin : Zaman ölçüsü üzerinde çalışan ve olayları zaman sıvasına göre veren bilim. Gökbilimde, gözlemlere dayanarak zaman ölçeğini saptayan; tutulmaları, gezegenlerle ilgili önemli olayları, yıldızların yerlerini zaman sırasına göre veren dal. „.

Zamane hastalığı : Romantik devrinde konu olarak alınan, insanların o zamanki karamsarlık ve kötümserlik hali.

Zamanın behrinde : Bir zamanlar.

Zamanın berinde : O tarihte, bir zamanlar.

Zamanını bulmak : Uygun vakit, elverişli durum sağlamak.

Zamanile : Vaktiyle, bir zamanlar.

Zamankatı : En büyük yerbilim zamanı içinde, katmanlı kayaçlardan oluşmuş çağkatman birimi.

Zamanlarsüresi kanun : Bir dilde çağlar boyunca yürürlükte olan kanun ve kural.

Zamanlayabilme : Zamanlayabilmek işi.

Zamanlayabilmek : Zamanlama imkânı veya olasılığı bulunmak.

Zamanlı emir : Borsa oyuncusunun belli bir zaman içinde gerçekleşmesine yönelik verdiği alım veya satım emri.

Zamanuyumlu bilgisayar : Her olayın ya da herhangi bir temel işlemin uygulanmasının, bir saatten gelen imler üzerine başlatıldığı ve genellikle bu imlere uygun adımlarla sürdürüldüğü bir bilgisayar, bk. zamanuyumsuz bilgisayar.

Zamarı : Karakış.

Zamarıh : Çıban.

Zamat : Zaman.

Zamayır : Bedeni geliştiği halde aklı, zekası gelişememiş.

Açık zaman : Tutkalın yüzeye sürülmesi ile malzemelerin sıkıştırılması arasında geçen süre.

Ahir zaman : Son zaman. Dünyanın son günleri, kıyametin kopmak üzere bulunduğu günler veya yıllar.

Aman zaman : Fırsat, çıkar yol.

Art zamanlı : Eele alınan bir süre içinde birbirini izleyen, diyakronik.

Art zamanlı dil bilimi : Dil olaylarını değişik zamanlar açısından ele alan dil bilimi.

Aynı zamanda : Hem de, bununla birlikte. Aynı anda.

Bir zaman : Geçmiş zamanda, eskiden, vaktiyle. Belirli bir süre, biraz.

Bir zamanlar : Zamanında, vaktiyle, eskiden, bir keresinde.

Birleşik zaman : Yalın zamanlı ve çekimli bir fiilin -di (i-di), -miş (i-miş,), -se (i-se) gibi ek fiil eklerinden birini alarak bildirdiği zaman: Sevdiydi (sevdi-y-di

Çift zamanı : Tarla sürme zamanı.

Dar zaman : Çok kısa bir süre, dar vakit. Zorluk, üzüntü, sıkıntı ve yokluk içinde geçen süre, dar vakit.

Eş zaman : Aynı zaman içinde hareket eden, senkron, asenkron karşıtı.

Eş zamanlı : Başlamalarıyla bitmeleri arasında geçen zaman eşit olan (olaylar), senkronik. Aynı zamanda oluşan.

Eş zamanlı dil bilimi : Bir dilin zaman içindeki değişme ve gelişmesi sırasında, belirli bir dönemde ortaya çıkan olgularını inceleyen dil bilimi.

Geçmiş zaman : Fiilin belirttiği zaman kavramının, içinde bulunulan zamandan önceye ait olması, mazi. Ali geldi, Ahmet bu havada İstanbul 'a gidip gelmiş gibi.

Geçmiş zaman görünümü : Belirsiz geçmiş zaman eki almış fiille yardımcı fiilin veya başka bir fiilin birlikte kullanılmasından ortaya çıkan ve olayın tamamlanmış olduğu kavramını veren görünüm: Gelmiş olmak, gitmiş olmak, vermiş bulunmak gibi.

Geçmiş zaman sıfat fiili : Geçmiş zaman kavramı veren ve isim, sıfat gibi kullanılan, -dik veya -miş ekleriyle kurulan sıfat-fiil: Bildiklerinizi anlatın. Tanıdık adam. Geçmişi saygıyla anıyoruz cümlelerindeki bildik, tanıdık, geçmiş birer geçmiş zaman sıfat-fiilidir.

Gelecek zaman : Fiilin belirttiği zaman kavramının, içinde bulunulan zamandan sonraya ait olduğunu belirten, -e, -ecek, -esi, -se, -meli ekleriyle kurulan zaman: Gele, gelecek, gelesi, gelse, gelmeli gibi.

Gelecek zaman görünümü : Gelecek zaman sıfat-fiiliyle yardımcı fiilin birlikte kullanılmasından ortaya çıkan ve niyet kavramı veren görünüm.

Gelecek zaman kipi : Fiilin belirttiği zaman kavramının, içinde bulunulan zamandan sonraya ait olduğunu sınırlı bir biçimde gösteren, -ecek ekiyle kurulan kip: Geleceğim, geleceksin gibi.

Gelecek zaman sıfat fiili : İsim veya sıfat gibi kullanılan, gelecek zaman kavramı veren, -ecek, -esi ekleriyle kurulan fiilimsi: Akacak kan damarda durmaz. Göresim geldi gibi.

Geniş zaman : Fiilin her zaman yapıldığını, yapılmakta olduğunu veya yapılacağını belirten, -r, -ir veya -er ekiyle kurulan zaman: Başlar (başla-r), geliriz (gel-ir-iz), severim (sev-er-im) gibi.

Geniş zaman görünümü : Geniş zaman sıfat-fiiliyle yardımcı fiilin birlikte kullanılmasından doğan görünüm: Gelmez olmak. Görünmez olmak gibi.

Geniş zaman sıfat fiili : Fiilin her zaman yapıldığını, yapılmakta olduğunu veya yapılacağını belirten, -ir, -er, -mez ekleriyle kurulan sıfat-fiil: Gelir (varidat), gider (masraf), güler yüz, bitmez iş, dinmez ağrı, görünmez kaza gibi.

Her zaman : Ara vermeden, sürekli, daima, sık sık.

Hikaye birleşik zamanı : Yalın zamanlı bir fiilin geçmişte yapıldığını anlatan, idi -di ekiyle kurulan kip.

İftar zamanı : İftar vakti.

İkinci zaman : İkinci Çağ.

İkindi zamanı : İkindi vakti.

Katmerli birleşik zaman : Yalın zamanlı bir fiille ek fiilin iki zamanının birlikte kullanılması: Gelir idiysem gibi.

Kimi zaman : Ara sıra.

Ölü zaman : Ölü saat.

Rivayet birleşik zamanı : Yalın zamanlı bir kiple -miş ekinin birlikte kullanılmasından oluşan birleşik zaman: Gelmişmiş, gelecekmiş gibi.

Şartlı birleşik zaman : Belli bir zaman eki almış yükleme -sa / -se şart eki getirilerek oluşturulan şekil.

Yalın zaman : Ek fiil kullanılmadan kurulan çekimli fiilin belirttiği zaman: Geldin, gelmişsin, geliyorsun gibi.

Yıldız zamanı : Dünya'nın yıldızlara göre tam bir dönüş süresini temel alan zaman.

Zaman : Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit. Çağ, mevsim. Dönem, devir. Bu sürenin belirli bir parçası, vakit. Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri. Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram. Belirlenmiş olan an. Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı.

Zaman aşımı : Süre aşımı.

Zaman ayarlı : Belirli bir ana ayarlanmış olan.

Zaman belirteci : Zaman zarfı.

Zaman bilimi : Tarihsel olayların zamanını inceleme bilimi, kronoloji. Gözlemlere dayanarak zaman ölçeğini belirleyen, tutulmaları, gezegenlerle ilgili önemli olayları, yıldızların yerlerini zaman sırasına göre veren bilim, kronoloji.

Zaman bilimsel : Zaman bilimi ile ilgili olan, kronolojik.

Zaman birimi : Tekrarlanan gök olaylarına dayanılarak seçilen zaman aralığı.

Zaman dizini : Tarihsel olayların zaman bakımından sırası, kronoloji.

Zaman eki : Fiillerde kullanılan ve zaman kavramı veren ek: -ecek (gel-eceğ-im), -miş (piş-miş-ti), -iyor (sev-iyor), -di (gel-di) vb.

Zaman tüneli : Bilim kurguda değişik zamanlar arasında geçişin sağlandığına inanılan yer.

Zaman zaman : Ara sıra.

Zaman zarfı : Bir fiilin anlamını zaman kavramı ile sınırlandıran zarf, zaman belirteci.

Zamandaş : Aynı zamanda yapılanlardan veya gerçekleşenlerden her biri.

Zamandaşlık : Zamandaş olma durumu.

Zamane : İçinde bulunulan zaman, dönem. Yakınma veya hafifseme yoluyla şimdiki zaman.

Zamane adamı : Günün adamı.

Zamane çocuğu : Çokbilmiş, akıllı çocuk.

Zamanında : Eskiden. Tam vaktinde.

Zamanla : Aradan süre geçtikçe, giderek.

Zamanlama : Zamanlamak işi.

Zamanlamak : Bir konuda en iyi sonucu almak için en iyi, en uygun süreyi belirlemek. Bir işin sürdürülmesi için zamanı planlamak.

Zamanlı : Zamanı olan. Uygun bir zamanda.

Zamanlı zamansız : Vakitli vakitsiz.

Zamansız : Uygun olmayan bir zamanda yapılan, vakitsiz. Uygun olmayan bir zamanda.

Zamansızlık : Zamansız olma durumu.

Zamazingo : Zımbırtı. Metres. Dost.

Diğer dillerde Zalsitabin anlamı nedir?

İngilizce'de Zalsitabin ne demek ? : zalcitabin